KUR’AN’I ANLAYARAK OKUMAK

Anlamadan okunan Kur’an, Kur’an’ı okumamaktır, kendini ve başkalarını  Kur’an okuyorum diyerek aldatmaktır.

Kuran’ı  okuyun, dinleyin, çünkü o doğru yol göstericidir.

Kuran’la tanışmanın yolu onu dinlemek ve okumaktır, anlamaktır.

Kuran’ı okutmuyorlar, sözde islama gönül vermiş bir çok insan, Kuran’ı okumayın, anlamazsınız diyorlar. Arapçasını okuyun bu size yeter diyorlar.

Neden?

Çünkü okumayın anlamazsınız diyenler yalan söylüyorlar. Allah, kulunu Kuran’dan sorumlu tutacağını söylüyor. (Zuhruf 44) Kuran, insanlar tarafından anlaşılmayacaksa yarın ahrette insan, Kuran’dan sorguya çekilirken demez mi ki, “Allah’ım bana anlaşılmayacak bir kitap göndermişsin, ben de okumadım.”

Ama mümin Kuran okumak isteyecek tabii. O zaman da diyorlar ki, al Arapça Kuran’ı oku, bu sana yeter diyorlar. Anlamadan, dinlemeden oku dur diyorlar. Hatim et diyorlar.

Ama Kuran bunlara ne diyor?

“ Beni düşüne düşüne oku!” diyor. Müzemmil 4

“Kur’an’ı, iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başka birinin katından gelseydi, elbetteki onun içinde birçok çelişki bulacaklardı.” Nisa 82 Diyor.

“İşte Allah, ayetleri size böyle açıklıyor ki düşünüp anlayasınız.” Nur sur. 61

Kuran’ı Arapçasından değil, dilimize çevirisinden düşüne düşüne ve anlayarak okuyunuz. Allah böyle istiyor çünkü. Allah’ın emrinin yanında kulun isteğinin ve emrinin hiçbir önemi yoktur.

Bir başka kesim var ki, onlar Kuran’ın hiç okunmasını istemezler. Bunun için yaygara koparırlar, gürültü patırdı ederler.

Günümüzde yaygaranın ve gürültü etmenin şekli değişmiştir. Adamlar gazete çıkarırlar, yirmi sayfa, otuz sayfa, Kuran’dan tek ayet yer almaz. Dikkatler ilgiler başka yerlere çekilir, öteki şeyleri yazın, ama birkaç da ayet yazın, bu işlerden anlayan birileri Kuran ayetlerini anlatan yazılar yazsın. Nolur yaparsa? Olmaz.. Niye? Çünkü laiklik elden gider. Adamların inançları yok ki Kuran’a, ahrete… İmanları ya yok ya da aldırmıyorlar, para kazanmaya bakıyorlar.

Onun için insanlarımız Kuran’dan uzaklaşmışlardır. Peygamberimiz, diyecek ki,

Benim ümmetin Kuran’ı hayatlarının dışında tuttular.” Furkan 30

Kuran’dan korkuyorlar. Kuran’a iman eden, onu okuyan anlayan kimse çalışkan olur, dürüst olur, koyun gibi güdülmez, oysa Kuran’ın okunmasını istemeyenler koyun sürüsü yetişen insanların sırtından çok paralar kazanıyorlar, bu paraları da zevk-ü sefa içinde yiyorlar.

Bu gün satılan bazı dini kitaplar ve televizyonlarda din adına konuşan bazı insanlar akıl almaz paralar kazanıyorlar. Bu insanlar, Kuran ayeti söylemek yerine sürekli olarak hadisler söylüyorlar. Peygamberimizi Allah’ın ve O’nun Kuran’ının önüne geçirmeye çalışıyorlar.

Çevremde çok insan görürüm, Allah diyor ki Kuran’da deyince, ya dinlemiyor, ya da ilgilenmiyor, veya susuyor, kabul edemiyor. Böyle böyle nerelere geldi insanlar. Oysa Allah’ın kitabı okunmak, içindekiler uygulanmak, insanları mutsuz değil mutlu etmek üzere indirilmiştir.

Ey insan! Bu Kur’an’ı sana, seni bedbaht etmek için indirmedik, bütün insanlığın mutlu bir hayat yaşaması ve yalnızca Allah’tan korkan herkese bir öğüt, bir uyarı olsun diye indirdik.” Taha 3

Ayette Kuran’ı sana, seni mutsuz etmek için indirmedik, bütün insanlığın mutlu birhayat yaşaması için indirdik, deniliyor. 1400 yıldan beri Kuran’ı elinde bulunduran islam alemi mutlu mudur? Yoksa, yoksulluk, cahillik, geri kalmışlık, savaşlar mı hakim olmuş? Kuran’ı anlamazsanız okumazsanız, dinlemezseniz 1400 yılda bir adım yol alamazsanız.

Batıda bir çok devlet adamı anlamıştır ki, Kuran Müslümanların elinden alınmadıkçe onları sömüremeyeceklerdir. Kuran’ı elimizden almak için ne gerekiyorsa yapıyorlar. İçimize batıl inançları onlar sokmuşlardır. Hurafeler, uydurma hadisler, akıl mantık dışı ne varsa hepsi onların eseridir. Çünkü islama galip gelirlerse, dünyada her istediklerini yapabileceklerdir.

Bu insanların, yani Kuran’ı dinlenmesini ve okunmasını istemeyen insanların inkar edenler olduğunu Allah açıkça bildirmektedir.

“İnkâr edenler dediler ki: “Şu Kur’an’ı dinlemeyin! O okunurken yaygara koparın ki, galip gelesiniz.” Fussilet 26

İnkar edenler böyle yapıyorlarsa, Müslüman kardeşlerimizin de yapacakları vardır elbet: Onlar da yaygara koparanlara aldırmamak, onları yaygara yapmaktan vazgeçirmektir. Böylece İslam alemi Kuran’a dönmeli, inkar edenleri galip getirmemelidir.

Müslüman Kuran’ı okumalıdır. Hem öyle arapçasından anlamadan değil, anlayarak, düşünerek okumalıdır. Okutmalıdır. İçinde ne var ne yok insanlara öğretmelidir. Hayatın dışından artık içine almalıdır. Okullara, ilk okul birinci sınıflara ders kitabı olarak Türkçesi konulmalı, sınıflar ilerledikce Kuran’ın yol göstericiliği insanlara tebliğ edilmelidir. Bu sistemle, bu gidişle Kuran, hayatın dışında tutulmaya devam edilecektir.

Kuran, Allah kitabıdır. Ona uymak gereklidir.

Allah diyor ki:

Kuran’a uymak farzdır. Kasas 85

Ben Kuran’ı okumakla emrolundum. Neml 92

Allah’ın emrini yerine getirmek de Müslüman’ın en başta gelen görevidir.

Saygılarımla….

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

GÜNAH

 

Siz hiç günah işlediniz mi?

Evet diyorsanız, günahın da ne olduğunu biliyorsunuz.

Hayır, işlemedim diyorsanız, sizin günahtan haberiniz bile yok.

Günahın ne olduğunu bilmeyen, günah işlemekten kurtulamaz.

Bir şeyin günah olup olmadığına kim karar verir? Elbette Allah… Allah’ın günah olarak  belirttiği şeyler nelerdir?

Nasıl öğreneceğiz bunu? Elbette Kur’an’dan…

Allah´a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir. Nisa 48

Allah’tan başka ilahlara  yalvarmak. Furkan 25

Kur’an’ın bir kısmına inanıp  bir kısmını inkar etmek. Bakara 85

Allah’a isyan etmek Mücadele 8

İnsanları Allah yolundan çevirmek,

Allah’ı inkar etmek,

İnsanlar arasına fitne fesat sokmak.  Bakara 217

Allah’a verilen  sözü tutmamak. İsra 34

Sebepsiz yere  bir cana kıymak. İsra 33

Çocukları öldürmek. İsra 31

Zina etmek İsra 32

Ölçüyü ve tartıyı tam ve doğru terazi ile yapmamak. İsra 35

Yeryüzünde kibir ve azametle yürümek.  İsra 37

Yasaklanmış şeyleri yasaklanmamış gibi kullanmak, (Leş, domuz eti, kan, Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar.)     Bakara 173. Maide 3

Haksız yere başkalarının malını yemek , yargıçlara rüşvet vermek. Bakara 188

Uyuşturucu kullanmak,kumar oynamak. Bakara 219

İftira etmek. Nisa 50

İşlediği suçu başkasının üstüne atmak. Nisa 112

Haram yemede, günah işlemekte  yarışmak. Maide 62

Günahın ne olduğunu bilenlerin bilmeyenlere anlatmaması. Maide 63

Yalan yere şahitlik etmek. Maide 107

Kötü ve çirkin olanın gizli yapmak,

Haksız yere saldırmak,

Allah’a ortak koşmak,

Allah hakkında bilmediği şeylerin söylenmek. Araf 33

Mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları şey için iftira etmek. Ahzap 58

Casus gibi ayıp aramak,

Dedikodu etmek. Hucurat 12

Peygambere isyan etmek. Mücadele 9

Faiz yemek ve nankörlük etmek. Bakara 176

Yetimin hakkını ve malını yemek. Nisa 2

Hainlik etmek. Nisa 107

Yalan söylemek Casiye 7

İyiliklere engel olmak.. Kalem 12

Şahitliği gizlemek, emaneti yerine getirmemek. Bakara 183

Yakınlar için yalan şahitlik etmek. Maide 106

Vasiyeti yerine getirmemek, vasiyeti değiştirmek. Bakara 282

Hırsızlık yapmak Mümtehine 12

Yapılmayacak şeyleri söylemek. Saf 2

Kur’an’da Allah’ın günah saydıkları elbette bunlarla sınırflı değildir. Kur’an’ı anlayarak okuyan birisi başka günahların olduğunu da öğrenecektir.

Genel olarak söylemek gerekirse, Kur’an’da Allah’ın yap dediklerini yapmamak, yapma dediklerini de yapmak günahtır.

Günah, olması gereken davranışları  bırakmak, olmaması gerekenleri yapmaktır.

Günah insanın kendi elinin ürünüdür.

Günah, hem yapana, hem topluma zarar verir. Bakınız nasıl?

Günah,  kişi olarak insanı mutsuz ederken öte yandan da, yeryüzünde huzursuzluk, fesat ve bozgunculuk yaratır.

Günah canlılar dünyasını, yer yüzünü, hayvanlar alemini de yok eder, zarar verir.

İnsanın insana saygısını yer bitirir.

İnsanın iç dünyasındaki güzel duygulardan hiçbir şey bırakmaz, kalbini karartır.

Her günah, hayatın bütün alanlarında bozulmalara ve yozlaşmalara yol açacaktır

Bir insanın işlediği  her günah, az veya çok,  ekonomik, psikolojik ve toplumsal huzursuzluk yaratır.

Günah insanın aklını kullanmasına engel olur, arzu ve isteklerine insanı esir eder.

Emek ve çaba karşılığı elde edilmesi gerekenleri sona erdirir, insanlar arasında güveni yok eder.

İnsan günah içinde de günah işler. Yani kötünün de kötüsü vardır.

İnsan, suçu başkasına atmak ister, bazen bunda sınır tanımaz. Toplumun huzurunu bozar.

Günah işlememek demek, kendine ve çevrendekilere sevgi ile merhamet ile davranmaktır.

Günah bazen açıktan, bazen de  kimsenin bilmemesi için gizli işlenir. Allah diyor ki:

Günahın açığını da bırakın, gizlisini de. Günah kazananlar yapıp ettiklerinin karşılığını yakında göreceklerdir.Enam 120

Önemli olan günah işlememektir. Allah, her şeyi görür, işitir, bilir. O’nun izni olmadan bir ağacın yaprağı bile dalından düşmez.

Günah bazen küçüktür. Mesala yere insanlara zarar versin diye cam kırıkları atmak küçük olabilir, ama bunun zararı büyük olacaktır başka insanlara.

Bir de,  bir insanın bir aylık kazancını döve döve elinden almak, ya da onu öldürmki de büyük günahtır. Akıllı insan günahın büyük olsun, küçük olsun hepsinden uzak duran insandır. Bunu Allah diyor. İşte o ayet:

Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız. Nisa 31

Onlar, günahın büyüklerinden ve tüm iğrençliklerinden uzak dururlar. Öfkelendikleri zamansa, affedenler onlar olur. Şura 37

Suçu kim işlerse, kötülüğü kim yaparsa, cezasını da o çeker. Yani:

Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın günahını çekmez. Necm 38

İnsan yaratılıştan dünyaya tertemiz gelir,  suç sayılan şeyler insanın kendi eliyle kazandıklarındandır.

Dünyaya  günahsız gelen İnsan neden günah işler?

Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, insanın içindeki ve dışındaki kötü işleri yapmayı emreden şeytan, ikincisi de içimizdeki nefsimiz… Bu ikisi  her insanda vardır ve bu ikisi kötü ve çirkin işler yapmayı bize emredip dururlar. Şeytanın ve nefsin kötülüğünü, bize yaptırdıklarını bildiren işte o ayetler:

O (Şeytan bakara 168) size hep çirkin ve murdar işleri emreder, Allah´a karşı bilmediğiniz şeyler söylemenizi ister. Bakara 169

Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yargıladığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir. Yusuf 53

Ben güzel yaşayayım da, öteki insanlar ne olurlarsa olsunlar düşüncesi insanı yoldan çıkmaya, kötü şeyler yaptırmaya götürür. Olgun insan, kendi kadar başkalarını da düşünen insandır.

İnsana ve topluma bu kadar çok zararı olan günahlardan nasıl kurtulacağız?

Bilinmelidir ki, Allah, şirk, yani kendine ortak koşulması hariç, bütün günahları affeder. Bunun dışındaki bütün günahları bağışlar. İşte o ayet:

Ey günâhta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş kullarım, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphe yok ki O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” Zümer 53

Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah´a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir. Nisa 48

Şirk, Allah’ın dışında putları, şeyhleri,  türbeleri, O’na ortak kabul etmektir.

Kul, günahlarının affedilmesi için Allah’tan affedilmeyini istemelidir. Allah’tan af dilemek, Allah’ı en çok sevindiren bir kulluk görevidir.

Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.Necm 32

Günahının bağışlanmasını ister.

Kullar ki şöyle derler: “Ey Rabbimiz, kuşkusuz olarak sana inandık. Bağışla günahlarımızı, ateş azabından koru bizi Ali İmran 16

Günahtan kurtulmanın bir başka yolu da tevbe etmektir.

Tevbe etmek, ben tövbe ediyorum demek değildir. Tövbe etmek, yapılan kötülük  ne ise onu yapmamayı hayatına uygulamak, yaşamaktır.

Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. Bakara 222

Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selam size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Enam 54

Tevbe etmek günahlardan kurtulmaktır.

Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.  Nur 31

İnsan bir iyilik yapınca Allah ona yaptığı iyiliğin on katını verir. Bir kötülük yapınca da ancak yaptığı kötülük kadar günah verir.

Allah, kötülük yapanları yaptıklarıyla cezalandıracak . Necm 31

Şu ayete dikkatli bakmak ve üzerinde düşünmek lazım.

Evet, kim bir kötülük kazandıysa ve hatası kendisini kuşattıysa, işte bunlar ateş ashâbıdır. Onlar, orada sürekli kalıcıdırlar. BAKARA 81

Allah’ın inananları ateşin azabından koruması dileğimle!

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

DİNDE ZORLAMA YOKTUR

 

Bu başlık bir ayettir.

Dinde zorlama yoktur. Bakara 256

Bu ayeti çok iyi anlayabilmek için din ve zorlama kelimelerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir.

Ayetin Kur’an’daki orjinali şöyledir.

Lâ ikrâhe fîd dîni. Bakara 256

La,yoktur demektir.

İkrah, zorlamak tiksindirmek, bıktırmak, demektir..

Zorlama, insanın malına, canına ya da yakınlarına zarar vererek kişin yapmak istemediği bir şeyi yapmaya mecbur bırakmaktır.

Dövme,  hapis, tehdit ve bunun gibi şeyler zorlamadır.

Tiksindirme, korkutma. İğrendirme  ile yaptırılan şeyler de zorlamadır.

Din nedir?

Sınırları Allah tarafından çizilen yaşama şeklidir.

Bizim dinimizin adı İslam’dır, bu adı da Allah koymuştur.

İslam, en geniş anlamı ile bütün olumsuzluklardan uzak olmak demektir.

Bir insana  yapmak istemediği bir işi  yaptırmak zorlamadır, olumsuz bir durumdur, bunun İslam’da, yani dinde yeri yoktur.

İnsanlar arasında ki ilişkilerde birbirlerini zorlamak, tiksindirmek, bıktırmak yoktur.

Bir insan kendi kendine asla yeterli olmaz. Onu yeterli hale getiren şey ise diğer insanlardır, onlarla olan ilişkileridir. Bu ilişkiler nasıl olması gerekiyorsa öyle olmalıdır. Ama bazen öyle olmaz. İnsanlar bazı şeyleri yapmak istemezler. Ama birileri de o işleri onlara yaptırmak ister.  Böylece insanlar arasında ilişki düzeni bozulur.

Baba, oğlunun  ya da kızının kötü alışkanlıklar edindiğini öğrendiği  zaman ne yapar?

 İki şey yapar :

Ya karşısına alır onun zararlarını anlatır.

Ya da eline sopayı alır vurur, yasaklar koyar, bağırır çağırır.

Babanın yapacağı bu davranışın hangisi güzeldir?

Elbette, zorlanacak bir durum otaya çıkınca yasaklar koymak yerine onun zararlarının anlatılması daha güzeldir.

Zorla yaptırılmak, yani korkutmak, dövmek, onuru ile oynamak,  bağırmak, çağırmak hapis etmek, belki o anda bir yarar sağlamış olabilir. Ama çok kısa bir zaman sonra o davranış  yine yapılmaya başlanır.

Unutulmamalıdır ki, zorlayan  güçlü, zorlanan da güçsüzdür. Güçlü olandan korkan güçsüz, o an için kendine zorlayana karşı direnemez ve zorlandığı neyse, onu  kabul ettiğini bildirir. Bir insanın zorlandığı şeyi bir an değil, ömür boyu kabul etmesi ancak onu tam olarak anlayıp vazgeçmesi ile mümkün olur.

Aslında dinde zorlama yoktur ayeti, bir inançsıza baskı ve zorlama ile kendi dinini kabul ettirme olarak anlaşılmıştır. Yani bir Yahudi, bir Hristiyan, ya da başka ilkel dinlerden olan birini, zor kullanarak İslam Dinine sokulması yasaklanmıştır anlamında anlaşılmıştır.

Ayetin başında dinde denilmektedir. Din, kuralları Allah tarafından konmuş yaşama şeklidir. Böylece hayatın her alanında  zorlamanın olmaması gerektiği anlaşılmalıdır.

Allah, Kur’an’da bir çok yerde der ki:

Aklınızı  kullanmıyor musunuz? Bakara 44

 Düşünmüyor musunuz? Yunus 3

Zorlanacak  bir şey olduğu zaman,  o kimseye aklını kullanması, o konu hakkında düşünmesi sağlanmalıdır.  Ondan sonra kişi serbest bırakılmalıdır.

Allah, Elçi’sine  Kur’an ayetlerini insanlara sadece tebliğ etmesini, yani bildirmesini , sonra da o kimseyi serbest bırakmasını istemiştir. Peygamber, Müslüman ol diye kimseyi zorlamamıştır.

Ey Resül, sana indirileni tebliğ et! Maide 67

Yine de yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak açık bir tebliğden ibarettir. Nahl 82

Peygamber de  Allah’ın indirdiği vahyi insanlara bildirmiştir.

Halk arasında şöyle bir tanım vardır: “Zorla yapılan işten hayır gelmez!”  İnsanlar arasındaki ilişkiler zorlamaya, tiksindirmeye, bıktırmaya, korkutmaya  değil, sevgiye, saygıya, iyilik ve güzelliğe dayanmalıdır.

Oysa Rabbin dileseydi, elbette yer yüzündekilerin hepsi topluca inanırdı. Artık, inanan kimseler olmaları için, insanları sen mi zorlayacaksın? Yunus 10

Çocuklarınızın hatası olunca onları bu hatalarından vazgeçirmek için zorlamayın. Ona bunun zararlarını anlatın, anlatırken sözü güzel, etkili, inandırıcı  ve doğru söyleyin. Ama onlara söylediklerinizi siz  yapmayın. Onların dinlemelerini sağlayın. Sonra da serbest bırakın,  o hataları yapıp yapmadıklarını kontrol edin.

İnsanlar, para kazanmak ve çıkar elde etmek için kadınları para karşılığı fuhuşa zorlamaktadırlar. Kim kadınları fuhuşa zorlarsa affedilmez bir kötülük yapmıştır.

 Dünya hayatının geçici menfaatini elde etmek için, özellikle iffetli olmak isteyen genç kızlarınızı fuhşa zorlamayınız. Kim onları buna zorlarsa, Allah, hiç şüphesiz zorlayanı değil, zorlanan kadınları bağışlar; merhamet eder. Nur 33

Toplumsal hayatta en çok kadınlar, zorlanıyorlar, dövülüyorlar, bağırılıp çağırılıyorlar erkekler tarafından.  Bazı din görevlileri de kadınların dövülmesinden zevk alıyor olmalılar ki,  Nisa Suresi 34. Ayetini çarpıtarak, Allah kadınları dövünüz diyor diye fetvalar veriyorlar. İşte o ayet.

Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin!  Nisa 34 (bu çeviri Yaşar Nuri Öztürk meali)

Şimdi bir de  Diyanet İşleri Başkanlığının aynı ayeti çevirisine bakalım.

Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün! Nisa 34

Ayette, kadınların kocalarına isyan ettiklerinde, önce onlara öğüt verilmesi, sonra yataklarından yalnız bırakılması, sonra da kısa ya da uzun dönem ayrı kalınması bildirilmektedir.

Geçimsizliklerinden ya da iffetsizliklerinden dolayı  kadına öğüt verilecek,  anlamıyorsa  yataklarında yalnız  bırakılacak , sonra da yine bu tutumlarından vazgeçmezlerse ayrılıp başka yere gitmeleri sağlanacaktır.

Nisa 34. ayetine bazıları yanlış mana vererek kadının dövülmesi gerektiğini anlamaktadırlar. Bu, ülkemizde yaygın bir inanış olduğu için de kadınlar, erkekler tarafından Kur’an’ın kendilerine  yetki verdiğini düşünerek  acımasızca şiddet görmektedirler.

Hayır, kadınlar şiddet görmemelidirler, istenilen şeyleri şiddet uygulayarak yaptırılması Kur’an’a uymaz. Yanlışları anlatılır, yatağında yalnız bırakılır, bunlardan anlamazsa başka yere gönderilir. Yani kadın serbest bırakılır.

Bir insan zorla inandırılamaz, zorlama ile inandım diyen insanın da inanmış olduğuna güvenilemez.

Birisine zorla bir işi yaptırmanın yasak olduğu ilahi bir kanundur.

İnsanları kızdırmadan, onlara sevgi ile yaklaşarak, her şeyi daha sağlıklı, daha kolay yaptırmak varken, neden zora koşup baskı yapılıyor, anlaşılır şey değil.

Her insan hata yapar. Hata yaptı diye, yani  yemeğe biraz tuzu fazla kaçırdı diye karısını döven binler var memlekette.  Sanki karısını  dövünce her şeyin yoluna girdiğini düşünen, bir daha bunu yapmayacağının inancında olanlar var. Oysa durum öyle değil. Halbuki güzellikle, nedenleri ile bunu anlatsa aradaki sevgi bağları güçlenecek, kadın  ya da erkek buna benzer bir şeyi yapıyorsa, düzelecektir.

Unutulmamalıdır ki, baskı karşı koymaya, direnmeye yol açan kötü bir alışkanlıktır.

Zorlanan insan, kendini zorlayana belli bir zamana kadar katlanır. Sonra o da karşı çıkmaya,  zor kullanmaya başlar.

Hayatın her alanına zorlama değil, sevgi, saygı ve anlayış hakim olmalıdır. Allah’ın Elçisi,  insanları hiçbir konuda zorlamamıştır. 

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın? Yunus 99

İnsanlar istemedikleri şeyi yapmamalıdır, bunu da insanlara kimse zor kullanarak yaptırmamalıdır.

bize biri zorla bir şey yaptırmak isterse, o anda ne hissedersek, bilinmelidir ki, senin  iş yaptırmak için zorladığın da aynı şeyi hissedecektir.

Herkes birbirine zorlayarak iş yaptırmaya kalkarsa, o ülkede dirlik ve düzen kalmaz. Başkalarını zorlayan insanlar, zorladıkları insanlara zulüm edenlerdir.

Allah zulmedenleri sevmez.  Ali İmran 57

Allah’ın sevmediklerini insanlar da sevmez.

Allah’ın ve insanların sevdiği insanlar olmanızı dilerim.

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

DÜNYANIN SÜSÜ

Allah diyor ki:

Kendisine  süs olsun diye yer yüzündeki şeyleri Biz yarattık. Kehf 7

Süs olarak ayette yer alan kelime, Kur’an’da zinet olarak geçiyor. Ayetin çok iyi anlaşılması için süs, yani ziynetin ne olduğunun bilinmesi gerekiyor.

Ziynet, güzelleştirmek,  çekici göstermek, hoşlanacak hale getirmek demektir.

Bir şeyi güzelleştirmek, güzel  ve çekici göstermek, hoşlanacak hale getirmek için yapılan işlem süstür.

Süs olarak yaratılan bu şeyler nelerdir? Bunların ne olduğunu anlamak için Kur’an’a bakmamız gerekmektedir.

Mal ve oğullar, şu iğreti dünya hayatının süsüdür. Kehf 46

Size verilen şeyler, basit dünya hayatının geçim vasıtası ve onun süsüdür. Kasas 60

Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süslenip donattık. Saffet 6

Yemin olsun, Biz gökte burçlar oluşturduk, onları seyredenler için süsledik. Hicr 16

Ayetlere göre yeryüzünde insan için yaratılan her şey dünyanın süsüdür.

Demek ki, mal ve oğullar, çiçekler, ağaçlar, kuşlar, sular, dağlar, hayvanlar… Dünyayı güzel göstermek için yaratılmış, süslenmiştir.

Sadece yeryüzü değil, gökteki yıldızlar, güneş, ay da seyredelim diye gök yüzünün süsüdür.

Allah, dünya üzerindeki şeyleri niçin süs olsun diye yaratmıştır? Cevabı yeni ayetin devamında kendisi vermektedir.

Kimin daha güzel iş yaptığını denemek için. Kehf 7

Bir an bütün bu yaratılanların yeryüzünde ve gökyüzünde olmadığını düşünün. Dünya yaşanmaz bir hal alırdı.

Bu süslere bakıp kim daha iyi iş yapacak, o güzellikleri görecek, yaratılışlarına bakacak, yoksa gülüp geçecek mi insan, ya da üzerinde derin derin düşünecek, bu güzellikleri yaratanı anlayacak mı, anlamayacak mı,  Allah böylece kulunu deneyecek.

Dünyanın süslerinden birine bakalım şimdi. Bu bir çiçek.. Ya da uçan kuş…

Çiçeğe bakan insan onda ne görür, ya da ne görmesi gerekir. İlk bakışta rengi, güzelliği, kokusu… Başka ne?

Şimdi bunu her insan anlar, görür. Denemek için pek bir anlam ifade etmez. Ama, o çiceğin topraktan çıkan incecik ve yeşil sapından, biraz yukarı bakıldığı zaman taç yaprakları, sarı, kırmızı, mavi, beyaz dizayn edilmiş  çanak yaprakları halı deseni gibi dokunmuş  hepsi birbirine benzeyen sekillerle, erkeklik ve dişilik organları, arıların bal toplamak için aldıkları çiçek özleri, sizlere hoşluk ve mutluluk veren kokuları ile bir şeyler anlatmıyor mu?

Sonra  topraktan çıkması, sulanmayınca kupkuru olması, sizlere bir şey anlatmıyor mu?

Allah diyor ki, buna bakın benim gücümü, kuvvetimi, kudretimi anlayın, bilin diyor. Bilirseniz ben de sizi bilir tanırım, bilmez, öyle bön bön bakıp geçerseniz ben de size öyle bakarım diyor.

Milyonlarca yaratılanın hbir yararı olduğuna, bir görevi olduğuna inanın, kim yapmış bunu böyle diye düşünün diyor Allah.

Kuşlar nasıl uçuyor bakın…

Gece nasıl olur, gündüz nasıl oluyor  düşünün, bunu ben sizin için yaptım, beni bilin,tanıyın diyor.

Hayvanlara bakın, sulara bakın, yıldızlara, böceklere, sürünenlere, dört ayak üzerinde koşanlara bakın, düşünün, bunları ben yarattım. Yarattım ki, bunları görüp bana iman edip etmeyeceğinizi deneyin, sınayın diye..

Süslerin kıymetini bilen, onlara sevgi ile, ilgi ile yaklaşan insanlar Allah’ın denemesini kazanan insanlardır. Ama bir de şu var,  bu güzelliği görüp de azan, kötülük düşünen,  sadece arzu ve isteklerine göre hareket eden insanlar da var. Bütün bu güzellikler kötü niyetli insanlar için de kötü  gösterilmiştir.

Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, etinden ve sütünden yararlanılan hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu aşırı istek, insanlara süslü/çekici kılındı. Bunlar, basit dünya hayatının kazanımıdır. Ve Allah, varılacak güzel yer Kendi katında olandır. Ali İmran 14

İnsanların sorumsuz, kötü, ahlaksız, ona buna zarar veren, her kötü alışkanlığı edinmiş, arzu ve isteklerine aşırı bağlı olanlarına bu yaptıkları süslü gösterilmiştir. O nedenle bu insanlar yaşadıkları  hayatlarından kolay kolay vazgeçmiyorlar.

İğreti/sefil hayat küfre sapanlara süslü gösterilmiştir. Bakara 212

Toplumun huzurunu kaçırmak için her şeyi yaparlar, bunlara da yaptıkları şeyler süslü, güzel gösterilmiştir. Bunlar da kolay kolay bu işlerden vazgeçmezler.

Rabbinden açık bir kanıt üzere olan, amelinin çirkinliği kendisine süslü gösterilip de boş arzularına uyanlara benzer mi?Muhammed 14

Kadınların cinsel organları, göğüsleri onların süsü, zinetidir. Nur 31

Kadınlar kendilerine ait bu süslerinin kıymetini bilmeli, bu süsleri  kendilerini ve erkekleri günaha sokacak durumda sergilememelidir.

Genel olarak kadınlar dünyanın süsüdürler. Erkekler onların kıymetine bilmeli, onları incitmemeli, üzmemeli, eziyet etmemeli, dövmemeli, öldürmemelidir. Onlara sevgi ve saygı  gösterilmeli, güzel sözler söylenmeli, gönüllerini hoş tutulmalı, mutlu etmeye gayret gösterilmelidir.

Aslına bakarsanız, dünya hayatı geçicidir, belli yıllardan sonra buradan sonsuz aleme gidilir. Allah bu dünya hayatı için diyor ki:

Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muttaki olanlar için ahret yurdu muhakkak ki daha iyidir. Hala düşünmüyor musunuz? Enam 32

Oyun ve eğlenceye fazla dalan bir insan süs olarak kendine verilen ne varsa, onların bize sağladıkları kolaylıklar ve güzelliklere bakarak  “Allah’ım sen bunları ne güzel yaratmışsın.!” diyerek düşünmelidir.

Böyle düşünmek, dünyanın süsünü anlamak için gösterecekleri emek ve çaba, akıl yürütme bu denemeyi kazanmayı kolaylaştıracaktır.

Allah’ın sevgisini kazanmak, O’nun gösterdiği yolda yürümekle olur.

Yol gösteren, yol göstermeyene benzer mi?

Hala düşünmüyor musunuz? Nahl 17

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

 

Paylaşın:

GERÇEK NAMAZ

Şu ayetlere dikkatlice bakalım.

Oku! Alak 1

Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Nisa 82

Onlar Kur´an´ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi? Muhammet 24

Kur’an’ı ağır ağır okul! Müzemmil 4

Sana bu mübarek  Kitab´ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik. Sad 29

Bu beş ayetin  akıllı insanlara söylemek istediği şu:

Kur’an’ın ayetlerini ve tamamımı düşüne düşüne, anlaya anlaya oku!

Demek ki, Allah, Kur’an’ı anlamadan, dinlemeden, üzerinde düşünmeden okumamızı istemiyor.

Kur’an’ı anlayın, dinleyin, düşünün, hayatınıza uygulayın diyor.

Böyle mi yapıyoruz?

Ne yazık ki, bu soruya kocaman bir hayır demek zorundayım.

İnsanlar en çok Kur’an’ı nerede okuyorlar dersiniz?

Namazlarda… O da Arapça aslından..

Anlıyorlar mı? Hayır..

Düşünüyorlar mı ayetleri ? Hayır..

Ee, Allah anlayın diyor, sen de diyorsun ki, ben müslümanım ama anlamam, Allah’ın dediğini tutmuyorsunuz. Ve Allah diyor ki,  “Ben sizi Kur’an’dan sorguya çekeceğim.” (Zuhruf 44) Yani soracak Kur’an’ı okudun mu, anladın mı, üzerinden düşündün mü, hayatına uyguladın mı?

Ne cevap vereceksin, ne diyeceksin o zaman?

Bunu bir düşün olur mu?

Gelelim namaza…

Namaz kılıyorsun, namaz esnasında söylediğin, sana ezberletilen hiçbir şeyin anlamını bilmiyorsun.  Kur’an ayetlerini ve kısa sureleri çabuk çabuk sıralayıp gidiyorsun. Şimdi sen namaz mı kılmış oldun. Ne dedin Allah’a, ne istedin O’dan? Bilmiyorsun…

 Sana namaz kıl diyenler, namaz kılmasını öğretirken demişler ki, Peygamber namazı böyle kılıyordu, sen de böyle kıl.

Peygamber namazı nasıl kılıyordu, şimdi O’nun bize tebliğ ettiği Allah’ın Kitabı Kur’an’a bakalım.

Bakalım ki, Allah’ın Elçisi  namazı nasıl kılıyormuş!

Namazda okunanlar kulun Allah’ından istedikleridir. Yani duadır.

Allah kullarının dua etmesini sever…. Onun için de dua etmemizi  ister.

Allah şöyle  buyurur: Bana dua edin, karşılık vereyim. Mümin 60

Duanız olmadıktan sonra Rabbim size niye değer versin? Furkan 77

Ve ne zaman kullarım benden sana sorarlarsa, ben yakınım, dua edenin duasına karşılık veririm. Bakara 186

Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.»  İbrahim 29

Dua, Allah’tan istemektir.

İstemek, insanın içindekinin Allah’a ulaşması olayıdır. Neye ihtiyacın varsa, senin için olması gereken ne varsa bunu Allah’a ulaştırmaktır.

Allah diyor ki, bu isteklerinizi bana ulaştırmazsanız sizin, benim için değeriniz yok, sonra ben sizden uzaklarda değilim, şah damarınızdan daha yakınım, çok yakınım size, ne derseniz duyarım, bilirim, işitirim. O  zaman da size karşılık veririm.

Allah’a dua etmek için belli bir yer, belli bir şekil, belli bir hareket tarzı belirlenmemiştir. Dua her yerde har zaman istenildiği kadar yapılır.

Nasıl ki, Allah’ı anmak ayakta dururken, otururken, yatarken yapılıyorsa, dua da insanın içinde bulunduğu her halde ve şartta yapılabilir.

Allah dua etmemizi istiyor, bu kesin.

Ama duayı nasıl yapacağız, bunu da açıklaması lazım.

Açıklıyor elbette.. Çünkü Kur’an’da Allah her şeyi açıklamıştır. İşte o ayet:

Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.Araf 55

Korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler. Secde 16

Görüldüğü gibi dua etmek için bir şekil şartı yoktur. Ama O’nun huzurunda nasıl olursak olalım, büyük bir teslimiyet içinde olunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, sen O’nu görmüyorsun ama, o seni her halinle görüyor.

O’ndan isteyeceklerin için süslü kelimelere, kafiyelere, ezbere dayalı şeyler olmadan içinden geldiği gibi istemelisin.

İsteğini söylerken O’nun huzurunda biraz daha küçüldüğünü, acizleştiğini, bedeninde ve gönlünde ne varsa yavaş yavaş kendinden geçtiğini hissetmelisin.

Başın öne eğilmeli.

Gözlerin yarı açık olmalı ya da kapanmalı.

Bedenin bir rüzgarla savrulacakmış gibi yumuşamalı.

Kulağın bütün seslere kapanmalı.

Ellerinin ayaklarının gücünü kaybettiğini hissetmelisin.

Çalışıp da yapamayacağın her şeyi O’dan istemelisin.

İçinden istediğinin verileceğine  dair bir umut olmalı. Ben isterim ama Allah vermez diye düşünmemelisin.

Dudaklarının hareketini kalbin yanında bomba patlamış gibi duymalısın.

Yanlış bir şey isterim de Allah’ımı incitirim diye korku içinde olmalısın.

Bütün bunları gösteriş için değil, gizlice yapmalısın.

Ve dua ederken, kendinden geçerken, isteklerini sıralarken asla sınırı aşmamalısın.

Kur’an’ın bu isteği ile yapılan dua, bu gün kılınan namaza benziyor mu? Elbette benzemiyor. Allah, içinizden geçerek, gizlice isteyin istediğinizi diyor. Bu gün kılınan namazda böyle yapılmadığını her namaz kılan biliyor.

Şimdi diyorlar ki, hadisler olmasa namazın nasıl kılınacağını kimden öğrenecektik. Peygamber, namazın nasıl kılınacağını rekat olarak, sure olarak, şekil olarak anlatmıştır, bizler de böyle kılıyoruz işte.

Peygamberim kendiliğinden dine ekleme ve çıkarma yapamayacağını Allah şöyle bildiriyor Kur’an’da:

Eğer Elçi/Muhammed, bazı sözleri Bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi, kesinlikle O’ndan tüm gücünü alırdık. Sonra O’ndan can damarını kesinlikle keserdik. Artık sizden hiç biriniz O’na siper de olamazdınız. Hakkah  44-47

Ayet gayet açık, Peygamber Allah kendisine ne bildirdiyse onu insanlara duyurmuştur. Buna ekleme ve çıkarma yapamaz. Allah buna için asla izin vermez.

Ben sadece Kur’an’a uyarım. De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Hala düşünmüyor musunuz? Enam 50

Demek ki, Allah’ın Elçisi Kur’an’a uymayan hiçbir şey söylemez, hiçbir davranışta bulunmaz. O, tamamen Kur’an’a uyar. O’nun Kur’an’a uyması Kur’an ile sabittir.

Allah’ın Elçisi, arzu ve isteklerine göre konuşmuyor, O’nun konuştukları Allah’ın kendine vahyettikleridir. Necm 2,4

Bu böyle olduğu halde, nasıl olur da, Peygamber, Allah’ın söyledikleri dışına çıkar.  İnanın ki, Hazreti Muhammed de  duanın nasıl yapılması gerektiğini bildiren ayete uymuş, öyle dua etmiştir. Bunun başka bir şekli, ilavesi olamaz. Eğer böyle bir şey yapmaya kalksa Allah buna izin vermez. Yani peygamber namaz beş vakittir, şu kadar rekattır,  günün şu saatlerinde kılınır demez, diyemez. Bu Allah’ın emirlerine karşı gelmek olur, şah damarının koparılması anlamına gelir, Elçilik görevinin üzerinden alınması demek olur. Böyle bir şeyi asla yapmaz.

Sonradan dua etme şekle bağlanmış, günde beş vakit olsun denilmiş, şu kadar rekat yapılsın denmiş, bunun böyle olması için hadisler uydurulmuş, kimse de bunun doğru mu değil mi olduğunu araştırmamış, asırları aşarak bu iş günümüze kadar gelmiştir.

Kur’an’da açık ve net olarak bize de Kur’an’a uymamızı  emretmiştir Allah. Ne diyor:

Rabbinizden size indirilen uyun! Araf 3

Rabbimizden bize ne indirilmiştir? Kur’an. O halde uyulması, hayata uygulanması gereken şey Kur’an ayetleridir.

Müslüman olarak görevimiz, Kur’an’ın ne dediğini araştırıp bulmak, ona göre hareket etmek, onları ayıklamak,  gerçek din olan Allah’ın dinine uymaktır. Dinimize, din tüccarları tarafından bir çok eklemeler yapılmıştır, bunları terk etmektir.

De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. Ahkaf  9 

Peygamberim görevi Kur’an’a uymak, açık ve net şekilde bizi uyarmaktır.

Dua içten ve samimi olmalıdır. Öyle bağıra bağıra, o, bu duysun diye olmamalıdır. Çünkü Allah insanı yaratmıştır, onun içinden geçenleri o söylemeden bilir. Bunu zaten  O da bize bildiriyor ne kadar yakın olduğunu.

Ve andolsun insanı Biz yarattık. Nefsinin kendisine neler fısıldadığını da biliriz. Ve Biz ona şahah damarından daha yakınız. Kaf 16

Kur’an’da namaz olarak mana verilen kelime salat kelimesidir. Salat da yardımlaşma ve dayanışma demektir. Yüz yıllardır salat kelimesi namaz olarak bilinmiş, asıl anlamından saptırılmıştır. Bu gün kılınan namaz, şekil yönünden, rekat yönünden, sünnet yönünden, okunan sure ve ayetlerinin anlamının bilinmemesi yönünden,  her namazda abdest alınması yönünden Kur’an’dan onay almaz.

Namaz denilen şeyde bir şekil tutturulmuş, yüzyıllardır üzerine eklemeler yapılarak bugün ibadet olmaktan çıkmış, kılanın da kıldıranın da bir şey anlamadığı bir ritüel olup çıkmıştır.

Peygamber, Kur’an’ın dediği biçimde dua etmiştir. Söylediğini Allah’a anlayarak söylemiştir. Ne söyledi ise kendinden geçerek, umut ve korku içinde söylemiştir. Dili ne diyorsa  kalbi onu tasdik etmiştir. Bunun dışında bu günkü gibi namaz kılmayı bildiren  sözleri ve davranışlarının hepsi uydurmadır, Kur’an’dan onay almaz.

Bizlere düşen de Peygamber ne yaptı ise dua ederken, nasıl yaptı ise öyle yapmaktır. Çünkü bu dini tebliğ eden O’dur. Allah’tan emri alan odur. Uygulayan da O’dur. Biz de O’na tabi olmalıyız. Onun gibi duamızı yapmalıyız.

Saygılarımla…

Necmi   AKGÜL

Paylaşın:

KÜÇÜK ŞEYLER

Önemsiz gibi görünen küçük şeyler aslında çok önemlidir.

Mesela gülümsemek küçük bir şeydir; ama büyük  ve yararlı sonuçlar doğurur.

Çünkü gülümsemek, gülümsediğiniz insana huzur verir, güven verir, gönlünüzdeki güzel duyguları, aklınızdaki güzel düşünceleri başkalarına iletir. Durgun suya atılan taş gibi etrafında haleler çizerek uzaklaşıp gider.

Gülümsemek varken surat asmak niye ki? Neye yarar? Surat asmak insanın üzerine karamsarlık çöktürür, çevrendeki insanların iç dünyalarında size karşı olan güzel duyguların güzelliğini yok eder, size yaklaşacağı yerde sizden uzaklaşır.

Neden böyle olur? Çünkü yüzü asık birinin içinde biriken olumsuz şeyler vardır, bu olumsuz şeyler etrafa, durgun sudaki haleler gibi, yayılır gider.

Hayatınızda böyle insanlarla karşılaşmışsınızdır.

Doktora gidersiniz,  yüzü asık. Halbuki gülümsese size huzur verecek, iyileşmenize katkı sağlayacak, moraliniz düzelecek, değer verildiğinizi anlayacaksınız. Ama sert sözleri, anlamayan halleri, ciddi yüzleri ile size korku ve endişe verir.

Geçenlerde doktora gittim. Doktor çok ciddiydi. Kan sonuçlarıma bakar bakmaz,  “Böbrekleriniz berbat!” dedi. Ben  de: “Biliyorum, teşekkür ederim.” Diye karşılık verdim. Onun ciddi haline karşın, benim yumuşak,saygılı cevabımı duyunca biraz utandı.

Suçunuz yoktur ama, polisle karşı karşıya geldiniz.  Ne o, yüzleri asık, sözleri sert. “Yanlış yola girdiniz  beyefendi, ceza uygulayacağım.!” Bu davranış size uygulayacağı para cezasından çok daha canınızı yakar. Oysa, nazik, kibar, güler yüzlü, güven veren bir halde yaklaşsa da bunları söylese ve   cezasını uygulasa, ceza uygulamakla içinizde açtığı yarayı, o davranışları yok edecektir.

Hayatta, güler yüzlü insanlar kazanmışlardır daima. Gülümsemek, yemyeşil çimenler üzerinde açılmış papatya çiçeklerinin çektiği gibi sizi başkalarına çekerler.

Size sert çıktıkları zaman, yani görevli, tanıdığınız, bildiğiniz, arkadaşınız,yakın  akrabalarınız, çevrenizde kim varsa,  ister istemez onlara karşı, belli etmeseniz bile bir tavır alırsınız. Ama bir de işin başka yüzü var, eğer insanlara karşı asık suratlı olursanız,   o insanlar da size karşı tavır alacaklardır. Oysa küçük bir gülümseme, sizi onlara, onları size yaklaştıracak sihirli bir davranıştır.

Gülümsemeyi ya da  yüz asıklığını çevreye yansıtan şey, sadece dudaklar değildir. Gülümseme gözlerle de olur. Gözler içimizdeki güzellikleri çevremize sunan, yer altından çıkan tatlı berrak sular gibidirler. İnsan o suyu içtikçe içer, ama bir türlü içmeye doyamaz. Ya gözlerden öfke, nefret saçılıyorsa etrafa, o zaman benzeri bakışlar size  de yansır.

Hani derler ya,  bir bakış bir bakışa neler anlatır. Elbette gözlerin anlattığı şeyler bitmez tükenmezdir.

İnsanın yürümesi de çevreye olumlu, güven dolu mesajlar verdiği gibi, sizden çevrenizin uzaklaşmasını sağlar. Gururla, kibirle yürüyen insanlar  sevimsiz, gıcık insanlardır. Ayaklarını yere vururlar, başlarını sanki küçük dağlara aşacak gibi kaldırırlar. Herkese  tepeden bakarlar, kimsenin yanlarına yaklaşmasını istemedikleri gibi kimsenin  yanına yaklaşmazlar.

Bu konuda bakınız Allah ne diyor:

Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Lokman 18

Böyle insanları Allah sevmiyor, Allah’ın sevmediğini inanın ki,insanlar da sevmezler. Sevilmek mi istiyorsunuz, sade yürüyün, böbürlenmeyin, alçak gönüllü olun. Ancak o zaman kazanırsınız, yoksa kaybetmek sizi bekliyor.

Küçük şeyler daima önemlidir.  Örnek mi istiyorsunuz?

Deniz  kenarında ya da parkta oturacak bir şey bulup oturdunuz. Çekirdek çitliyorsunuz, kabuklarını yere atmak küçük bir şey, ama herkes aynı şeyi yaparsa temiz değil  kirli bir şehirde yaşayacağız.

Sigarayı içip izmaritini sokağa fırlatmak, küçük bir şey.. Ya sonuçları?

Bir düşünün..

Kolayı içip, kutusunu  yanında çöp sepeti varken, sokağa tekmelemek küçük şey… Ama ya herkes yaparsa bunu, o zaman ne olur?.

Keyfiniz geldi, gece saat bir olmuş, müzik açmak  sizin için küçük şey belki, ya bundan rahatsız olanlar varsa?…

Karşılaştığınız birine günaydın, ya da merhaba demek önemsiz küçük şey belki. ama bunların doğurduğu sonuçlar harika şeyler. Düşünün, merhaba dediğiniz birine “Bana güvenin, benden size zarar gelmez!” diyorsunuz. Selam vermek, karşıdakine güven vermek, ben sizin için iyi şeyler düşünüyorum demektir. Siz de bunu bol bol yapınız bana göre…

Soğuk bir odada oturuyorsunuz. Kapınız açıldı, içeri biri girdi. Ona bağırarak:

“Kapıyı kapat!” diyebilirsiniz..

Ya da kapıyı açık bırakan o kimseye tatlı bir ses tonu ile:

-İçere soğuk geliyor,kapıyı kapatır mısınız?” derseniz ne olur?.

Bağırmak, karşınızdakine içindeki kızgınlığı  iletmektir. O da size karşı savunmaya geçecektir. Ama tatlı bir dil ile söylemek içinizdeki anlayışı,sevgiyi ve güveni karşınızdakine iletmektir. Hangisi daha güzel sonuç verir sizce?

Ses tonunu ayarlamak küçük bir şeydir belki, ama ses tonunuz içten,sevginizi ve anlayışınızı  karşıdakine iletiyorsa, harika sonuçlar alacaksınız.

Söz içten söylenmeli…

Ses tonu yavaş ve etkileyici olmalı.

Çocukları niçin severiz hiç düşündünüz mü?

Onlara bakarsınız, onlar size gülümserler de onun için… Çünkü içleri temizdir, saftırlar, kötülük düşünmezler , siz bunu anlarsınız, seversiniz. Hatta “Şuna bak şuna, ne tatlı!” dersiniz.

Bütün çiçekler, rengi,kokusu,görünüşü nasıl olursa olsun, üzerlerinde sevgi taşırlar. Bir papatyayı koparıp sevdiğinize sunmanız küçük bir şeydir, ama onun doğurduğu sonuç sizin ona verdiğinizin yüz katı farkla tebessüm,sevgi, güzel bir bakış, anlayış ve güven olarak size geri döner.

Unutmayın, yirmi, otuz, elli katlı devasa binalar, küçük küçük tuğlaların örülmesi, incecik demirlerin dizaynı, milyonlarla kum taneciklerinin birleşmesi ile oluşur. Mutlu bir toplum da tek tek insanın küçük şeylere verdiği değerlerle ve onları uygulamakla olur. Büyük olan şeylere oturup çare arıyoruz zaten, ama küçük şeyleri görünce : “Aman ya,bundan bir şey olmaz.!” Deyip geçiyoruz.

Yine unutmayın ki, doğduğumuz zaman küçücüktük, geçen her küçük gün  bizi büyütüp kocaman kocaman insanlar yaptı. Bu gün önemli değil, bu şey önemli değil, bunu boş ver geçelim değil, bunlar önemli şeylerdir. Büyük sorunların temelinde önemsiz dediğimiz  küçük şeylerin birikmesi  vardır.

Allah, İşleri güzel yapın! diyor. Sebe 11

Sözü güzel söyleyin.

 Güzel davranışlarda bulunun, işleri güzel yapın.

Anneye babaya iyi davranın.

Çocuklarınıza iyi  davranın, onları sevin.

Parayı  helal kazanın.

Güzel duygular, güzel düşünceler besleyin.

Hareketleriniz güzel olsun..

Alacağınızı güzel isteyin, borç verirken güzel verin.

İyilik yapacaksanız, bunu güzel yapın.

Selamı güzel alın, verirken güzel verin. (Nisa 86)

Yemeği güzel yiyin, elbiseyi  güzel giyinin.

Kötülüğe bile güzel karşılık verin.

Bir şeyi kabul ederken güzel kabul edin, reddederken güzelce reddedin.

Sabrı güzelce yapın.

Bunlar küçük şeylerdir, ama kazancı çok büyüktür. Bakınız Allah, güzel şeyler yapanlara ne verecek:

İman edenlere, işleri güzel yapanlara cennet vardır. Hud 23

Bir işi, kötü, çirkin, gereksiz,  zararlı yapanlara acaba ne verilecektir:  Bunu düşünür müsünüz?

Saygılarımla..

 Necmi AKGÜL

 

 

Paylaşın:

ŞERİAT

Şeriat, insanı su kaynağına  götüren yoldur..

Kur’an’ın indiği zamanlarda Araplar  su kaynağına giden yola şeriat demekteydiler.

Bu tanıma iyi bakmak gerekiyor,

Şeriat bir yol.

Bu yol insanı hayata, yaşamaya, mutlu olmaya götüren yoldur.

Ama Kur’an diyor ki, insanı dünya ve ahiret mutluluğuna götüren yol Kur’an’dır.

Bunu Kur’an açıkca bildiriyor:

Şüphe yok ki, bu Kur’an, en doğru yola iletir. İsra 9

Demek ki, insanı doğru yola götüren yol, Kur’an’dır.

Her insanın bir yolu vardır. Maide 48

Bu yol Kur’an yoludur.

Allah, elçisi Hazreti Muhammed’e  diyor ki:

Senin yolun da Kur’an yoludur. Sen ona uy.Bilmeyenlerin keyfine uyma. Casiye 18

İşte bunun için de Allah’ın Elçisi Kur’an ayeti ile ne diyor:

Ben sadece Kur’an’a uyuyorum.  Enam 50

Hem Maide suresinin 48. Hem de Casiye suresinin 18. Ayetine göre şeriatın, Kur’an yolu demek olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Müslümanlar kendi devletlerini kurarlarken, Peygamber gibi, Kur’an yoluna uymak zorundadırlar. Ama ne yazık ki, bazı insanlar, dünyanın öteki yerlerinde kurulan Müslüman devletler, Kur’an ayetlerini çarpıtarak, Peygamber sözü diyerek uydurdukları hadislere uyarak, adına da şeriat dedikleri bir yönetimi ülkemizde de kurmaya çalışıyorlar.

Dünyada şeriat yönetimini uygulayan ülkeler vardır. İran, Nijerya, Endenozya. Suudi Arabistan, Malezya, Pakistan bu ülkelerdendir.

Bu ülkelerde şeriat yönetiminin aldığı kararlar, uygulamalar ne Kur’an’a,  ne Hadis’e ne de akla uygundur. İşte birkaç örnek:

İran’da evlenme teklifini reddeden kadının yüzüne asit atarak gözleri kör etmek suçundan yargılanan adamın gözlerinin asitle kör edilmesine şeriat mahkemesi karar vermiştir.

Nijerya’da kadın kıyafetleri ile yakalanan   18 eşcinselin cezaevine konulmasına ve taşlanarak öldürülmesine karar verilmiştir.

Kuzeybatı İran’da, başını örtmeyen bir kadına 99 kırbaç vurulmuştur.

Suudi Arabistan şeriat mahkemesi, Kavga ederken birinin  felç olmasına neden olan adamın  da mahkeme ile felç edilmesine karar verilmiştir.

İki erkekle  konuşan ve 75 yaşında olan dul bir kadına 40 kırbaç vurulmasına, 4 ay hapis cezasına çarptırılmasına Suudi Arabistan mahkemesi karar vermiştir.

Yine Suudi Arabistan’da tecavüze uğrayan kıza 100 kırbaç cezası verilmiştir.

Malezya’da 38 ve 22 yaşlarında bira içen iki kişiye 1400 dolar para cezası verilmiştir.

Afganistan’da sakal kestiren ve kızlarını okula gönderenler Taliban tarafından tehdit edilmektedir.

İran’da 1 Mayıs kutlamalarına katılanlar kırbaçla cezalandırıldı.

İran’da başları jöleli ve makyajlı kadınlar göz altına alınmaktadır.

Pakistan’da 13 yaşındaki kız, 65 yaşında ve 4 karısı olan  adamla evlendirildi.

Suudi Arabistan’da bir kızı işaret parmağı ile gösteren  kişinin işaret parmağı kesildi.

Kadınların, devletin üst makamlarında görev almaları yasaktır.

Arabistan’nın bazı yerlerinde kadınlar sünnet edilmektedir.

Bu  ve bunlara benzer olan şeylerin hiç birisi Kur’an’dan onay almaz. Bu saçmalıkları uygulamaya koyan, ya da uygulayan devletler, dinin adını  lekelemekten, dinimizi  çağ dışı göstermekten başka bir şey yapmış olmazlar.

Bu saçmalıklara, akla ve mantığa uymayan şeylere  şeriat yönetimi derseniz, Kur’an’ı inkar etmiş olursunuz.

Şeriat isterim diyenlerin çoklarının amaçları budur. Neyin ne olduğunu bilmiyorlar. İşin garibi bilmediklerini de bilmiyorlar, çünkü araştırmıyorlar, okumuyorlar, Kur’an’ı hayatlarının dışında tutuyorlar. Kur’an’ı bilmemekle kalmıyorlar, biz şeriat isteriz diyorlar.

Şeriat yönetimi, Kur’an dışı bir yönetimdir. Bu yönetim şeklinin kurulması için ayetler çarpıtılmış, Peygamber adına hadisler uydurulmuştur.  İnsanlar mezheplerin, tarikatların, Şeyhlerin ve cemaatlerin insafına terk edilmiştir.

Bu gün televizyonlarda konuşan bir çok insan, dine dayalı yönetim  olmaz diye bas bas bağırmaktadırlar. Onların kastettikleri yönetim  yukarıda örneklerini verdiğimiz saçmalıkları bünyesinde bulunduran yönetimdir. Ama bilmiyorlar ki, din kuralları Allah tarafından belirlenmiş yaşama şekilleridir.

Şeriat dedikleri yönetim şekli devlet yönetimi olmaz.

Başını örtmeyene  bilmem kaç ceza verilmesi Kur’an’ın neresinde vardır?

Kur’an, bir devletin nasıl yönetileceğinin ilkelerini ve kurallarını koymuştur. Bunlara göre yönetimi oluşturursanız, dünyanın en ileri gitmiş ülkesi olursunuz.

Bu saçmalıkların olmasını istemiyorsanız:

Emanetleri ehline verilmelidir.

Her işiniz çözümü için adalet sahibi, akıllı, bilgili insanlardan oluşan danışma meclisi kurulmalıdır,

Kamu malı insanlara eşit olarak dağıtılmalı, talan edilmemelidir.

Adalet ayakta tutulmalıdır.

Seçenin verdiği oy bir emanettir. Seçilenin de aldığı oy emanettir. Bunu anlayacak insanlar yetiştirilmelidir.

Allah “çalışın!” diyor, işini iyi yapan insanlar yetiştirilmelidir.

Para ve mal  belirli ellerde toplanmalı, halka eşit olarak dağıtılmalıdır.

Kadınlar eğitilmeli, toplumun dışına itilmemelidir.

Rüşvet, yolsuzluk, haksızlık ortadan kaldırılmalıdır.

Doğa titizlikle  korunmalıdır.

…Ve daha bir çok şey, saymakla bitmez. Bunların hepsi  Kur’an’a dayalıdır.

Güya okumuş adamlar da çıkıp televizyonlara   din kuralları ile devlet yönetimi olmaz diye bağırıyorlar.  Kur’an’ın  ayetlerine, özüne, ruhuna uygun bir sistem insanlığın özlediği bir sistemdir.

Haksızlığa ve adaletsizliğe Kur’an izin vermez. Her işin ehliyet sahibi kimseler tarafından  yapılmasını ister.  Ama bazıları bu kuralı istemez, çalar, çırpar, yiye yiye obez olur, sülalesini de doyurur, öte yandan diğer  insanlar aç kalırlar.

Kur’an yönetiminde böyle haksızlıklar olmaz, ama şeriat denilen, mezhep ve tarikatcıların uydurdukları dinde  sanki her şey mübahtır. Bu uygulama Kur’an’a uymaz. 

Zina eden erkeğe ve zina eden kadına yüz sopa vurun. Nur 2

Bu ayet şeriat yönetiminde kadınlar için uygulanır, erkekler için uygulanmaz, Bu durum hem Kur’an’a uymaz, hem de adaletsiz bir durumdur.

Şeriat yönetiminde hırsızlık edenin eli kesilir. Kur’an’da bu konudaki ayet şöyledir:

Hırsızlık eden erkeğin ve kadının ceza olarak ellerini kesin. Maide 38

Bu emir ellerini kesin atın anlamında değil, hırsızın hırsızlık yapamayacak hale getirilmesidir. Neden hırsızlık yaptığı araştırılır, sebepler ortadan kaldırılır, o insanın hırsızlık yapması önlenir.Hırsız olması ile kendi arasına engel konur, böylece hırsızlık da yapılmaz.

Şeriat yönetimi isteyenler:

Çocuk yaşta evlilikleri,

Sınırsız çok eşliliği,

Yetimlerin malların haksızca yenmesini,

Erkeklerin kadınları tek taraflı olarak boşamalarını,

Boşanan kadınlara erkeklerin yeterince nafaka vermemelerini,

Adaletsiz miras paylaşımlarını da  savunurlar ve uygulanmasını isterler.

Çocuk yaşta evlilik Kur’an’a uymaz, evlilikte Kur’an rüşde ermeyi  şart koşar, çocuklar rüşde, yani evlilik sorumluluğunu bedenen ve ruhen yerine getirecek hale gelmemişlerdir. 

Sınırsız çok eşlilik Kur’an’a uymaz. Kur’an, ilke olarak  adaleti sağlayamazsınız diye tek eşliliği önerir:

Eğer öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle  yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir. Nisa 3

Kur’an, kadınlarla ilgili olarak şunları da ister.

Müminlerin savaş esirlerini ya fidye ile ya da güzellikle azat edilmesini, Muhammed 4

Köle kadınlara tecavüz edilmemesini,  azat edilmesini, Beled:12-13

 Hürriyetine kavuşmuş kölelerle evlenmeyi, Nisa:25  

Köleleri evlilik dışı fuhuşa zorlamamanızı, Nur:33 

Maide suresinin 5. ayetinde de, Kuran açıkça bizi iffetli olmaya teşvik eder, namussuz olmaya değil…

Şeriat yönetimde bu ayetler hiç dikkate alınmaz, kadın insan yerine bile konmaz, onlara, çocuk doğuran zevk araçları olarak bakılır.

Bu düşünce ve şeriat adı altında uygulama Kur’an’ın özüne ve ruhuna uymaz.

Şeriat yönetimine göre boşanma erkeğin tekelindedir. Kadın istese de kocasından boşanamaz. Boşanan kadınları erkekler döve döve sokaklara atmaktadırlar. Oysa Kur’an öyle demiyor. Bakınız ne diyor?

Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Bakara 231

Şeriat yönetiminde, kadına seni boşuyorum  deyince kadın boşanmış olur. Bu Kur’an’a aykırıdır.

Evlenilirken nasıl iki tanık evlenmeyi onaylıyorsa, boşanırken  da iki tanık huzurdan boşanma olmalıdır. Seni boşuyorum demekle boşanma olmaz.

İki adalet sahibi kişi de şahit tutun. Talak 2

Şeriat yönetimi isteyenler, kimse bu yönetime karşı çıkmasın diye, bu kavramı  çarpıtarak, bakınız neler demişler:

Şeriat Kur’an’dır,

Şeriat İslamdır.

Şeriat Kur’an’daki adalet, hukuk, kanundur.

Bunları diyenler bunların hiç birine uymayan insanlardır.

Dikkat ediniz, bu insanlar  yönetiminizi Kur’an’ın ruhuna ve özüne uygun hale getirmek için çaba harcamazlar. Kur’an dinine uymazlar, Kur’an’ı önde tutarak uydurdukları din ile, ülke yönetimini ele geçirmek isterler.

Her insanın yürümesi gereken bir hayat yolu vardır, bu yol,  Müslümanım diyen her insanın Kur’an’a uygun  olarak yürümesi gereken yoldur.

Saygılarımla..

Necmi AKGÜL

 

 

Paylaşın:

ÖRNEK BİR DUA

Alemlerin Rabbi olan Allah’ım,

Sana hamd ediyorum.

Adın mübarektir

Şanın yücedir

Ve Sen’den başka da ilah yoktur.

Bütün noksanlıklardan uzak olan Allah’ım

Sen Rahman ve Rahimsin

Din gününün sahibisin

Yalnız sana kulluk eder,

 Yalnız senden yardım dilerim.

Bana doğru yolu göster

Mutluluk verdiklerinin yolunu

Yoldan çıkanların, sapkınların yolunu değil

Allah’ım

Benim

Anamın babamın

Nenelerimin, dedelerimin

Kızlarım ve onların eşlerinin

Torunlarımın

Kardeşlerimin

Sevdiklerimin (Burada özel sevdiklerinizi söyleyiniz)

Ölmüşlerimin

İyi kullarının

Günahlarımızı bağışla

Bize dünyada da ahrette de

İyilik ver

Bizlere yardım et

Ya Rabbi, Sen çok yücesin

Ya Rabbi, Sen yüceler yücesisin

Ya Rabbi,  her şeyi görürsün, bilirsin, işitirsin

Ya Rabbi

Beni koruyan,

Bana yardım eden,

Bana doğru yolu gösteren Sensin

Beni yaratan da Sensin

Beni yediren, bana içiren Sensin

Hasta olduğum zaman,

Bana  şifa veren Sensin

Beni öldürecek olan

Sonra beni diriltecek olan Sensin

Hesaba çekileceğimiz gün

Günahlarımı bağışlayacağını umduğum  Sensin

Ya Rabbi,

Bana hikmet ver

Göğsümü genişlet

İşlerimi kolaylaştır

İlmimi artır

Bana akıl ve beden sağlığı ver

Ya Rabbi beni iyi kullarının arasına kat.

Ya Rabbi Bilerek ve yada bilmeyerek işlediğim günahlarımdan pişmanım

Beni affeyle

Ya Rabbi, dualarımı kabul eyle.

NECMİ AKGÜL

Paylaşın:

İSLAM’DA DEMOKRASİ

Günümüzde demokrasi denilince  halkın kendi kendisini yönetmesi anlaşılır.

İslamda demokrasi  Kur’an’ın halkı  yönetmesidir.

İsim olarak ikisi de demokrasi yönetimidir. Ama aralarında çok büyük farklar vardır.

Demokraside herkes seçer ve seçilir.

İslamda ehliyet sahibi  olanlar seçer ve seçilir.

Demokraside bilen  bilmeyen bir tutulurken, İslam sorar:

De ki: “Hiç bilen kimseler ve bilmeyen kimseler eşit olur mu?” Kesinlikle sadece temiz akıl sahibi olanlar öğüt alırlar/gereği gibi düşünürler. Zümer 9

Demokrasi seçende de seçilende de liyakat aramaz.

İslamda seçen de seçilen de ehliyet sahibi olmalıdır.

Bu nedenle  insanları ehil olacak şekilde yetiştirmeye önem verir.

Seçen, seçtiği kimseye yönetme gibi bir sorumluluk verdiğinin bilincinde olmalıdır.

Seçilen de, seçen insanların aldıkları oylarla bir görev yüklendiğini bilmelidir.

Allah diyor ki: Emanetleri ehline veriniz. Nisa 58

Oy bir emanettir. Ehline verilmelidir.

Oyu alan kimse de bir emanet yüklenmiştir. Bu  nedenle oy verilecek kimse de ehliyet sahibi olmalıdır.

Oy veren  de, verilen oyu  alan da ehliyet sahibi olacak.

Ehliyet sahibi olmak ne demektir, nasıl ehliyet sahibi olunur?

Ehliyet sahibi olan kişi önce özgür olacak. Yani, bir partinin, bir tarikatın, bir cemaatin, bir mezhebin, bir sendikanın  emrinde olmayacak. Onların demesi ile değil, kendi hür iradesi ile oyunu kullanacak durumda olmalıdır.

Ehliyet sahibi olacak kişi, bilgili olacak. Yani kime niçin oy vereceğini iyice araştırıp bilecek, belli bir eğitimden geçecek, düşünen, aklını kullanan  biri olacak.

Ehliyet sahibi olacak kimse, adil olacak, kimsenin hakkını yemeyecek, kimseye de hakkını yedirmeyecek nitelikte olacak.

Ehliyet sahibi olacak kişi, helal kazanıp helal yiyecek, kimsenin malını çalmayacak.

Yüksek ahlak sahibi olacak, ahlaksız, yüz kızartıcı davranışlardan uzak duracak.

 Ve kesinlikle sen, çok büyük bir ahlâk üzerindesin. Kalem  4

Allah, Elçisini seçerken O’nun yüksek ahlak sahibi olmasını istemiştir. Bu gün Allah’ın Elçisi yoktur, bu ayet bütün Müslümanlaradır.  Devlete yönetici atama yetkisinde olanlar ki,  Kur’an buna Ulu-l Emr diyor,  bir göreve atama yaparken atayacakları kişinin yüksek ahlak sahibi olup olmadığını araştırıp ona göre atama yapacaktır.

Akıl sağlığı yerinde olacak, deli, bunamış, olmayacak.

Sen deli ya da mecnun değilsin. Kalem 3

İyiyi,  doğruyu, kötü ile çirkini birbirinden ayıracak  yaşta olacak.

Ehliyet sahibi kişi şu özelliklerden uzak olmalıdır.

Çok yemin eden, aşağılık, alaycı, gammaz; arkadan çekiştiren, arabozucu, kovuculuk için gezip duran, mal ve oğulları var diye hayrı engelleyen, saldırgan, günaha batmış, kaba/obur, sonra da kötülükle damgalı şu asalakların hiçbirine itaat etme. Kalem 10-14

Bu ve benzeri özellikleri taşıyan insanlar liyakat sahibi insanlardır. Bunlar hem seçecekler, hem de seçilecekler.

Günümüz demokratik seçimlerinde böyle bir şey yoktur. Herkes, liyakat, yani ehliyet sahibi olsun olmasın gider oyunu  kullanır. Yaşına, aklına, ahlakına, bilgisine, hatta okur yazar olup olmamasına bile bakılmaz,  gider seçilmek için  bir partiye kaydolur.

İslam yönetiminde siyasi partiler yoktur. Siyasi partiler toplumu bölüp, parçalar. Bu  yasaklanmıştır.

Dinlerini parça parça bölmüş, ayrılıkçı gruplara ayrılmış kimselerden de olmayın. –Her ayrılıkçı grup kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir. Rum 32

Partiler ülke çıkarlarından çok, kendine destek veren taraftarlarının çıkarını korurlar. Seçimi kaybetmek istemezler ve bunun için çalışırlar.

Ehil olan kimsenin seçilmesi mümkün değildir. Çok para verenin ve parti başkanının istediği kimseler seçilir ve bu ehil olmaya insanlar yönetimi ele geçirirler. Memleket iyi idare edilmez, herkese hakkı verilmez.

Günümüzde her insan kendi  devlet yönetiminde görev alırken, islamda Müslüman olanlar  dışında kimselere devlet yönetiminde görev verilmez.

Bu sistemde yönetimi elde etmek isteyen partiler kurulur. Bunlar iktidara gelince kendi partililerine, o işte ehliyet sahibi olup olmadığına bakılmaksızın, yönetimde yer verilir. Böylece toplumda sosyal çatışma başlar. İslamda buna yer yoktur.

Günümüz sisteminde seçilmiş kimseler kendilerini sorumsuz hissederler. İslamda seçilmişler  Allah’a kulluk  ve toplumun çıkarlarına  hizmet ederler.

Günümüzde hileci, açıkgöz, hak hukuk tanımayan, sahtekar, yalancı , iki yüzlü kimseler entirikalarla yönetime gelebilirler. İslam, bunlara meydan vermez, herkese görev verilirken ehliyet aranır.

Günümüzde seçimlerde oy çokluğu esas alınır. İslam, cahil,  çıkarını ön planda tutan, duyarsız  kimselerin seçileceğini hesaba katarak, oy çokluğuna izin vermez. Ehil kimselerin seçmesini ve seçilmesini ister.

Günümüz demokrasisinde  insanlara her alanda sınırsız özgürlük tanınırken, islamda,  mal edinmede ve mülkiyette sınırlama getirlir. Örnek olarak İslam içki, zina, kumar, faiz, çıplaklık gibi konularda sınırsız hürriyet tanımaz.

Bir başka ayette de  şöyle denilmektedir:

“Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.”Şura 13

Bu  ve buna benzer ayetler  birçok din görevlileri tarafından sadece  mezheplere, tarikatlara, cemaatlere  ayrılmayın şeklinde anlaşılmış,  insanlara daima böyle sunulmuştur. Siyasi partiler bunun dışında tutulmaya  çalışılmış, bunda da başarılı olunmuştur. Bir de denilmiştir ki, siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Demokrasinin vazgeçilmez unsurları dediğimiz siyasi partiler,  birinin ak dediğine öteki kara demiştir. Kendi aralarında, iktidara gelmek için kıyasıya bir mücadele sürüp gitmektedir. Bunların anlaşmazlığı sonucunda görülmektedir ki, vatandaşlar  büyük zararlar görmektedirler. İnsan onuru, haysiyeti ayaklar altına alınmaktadır.

Demokrasinin vazgeçilmez temel unsurları siyasi partiler değil, adalet ve liyakat, işi ehline vermektir.

Ülkemizde yüzlerce mezhep, tarikat ve cemaat ve bunların uzantıları ile siyasi partiler vardır. Yani toplum, bölük pörcük, paramparça olmuştur. Hizmet yarışı bir yana bırakılmış, güç elde etme yarışı,  “Ben yöneteyim!” yarışı başlamıştır.

Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın! Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Ali İmran 103

Kur’an’a yapışın, birbirinizden ayrılmayın diyen Allah’ı ben müslümanım diyen insan dinlemiyor, anlamıyor, bu ayetleri hayata geçirmek için de hiçbir çaba göstermiyor. Kur’an adına konuşan din görevlilerinden hiç böyle bir şey duydunuz mu?

İnsan için çalışıp kazandığından başkası yoktur. Necm 39

Bu ayeti din görevlilerinin ağzından hiç duydunuz mu? Çalışmak ve alın teri ile para kazanmanın Allah’ın emri olduğunu insanlara anlatmazlar.  Ama miskin miskin oturmayı, boş yere vakit geçirmeyi önerip dururlar. Oysa müslümanım diyen kimse sürekli hareket halinde olmalı, pasif durumda olmamalıdır.

Öyle olmuştur ki, din, siyasilerin emrine girmiştir. Siyasi ne derse odur din. Kur’an’a uymayan yüzlerce fetvalar veriliyor, bunların yanlışlığını söyleyen bir Allah kulu var mı? Allah’ın son dini karşısında  dünya sıraya gideceği yerde, dünya Müslümanları terörist durumuna düşürülmüştür, imrenilecek değil, korkulacak duruma getirilmiştir.

Peki yönetim için Kur’an ne önerir?

Şüphesiz Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Şüphesiz Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, en iyi işiten, en iyi görendir. Nisa 58

Ey iman etmiş kimseler! Allah’a itaat edin, Elçi’ye ve sizden olan yöneticilere de itaat edin. Nisa 59

Allah ve Elçi’si, emirlerini yerine getiren, emanetlerin ehlinde olduğu, insanlar arasında hükmün de adaletten şaşmadan yerine getirildiği  iman sahibi insanların yönettiği bir devlet sistemi istemektedir. Allah’a ve Elçi’sine itaat, Kur’an’a uymak ve onu hayata uygulamakla mümkündür.

Buradan anlaşılmaktadır ki, her küçük yerleşim biriminde bir danışma meclisi olacak, bunun başında ehliyet sahibi, adil, emanetleri ehline verecek bir yönetici bulunacak. Muhtarlık seçimi ülkemizde buna örnek gösterilebilir.

İslam,  emanete ihanet etmeyen, adil yöneticilerin daha üst görevlere gelmesi için iyiler içinde en iyisini seçen bir sistem  öngörmektedir.

Köylerde ve mahallelerde en iyiler yarışır, ilçede kendini yönetecek iyiyi seçer.

Bütün ilçelerdeki en iyiler de il yönetimi için  en iyilerini seçerler.

Bütün illerin en iyileri de  ülkeyi yönetecek  yönetimi seçer.

İyilerden oluşmuş danışma meclisi de Cumhurbaşkanını, başbakanı, bakanları seçer.

Seçilen bakanlar, yine liyakat esaslarına göre diğer gerekli devlet kademesindeki insanları bulup seçer, onları tayin eder.

Böylece her devletin kademesinde işini en  iyi bilen liyakat sahibi insanlar görev yaparlar.

Böyle olunca herkes devleti, vatanı ve millet için en güzel şeyleri yaparlar, kimse haksız kazanç elde edemez, kimse rüşvet alamaz, kimse kamu malını talan edemez. Olması gereken ne ise öyle yapılır, herkes mutluluk içinde ve bolluk içinde yaşar.

Bir de siyasi partilere meydan veren demokrasilere bakın.

Sınırı belli olmayan parti kurulur. Ülkemizde irili ufaklı 60’den fazla…

Hepsinin amacı iktidara gelmektir. Kendini ön plana çıkarmak için öteki partilere saldırır. Kendine saldırılan da saldırana saldırır. Böylece birbirlerine girerler.

İktidara geldiklerinde her siyasi parti kendi  liyakat ve ehliyet ilkesini bir yana bırakır kendi adamını önemli yerlere tayin ederler. Böylece iş bilmezler yönetimi oluşur ki, bu da başka olumsuzlukları doğurur. Bitmedi, o  parti gider, bu defa öteki iktidar olunca öteki partinin adamlarını alır, kendi bilmezlerini getirir. Bunun zararı kime olur, vatana, millete, vatandaşa…

Şüphesiz dinlerini parça parça edip grup grup olan şu kimseler; sen hiçbir şekil ve davranışça onlardan değilsin. Enam 159

Sonra insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedir. Müminun 53

Emaneti ehline verin demek, devlet makamlarının hepsinin işi bilenlere verilmesi demektir.Herkes, yapacağı işte yetişmiş, bilgi sahibi olmalıdır. Bu görevlere atanacak insanların ortak özellikleri o görevi yapacak bilgi, adalet, ahlak sahibi olmalarıdır.

Devletin yönetimine gerekli atamalar yapılırken işinde ehil olanlar tarafından o göreve uygun olup olmadığı araştırılmalı, atama, bu araştırmadan sonra yapılmalıdır.

Allah, Davud Peygambere şöyle diyor.

Seni yönetici yaptık. O halde insanlar arasında adeletle hüküm  ver. Arzu ve isteklerine uyma, ki bunlar seni Allah yolundan uzaklaştırır. Sad 26

Kamuya yönetici ataması iki şekilde yapılır.

 Birincisi  atama yapacak makam, ehliyet sahibi kimseleri araştırıp bulur ve uygun göreve atar.

İkincisi de kendini bir göreve ehil gören kişi, kendisi  göreve talip olur. Yusuf Peygamberin durumunu Kur’an Yusuf Suresinin 54,55,56 . ayetlerinde şöyle anlatır:

“Ve hükümdar, “Onu bana getirin, onu kendim için atayayım” dedi. Sonra o’nunla konuşunca da,“Şüphesiz sen bugün yanımızda gerçekten önemli bir mevki sâhibisin, güvenilir birisin” dedi.

Yûsuf dedi ki: “Beni yeryüzünün hazineleri üzerine görevlendir. Şüphesiz ben, iyi koruyan, çok iyi bilenim.”

Ve işte Biz böylece Yûsuf için o yerde iktidar; ülke yönetimi verdik.”

Atama yapılırken bu iki özellikten başka şu ayet hükümleri de göz önüne alınmalıdır.

Ey iman etmiş kimseler, benim ve sizin düşmanınızı yönetici, yardımcı, yol gösterici ve koruyucu yapmayın. Mümtehine 1

Çok partili sistemin ülkemize getirdiği sonuçlar ortada. Bu gün ülkemiz, bölünmüş, parçalanmış, gruplaşmış insanlar, geri kalmışlık, fakirlik, ahlaksızlık, kamu malını talan, adaletin yerlerde süründüğü, tarikat ve cemaatlerin devleti ele geçirecek kadar güçlendiği, dışarıdan destekli bir takım yobazların televizyonlarda konuşarak Allah’ın dinini bütün kuvvetleri  ile bozmaya çalıştıkları, gelir dağılımı en kötü ülkeler arasında olan, insanların mutsuz, umutsuz yaşadıkları bir ülke haline gelmiştir.

Demokrasi bu mu? Halkın yönetimi bu mu?

Halk kendi kendini yönetmiyor, halkı üç beş kişi yönetiyor.

HALA AKLINIZI KULLANMAYACAK MISINIZ? ENAM 50

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

 

 

Paylaşın:

ALLAH’A TESLİM OLMAK

Kur’an bizlere Müslüman adını verdi. Hac / 78

Allah, kullarına ey kullarım “Bana teslim olun!” diyor.

Yani  Allah diyor ki:

Bana Müslümanlardan olmam emredildi. Yunus 72

Ayette “Bana,,” diyor ama bu gün bu ifade “Sana..” dır. Yani Allah diyor ki bu satırları okuyan kişiye, Müslümanlardan biri olmanı istiyorum, sana bu konuda emir veriyorum.

Aşağıdaki ayette de başka bir emir veriliyor.

Sakın ortak koşanlardan olma! Enam 14

Kısaca Allah diyor ki, Müslüman ol, bana ortak koşma!

Peki, bir insan nasıl Müslüman olur?

Ben müslümanım demekle insan Müslüman olur mu?

Ben bir meleğim desem ben melek mi olurum?

Ben bir şeytanım desem ben şeytan mı olurum?

Hayır, olmam. Şeytan veya melek özelliklerini taşımadan, ne melek olurum, ne de şeytan…

Müslüman olmak da, ben müslümanım demekle olmaz.

Müslümanım diyen insan sadece demekle Müslüman olmadığına göre, Allah da Müslüman olmayı emrettiğine göre, nasıl Müslüman olacağımızı bilmemiz gerekiyor.

Müslüman olmanın birinci şartı mümin olmaktır. Mümin olmayan bir insan Müslüman değildir.

Peki  o zaman şu soru akla geliyor? Mümin olmak ne demektir?

Mümin, Allah’a iman edendir.

Allah’a iman nasıl olur?

Kur’an bunları tek tek sayar.

Müslüman Allah’a inanır.

Ahiret gününe inanır.

Allah’ın Elçi’sine inanır.

Meleklere, Allah’ın gizli güçlerine inanır.

Kur’an’a inanır.

Kur’an’a inanmak O’nun her ayetine inanmaktır. Bu konuda Allah kullarını uyarır.

Yoksa siz Kur’an’ın bir  kısmına inanıyor, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Bakara 85

Bu ayetin devamındaki şu uyarıya her Müslüman kulak vermeli, iyice düşünmelidir.

Şu hâlde içinizden böyle yapanların alacağı karşılık dünya hayatında rezil olmaktan  başka nedir? Kıyâmet günü de azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan bilgisiz, duyarsız değildir. Bakara 85

Bir insan bunları bilinçli olarak yerine getirdiği takdirde artık Müslüman olmuştur. Müslümandır ama, öyle başıboş değildir.

İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanır? Kıyamet 36

Müslümanım diyen insanın görevleri, sorumlulukları vardır. Artık bunların neler olduğunu öğrenmeli,  bu görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir.

Bilinmektedir ki, görev  ve sorumluluğun ne olduğunu bilmeyen insan, bu görev ve sorumlulukları yerine getiremez.  Önce bunların neler olduğunu öğrenmelidir.

Müslüman, bütün olumsuzluklardan uzak durmalıdır.

Hastalık insan hayatı için olumsuzluktur. Uzak durmalıdır.

Kötülük ve kötü şeyler olumsuzluklardır, uzak durulmalıdır.

Kavga, savaş, bela, zararlı ve olumsuz şeylerdir, uzak durulmalıdır.

Müslüman, zinadan, kamu malı yemekten, tembellikten, adaletsizlikten, Kur’an’ın yasakladığı  ne varsa onlardan uzak durmalıdır.

Müslüman, kendine zarar verecek şey ile kendi arasına engel koymalıdır.

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, Müslüman tembel tembel oturan değil, sürekli iş yapan, eylemde bulunan insandır.

Kendine zarar veren olumsuz şeylerden uzak duran Müslüman, başkalarına yardım eden, kendine ve çevresine mutluluk veren, çalışıp hak ettiğini alan, hak ettiğini güzel yerlerde harcayan, kendine, çevresine ve topluma zarar verecek şeylerde harcamayan insandır.

Allah, mümin ve Müslümanların dünya ve ahiret mutluluğu için neler yapması gerektiğini, neler yapmaması gerektiğini bizlere gönderdiği Kitabı Kur’an’da bildirmiştir.

Buradan anlaşılmaktadır ki, Müslüman Allah’ın kendine gönderdiği Kur’an’ı derin derin düşünmeli, okumalı, anlamalı, hayatına uygulamalı, öğrendiklerini de başkalarına öğretmelidir.

Allah, kullarına Müslüman olmalarını ve Kur’an’ı okumalarını emretmiştir. Neml 92

Din, sınırları Allah tarafından çizilen yaşama şeklidir. Allah bu dini bizim için seçmiştir ve bu dine göre yaşayanlara demiştir ki:

Allah sizin için bu dini seçti. Bakara 132

Seçtiği dinin adını da İslam koydu.

Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim Maide 3

Dinimizin adı islamdır. Müslüman İslam dini üzerine yaşayıp,  Müslüman olarak ölmelidir.

Ölüm bir gerçektir. Bir gün gelip bizi bulacaktır.Bu ayetle ne şekilde ölmemiz gerektiğini Kur’an bize öğretmektedir.

O halde Müslüman olarak ölünüz” dedi. Bakara 132

Müslüman Allah’a inanır ve O’nun yolundan gider. Ali İmran 32

Müslümanlara Kur’an ile verilen görevler vardır. İşte birkaç ayet

Müslüman, Allah’tan başkasına kulluk etmez. Ali İmran 64

O’na hiçbir şeyi ortak koşmaz. Ali İmran 64

Müslüman sabırlı olmalıdır. A’râf / 125

Müslüman Allah’a çağırır, yararlı iş yapar ve der ki:

“Ben kesinlikle Müslümanım!” Fussilet 33

İnsanlardan öylesi vardır ki inanmıştır, öylesi de vardır ki, hak yoldan sapmış, yoldan çıkmıştır. Müslüman bu durumda ve tereddüt ettiği her hangi bir durumda  kendine zarar verecek yanlış yapmamak için doğruyu araştırıp bulmalıdır.

“Müslüman olanlar doğruyu araştıranlardır. “ Cin 14

İnsanlar kendi aralarında konuşurlarken yeri geliyor, konuşulan konu ile ilgili Kur’an’dan bir ayet söylüyor biri, onu dinleyenler, duyanlar, bu Allah kelamını duymamış gibi davranıyorlar. Sanki dağda yaşayan, dünyadan haberi olmayan bir söz gibi görüyorlar.

Oysa Müslüman o söze kulak vermelidir, doğru mu yanlış mı araştırmalıdır. O Kur’an ayetini söyleyen  dinleyene ben inanıyorum,  sen de inan demek istiyor. Ama o, dinlemek yerine duymuyor bile. İşte bu durumu açıklayan bir Kur’an Ayeti. Yani Allah sözü:

Onlara, “İnsanların inandığı gibi siz de inanın” dendiğinde, “Yani biz de kafası çalışmayan zavallılar gibi inanalım mı?” derler. Haberiniz olsun ki, kafası çalışmayanlar onların ta kendileridir; fakat bilmiyorlar. Bakara 13

“Yani biz de kafası çalışmayan  zavallılar gibi mi inanalım?” diyen insanlar bunu dillendirmezler. Ama çoklarının içinde bu vardır. Bu insanlar Kur’an veya Kur’an ayeti denildiğinde inanmamış olacaklar ki, sanki duymamış gibi, böyle bir şey yokmuş gibi hareket ederler.

Bu insanlar için Allah ise onların kafalarının çalışmadığını söyler ki, bunların gerçeği bilmediklerini de ifade eder.

Umarım ki siz böyle biri değilsiniz!

Saygılarımla..

Necmi  AKGÜL

 

Paylaşın:

MÜSLÜMAN KUR’AN’A UYMAK ZORUNDADIR

 

Her Müslüman şunu iyice bilmeli ki, İslam Dini,  sınırları Allah tarafından konulmuş yaşama şeklidir.

Bu sınırların tam ortasında:

Allah’a,

Elçisi Hz. Muhammed’e ,

Kur’an’a ,

Ve  ahrete iman vardır.

Sonra Allah’ın gizli güçlerine, yani meleklere

Sonra salat etmeye,

Sonra da nerede bir sorun varsa onu düzeltmek için çaba göstermek  vardır.

Ve Kur’an’da insanlar arası ilişkileri düzenleyen, bitkileri ve hayvanları koruyup gözeten, yanlış işlerin ve kötü işlerin neler olduğunu bildiren bir çok ayet vardır.

Allah, dinini bütün insanlığa duyurmak üzere  insanlardan seçtiği bir elçi göndermiştir. Bu Elçi’nin nasıl olması gerektiğini de  yeri ve zamanı gelince tek tek insanlara bildirmiştir.

Çünkü Allah biliyor ki, insanlar bu dini bozmaya çalışacaklar, Elçi’sinin insanlara duyurduğu  dini yine onun adına uydurdukları  ve sünnet dedikleri hadislerle zaman içinde bozacaklardır.

Böylece indirilen din gidecek

Yerine uydurulan din gelecek.

Kur’an’ı değiştiremeyeceklerine göre, ki  O, Allah’ın koruması altındadır,(Hicr Suresi 9) çıkarlarına göre Allah’ın Elçisi adına hadisler uyduracaklardır.

Tarih boyunca bu uydurmalar devam etmiştir. Günümüzde de hala bütün hızı ile devam etmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığının yaptırdığı  bir araştıraya göre, her yüz müslümandan sadece 8’i Kur’an’ı okumuşlar, geriye kalan yüz kişiden 92 kişi de hiç Kur’an okumamıştır, sadece adını bilmektedirler.

Böylece adımız Müslüman, ama yaşadığımız hayat Müslümanlığa uygun olmayan bir hal almıştır. İnsanlar Mezhep imamlarına, Tarikat Şeyhlerine, Cemaat önderlerine bağlanıp uymuşlar, bunlar da Kur’an dışı ne varsa insanlara yüzyıllardır anlatıp durmuşlardır.

Günümüzde iletişim araçlarının çokluğu nedeniyle, bir takım insanlar  dinde olmayan şeyleri  anlata anlata bitiremez olmuşlardır. Kur’an hayatın dışına itilmiş,  sıkıştıkları her yerde “Peygamberin şu hadisine göre…” diye başlayan  hadisler uydurmuşlardır.

Bu gün, İslam aleminde uydurulmuş onbinlerce hadis vardır. Bu hadislerin çokları açıkca Kur’an ayetlerince onaylanmaz. Ama kime ne, eğitimsiz Müslüman da Hadis deyince kesinlikle doğruluğuna inanır, o uydurulanları din gibi bilir, hayatına uygular. Oysa Kur’an’a ve akla uymazlar.

Birkaç örnek verelim.

 “Uğursuzluk üç şeydedir, at, ev ve kadın” (Buhari 76/53).

“Peygamber, savaşta kadınların ve çocukların öldürülmesinin bir sakıncası olmadığını söyledi” (Buhari, Cihad/146; Ebu Davud 113).

“Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca dünyada depremler olur” (İbni Kesir, 2/29; 50/1).

“Liderler mutlaka Kureyş kabilesinden seçilmelidir” (Buhari 3/129, 183; 4/121; 86/31)

“Tüm kara köpekleri öldürünüz. Çünkü onlar şeytandır” (Hanbel 4/85; 5/54).

“Karga fasıktır” (Buhari 59/16; Hanbel 2/52).

“Peygamber 30 erkeğin cinsel gücüne sahipti” (Buhari).

“Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar Zeynep`le yatardı” (Buhari, Hibe/.

 “Sol elinizle yemeyiniz, içmeyiniz; çünkü şeytan sol eliyle yer içer” (Hanbel 2/8, 33).

Şiir okuyan birine peygamberimiz “Şeytanı tutun!” diye emretmiştir. Kütübü Sitte 2305

Allah’ın Elçisi Hazreti Muhammed, asla ve kesinlikle Kur’an’a uymayan söz söylemez, davranışta bulunmaz, Kur’an’a uygumayan bir şey yapıldığını görünce asla onu onaylamaz.

Nereden biliyorsunuz diye soranlar olacaktır belki. Biliyorum, çünkü bunu ben demiyorum Allah kendisi diyor. Bakınız Elçi’sine ne diyor, nasıl tehdit ediyor:

Eğer Elçi/Muhammed, bazı sözleri Bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi, kesinlikle O’ndan tüm gücünü alırdık. Sonra O’ndan can damarını kesinlikle keserdik. Artık sizden hiç biriniz O’na siper de olamazdınız. Hakka 44-47

Bu ayetlerde ne diyor Allah: Sana vahyettiğim ayetlerden birinde bir eksiklik veya bir fazlalık yaparsan  senin şah damarını keserim, hiç kimse seni benim elimden alamaz. Bu tehdidi alan bir Peygamber hata yapar mı? Kur’an’na uymayan söz söyler mi? Davranışta bulunur mu?

Şimdi bir şu ayete bakalım:

De ki: “Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Görülmeyeni, duyulmayanı, geçmişi, geleceği de bilmem ben. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. BEN YALNIZCA BANA VAHYEDİLENE UYARIM.” De ki: “Kör ile gören eşit olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?” Enam 50

Peygamber diyor ki, ben geçmişi, geleceği , görülmeyeni, duyulmayanı bilmem ben diyor. Ama onun adına İstanbul’u alacak kumandan ne güzel kumandandır, o asker ne güzel askerdir dedirtiliyor. Geleceği bilmiyorum diyen bir peygamber bunu diyebilir mi?

Ben yalnız bana vahyedilene, yani Kur’an’a uyarım diyen bir peygamber, namaz kılanın önünden kadın,domuz, yılan geçerse namaz bozulur der mi? Kur’an, kadını yüceltirken, esaret zincirinden kurtarırkan domuzla eş tutan bir sözü Peygamberi söyler mi?

Ayetin sonundaki uyarıya bakınız şimdi. HALA DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ?

Siz bunları bir düşünün bana göre.

Allah’ın Elçisi, neden Kur’an dışında başka bir şeye uymadığını Kur’an dili ile şöyle açıklıyor:

Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Doğrusu, Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.” Yunus 15

Eğer, başka bir şeye uyarsam diyor, büyük günün azabından korkarım.

Bu gün Allah’ın Elçisi yok. Ama Kur’an’da bu ayetler var. Peki o zaman bu ayetler bize deniyor. Müslümanım diyen herkese deniyor. Yani sana, bana, ona, ötekine..

Ülkemizin nüfusunuz yüzde 99’u Müslüman derler. Ülkemizde ve dünyada ne kadar Müslüman varsa bu ayetler onlara hitaptır.

O halde kesin olarak şunu kabul etmemiz gerek. HER MÜSLÜMAN KUR’AN’A UYMAK ZORUNDADIR.

Şimdi denilecek ki, peki ya hadisler.. Onlara uymak zorunda değil miyiz? Evet, eğer bir hadis Kur’an’a uymuyorsa, o zaten hadis değildi. Peygamber öyle bir şey söylemez zaten. Hadis diye bize bildirilen şeyi Kur’an’a arzedeceğiz, eğer uyuyorsa o tamam, yok uymuyorsa, ona uymak gerekmez.

Ama dinden para kazananlar, yüzyıllardır uydurulmuş hadislere uyarak, Allah’ın söylemediği bir çok şeyi dine sokmuşlardır. Müslüman doğruyu arayıp bulmak zorundadır. (Cin 14) Dünya da ve ahiretde de mutlu olmamızın bütün yolları Kur’an’da, yine Kur’an’ın dili ile, bizlere bildirilmiştir.

Allah’a gerçek anlamda inanan insanlar asla yalan söylemezler. Yalanın büyük bir günah olduğunu  bu insanlar bilirler. (Saf suresi 2-3)  Eğer bir insan Allah’ın ayetlerine inanmıyorsa, O’nun Elçisi adına yalan söylemekten çekinmezler.

Yalanı, yalnızca Allah’ın âyetlerine inanmayan kimseler uydurur. Ve işte onlar, yalancıların ta kendileridir. Nahl 105

Bu gün, günümüzde Peygamberimiz adına uydurulmuş hadislerden başka tarikat şeyhlerinin, cemaat önderleri denilen adamların sözlerine uyan, inanan  milyonlar vardır. Bu uydurmalara bir k aç örnek mi istiyorsunuz? İşte örnekler:

Falanca din gününün sahibidir…

Kabirde meleklere ben falanca tarikatınım dersen azaptan kurtulursun.

Şeyhi olmayanın şeyhi şeytan olmuştur.

0 yaşındaki kızlarla evlenilebilir.

Badeleme dine uygundur.

Kurtuluş savaşını  askerler değil, bilmem hangi duayı okuyan şeyhler kazandırdı.

Ne yazık ki, bu ve buna benzer yüzlerce zırvalara inanan insanlar vardır. Peygamber Kur’an’a uyarım diyor,  görün ki, insanların bundan habeii bile yoktur.

Bu gün bir çok insan, hem bilmiyor, hem de  ne yazık ki, bilmediğini de  bilmiyor. Öyle uydurulmuş şeyleri dinleyip hayatlarına uygulamak kolay  geliyor. Oysa Müslümana görev vermiştir. Ne diyor Allah:

Bilmiyorsanız, bilenlere sorunuz. Nahl 44, Enbiya 7

Sormazsın, araştırmazsın, ne nasıl bilmezsin, belli bir yaşa gelmişsin bir ayet  tercümesinden haberim yok, ama yeri ve zamanı gelince  iyi bir dindar, iyi bir Müslüman olduğunu etrafa bildirmek için her şeyi yaparsın

Peygamberin şu sözünü kulağınıza küpe yapınız: “Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. Ve ben sadece bana vahyedilene uyarım.”Ahkaf 9

Peygamber,  “Ben sadece Kur’an’a uyarım.” Diyorsa, ki diyor, sen de Peygamberim yolundan git, Kur’an’a uy.

Kur’an’a uymanın tek yolu, Kur’an’ı oku, O’nu anla, sonra hayatına uygula, sonra da anlat.

DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ?  Enbiya 10

Allah soruyor: Kim düşünür? Bakara 269

Bu soruya cevabı yine O veriyor: Ancak  akıl sahibi olanlar düşünür. Bakara 269

Saygılarımla….

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

ŞEYHLER VE HEZEYANLARI

Müslüman aleminin elinde Allah tarafından gönderilmiş, hatasız bir kitap var: KUR’AN..

Genel olarak bu kitabın amacı hatasız insan yetiştirmektir.

Hatasız insan nasıl olur?

Olması gereken her şeyi olması gerektiği gibi yapar.

Kur’an çalmayın diyor, olması gereken bu, ama  Müslüman çalıyor.

Kur’an, haram yemeyin diyor, ama Müslüman haram yiyor.

Kur’an, iğrenç ve kötü bir yol diye zinaya yaklaşmayın diyor, yaklaşmak bir yana zina olayları almış başını gitmiş.

Allah,  Kur’an’da bana şirk koşmayın diyor, Müslüman şirk koşuyor, acı olan da şirk koştuğunun farkında bile değil.

Kur’an çalışın diyor, Müslüman oturuyor.

Kur’an,  kamu malını, devletin malını talan etmeyin diyor, Müslüman bunu duymamış bile, yağma almış başını gitmiş.

Kur’an çevreyi temiz tutun diyor, Müslüman buna aldırmıyor.

Kur’an, güzel ahlak sahibi olun, yalan söylemeyin, kimseye haksızlık etmeyin diyor, Müslüman sanki Kur’an bunları yapın demiş gibi  acımasızca yapıyor.

Örnekler çok.

Ama düşünmek gerek niye böyle bu?

Kur’an düşünün diyor, aklınızı kullanın  diyor,  yoksa başınıza bela gelir diyor, düşünen yok, aklı  kullanmak yok, ilim sahibi olma düşüncesi yok Müslüman’ın.

Zaman zaman duyarsınız, dünya devletleri ahlak zenginliği bakımından sıralanmış, Türkiye 196 devlet arasında 103. Olmuş.

Rüşvette en ön sıralarda Türkiye var.

Cinsel saldırılarda, çocuk tecavüzlerinde en önde ülkelerden biri biziz.

Putculuk bitti ama, şeyhlere kul olmada en önlerdeyiz.

Biz hatasız kitabın Müslümani mıyız? Yoksa biz neyiz?

Diyanetin araştırmasına göre yüz kişiden 92’sinin sadece Kur’an’ın adını bilen bir milletiz.

Namaz kılanların tamamına yakını ne dediğini bilmiyor.

İlginçtir, namaz kıldıranlardan da namazda ne okuduğunu bilmeyen on binlerin olduğunu geçenlerde araştırmasını yapan bir prof. Açıklıyordu.

Son zamanlarda bazı sakallı sarıklı adamlar türedi ülkemizde. Bu adamlar akıl almaz şeyler söylüyorlar ve bu söyledikleri hezeyanları insanlara din diye anlatıyorlar.

Bu adamların hepsi Allah diye diye insanları kandırıyorlar.

Ve bu adamların hepsi Peygamberimiz Hz Muhammed adına yalan uyduruyorlar.

Ve bu adamların hepsi indirilen dini değil,kendi uydurdukları dine inanıyorlar.

Ve bu adamların hepsi Atatürk düşmanı, demokrasi düşmanı.

Ve bu adamların kimi şeyh, kimi mehdi, kimi peygamber..

Ve bu adamların hepsi din satıp para kazanıyorlar.

Neden yapıyorlar bunu?

İşte cevabı..

Türkleri savaşarak, asker ve silah kullanarak asla yenemezsiniz. Türklerin sade din adamlarını ele geçirip onları kullananlar, onların devletini yıkarlar. Winston Churchill

Sosyal medyayı bu amaçla uzun zamandır takip ediyorum. Bu adamların hezeyanlarını size tek tek sıralayacağım.

İşte o saçmalıklardan bazıları:

Namaza başlayacağı zaman Peygamberimiz cima (cinsel ilişki) yapmaya  evine gitmiş! Diyor bir sapık.

İskender Evrenseloğlu, bir gurup müridi önünde mehdi olduğunu ilan etti, onlar da kabul ettiler..

Şeyhin 21 karısı varmış. Bunlar yetmemiş, kendi kızlarının tamamına tecavüz etmiş, müridleri arasında kardeş evliliği yaptırıyormuş. Neden deyince, Hz. Adem ile Hava’dan örnek aldım demiş.

Kertenkele öldürene 100 sevap verilirmiş…

Bir partili kadın, biz sorgusuz sualsiz cennete gireceğiz, diyor.

Nazım Kıbrısi: Maliki Yevmiddin, yani din gününün sahibiymiş.

Buhari ve Müslim, hakem olmadıkca, Allah’a yemin olsun ki Müslüman olamazsınız. Kuran’da diyor ki:” Allah’tan başka hakem mi arayayım, Kitabı size ayrıntılı olarak indiren O’dur.” Enam 114

Kabirden çıkan bir adamı yakalasalar, Ceza vermek isteseler, bu adam ,  ben Nakşibendi tarikatının Halidi kolundanım dese, bırakırlar, azaptan kurtulur.

Cübbeli Ahmet, Halidi kolundanım derseniz azap melekleri bırakır diyordu ya, bu da Menzilcilerin azap meleklerinden kurtulma yöntemi: Gavsla çorba içtim diyeceksiniz.

Tefsirsiz meal okumayın, bu sizi dinden çıkarır. Cübbeli..

İnce belli bardakla çay içmeyin, bu şehvet uyandırır.

Peygamberimize çok salavat getiriniz. Peygamberimiz demiş ki, bana çok salavat getiriniz, her salavatınıza cennete size bir huri verilir.

Adam tehlike içinde iken Allah’a yalvarmış, Tehlike geçmemiş, o zaman yetiş ya gavs demiş, gavs hazretleri gelmiş, tehlikeyi durdurmuş.

9 yaşındaki kızla evlenebilirsiniz.

Yanmayan kefenle gömülenlere kabirda azap yapılmaz.

Santraç oynayanlar lanetlenmişlerdir.

Bir Şeyh, kendisinin cennete gideceğini, hocasının gördüğü rüyaya göre ilan etti.

‘Hz. Muhammed’in terlikleri’ denilen terlikleri satışa çıkardı; ‘Giyen rüyasında görüyor’.

Cübbeli Ahmet, kabır azabından koruyan kefen bezini satışa sundu.

“Cübbeli Ahmet Hocaefendi Mevlid Gecesi dağıtılmak üzere hazırlattığı Sâc-ı Șerif (Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in saç-ı şerifinin yıkandığı su) sularının paketleme işlemine bizzat katılarak Mevlîd okudu” 

Tenasül uzvunun (cinsel organın) zayıflığının giderilmesi için El-Adiyat suresi okunup uzva üflenir.

Bakara suresinin 260. ayeti kerimesinin bir kısmı suya okunur. Sudan biraz alınıp tenasül uzvuna (cinseloargana) serpilir. Ve suyun kalanı içilir.

Allah’ın Kayyum ismi zikredilerek uzva (cinsel organa) üflenir…

“Mars’ta su var mı? Et var mı? Bulut var mı? Manyak manyak işler… Ben sana söyleyeyim, sen oraya çıkamadan dünya kopacakMasrafa değmez. Ver bana 100 bin dolar her şeyi söyleyeyim. Ne cahil adamsın. Kur-an’da var, hadiste var. Bakmıyorlar ki… Cübbeli..

Bir pislik de elini öpen cennete girecek diyerek ağlıyordu.

Beş adet nazar muskası

Beş adet cin muskası

Beş adet aile içi muhabbet muskası

49 lira artı kargo

Kur’an müslümanı diye bir sapıklık çıktı.

Kuran’ın hadislere ihtiyacı var, hadislerin Kur’an’a ihtiyacı yoktur. F.Gülen

Menzil tarikatının şeyhi kendisi evde yokken hizmetçisinin canını alan Azrail’i havada yakalayıp dövüyor ve hizmetçisinin canını geri alıyor. Azrail konuyu Allah’a anlatınca Allah da diyor ki “O’nun hatırı çok, ben karışamam.

Anadolu’yu Atatürk ve askerleri değil, bir şeyhin tefriciye okuması kurtarmış.

Peygamberimiz her gece Mahmut Ustaosmanoğlu’nu ziyaret ediyormuş..

Hatay müftüsü demiş ki,  9-15 yaşındaki kızlar evlendirilmeli..

Cübbeli’nin anlattığına göre Yahya İbni Bilmemne Hazretleri “mana aleminde” öldüğünü, Allah’ın huzuruna çıktığını görmüş. Orada Allah ona fırça kaymış, bizim Yahya Efendi de Allah’a “İyi de, sen şöyle şöyle dememiş miydin?” deyip (haşa)  kafa tutmuş, Allah da onu affetmiş.

Şeyh Şerafettin buyurmuş ki, “Peygamberimiz zuhur edip Kur’an dünyayı şereflendirmeden önce ben Kur’an’ı Levhi Mahfuz’daki aslından okudum!”

Rivayetperest hoca Cevat Akşit’in aktardığı (uydurma) bir rivayete göre peygamberimiz kadınların da sünnet olması gerektiğini söylemiş!

Mehmet Ekşi Güneş gazetesi yazarı, Ömer ÖzkayaYönet

Yandaşlar “Dış güçler yağmur yağdırıyor.” Demiş.

Ne zaman demiş.. Ankara yağmurda sele teslim olunca.

Menzil Gurubu: bize hizmet edenlerin isimlerini Peygambere veriyoruz, vermeye devam edeceğiz.

Cübbeli, izmir’i Yunan işgalinden Atatürk kurtarmadı, şeyhler salatı tefriciye okuyarak kurtardı.

Ey beyinsiz adam, söyle onlara da dolar da iki liraya düşsün…

İskender Evrenseloğlu, Peygamber arkamda namaz kılardı diyor, Allah’la konuştuğunu ilan ediyor, kendini peygamber olarak ilan ediyor.

Cübbeli’nin şakşakçısının anlattığına göre, Mahmut Efendi Allah’ı görmüş ve Cübbeli’nin durumunu sormuş, Allah da ona “Onu bana bırakın, onun işlerini ben hususi yönetiyorum” demiş! Rüya falan da değilmiş, yaşanmış bir olaymış!

Mehdi Aksu isimli bir Şii imamı diyor ki; “Adem’den ta bugüne kadar hangi peygamberin ve velinin bir sıkıntısı olmuş, bir bela ile karşılaşmış ise onu Ali kurtarmıştır.

Fehmi İlkay Çeçen & Vedat Yılmaz: Said Nursi’nin “Bana yazdırıldı” dediği Risalelerdeki 18. Lema’da yazdığına göre, Hz. Ali’ye Cebrail aracılığıyla gökten sahife indirilmiş, bu sahifenin içinde İsm-i Azam varmış ve bunun sayesinde geçmiş ve gelecek tüm gaybi bilgiler ona verilmiş

Sahih-i Buhari’de sahih hadis: Kertenkeleyi bir vuruştu öldürene yüz, iki vuruşta öldürene 50 sevap verilir.

Bu saçmalıklardan yığınla var. Eminim sizler de bunları duyuyor, okuyorsunuz.

Bu adamlar, bu din tüccarları din diye bunları insanlara  inadına anlatırlarken,  bunlara karşı çıkıp açıklama yapması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyat Fakülteleri,  ne yapıyorlar? Bana kalırsa hiçbir şey.. Başlarını kuma sokmuşlar, hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar.

Bunlar dışında bazı Kur’an ehli din görevlilerimiz  bunlara cevap veriyorlar, ama ne yazık ki, yetersiz kalıyorlar. Bu adamlar yalanları gerçek gibi anlatırken, gerçekler de yok olup gidiyorlar.

Bu safsatalara inananlar da çok. Hatta bunların söylediklerini hayatlarına uyguluyorlar, doğru bu diyorlar, böylece Kur’an’dan uzaklaşıyorlar.

Aklını  kiraya verenlere karşı devlet acilen tedbir almalıdır. Ahlaksızlık, yalan dolan almış başını işte bunlar yüzünden akıl almaz bir hızla artıp gidiyor.

Bu gün, bu yazıyı yazarken gördüm, bir çok insan Şeyh’in ayağına yüz sürmek için köpek gibi havlayarak, yerleri öperek, yere kapanmış bir şekilde yaklaşıyorlardı. Akıl yok, düşünce yok, iman yok, yok.. yok.. Haydi o insanlar köpekleşmişler, onu  öyle kabul eden Şeyh’in de aklı yok, imanı yok.

Türkiye, şeyhler, cemaatlar, tarikatlar zengini ülke olmuştur. Bunlardan her birinin müridleri arı gibi çalışıyor, kendileri gibi akılsızları onların tuzağına çekiyorlar. Böylece  şeyhler de, bunlara bağlı müridler de  inanılmaz artıyor.

Bunların giyimleri farklı, sokaklarda bu insanları görürsünüz, hemen de acaip giyinmelerinden onları tanırsınız. Gurur ve kibirden yanlarına yaklaşılmaz görünürler.

Bu dindar görünen din düşmanları ile  topluca mücadele edilmelidir.

Kendilerini bu kadar şeyhe bağlamış ve akıllarını kiraya vermiş kimselerin devleti yıkmak için neler yapabileceklerini düşünmek bile istemiyorum.  Bu şeyhler çalışmazlar ama  zengin hayatı yaşarlar. Çokları da sapıtmışlardır.

Bizi yönetenler, Diyanet İşleri, Bunlarla mücadele etmek için geç kaldınız. Bunlar yerden ot biter gibi bittiler, dal budak sardılar. Yarın sizleri de yıkacak şekilde büyümeden, devleti ele geçirecek kadar güçlenmeden  önlerine geçiniz.

Allah diyor ki, insanın ne kadar gücü varsa o kadar sorumludur. Sizlerin bunları önleyecek gücünüz var, eğer önlemiyorsanız bütün bunlardan sizler sorumlusunuz.

Her insan gücü oranında sorumludur ya, eğer siz de bunları biliyorsunuz da ,yanınızda uydurmaları ballandıra ballandıra anlatanlar varsa, siz de müdahale etmiyorsanız,  sorumlusunuz.

Kur’an’ın şu ayetini her Müslüman kulağına küpe yapmalıdır.

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Zariyat 56

Bu adamlara dur artık yeter, diyecek bir kahraman, bir akıllı, bir güç yok mu?

Bu adamlara dur demenin en kestirme ve kalıcı yolu, yeni neslimize, çocuklarımıza ve gençlerimize doğru dini bilgileri vermek, uyuyan değil düşünen, sorgulayan bir nesil yetiştirmekten geçiyor.

Haydi uyuma artık, ayağa kalk, karanlık değil ışık ol. Dinci değil dindar ol..

Haydi, herkes görev başına.. Her birimizin yapacağı şeyler var..

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

DÜNYA HAYATI İLE ALDATMAK

Dünya hayatını seviyor musunuz?

Duyuyorum,  evet diyorsunuz.

Neden seviyorsunuz dünya hayatını?

Çünki dünya, yani yeryüzü, güneşi ile, denizi, ağaçları,çiçekleri,kuşları, yiyecekleri yazı ve kışı ile harika, kadını erkeği ile,sevgisi saygısı ile güzel bir yerdir.

Gezecek yeri çok.

Yiyecek  eti, sütü, meyvesi çok.

Bu güzellikler içinde insan ölmek istemez, sürekli yaşamak ister.

Ama bir gün gelecek yaşayan “Her canlı ölümü tadacaktır.” Ali İmran 185

Ölüm gelmeden insan, Allah tarafından yaratılan nimetlerden yararlanır, iyi ve kötü işler yapar, sonunda Allah’ın huzuruna gider.

İnsan din gününü, hesap gününü düşündüğü gibi dünya hayatını da düşünmesi gerekir. Birini bırakıp ötekine ağırlık vermez. Zaten dünya, ahretin tarlasıdır. Tarlaya ne ekersen onu biçersin.

Bir zamanlar dünya da dünyada var olan hiçbir şey yoktu. Allah önce dünyayı ve içindekileri yarattı. Ne için yarattığını da bize bildirdi.

O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı . Bakara 29

Dünya insanın yaşayabileceği bir hale getirildi. Güneşi, yıldızları, ay’ı, denizi, dağları, ağaçları , çiçekleri, yerde sürünen hayvanları ve ayakları üzerinde koşan hayvanları ile  dünya yaşayacağımız hale getirildi.

Yarattığı bütün bu şeyleri ne olduğunu, neye yaradığını da kitabı Kur’an’da anlattı.

Rahmat, Kur’an’ı öğretti. Rahman Suresi ayet ½

Dünya yaratıldı, yer yüzü döşendi,  yani  artık insanın yaşayacağı ev hazır hale getirildi, sıra içinde yaşayacak insanı yaratmaya gelmişti.

İnsanı  yarattı. Rahman 3

Yaratılan bu insanın öğrenmesi bilmesi gereken bir şey daha vardı. o da isimlerin hepsini öğretmekti.(Bknz. Bakara 31)

İnsan bunu da öğrendi, sonra artık onu açıklaması, ondan yararlanması gerekiyordu, onu da yaptığını şöyle açıkladı.

Ona açıklama yapmayı öğretti. Rahman 4

Böylece insan için dünya hayatı başlamış oldu.

İnsan dünyaya gelmeden önce Allah insanın özüne, DNA’larına soruyor.

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Araf 172

Sen bizim Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz.” Diyor insan.  Araf 172

Böyle bir şeye neden gerek duyuluyor? Açıklama yine Kur’an’dan:

“Benim bundan haberim yoktu, demeyesiniz diye.” Araf 172

İnsan dünyaya geldiğinde o, Allah’ı tanıyacak  bilgi ile geliyor.

Allah, ayrıca iyiyi ve kötüyü tanıyıp sorumsuz ve sorumlu davranma yeteneğini de insanın özüne yerleştiriyor. Şems 7-8

Nefis, daima kötülüğü emreder. Yusuf 53

İnsanın içinde ve dışında  onu etkileyen bir de şeytan vardır. Şeytan insana düşmandır. Allah, Şeytana uymayın diyor. (Bakara 168)  Neden şeytana uymamamız gerektiğini de şöyle açıklıyor:

Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Bakara 168

O, size yalnızca kötülüğü, aşırılığı; çirkinliği-hayâsızlığı ve Allah üzerine bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. Bakara 169

Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, insanın içinde, özünde  insana kötülüğü emreden nefsi, bir de Şeytanı var.

Şeytan, gerçeğe ve akla aykırı hareket eden insanın içindeki ve dışındaki kötü düşüncelerdir. İnsan oğluna boyun eğip teslim  olmayı kabul eden  doğadaki güçler, İblis,yani şeytan teslim olmamış ve Allah’ın huzurundan kovulmuştur. (Bakınız Bakara 34)

Bunun üzerine Şeytan, insanoğlunun mutlu olarak yaşadığı yerden çıkarılması için kandırdı. Allah da:

“Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir yararlanma vardır” dedik. Bakara 36

Anasından doğan insan nefsi ve şeytan ile birbirine düşman olarak dünya hayatında yaşamaya başlıyorlar.

Şems suresinin 7 ve 8. Ayetlerinden anlıyoruz ki, nefis ve şeytan kötülüğü yanında iyinin ne olduğunu bilecek, kötülükten korunacak şekilde kendine özellikler verilmiştir. İnsanın iyilik yapma gücü, kötülük yapma gücünden daha kuvvetlidir.

İşte insanın doğumdan ölümüne kadar yaşayacağı dünya hayatı Allah tarafından verilen bu temel özellikleri ile başlıyor.

Allah, insanı yarattı, onun nasıl yaşayacağını biliyor. Ve yine biliyor ki,  bazı güçlerin insanı aldatacaklarını da biliyor. Eğer bir aldatan varsa, bir de aldanan vardır. Aldatılmayın diye insanı uyarıyor.

Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Lokman 33, Fatır 5

Allah, dünya hayatı sizi aldatmasın dediğine göre dünyada bazı şeyler insanları aldatacaklardır.

Neler insanları aldatabilir?

Ya da insanlar niye aldatılabilir?

Veya insanlar niye başkaları tarafından aldatılabilir?

Mademki dünya hayatı aldatıyor, o halde dünya hayatı denilince ne anlamamız gerekiyor, bunu bir düşünmek gerek.

Para, mal, mülk dünya malıdır.

Otorite, güç, dünya malıdır.

Şiddetli arzu ve istekler dünya malıdır.

Müslmanım diyen bir insan, sabah kalkıyor, harika bir kahvaltı yapıyor, sonra traş oluyor, veya süsleniyor, en güzel elbiselerini giyiyor, öğrenci ise okula, bir işi varsa çalışmaya, ya da sokaklara gidiyor. Sigarasını içiyor, onunla bununla konuşuyor, anlatıyor, anlatılıyor, gülüyor, güldürüyor, akşam eve dönüyor, yiyor içiyor, televizyon izliyor, uykusu gelince de yatıyor.

Bir gün böyle geçiyor…

Ertesi gün de böyle.. Daha sonraki gün de böyle.. ve sonraki günler de..

Dünya hayatını yaşıyor, biri yardım isterse, edenler var tabii, yardım etmiyor, iş yapıyorsa tam hakkını vererek yapmıyor, sigara içiyorsa izmaritini sokağa atıyor, atmayanlar da var elbette, yalan söylüyor, para alıyor vermiyor, sabahtan akşama kadar oyun ve eğlence yerlerinde vakit geçiriyor.

Dünya hayatı ne kadar güzel değil mi?

Komşusu aç iken bu Müslüman onu görmüyor, duymuyor, kolay bir işi yapmak için rüşvet veriyor, rüşvet alıyor. Yalan tanıklık yapıyor, ondan lafı alıyor, ötekine taşıyor, yetim varsa itiyor, fakirlere dönüp bakmıyor, süslü pahalı elbiseler giyinip hava atıyor.

Ayrıca dünya hayatı Kur’an’a göre şudur:

Bilin ki iğreti dünya yaşamı, ancak bir oyun, tutkulu bir oyalama, bir süs, kendi aranızda bir övünüş, mal ve çocuklar konusunda bir çoğaltma yarışıdır. Hadid 20

Dünya hayatı insana süslü gösterilmiştir.

Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala buna aklınız ermeyecek mi? Kasas 60

Hayatı devam ettirmek için dünyada insanlara çok nimelter verilmiştir. Ama asıl Allah katında verilenler hem hayırlı, hem de daha kalıcıdır. Bu düşünülerek hareket edildiğinde dünya hayatına adlanılmamış olacaktır.

Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.  Kehf 28

İnsan, kendini yaratanını unutmamalıdır. Kalb sürekli Allah’ı anmalıdır. Allah’ı anmak demek, sürekli bir şekilde ona Allah Allah demek değildir. Kur’an ayetlerine göre hayatını yaşamaktır Allah’ı anmak.

Nefsani arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır. Ali İmran 14

Bu ayete göre dünya hayatında olanlar sayılmış asıl varılacak güzel yerin Allah katında olduğu belirtilmiştir.

Bu yarıştan kurtulmak için yapılması gereken de Kur’an’a göre şudur:

Allah’ın sana verdiğinden ahret yurdunu  ve dünyadaki nasibini  unutma. Kasas 77

Bu ayetten anlaşılıyor ki, dünya hayatının  süsüne, büyüsüne kapılıp ahret yurdunu unutmamalıdır bir Müslüman. Yani dünya hayatı ile ahret hayatını dengeli götürmelidir. O zaman dünya hayatına dalıp ahret hayatını unutmaz, böylece bir çok günahtan da kendini kurtarır.

Bu insanlar için Allah ne diyor biliyor musunuz?

İşte Allah’ın dediği:

Dünya hayatı sizi aldattı. Casiye 35

Eğer dünya hayatı sizi aldatıyorsa, size düşen görev, ona aldanmamaktır.

Aldanmamak için ne yapmalı insan? Şimdi şu ayete bakalım:

Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.Naziat 37,38,39

Ahreti unutup dünya hayatının gecici çıkarlarını tercih ederseniz,  ölünce varacağımız yerin cehennem olduğunu unutmamız gerekiyor.

O zaman şöyle yaşamayı prensip etmeliyiz:

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah´a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah´ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır! Bakara 177

İçimizdeki kötü istekler ve çevremizdeki kötülük emreden kişiler ve kurumlardan uzak durmak dünya hayatına aldanmamaktır. Şeytanın görevi Müslümanı sürekli olarak aldatmak için ümit verip hayaller kurdurur, boş işlerle uğraştırmak için çalışır durur.
Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur, hurafeye/anlamını bilmeden okumaya iter. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez. Nisa 120

Dünya hayatının görünen yüzüne bakar, onu yaşarsanız, ama ahret yurdunu düşünmezseniz kısa olan dünya hayatını yaşarsanız, sonsuz olan ahret hayatını da kaybedersiniz.

Onlar dünya hayatının, görünen yüzünü  bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen gafildirler. Rum 7

Dünya hayatını yaşamak ve ahreti hiç düşünmemek, dünya hayatının sizi aldattığının en güzel delilidir. Kur’an’da dünya hayatı ile ilgili Allah’ın emirlerini görüyorsunuz da, ahretle ilgili olan ayetleri görmüyor musunuz? İşte böyleleri için Allah bakınız ne diyor:

Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir. Bakara 85

Dünya hayatı sizi aldatmasın, işte o:

Bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hala düşünmüyor musunuz? Enam 32

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Not: Bu yazıyı sosyal medyada yayınlamak serbest bırakılmıştır.

 

Paylaşın:

İSLAMDA YÖNETİM: Ş U R A

Arıları bilirsiniz..

Çiçek çiçek dolaşıp balözü toplarlar.

Sonra bunu küçük küçük gözeneklere koyarlar.

Burada yığılır, petekler  dolar, insanlar bunu  alırlar, yerler.

Buna bal denir, tadı güzel, rengi güzel, besin değeri güzel… Hiçbir sorunu yok..

Arıların ürettikleri bala ŞURA denir.

Bal, arının çok çalışması sonucu elde edilir. Bir arının eseri değildir bal, binlerce arının müşterek çalışmasının sonucudur.

 Ortada bir toplumsal sorun varsa,  imanlı, akıllı, bilgili, ehliyet sahibi, adaletli insanların bir araya gelerek soruna en güzel, bal tadında çözüm bulmalarının adı şuradır.

Aile içinde meydana gelen sorun, babanın veya dedenin başkanlığında toplanan aile bireylerinin  ortaklaşa aldıkları kararla en güzel şekilde çözülür. Örneğin çocuğun sütten kesilmesi ile ilgili olarak ana ve babanın birbirlerine danışarak karar verilmesini Kur’an istemektedir.

Eğer ana ve baba birbirleriyle istişâre edip, kendi rızalarıyla çocuğu sütten ayırmak isterlerse kendilerine bir vebal yoktur. Bakara 233

Çocuğun sütten kesilmesi ile ilgili bir sorunun bile şura, yani danışma ile yapılması düşünüldüğünde, bunun dışındaki sorunların haydi haydi dayanışma ile yapılması gerektiği anlaşılır.

Bir okulda doğan sorunlar için okul müdürünün başkanlığında  toplanan bilgili, akıllı, adalet sahibi öğretmen ve hatta öğrenciler tarafından alınan kararla en güzel çözüme ulaşır.

Bu belediyelerde de böyledir, Valiliklerde böyledir. Şirketlerde de böyledir.

Ve bu ülke yönetiminde de böyle olmak zorundadır.

Ehliyet sahibi, akıllı, bilgili, adaletli, şerefli insanların bir araya gelerek devleti yönetmeleri bu insanların bir araya işi en güzel, en iyi, en doğru şekilde  bir sorunun, bir proplemin çözülmesi  ancak şura ile alınan kararlarla yapılabilir.

Kuran bu konuda bakınız ne diyor:

Onların işleri, aralarında şura iledir. Şura 38

Şuraya katılanlar,  bir sorunun en güzel çözümünü ortaklaşa bulup çözüm yolunu göstermelidirler.

Şurayı meydana getiren insanlar:

Özgür olmalı

Adil olmalı

Bilgili olmalı

Helal kazanıp helal yemeli

Yüksek ahlak sahibi olmalı

Akıl sağlığı yerinde olmalı

Belli bir yaşta olmalı

Bir tarikatın, cemaatin, mezhebin ve partinin  mensubu olmamalı.

Bu özellikleri taşıyan insanlardan  oluşan şura, önlerin gelen sorunlarla ilgili asla yanlış karar almazlar, alacakları kararlar yararlı, faydalı, doğru,  iyi ve güzel olur. Sonuç olarak şura kararlarının alındığı yönetimler insanı ve toplumu mutlu ederler.

Bilinmelidir ki, Kur’an’ın açık hükümleri dışında kalan konularda yapılmalıdır. Allah diyor ki, “Yalan söylemeyiniz, bu Allah katında büyük günahtır.” Saf 2 burada açık ve kesin hüküm vardır. Yalan söylemek günahtır,  hiç bir şura yönetiminde, büyük olsun, küçük olsun, asla yalan söylemek  caizdir kararı çıkmaz,çıkamaz.

Şura dışında tek kişilerin kararları, ya da bir iki kişinin kararı nere yönetiliyorsa orayı proplemli hale getirmeye, güzel işler yapılmasına engel  olur.

Şura hem devlet işinde, hem de yapılacak diğer işlerde uygulanmasını Allah, yarattığı kullarından istemektedir.

Yapılacak işler hakkında onlara danış. Ali İmran 159

Şura ile veya danışma ile yapılan işler, en güzel şekilde sonuçlanırlar.

Yapılacak işlerde birilerinin çıkarı söz konusu olamaz.

Birileri para kazansın diye değil,  toplum kazansın diye işler yapılır.

Şura ile ve danışarak yapılan işlerde, olması gereken ne ise öyle olur.

Kendileri belli özellikleri taşıyarak seçildikleri için,  çıkaracakları kanunlardan kimse zarar görmez, herkes yararlanır.

Bir makama biri insan atanacak olduğu zaman şura, o kişinin o makama ehil olup olmadığına bakar. Senin adamın, benim adamım, parti, tarikat, cemaat adamı olamaz.

Şurayı oluşturanlar, kendileri adalet ilkelerine göre seçildikleri için, kendilerinin atayacakları kimseler de adalet sahibi kimseler olacaktır. Allah, “Adil olun!” diye emirler verirken, şura kararlarında ve danışma ile yapılacak işlerde adalet dışın çıkılıp  insanlara zulüm yapılmasına izin vermez.

Şüphesiz Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Şüphesiz Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, en iyi işiten, en iyi görendir. Nisa 58

İnsanları en iyi tanıyan, onu yaratan Allah’tır. Allah, tanıdığı insanlara şura ile, danışma ile iş yapın diyorsa  buna kesin olarak uyulmalıdır.  O,  yani Allah, ne diyorsa doğru olan odur. Ülke yönetimlerini dikta ile, teokrasi ile, sultanlıkla, padişahlıkla değil, şura ile danışma meclisleri ile yapın diyorsa böyle yapılmalıdır.

Ne yazık ki, dünyada şura ile yönetilen bir ülke yoktur. Müslüman ülkelerin hemen hemen hepsi adaletle değil zulümle yönetilmektedir.

Ey iman etmiş kimseler! Allah’a itaat edin, Elçi’ye ve sizden olan emir sahiplerine/ anayöneticiye itaat edin. Sonra, eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve âhiret gününe inanan kimseler iseniz, onu Allah ve Elçi’ye havale edin. Bu, daha iyidir ve en uygun çözümü bulmak bakımından daha güzeldir. Nisa 59

Yapacağı işleri yalnız ve sadece Allah için yapanların bir araya gelerek, birbirleri ile danışarak kararlar alıp uygulamaları sonucunda yaşadıkları ülkenin ve o ülkede yaşayan insanların aleyhine tek karar çıkmaz.

Burada anlaşılan şura üyelerinin seçimi çok önemlidir. Her ülkenin meclisi vardır, bu onların şuraları yönetim merkezleridir. Ama o meclislerden çok kötü kararlar, kanunlar çıkabilmektedir. Neden ? Çünki  şurayı meydana getiren insanların partizanlık yapmalarındandır. Ne olursa olsun bizim adamımız olsun diye düşünmelerindendir.

Şura denilen meclislerde öyle insanlar vardır ki, bunlardan birini örnek göstermek gerekirse, Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan o kimse, “Bizim partiye vereceğiniz oy, sizlerin ahrette cennete gitmede berat belgeniz olacaktır.”  diyebilecek kadar şura üyeliğinden uzaklaşmıştır.

Önemli olan şudur ki, şura olmak önemli değil, şuraya  “Emanetleri ehline veririz.”  Nisa 58 Ayeti gereceğince  ehil olan, yani o işi bilenlere verilmesi gerekmektedir.

Ama görünmektedir ki, bu ülke yönetiminde emanet ehil ellerde değildir.

Saygılarımla….

Necmi AKGÜL

 

Not: Yazının tamamını veya bir kısmını alıp yayınlamak serbest bırakılmıştır.

Paylaşın:

RİBA SÖMÜRÜ DÜZENİ

 

Riba, sömürü düzenin öteki adıdır.

Riba, kelime olarak artma, çoğalma, şişme demektir.

İki kişiden biri, ötekinden altı ay sonra ödemek için 100 kilo buğday istiyor. Buğdayı veren diyor ki, vereyim ama, altı ay sonra 120 kilo buğdayını alırım. Anlaşıyorlar. İşte bu antlaşmada ödenecek olan 20 kilo buğday ribadır, yani karşılıksız  fazlalıktır.

Oğlumu evlendiriyorum diye on çeyrek altın istiyorsun arkadaşından, bir yıl sonra öderim diyorsun, o da senden bir yıl sonra 11 çeyrek altın istiyor. İşte bu bir çeyrek altın karşılıksız fazlalıktır ve bu ribadır.

Emek ve gayret sarfetmeden, çalışıp çabalamadan ve risk girmeden elde edilen her türlü karşılıksız fazlalık,  ribadır.

İnsan için çalışıp kazandığından başkası yoktur. Necm 39

Başka bir ifade ile Riba, karşılıksız elde edilen maldır, paradır.

Rüşvetle elde edilen para böyledir.

İhaleye fesat karıştırarak elde edilen mal ve para böyledir.

Ölçüyü ve tartıyı alırken kendi lehine, satarken sattığının aleyhine kullanıp para kazanmak böyledir.

Kendisine emanet edilen bir malı, görevi, parayı  hile ile kendi parasına katmak böyledir.

Ama bunların toplumda yeri yok, konuşulmaz. Sanki Kuran böyle şeyler söylememiş gibi.

Bankaya verdiğin yüz liradan bir yılda aldığın beş lirayı faiz diye bağıranlar, öbür taraftan çalışmadan kazananlar sütten çıkmış ak kaşık gibi olduklarını ilan ederler.

Ribayı sadece banka faizi olarak sınırlayanlar, öbür yandan deveyi amudu ile götürmektedirler. Aynı kanunla kurulmuş, aynı iş ve işlemleri yapan iki bankadan biri kendine verilen paraya enflasyon oranında artış sağlarken, öteki kar payı adı altında insanları kandırmaya devam etmektedirler. Nedense, bu kar payı dağıtanlar enflasyon üstü bir fazlalık da dağıtmazlar.

Bu bankalara siz gidip kredi aldığınızda size şu kadar faiz diye de sizden faiz alırlar. Dinimizi kullanarak sizleri kandırmaya çalışanlar olacaktır, ama sizin de bunlara kanmamak gibi bir göreviniz vardır.

Riba, çalışmadan, riske girmeden elde edilen mal  elde etmektir.

Allah bunu şiddetle yasaklamıştır, haram kılmıştır, büyük günah saymıştır.

Karşılıksız elde edilen tek kuruş, bir başkasının hakkıdır. Bu başkası dediğimiz, bir insan da olabilir, bütün insanlar da. Her kuruş yerli yerinde harcansa, o ülkenin insanları aç ve açık kalmaz. Bazı cingözler mallarını sınırsız artırma yoluna giderken, öbür yanda aç ve açıkta insanlar kalacaktır. Toplumun dengesi bozulacak, ölçü kaçacaktır.

Ölçü bozulunca toplumun  temelleri çatırdamaya başlar. O toplumda huzur ve güven kalmaz. Onun için yapılması gereken şey, nerde bir haksız kazanç varsa, onun karşısına önce devlet çıkmalı, sonra da insanlar.

Riba, ahlaksızca insanların ve milletin parasını çalmaktır.

Riba, devletten ve insanlardan gizlenerek, hak etmeden zenginleşmektir.

Riba, sadece kendini düşünmek, başka insanların haklarına saygı göstermemektir.

Haksız yere elde edilen her türlü mal, para ve makam vicdan ve merhametten uzak olmaktır.

Etrafınızda birden zengin olan insanlara bakınız, gurur ve kibirden başka bir şey görmezsiniz. O halde riba, insanı insan olmaktan çıkarıp aklını kullanmamak ve hayvanlaşmaktır.

Riba,  haram yemektir, günah işlemektir.

Riba, sadece haram, yani çalışmadan para kazanmak değil, hayatında haram olan şeylerden faydalanmaktır.

Riba, insanlara karşı sevgiyi , saygıyı ve onların haklarını görmemek, güzeli çirkin, iyiyi kötü, haklıyı haksız yapmaktır.

Riba yiyenler, kendilerince mallarını artmış, çoğalmış  ve mutlu olmuş gibi görürler. Durum hiç böyle değildir, onlar aldanış içindedirler. İçin için acı çekmektedirler.

Allah, işte bu ve başka nedenlerle ribayı yasaklamıştır.

O ribayı yiyenler, şeytanın bir dokunuşla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar.

Niye kalkamazlar, sebep çok çarpıcıdır.

 Bu böyledir, çünkü onlar, “Alış-veriş de riba gibidir.” demişlerdir.

Ribayı yiyenler bu  bir alışveriştir diyorlar. On liraya aldığı malı 25 liraya satıyor, buna insanları soymak, haksız kazanç elde etmek demiyor, alış veriş yapıyorum diyor. Bakınız Allah ne diyor:

Oysaki Allah, alış-verişi helal, ribayı haram kılmıştır.

Kendisine Rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi kendisine, işi Allah’a kalmıştır. Yeniden ribaya dönene gelince, böyleleri ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır orada.Bakara 275

Kumar da alışveriştir o zaman. Biri kazanıyor öteki kaybediyor.

Ama kumar da Allah tarafından yasaklanmıştır. Onlara şeytan işi pisliktir diyor. (Bkz. Maide 90)

Mal artışında durum farklıdır.

100 gram altın verdiğinizde yüz bir gram alırsanız bu bir gramdır Ribadır. Neden, çünkü dünya piyasalarında altın kendini korur.

Öteki mallar da öyledir. Ama para, yani kağıt para elimizde altın gibi durmadığı için değer kaybı yaşanır.

Her şeyin en iyisini ve doğrusunu Allah bilir.

Genel olarak insanlar ribayı şöyle düşünürler:

Benim malım artsın.

Başkalarının malının veya durumlarının ne olduğu beni ilgilendirmez.

Bu düşünce temelinden yanlıştır.

İnsanların dedikleri  dediği değil Allah’ın dediği doğrudur.

İnsanların malları içinde artsın diye riba olarak verdiğiniz, Allah katında artmaz. Allah’ın yüzünü isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte onu verenler kat kat artıranların ta kendileridir. Rum 39

Artan sadaka ve zekattır. O da ancak Allah rızası için veriliyorsa artar, yoksa gösteriş olarak zekat verdi, sadaka verdi ne iyi insan desinler diye verilirse o da artmaz zaten.

inanan insanların davranışları ancak ve yalnız Allah rızası için olmalıdır.

Riba, çalışmadan, emek ve gayret göstermeden kazanılan paranın insana yararı olmayacağı, aksine bunun kötü bir şey olduğunu Allah bize açık olarak bildirmektedir ki, kullarım bundan kaçınsınlar, istediklerini çalışarak elde etmenin öğüdünü vermektedir.

Allah, ribadan beklenen artışı mahveder, sadakalar karşılığında artışlar getirir. Allah, nankörlüğe batmış günahkârların hiçbirini sevmez. Bakara 276

Allah’ın mahvedeceği bir şeyin insan gücü ile düzeltilmesi mümkün değildir.

Bu ayete dikkatle bakıldığında alınacak mesaj açıktır.

Helal kazanın, haksız kazancı bırakın.

Bu kazandığınız maldan, paradan bir miktarını fakirlere sadaka olarak verin.

Haksız kazanç yani riba ile elde edilen para ve malda artma olmayacağını, çalışarak kazanılan maldan  verilen sadakada artma olacğını Allah kanuna bağlamıştır. Allah söz vermiştir. Allah’ın vaadi gerçeğin  ta kendisidir.

Allah, haksız kazanç elde edecek olanları günaha batmış kimseler olarak kabul etmektedir. Ve böyle insanları da sevmediğini açıkta bildirmektedir.

Allah’ın emirleri, öğütleri, bizim nefsimizin arzu ve isteklerinden daima öncelikli tutulmalı, önde olmalıdır.

Çünkü yaratan O.

Çünkü Dünyayı bizim için gördüğümüz şekli ile düzene koyan O.

Çünkü bu dünyada yaşarken yapıp ettiklerimizden öldükten sonra hesaba çekecek olan O.

Bir de haksız kazançla toplumun malını çalanların bunu öyle insaf ölçüleri içinde veya bir defa çalmadıkları, bunu tekrar edecekleri, insanların iliklerini sömürecekleri, bir lira çalacakken, imkanı varsa bunu iki kat, beş kat, on kat çalacakları, insanın böyle doyumsuz arzu ve istekleri olduğunu da belirmiştir  ki, öteki insanlar dikkatli olsunlar.

Ey iman sahipleri! Ribayı öyle kat kat katlayarak yemeyin. Allah’tan korkun ki kurtuluşa erebilesiniz. Ali İmran 130

Kat kat çalanlar Allah’dan ahret gününde hesap vermeyecekler olanlardır, Allah’tan korkmayanlardır.

Anlaşılmaktadır ki, ribayı, yani çalışmadan kazanmanın recetesi, ilacı Allah bana bir gün bunun hesabını soracak düşüncesi ve imanıdır. Bu yoksa şeytana uyan insan her şeyi yapacaktır.

Kuran’a göre  riba, ya da çalışmadan para kazanıp mal mülk elde etmek, insanların mallarını haksız yollarla  yemektir.

Allah bu insanları küfre batmış, dinin dışına çıkmış, inkar etmiş olarak kabul ediyor ve onları uyarmak için açıkca diyor ki:

Ve ribayı almaları yüzünden -oysaki ondan yasaklanmışlardı- ve haksız yollarla insanların mallarını yemeleri yüzünden onların küfre sapanlarına korkunç bir azap hazırladık. Nisa 161

Bu ayeti iyi anlamak zamanı şimdi. Üzerinde düşünmek zamanı. İnsanların mallarını  haksız yere yemek, hakkı inkar etmektir. Bunun da cezası Allah’ın onlar için hazırladığı korkunç bir azaptır, acıdır, ızdıraptır, ateşte yanmaktır.

Ne yapmak lazım şimdi? Bunlardan öğüt alıp da artık yapmayacağım diyen biri olursa Allah ona da ne yapması gerektiğini bildirmektedir.

Ey iman sahipleri, Allah’tan korkun. Ve eğer inanıyorsanız ribadan geri kalanı bırakın. Bakara 278

Bu durumda inanan için yapılacak şey, ribadan, haksız kazançtan vazgeçmektir.

Başka ne yapmak lazım?

Ve Allah yolunda İNFAK yapın, ellerinizi (kendinizi)/ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve iyileştirin, güzelleştirin. Şüphesiz Allah, iyileştirenleri, güzelleştirenleri sever. Bakara 195

Ayeti bir defa daha düşüne düşüne okur musunuz? Teşekkür ederim.

Allah’ın iman eden kullarından israrla istediği, çalışın, kazanın, başkalarının malını haksız yollarla yemeyin, ticaret edin, adaleti yanlış yollara saptırmak için hakimlere bu kazandıklarınızdan rüşvet vermeyin.

Aranızda mallarınızı da batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını, bilerek ve günah ile yemek için, hâkimlere aktarmayın. Bakara 188

Ey iman etmiş kişiler! Mallarınızı kendi aranızda yaptığınız ticaret şekli hariç olmak üzere, aranızda haksız yolla yemeyin, kendilerinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, size çok merhametlidir.Nisa 29

Toplumdaki düzensizlik, rüşvet, ahlaksızlık, yolsuzluk, haksız kazanmak, çalışmadan oturduğun yerden köşeyi dönmek falan var ya, bunların hepsi Kuran’dan uzak durmaktan, Allah’ı bilip de O’na iman etmemekten kaynaklanmaktadır.

Onun için aklını kullanan ve iman eden kimselerin, Kuran’ı insanlara okutmak ve düşünmelerini sağlamaktır.

Devlet te bunun için elinden geleni yapmalıdır.

Ne yazık ki, Kuran hayatın dışında tutulmuştur. Tozlu raflardan masanın üzerine inmelidir artık, açılıp okunmalıdır, okunma da Allah’ın istediği gibi olmalıdır, yüzünden anlamadan değil,anlayarak, düşüne düşüne okunmalıdır.

O zaman insanlar düzelir, birbirlerine sevgi ve saygı ile yaklaşırlar, birbirlerinin iyiliği için çalışırlar, güven ve huzur gelir.

Ortalıkta suç olarak kabul edilen çok şey ortadan kalkıp gider.

Riba yok olur.

Çalışmadan kazanmak tarihe  karışır.

Yolsuzluk, rüşvet, ahlaksılzık silinip gider.

Paralar, mallar belli ellerde toplanmaz, nimetler topluma eşit dağılır.

Fazla malı olan fakiri korur, sadaka ve vergi verir.

Dünya cennete döner.

Unutmayın, Allah’a isyan etmiş şeytan var. İnsanların felakete gitmesi için çalışmaktadır.

Bu şeytanlar, hem cinlerdendir hem insanlardır.

Kötüler azaldıkca, iyiler, iman sahibi kimseler çoğalacaktır. İnsan ve cin şeytanları o zaman iyiler arasında barınamayacaktır.

Riba  yasaktır, haramdır, haksız kazançtır, günahtır. Allah, sizleri ve inananları riba ve haksız kazançtan korusun.

Allah hepimize helal ve çalıştığımız kadar nasip etsin.

Saygılarımla..

Necmi AKGÜL

 

 

 

 

 

2 THOUGHTS ON “RİBA YİYOR MUSUNUZ”

  1. Ben tam okumadım kafamdakisoruyu soracam ben dükkan çalıştırıyorum ondan aldığım kar ribamidir yani toptancidan 50 kuruşa aldığımı 60 kuruşa satmak

    • Sayın Nuran Türkmen,

      selamlar..

      sizin yaptığınız ticarettir. Allah ticaretten elde edilen geliri helal kabul eder. Siz haksız kazanç yapmıyorsunuz.

      Ticarette kar meşrudur.

      Selamlarımla…

      Necmi Akgül

Paylaşın:

SABRIN SONU

Siz sabırlı biri misiniz?

Biri sizin hakkınızı yiyorsa,

Biri size iftira etmişse,

Biri sizi iki şahitle hapsa attırdıysa,

Yapmadığınız bir şeyi size yaptı diye suçladıysa,

Bu ve benzeri  durumlarla karşı karşıya kaldığınızda ne yaparsınız?

Bu durumların kendi kendine düzelmesi için  bekler misiniz?

Yoksa karşı çıkar düzelmesi için direnir misiniz?

Size acı veren şeyler için hiçbir şey yapmadan miskin miskin oturup beklemek sabretmek değildir.

Sabır, olaylar karşısında sessiz kalıp durmak değil, direnmektir.

Sabır, insanın elinden olmadan başına gelen, kendini üzen, onurunu ayaklar altına alanlara karşı koymak, direnmek, kendini ezdirmemektir.

Sabır, kötü olan şeylere karşı koymak, hakkı savunmaktır.

Ama bu gün anlaşılmaktadır ki, sabır, acıya katlama, sıkıntılara karşı soğukkanlı olmak olarak kabul edilmektedir.

Yani sabır asıl  anlamından saptırılmış,  insanları başka insanlara karşı esir etme, pasifize etme şeklinde kullanılır olmuştur.

Sabır etmek, yani zulum ve haksızlığa direnmek, Kur’an’ın önemli kavramlarından biridir. Kur’an’da 80 civarında ayette yer almaktadır.

Neden sabırlı olmalıyız? Bunun en birinci nedeni bir Müslüman için şu ayettir:

Allah, sabredenleri sever. Ali İmran 146

Allah’ın sevgisini kazanmak bir mümin için en büyük ödüldür. Bu ödüle kavuşmanın yolu da sabırlı olmak, yani olumsuz şeyler karşısında direnmek, onlara karşı göğüs germektir.

Nice peygamberler de vardı ki kendileriyle beraber birçok Allah erleri savaştılar; Allah yolunda kendilerine isabet eden şeylerden gevşemediler, zaafa düşmediler ve boyun eğmediler. Ve Allah, sabredenleri sever. Ali İmran 146

Allah’ın Elcisinin başına bir çok şeyler gelmiştir. O,  onunla beraber olanlar savaşta gevşeklik göstermediler, kenara çekilip oturmadılar, boyun eğip teslim olmadılar diyor ayet. Peki bu durumda ne yapmışlar Allah Elçisi ve yanındakiler, sebat göstermişler, direnmişler, dik durmuşlardır. İşte bunun sabır olduğunu ayet ne güzel açıklıyor.

Sabır, miskin miskin oturup beklemek değil, başımıza gelenlerden kurtulmak, ya da en az zararla çıkmak için yapılması gereken ne varsa onları yapmaktır.

İnsanın içinde  bulunan şeyler vardır.

Korku bunlardan biridir.

Acı çekmek bir diğeridir.

Arzular ve istekler  bir başkasıdır.

Bunlar ve bunlara benzer ne varsa bunların  hiçbir şey yapmadan geçip gitmesini beklemek uzun zaman alabilir, sizi yıpratabilir, strese sokabilir, mutsuz edebilir. Böyle durumlarda içimizde olan ve bize acı veren ne varsa onlara karşı ne yapabileceğimizi tesbit edip yok edilmesini sağlamak, yani direnmek, sabırdır.

Bir de bizim dışımızda olan ve bizi rahatsız eden şeyler vardır.

Hastalık, parasızlık, işsizlik, yaralanmak, arkadaş ihaneti, toplumsal baskılar, trafik kazası ve başkaları…

Her insanın başına bunlardan biri veya bir kaçı gelebilir. Bunlar da insana sıkıntı verir, acı verir, mutsuz eder, o zaman bunlara karşı direnmeli, bunlardan gelen sonuçları iyi ve güzele çevirmek için emek harcamalı, çaba gösterilmelidir.

Birileri sizin hakkınızı yedi,  mallarınızı elinizden aldı, size zulüm etti, siz  eğer bu ve benzeri şeylere karşı  boyun eğerseniz, o zaman size bunu yapanlara cesaret  vermiş,  onların yaptıklarına ortak olmuş olursunuz. Bu insanlar başkalarına da bunu yaparlar.

Ben her şeye katlanırım demek sabır  göstermek değil, aptallık etmektir. Hakkınızı kim yiyorsa, size kim  yanlış yapıyorsa onlara karşı direnmelisiniz, gögüs germelisiniz.

Sabır hareketsiz kalıp sonucu beklemek değil, hareket halinde olup sorunları çözmektir.

Her şeyde olduğu gibi sabretmenin, yani haksızlığa direnmenin de kuralları vardır. Bunlardan biri akıldır, aklı kullanmaktır.

Öteki de Allah’ın Kitabı Kur’an’a uymak, onun emirlerini yerine getirmektir.

Yunus suresi 100. Ayetinde Allah diyor ki: Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağar.

Ayette geçen pislik sonradan insana bulaşmış olan  şeydir. Yani başka bir ifade ile insanı mutsuz eden her şeydir. Acıdır, ızdıraptır, hastalıktır, zulum görmektir. V. S.

Gerek içimizden, geren dışımızdan bize zarar veren şeylere  karşı yapacağımız şey düşünmeden o şey ney ise üzerine atlamak değil, düşünmek, bilgileri toplamak ve düzeltilmesi için harekete geçmektir.

Yapacağımız direnişin Kur’an’a uygun olmasına dikkat etmeliyiz. Sınırı aşmamalı, ben sorunlarımı düzeltiyorum, direniyorum derken başka insanlara zarar vermeyecek şekilde davranılmalıdır.

Unutmayınız ki, siz kendinizi mutlu etmek için uğraşırken, başkalarını mutsuz etmeye hakkınız yoktur.

İnsanların başına bazı rezillikler, sıkıntılar, çözümü zor sorunlar gelebilir. Bunlar geldiği zaman  “Ne yapayım, kaderim böyle imiş!” deyip bir kenara çekilmek sabır değil, uyuşukluk ve tembelliktir. 

Müslüman uyuşuk ve tembel olamaz. Başına gelen olumsuzlukların nedenlerini araştırır, bulur, onu yok eder. İşte bu sabırdır.

Bizim üstesinden gelebileceğim sorunlar olabildiği kadar, üstesinden gelemeyeceğimiz şeyler de vardır. Sel felaketi, yangın, savaş, deprem gibi şeylerden doğan sıkıntılar olabilir. Bunlar o zaman insana acı ve ızdırap verir.

Böyle durumlara Allah’a isyan etmeden bu olayların meydana getirdiği sıkıntıların yok edilmesi için elinden gelen emek ve çaba ile ayakta kalabilmesi sabırdır. Birilerinin bu felaketlerden sonra ortaya çıkıp onların düzeltilmesini beklemek, sabır değil ahmaklıktır. Belki sizi de birileri ortaya çıkan durumu düzeltmek için bekliyordur.

Sabır, başımıza gelen zorluklara karşı katlanmak, ses çıkarmamak değil, aklın ve dinin gösterdiği yolda o zorluğa karşı mücadele etmektir.

Sabır uyuşuk uyuşuk oturmak değil, zorlukları yok etmek için harekete geçmektir. Onun içindir ki: Allah, haksızlığa ve zulme direnenlerle beraberdir. (Enfal 66)

Haksızlığa karşı direnenle, iyi ve yararlı işler yapanlara bağışlanma ve büyük sevap vardır. Hud 11

İslam dini kara kara düşünmek, tembel tembel oturmak dini değil, hareket etmek, haksızlığa ve zulme karşı direnmek, üretmek ve bozuk olan şeyleri düzeltmek dinidir.

Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır. Asr Suresi

Zulum ve eziyet karşısında sadece direnmek, bizim anladığımız manada sabırlı olmak  yetmez,  sabırlı olmayı başkalarına tavsiye etmeliyiz.  Allah bunu ziyandan ve zarardan kurtuluş olarak bildirmektedir.

Unutmayınız, sabır boyun eğmek değil, mücadele etmektir.

Sabırlı olmanızı dilerim.

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

KUR’AN’I NASIL OKUMALIYIZ…

Adam diyor ki.

Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmişini okumayın.

Neden?  diye soruyorsun.

Anlamazsın,  onu ancak alim olanlar anlarlar.

Peki Arapça’sını mı okuyacağız o zaman? Allah  Kur’an’ı oku diyor.

Evet diyor, Arapçasını okuyacaksın elbette.

Onu da anlamıyoruz diyorsun. O  zaman diyor ki:

Kur’an Arapça inmiştir,  öyle okuyacaksın.

Böyle diyenleri dinleyenler de düşünüyorlar ki, nede olsa anlamayacağım,

Ne Türkçe mealini okurum, ne de Arapça  olanı.

Okumamışız. Anlamamışız,

Diyanet İleri başkanlığı Kur’an’ı yüzde kaç kişi okuyor diye bir araştırma yapmış.  Çıkan sonuç şu:Yüz kişiden 92’i sadece Kur’an’ın adını biliyor, ancak  8 kişi de okumuş.

Yani Kur’an’ın Türkçe mealini okumayın diyenler kazanmışlardır.

Şimdi Kur’an’ın Türkçe Mealini okursak anlamaz mıyız, anlar mıyız, görelim.

Size aşağıda bir kaç ayetin Türkçe mealini yazıyorum.

Bu ayetleri her birini okudukça anlayıp anlamadığınızı kendinize sorunuz.  Anladığınız ayetleri bir kağıda çarpılar koyarak işaretleyin. Anlamadığınız ayetleri de aynı kağıda eksi koyarak işaretleyin. Sonunda bakın bakalım, Kur’an’ı anlayacak mısınız, anlamayacak mısınız? Kararı siz verin.

İşte o ayetler:

 De ki: O Allah, birdir. İhlas 1

Oku, yani öğren, öğret.Alak 1

Kur’an’ı okumakla emrolundum. Neml 92

Kur’an’dan sorguya çekileceksiniz. Zuhruf 44

Siz  Kur’an’ı düşünmüyor musunuz? Nisa 82

Bilmiyorsanız, bilenlere sorunuz. Nahl 43

Sözleşmeleri yerine getirin. Maide 1

Sözü güzel, yumuşak söyleyin. İsra 28

Yapmayacağınız şeyi söylemeyin.  Saf 2

Yalnız sana kulluk ederim. Fatiha 5

Yalnız senden yardım dilerim. Fatiha 5

Zinaya yaklaşmayın. O kötü ve iğrenç bir iştir. İsra 32

Ana ve babanıza offf bile demeyin. İsra 23

Sözü etkili söyleyin. Nisa 63

Sizin için  çalışıp kazandığınızdan başkası yoktur. Necm 39

Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Hucurat 12

Dedikodu yapmayın. Hucurat 12

Sözü doğru söyleyin. Nisa 9

Verdiğiniz sözü tutun. İsra 34

Yalan söylemeyin isra 53

Dua edin, duanıza karşılık vereyim. Mümin 60

Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranın, Bakara 83

 Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yapın. Enam 152

O gün size verilen nimetlerden sorulacaksınız. Tekasür 8

Bilenle bilmeyen bir olur mu? Düşünmüyor musunuz? Zümer 9

İman edip güzel ve makbul işler yapanların elbette günahlarını örteceğiz ve onların yaptıkları çalışmaları en güzel şekilde mükâfatlandıracağız. Ankebud 7

Zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın. Hud 113

Şimdi karar verin, bu ayetleri anladınız mı, anlamadınız mı? Eminim çoğunuz hepsini anladınız.

Aslında Kur’an ayetlerini anlamak yeterli değil, anladığın bu ayetleri hayatına uyguluyor musun? Uygulamıyorsan anlamışsın ne olur, anlamamışsan ne olur?

Allah, hak etmeden bir şey, yani haram yemeyin diyor bir çok yerde, bunu düşünmüyor da yediklerinin haram mı helal mı olduğuna bakmıyorsan, böyle bir ayeti anlamışsın, anlamamışsın ne olur?

Kur’an, okunmak, öğrenilmek, anlaşılmak  ve hayata uygulamak, bir de  Kur’an’dan öğrendiklerini  başkalarına öğretmek için indirilmiş Allah kelamıdır.

Kur’an’ın kendisi açık, anlaşılır  olduğunu kendisi söylüyor. Sonra Allah, insanların anlamayacağı şeyi niçin insanlara indirsin de, bunları okuyun, üzerinde düşünün desin ki..

Kur’an, insanı düşünmeye davet eder, aklı kullanmayı ister. “Aklı kullanmayanın üzerine acı, ızdırap, mutsuzluk,  sıkıntını yağacağını” da açıkca belirdir .(Yunus 100)

Kur’an’ı okumadan bir Müslüman Allah’ı, O’nun Elçisi Hz. Muhammed’i, iyiyi, güzeli doğruyu,çirkini, helali haramı ve daha bir çok şeyi anlayamaz, bilemez, bu nedenle de hayatına uygulayamaz.

Bilmelisiniz ki, günahın ne olduğunu bilmeden günah işlemekten kurtulamazsanız. Günah’ın ne olduğunu da ancak Allah’ın kitabından öğrenebilirsiniz.

AlLah diyor ki; Hala düşünmüyor musunuz? Yunus 3, Nahl 17

Ve yine Allah diyor ki; Aklınızı kullanmıyor musunuz? Hud 51

Düşünmüyor musunuz? Enbiya 10

Saygılarımla..

 

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

DİN YAŞAMA ŞEKLİDİR

 

Dinsiz hayat olmaz.

Eğitimsiz de hayat olmaz.

Onun içindir ki, yeryüzündeki her millet, eğitime önem vermiş okullar açmıştır.

Allah da son dinini gönderirken eğitime ne büyük önem verdiğini anlatmak için, OKU! Alak 1 emri ile başlamış, hemen sonra okumanın eğitim için yeterli olmadığını bildirmek için kalemden bahsetmiştir.

O ki, kalemle öğretti. Alak 4

Ve Allah, Kuran’da düşünün, aklınızı kullanın diye de bize öğüt vermektedir.

Kuran, insanlığın ve Müslümanların elinde 1400 yılı aşkın bir süredir var. Sadece ilk inen bu iki ayetin dediklerini yerine getirseydik, Müslümanlar olarak her keşif, her icat, her yenilik bizim olurdu ve bunların arkasından mutlu olmamız, kimseye el avuç açmamamız gerekirdi.

Böyle olmadığına göre, dinimize uzanan eller, gerici akımlar , yobazlar ve İslamiyet dışı unsurlar, bizi ne etmiş etmişler okutmamışlar, aklımızı kullandırmamışlar, yerimizde saymaya devam ettirmişler.

Hala da var güçleri ile böyle olmamız için ellerinden geleni yapıyorlar. Ne acıdır, bize yaptıklarını öylesine yutturmuşlar ki, bizler de kalkıp bundan kurtulacağımız yerde, bununla öğünür olmuşuz.

Din, kuralları Allah tarafından konmuş yaşama şeklidir. Allah’ın dini Allah’a imanla başlar ve O’nun yarattıkları imanla devam eder.

O, her şeyi yaratmıştır. O’nun bilgisi dışında hiç bir şey yoktur.

Karıncanın gözünü de o yaratmıştır, gökyüzündeki galaksileri de.

Yeryüzünde ve gökyüzünde O’nun yarattıkları, yaratılanlara emredilen kanunlarla görevlerini yerine getirmektedir.

Bu kanunları yaratan ve onları işleten Allah’tır. Bize düşünün derken, her şeyi inceleyin, öğrenin ve bu kanunların mükemmelliği karşısında Allah’a şükür edin, daha çok çalışın ki size kat kat vereyim diyor.

Kuran bu ayetlerle doludur.

Şimdi günümüzde eğitimin verildiği okullara bakın. Bizim övündüğümüz, herkesin tınmadan kullandığı şu akıl almazlığa bakın.

Şu dersler din içi.

Şu dersler de din dışı.

Şunlar da gereksiz olanlar..

Eğitim, temelde, din içi, din dışı diye ikiye ayrılıyor. Bunu ben söylemiyorum, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarında, müfredat programlarında, hatta öğretmenlerin ders dağıtım çizelgelerinde bunu açık açık görebilirsiniz.

Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersi var okullarda. Bu dini eğitim.

Türkçe, Matematik, fizik, kimya dersleri de var. Bunlar din dışı eğitim.

Resim, müzik, beden eğitimi olmasa da olur, saçma bir eğitim.

Bunu toplum da Devlet de böyle biliyor, anlıyor.

Üçe bölünmüş eğitim, bu dini eğitim, bu din dışı eğitim diye.

Şimdi bakalım öyle mi?

Allah’ı, Kuran’ı, ahireti, namazı, oruç tutmayı, zekat vermeyi öğrenirsen bu dini eğitim oluyor.

Bir fizik kanununu öğretirsen, bir matematik formülünü, yazım kurallarını, dünyanın dönüşünü veya Osmanlı imparatorluğunu anlatırsan, bunu adı din dışı eğitim.

Görünüşte ne güzel ama. Bunların dinle alakası yok gibi. Ama olaya böyle bakarsan ,öyle, yok gibi, Ama bir de şöyle düşünelim:

Rüzgar sıcak hava ile soğuk havanın yer değiştirmesinden meydana gelir. Bunu çocuklara öğretirsin, örneklendirirsin. Görünüşle dinle ilgisi yok gibi. Sıcak hava ile soğuk hava yer değiştirince burada, her yerde aynı sonucu veren bir kanun devreye giriyor. Bu kanunu insanlar bulmuşlar. Bundan faydalanıyorlar. Serinlemek ve yağmur bu hava değişimi ile oluyor, Sular vadilerden, derelerden bu kanunla akıyor, kar olup sular dağların tepelerinde depolanıyor, eriyor, yer yüzüne iniyor, pınarlardan içiyoruz.

Bu kanunları yaratan kim? Allah. Peki bu kanunlar öğretildikten sonra bizi ve alemleri yaratan Allah, faydalanmamız için bu kanunları yarattı dese öğretmen okullarda, ne olur? Böylece okullarda kanunlar öğretildikçe Allah’a iman işlense, belleklere yerleşse ne olur?

Elbette çok iyi olur.

Ama imandan yoksun gönüller, bunun önüne geçmek için, eğitimi dini ve din dışı diye ikiye bölüvermişler.

Bölmekle kalmamışlar, dini dedikleri o eğitimin de okullardan çıkarılmasını istemeye başlamışlar.

Eğitimde din içi, din dışı olmaz.İnsan iç dünyası  ve dış dünyası ile bir bütündür.bunlardan birini öne çıkarır, öteki geri plana itersen, insanı ikiye bölmüş olursun ki, bunun hiçbir yararı olmaz.

Eğitim, eğitimdir. Her şey bir bütünlük içinde, birbirini tamamlayıcı olarak gelişip devam etmelidir.

Eğer bunu yaparsanız, Allah’a imanı ve öldükten sonra dirilip hesap vermeyi insanlara inandırmazsanız, bu ayırımını yaptığınız din içi ve dış dışı eğitimle örneklerini gördüğünüz insanlar yetişir.

Adam Bakan, sorsan imanı da var, ama yolsuzluğun içinde. Kendi de yolsuzluk yapıyor, teşkilatı da.

Adam partili, güya imanlı, her türlü dalavere onda, çalıp çırpıyor.

Adam fakire yardım için teşkilat kurmuş, milletten topladığını milletin fakirine dağıtacağı yerde, şirketlerine, kesesine, kasasına aktarıyor, yatlar, katlar alıyor.

Adam bankacı, kendi bankasını soyuyor.

Adım memur, sorsan camiden çıkmaz, resmen rüşvet istiyor

Adam koyu Müslüman, işini gördürmek için rüşvet veriyor o da.

İşte sizin dini eğitim, din dışı eğitim diye okuttuğunuz, üniversiteler bitirttiğiniz insanların marifetleri. Bunları sizler de biliyorsunuz.

Allah diyor ki; Hala düşünmüyor musunuz? Yunus 3, Nahl 17

Ve yine Allah diyor ki; Aklınızı kullanmıyor musunuzHud 51

Ey iman edenler, iyi güzel,doğru ve yararlı işler yapmanız ne kadar dinle ilgiliyse,  dünyanın dönmesi de o kadar dinle ilgilidir, çünkü dünyaya, dön emrini Allah vermiştir.

Biri dini ise öteki de dinidir.

Allah, her şeyin başlangıcıdır. Kainat ve insan yok olacak, O, baki kalacaktır.

Dua etmek ne kadar dini ise, televizyon yapmak da o kadar dinidir.

Bunları din içi din dışı diye ayıramazsınız. Bunların yapılmasını sağlayan kanunları Allah koymuştur.

Yardımlaşma ne kadar dini ise, okul açmak da o kadar dinidir.

Cami ne kadar dinle ilgili ise, yol, köprü yapmak da o kadar dinidir,

Çünkiü din, kuralları Allah tarafından konmuş, yaşam biçimidir.

Dinidir dediğimiz din, şekle ve hurafelere, mezhep, tarikat görüşlerine boğdurulmuş din değil. Allah’ın saf, temiz hanif dinidir, yani Kuran’daki dindir. Peygamberimizin bizzat yaşadığı dindir.

Her doğa kanunu kendiliğinden olmaz. Mutlaka bu kanunları yapan biri var ki, o da Allah’dır. İnsanlarımızı eğitirken ve kanunları öğretirken bu kanunların gerisinde onları yapıp yaratan Allah olduğu düşüncesini eğitilenlere vererek imanı güçlü insanlar yetiştirmektir.

Ama bir de şu var, madalyanın arka tarafı.

Nice dindarım deyip de Allah’ın kitabından habersiz insanlar var.

Yaptıkları her şey bu dine zarar veriyor. Ahlaksız davranışlar bunlarda da var. Soyma, çalıp çırpma bunlarda da var. Her yaptıkları olumsuz davranış “Din bu mu ya?dedirtirse ve dini şekil olarak anlar, özünden haberi olmazsa, bunların dine, Allah’ın Kitabına verdikleri zararın haddi hesabı olmaz.

Bu memlekette elli yıl namaz kılan, her namazında Fatiha suresini okuyan, ve O’nun 4. ayetindeki ” yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz,” ayetini okuduğu halde gidip türbelere el açıp ondan bir şeyler isteyen insanlar var.

Yalnız senden yardım dileriz diyen ayet var iken, şeyhlere tapan, cemaatlerin, siyasilerin, tarikatların emrinde olan, onlardan yardım isteyen çok insan var.

Ülkemizde diyanet işlerinin araştırmasına göre her yüz kişiden ancak 8’i Kur’an’ okumuş, ötekiler de ancak adını bilmekte kalmışlardır.

Cehalet, yobazlık diz boyu. Okumayan, düşünmeyen, aklını kullanmayan milyonlarımız var.

Elli yaşına gelmiş bir insan, her yıl bir ayet öğrense ve hayatına uygulasa, elli yılın sonunda elli Kur’an ayetini öğrenmiş olurdu. Ama kendinizden başlayarak çevrenizdeki insanlara sorun, kaçı hayatına uyguladığı birkaç ayeti biliyor!

Ve ne yazık ki, bu milleti uyandırmak zorunda olanların kendileri uyuyorlar.

Hayat bir bütündür. Eğitim hayatın bu bütünlüğünü sağlamak için gereklidir. Eğitimimizi kullanarak, bizi Yaratan’ımızdan uzak tutmalarına izin vermemeliyiz.

Allah’ın ipine, Kuran’a yapışmalı, O’dan ayrılmamalıyız.

HALA DÜŞÜNMÜYOR MUSUNUZ?

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

İBADET

Allah’a ibadet ediniz! Nisa 36

Kulun Allah’a ibadet etmesi Allah’ın emridir.

Herkesin ezbere bildiği Fatiha Suresinin 5. Ayeti şöyledir:

Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz. Fatiha 5

Ayete dikkatli bakalım şimdi. Yalnız sana ibadet ederim. İbadet yalnız Allah’a yapılır, sadece Allah’a.

Ve yalnız senden yardım dilerim.

Allah’tan yardım  dilemek O’na ibadet, yani kulluk etmeye bağlanmıştır.

Oysa insanlar Fatiha suresinin indiği zamanda  putlara, taşlara tapıyorlardı. Onlara ibadet ediyorlardı. Günümüzde taşlara, putlara tapanlar yok. Ama insan putlarına tapanlar var, partilere, futbol takımlarına, Cemaatlere, Şeyhlere tapanlar var. Paraya, şehvete tapanlar var. Oysa Allah yalnız bana ibadet edin diyor.

İnsanlar, insanlar için diyorlar ki, falanca namazında niyazında, ibadetinde biridir. Ondan zarar gelmez.

Ama geliyor işte. Şu Müslümanların haline bakınız. Allah’ın bize bildirdiği  gibi ibadet etsek, Müslüman alemi başka olur, dünya başka olurdu. Ama ne yazık ki, Müslüman ülkeler dünyanın en fakir, yoksul, savaş halinde, huzursuz ülkelerdir. Gerçek anlamda ibadet yapılabilse durum bambaşka olurdu.

O zaman size göre ibadet  nedir?

Namaz kılmaktır, oruç tutmaktır, hacca gitmektir, dua etmektir. Böyle mi düşünüyorsunuz? Size göre ibadet bunlar mı?

 Allah’a ibadet bu kadar mı?

Ne yazık ki, bir çok Müslüman tarafından ibadet deyince anlaşılan ve bilinen budur.

Bir çok kavram gibi ibadet de kavramının da içi boşaltılmış,  laf olsun diye söylenir olmuştur.

İbadet, Allah’a kul olmaktır.

Allah’a kul olmak, kayıtsız şartsız Allah’a teslim olmaktır.

Allah’a teslim olmak Allah’ın kitabı Kur’an’a uymaktır. Kur’an’ın yap dediklerini yapmak, yapma dedikerini yapmamak ibadetin ta kendisidir.

Salat et diyor. Şahsi ve toplum sorunlarının yok Olmasına destek ol, yardım et diyor.

Allah, ilk görev olarak oku diyor. Yani topla ve dağıt.

Sonra yaz diyor.

Sonra temiz ol diyor.

Öğrendiklerinle çevrendekileri uyar diyor.

Yoksula hakkını ver, yetimleri kolla diyor.

Helal kazan helal ye diyor.

Adil ol diyor.

İyi olan şeyleri yap, kötü olanlardan yüz çevir, uzak dur diyor.

Ölçü ve tartıyı doğru yap diyor.

Güvenilir ol, yalan söyleme, kimseyi incitme diyor.

Rüşvet alma, rüşvet verme  diyor.

Anaya babaya of bile deme diyor.

İçki, kumar ve fuhuştan uzak dur diyor.

Bunların her birini yapmak ayrı ayrı ibadettir.

Sevgi ile  yaratılan her şeye bakmak, insanları rahatsız eden şeyleri ortadan kaldırmak, ağaçları, böcekleri, çiçekleri, kuşları, hayvanları sevmek… Bunları yapmanın hepsi ibadettir.

İbadet sadece bu kadar mı?

Her olumsuz  davranıştan kaçıp, karşıtı olan olumlu davranışa yönelmek ibadettir.

Zulmeden, zalim bir insanın bundan vazgeçmesi ibadettir.

İnsan nankördür, nankörlüğü bırakması ibadettir.

İnsan cahildir, cahilliğinin farkına varıp bilgili hale gelmesi ibadettir.

İnsan acizdir, hırslıdır, huysuzdur, şehvet düşkünüdür, bencildir, tembeldir, vahşidir, anlayışsızdır, yalan söyler, cimridir. Bu özellikler insanın yaratılışında vardır. İşte bütün bunlardan vazgeçmesi, ibadettir.

Yani ibadet, kötü, zararlı ve çirkin  olanı bırakıp iyi, güzel, doğru ve yararlı  olanı yapmaktır,

İnsan şu özellikleri ile de yaratılmıştır.

Alimdir, alim olarak yaşamaya devam etmesi ibadettir.

Adildir, adaleti ayakta tutması, adil davranışlarda bulunması ibadettir.

Vefakardır, vefakar olduğunu bilip vefasızlık yoluna sapmaması ,

Güçlüdür, kendini güçsüzlüğe götürecek şeylerden uzak durması,

Cömerttir, cimri olmamak için gayret göstermesi,

İffetlidir, iffetini bırakıp namussuzluk yapmaması,

Paylaşımcıdır, elindeki imkanları başkaları ile paylaşmaması, kendine saklaması,

Barışseverdir, barışseverlikten vazgeçip toplum huzurunu bozmaması..

İşte bunların hepsi ibadettir.

Görüldüğü gibi ibadet, yani Allah’a kul olmak, O’na kayıtsız şartsız teslim olmakdır.

İbadet, Allah’ın yap dediklerini yapmaktır.

İbadet, Allah’ın yapma dediklerini de yapmamaktır.

Allah’ın yap dediklerini yapmak veya yapma dediklerini yapmamak için bunların ne olduğunu bilmek gerek. Onun için de:

Ben Kur’an’ı okumakla emrolundum. Neml 92 ayetini yerine getirmek, Kur’an’ı okumaktır.

Allah’a sığınmak, teslim olmak Kur’an ayetlerinin dediklerini yerine getirmekle olur. Kur’an’ı okumayan biri, O’nun ne dediğini bilemez.  Böyle olunca da gerektiği gibi Allah’a ibadet edemez.

Bir insanın eşinin gözlerine sevgi ile bakması, çocukların başlarının sevgi ile okşanması, çevremizdeki insanlara gülümseyerek bakılması, insanlara zarar veren bir şeyin yoldan kaldırılması, sözün içten, doğru, etkili söylenmesi ve bunlara benzer bir çok şeyin hepsi ayrı ayrı ibadettir.

Şu ayete dikkatle bakmak gerek:

Kim hayır ve iyiliklere aracı olmakla yardımcı olursa, bundan kendisine bir pay vardır. Kim de kötülüğe delil olmak ve yardım etmekle veya kötülük çığırını açmakla yardımda bulunursa, ondan kendisine bir günah payı vardır. Allah her şeye güç yetirendir. Nisa 85

İbadet ederken ayette geçen hayır ve iyiliklere aracı olanlardan diğer insanlar bu iyilik ve hayırdan fayda görürlerse, onlara da pay vardır. Kim de, bir kötülüğün yapılmasına zemin hazırlarlarsa, o kötülüğü yapan diğer insanlardan da onlara pay vardır.

İyilik yapmak ibadet, kötülükten kaçınmak da ibadettir.

İbadet, bir iki defa yapılıp sonra bırakılmamalıdır. Sürekli olmalıdır. Böyle olmasını Allah kullarından istemektedir.

“Sana yakin/kesin bilgi ya da ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” Hicr 99

Allah’a ibadet kibirlenerek ve ibadet etmekten yorulmazlar.

Göklerde ve yerde var olan herkes/her şey O’na aittir. O’nun huzurunda bulunanlar, O’na ibadet etmek hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar. Enbiya 19

Allah, en büyük ibadetin ne olduğunu da bildirmiştir.

Allah’ı anmak en büyük ibadettir. Ankebud 45

Müslüman, Allah’a ibadet etmekle emrolunmuştur. İbadet te neymiş ki deyip yalanlayanlar için Allah bakınız ne diyor:

O gün, Allah’a ibadeti yalanlayanların vay haline! Mürselat 48

Müslümanım diyen bir çok insan, puta tapar gibi arzu ve isteklerine, şeyhlere, bazı kutsal taşlara, ağaçlara, türbelere taparak, yani onların emirlerini Kur’an emirlerinden üstün tutarak Allah’a iman ediyorlar.

Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah´a iman ederler. Yusuf 106

Bir mümin göğsünü gere şöyle demelidir:

Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim. Yusuf 108

Allah’ım, yalnız sana ibadet ederim, ibadetlerimizi kabul eyle.

Saygılarımla….

Necmi  AKGÜL

Paylaşın:

ORUÇ TUTMAK

Ramazan ayı, yani oruç tutma ayı geliyor.

İyi de bu tuttuğumuz oruç acaba Allah’ın Kur’an’da bizden istediği oruç mu?

Bunu hiç düşündünüz mü?

Acaba Kur’an oruçla ilgili ne diyor?

Şimdi Kur’an’ bakalım.

Ey iman edenler! SİYAM sizden öncekilere farz  kılındı gibi size de farz kılındı. Umulur ki, korunursunuz. Bakara 183

Oruçlu olmaya Kur’an  siyam diyor. Siyam da bize farz, yani yapmakla yükümlü olduğumuz ibadettir.

Niçin siyam edecek müminler, ayetin sonunda bu da açıklanmıştır. Korunmak için, yani Kur’an adı ile takvaya ulaşmak için.

Kur’an’ın önemle üzerinde durduğu, dilimizde oruç diye bilinen siyam nedir?

Siyam, müminin kendini tutmasıdır. yani yemek ihtiyacımız olacak yemeyeceğiz, su içmek ihtiyacımız olacak içmeyeceğiz, cinsel isteğimiz olacak, yapmayacağız. yani bunlara karşı kendimizi tutacağız. işte bu oruca tutulmaktır.

Ramazan ayı,  Allah tarafından vakti belirlenen bir eğitim ayıdır.

Bu ayda Kur’an indirilmiştir. Yani ay Kur’an ayıdır. Kur’an’ın hayata uygulanması çalışmaları yapılmalıdır.

Bilinen bir gerçektir ki, başka insanları anlamanın, onların dertleri ile dertlenmenin yolu, aynı şeyleri kendisinin de yaşamasıdır.

Aç bir insanı insanlar ancak aç kalarak anlarlar. Nasıl aç kalınca kendilerini doyuracak birilerine ihtiyaçlar duyarlarsa,  başka insanların da kendisine yardım etmesini beklerler. Yani aç, açın halinden anlar hale gelir.

İnsanlar zamanın önemini çok iyi kavrarlar oruçlu olduğu günlerde. Önlerinde yemek hazırdır, yemek yeme vaktine beş on dakika vardır, ama yiyemez, zaman da geçmez. Anlar ki insan, zaman çok önemlidir.

Oruç insana sabır eğitimi verir. Sabırlı olmasını öğretir. Allah, çok yerde sabırlı olmayı kullarına öğütlemektedir. Ama oruç ayı ile bu öğüt, uygulamaya dökülerek anlatılmaktadır.

İnsan

insan kötü sözün söylenmemesi gerektiğini, dedikodu  yapmamayı,  insanları üzecek davranışlardan ve sözlerden uzak durulmaması gibi önemli insani değerleri en iyi oruçlu olduğu zaman anlar.

On bir ay tıka basa yiyen, karnını şişiren insanın hücre ve organları yorulmuştur. Bu bir ay içinde bu hücreler ve organlar da dinlenir, insan gençleşir, dinçleşir.

Alkol, sigara,  kumar ve gece hayatı gibi  kendini ve toplumu rahatsız edici ve zararlı alışkanlıkların kötü bir şeyler olduğunu ancak oruç tutunca anlar, oruç bunlardan vazgeçilmesi bilincini insana verir.

Oruç, sinirlilik, büyüklük taslama,  saldırganlık ve benzeri davranışları önler, insanı rahatlatır, dinlendirir..

Oruç ayıda Kur’an eğitimi yapılması gerektiğini  Kur’an’dan öğreniyoruz.

 Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Bakara 185

Ramazan ayı, Kur’an ayıdır aynı zamanda, çünkü, Kur’an bu aydaki  Kadir Gecesi’nde  (bkn. Kadir suresi) indirilmeye başlanmıştır.  Niçin indirilmiştir Kur’an? İnsanlara yol göstermek ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırmak için… Doğru ve yanlışın ne olduğu da Kur’an’dadır. İnsanlar  Kur’an’ı öğrenmeliler ki, doğru nedir, yanlış nedir, bilsinler.

Buradan açıkca anlaşılmaktadır ki, Ramazan ayı Kur’an ayıdır ve Kur’an’ın eğitimi de insanlara verilmelidir.

Oruçlu olanlar, okullarda, camilerde toplanacaklar, Kur’an’ı çok iyi bilenler tarafından Kur’an eğitimi yapılacaktır.

. Yani mescid ve okullara Kur’an eğitimi için gidildiğinde  Kur’an ayetleri öyle anlamadan dinlemeden okunup geçilmeyecek, ayetler düşünülecektir. Allah da zaten  Kur’an’ı düşüne düşüne okuyun! Diyor.  Müzemmil 4

Bütün bunlar toplanıp bir araya getirildiğinde bir ayı oruçlu geçirmenin asıl amacı olan takvaya ulaşılacak, yani insan Kur’an’ı çok iyi anlayarak kendini günahlardan koruyacak, Allah’ın koruması altına girecektir.

Oruçlu olmanın asıl amacı işte budur. Yoksa aç, susuz, uykusuz, kalmak değildir.

Allah, istemektedir ki, oruç ayı ile iman eden kulları her şeyi bilip öğrensinler,  hatalarını ve kusurlarını bilsinler ve ona göre davransınlar. Böyle olunca insan mutlu olacaktır, dünya cennet olacaktır, ahiret kazanılacaktır.

İnsanlara gerçek oruç anlatılmalı, kesinlikle Kur’an eğitimi oruçlunun olmazsa olmazı olmalıdır.

O zaman, Kur’an, hayatın içine alınmış olacak.

Müslümanlar Kur’an’ı yaşayacaklar, Kur’an’a göre hareket edecekler.

İnsanlar birbirlerini, çıkarları için değil,  Allah rızası için sevecekler.

Topluma huzur, barış, mutluluk gelecek.

Çalma, çırpma, hırsızlık, yolsuzluk, dine uymayan  kötü gelenek ve görenekler ortadan kalkacak.  Din adına, Allah adına kimseyi kandırılamayacaktır.

Dünya cennete dönecek, yaşamanın tadına ve zevkine varılacaktır.

Herkes dinini kaynağında öğrenecek, tarikatlar, cemaatlar,  şeyhlik, şıhlık ortadan kalkacak, hakkın ve adaletin olduğu bir dünyanın kurulmasına müminler örnek olacaklardır.

Yani, öz olarak söylemek gerekirse, oruç amacına ulaşacak, müminler takvaya kavuşacaklar, yani  günah işlemekten kötü iş yapmaktan korunacaklardır.

Günümüzde olduğu gibi sadece aç susuz kalmakla, eşlerden uzak  durmakla asıl amaca ulaşılamayacağı açıktır.

Günümüzde oruçlu insana yüklenen görevler ve faydalar insanları takvaya ulaştırmaktan  ne kadar uzaktır.

Kur’an sevgisini ve onun ayetlerini iliklerinde hisseden bir Müslüman  toplumu inşa edilecek, insan kendine ihanet etmeyerek mutlu olacaktır.

Oruç insana düşünmesini, insanları anlamasını öğretir. Önce kendini anlar insan. Yaratanına daha yakın olur, Allah’ın korumasına, yani takvaya ulaşır.

Sevgi ve anlayış topluma hakim olur, yaratılan her şey insana daha bir güzel görünür,  insanlar arasındaki sevgi ve bağlılık artar.

Allah, oruçlu olanlar için zorluk istemez, kolaylık ister.

Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bakara 185

Oruçlu olmaya dayanamayacak kadar düşkün ve hasta  olanlar, oruçlu olmaya gücü yetmeyenler bir fakiri doyuracaktır.

Oruçlu olmaya yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bakara 184

Oruç ayı sırasında sefer olanlar olacaktır.

Sefer kelimesi yolculuk olarak Türkçe’ye çevrilmiştir. Oysa bu kelime hareketli, çalışarak  iş yapanları da kapsamaktadır. Yolculuk eden biri hareket halindedir, fırında ateş karşısında pide yapan biri de, doktor da, öğretmen de, işci de, temizlikci de sefer halindedir. Böyle olanların, hasta olanlar gibi oruçlu olamadıkları gün sayısınca başka zamanlarda oruçlu olmalarını Allah istemektedir.

Kim o anda hasta veya sefer halinde olursa başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. Bakara 185

Bunlar Allah’ın oruçluya gösterdiği kolaylıklardır.

Oruçlu olmada bir başka husus da oruçlunun orucu ne zaman başlayacağı, ne zaman biteceğidir. Allah bu konuda  kesin hükmünü vermiştir ve bu vakti Kitabında şöyle bildirmektedir.

Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için, sonra akşama kadar orucu tamamlayın. Bakara 187

Günümüzde oruçlunun sefer olma hali ile  Kur’an, “sabah aydınlığının. gecenin aydınlığından ayırtedilinceye kadar  yeyin.” Diyor, Ama bu gün buna uyulmamakta, insanlar  fazladan saatlerce oruçlu   bırakılmaktadır.  Hatta toplum öyle şartlandırılmış ki, sabah hoca ezan okuyunca, insanlar ağızlarındaki lokmayı bile tükürmektedirler. Yani oruçlu olma ile olmama arasındaki zaman bir saniyeye ile sınırlandırılmıştır. Allah’ın müminlere sağladığı kolaylıklar zorlaştırıldıkça, zorlaştırılmıştır.

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Bakara 187

Oruçlu gecelerde kadınlara yaklaşılmasına Allah izin vermiştir. Yani cinsel ilişkiyi serbest bırakmıştır. 

Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Bakara 187

Allah’ın  emir ve yasaklarına uymayanlar takvaya ulaşamazlar, korunamazlar.  Bu emir veya yasaklara uymayanlar, başkalarına değil, kendilerine ihanet etmektedirler. Her şeyi bilen Allah bunu da elbette biliyor ve günahlarımızı bağışlıyor.

Görüldüğü gibi oruç, hem ferdi, hem toplumsal olarak her yönü ile faydalı, yararlı bir ibadettir, Unutulmamalıdır ki, Allah’ın bizim hiçbir şeyimize, elbete oruçlu olmamıza da ihtiyacı yoktur. Bunların hepsi kendimiz içindir, Allah’a (haşa) bir şey kazandırmak veya ondan bir şeyi eksiltmek için değildir. Çünkü Allah subhallahtır, tam mükemmeldir, hiçbir noksanlığı yoktur, yerler ve gökler O’nundur.

Allah’ım oruçlu olma halimizi kabul, Kur’an’a göre oruçlu olmayı da nasip eyle!

Saygılarımla….

Necmi  AKGÜL

Paylaşın:

EMANETİ EHLİNE VERİNİZ..

Hayatınız boyunca size bir şey emanet edildi mi?

Edilmiştir.

Ne yaptınız onu,  aldığınız gibi sahibine teslim ettiniz mi?

Güzel, siz aldığınız emaneti aldığınız gibi sahibine teslim ettiniz.

Peki, siz birine bir şey emanet ettiniz mi?

Etmişsinizdir.

Size bırakılan emaneti size nasıl verildi ise öylece sahibine iade ettiniz mi?

Siz bu durumda emanete ihanet etmediniz.

Emanet, bir şeyin mükemmelliği, bütünlüğü, kusursuzluğudur.

Size verilen bir şey mükemmel, kusursuz ise siz de onu öylece koruyacaksınız ve sahibine vereceksiniz.

İstenilen bu, aslolan da budur.

Peki ya vermezseniz?

O zaman size verilen emanetin mükemmelliğini, kusursuzluğunu veya bütünlüğünü bozmuş olursunuz.  İşte bunun adı da ihanet olur.

Bile bile kendi  emanetlerinize de ihanet etmeyin! Enfal 27

Biz sana Kitab’ı  hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. SAKIN HAİNLERİN SAVUNUCUSU OLMA. Nisa 105

Düşünün ki, siz bakansınız, valisiniz, genel müdürsünüz, hastane başhekimisiniz, okul müdürüsünüz,  pazarcısınız, temizlikcisiniz…

Size bu görevi devlet vermiştir. Bu görevlerin özünde oranın istenilen şekilde  yönetilmesinin kusursuz, işletilmesinin mükemmel olması için gayret gösterilmesi gerekir. Eğer siz, aldığınız bu görevi tam istenilen şekilde yapmazsanız, o zaman bütünlük bozulur, kusursuzluk kusurlu hale gelir, insanlar bundan zarar görürler. İşte bu görevler olması gerektiği yapılmazsa siz, size verilen bu emanete ihanet etmiş olursunuz.

Yani her görev bir emanettir.

Yapılması gereken her iş bir emanettir.

Yaşadığınız şu an, yaşayacağınız yarın size bir emanettir.

Eşiniz, çocuklarınız, paranız, eviniz, suyunuz … Aklınıza gelen her şey sizin için bir emanettir.

Canınız bir emanettir.

Bütün bunları nasıl olması gerekiyorsa öyle kullanmanız gerekmektedir. Yoksa emanete ihanet etmiş olursunz.

Emanete ihanet ederseniz, siz itibar kaybedersiniz, mutsuz olursunuz.

Ülkeniz zarar görür.

İnsanları. mutlu olmaları gerekirken, mutsuzlaştırırsınız.

Bütün bunlardan çıkan sonuç şudur, emaneti korumamız,ona ihanet etmememiz gerekir.

Emanete ihanet etmememiz için ne yapmamız gerekir diye düşünmelisiniz.

Allah bunu açıkça belirtmiştir.

Emaneti ehline veriniz. Nisa 58

Demek ki, emaneti korumanın  yolu onu ehline vermektir.

O zaman ehil olmak ne demektir?

Ehil olmak:

Bir işi en iyi biçimde yapacak düzeyde bilgisi olan, usta, yeterli ve yetkili olmak.

Ehil, bir yeteneğe, yetiye sahip olan kimsedir.

Bu tanımdan yola çıkarak diyebiliriz ki, bir iş, bir görev birine verilirken, verilen iş ve görev hakkında o kişinin eğitimli olması, usta olması, yeterli, yetkili olması ön planda tutulmalıdır.

Emaneti ehline veriniz ayeti, halk arasında şu şekilde formüle edilmiştir. Herkes bildiği işi yapsın! Herkes bildiği işi yaparsa emanet ehline verilmiş olur.

Ama günümüzde iktidardaki siyasi partiler, belediye başkanları, bir göreve birini atayackları zaman, o kimsenin pek o işi bilip bilmediğine bakmaksızın, kendi adamlarına vermektedirler. Yani, “Bilenle bilmeyen bir olur mu?”  Zümer 9 ayetini hiç akıllarına getirmemektedir.

Aslında böyle yapıldığı zaman, asıl zararı hem onu göreve getirenler, hem de o görevden faydalanmak isteyenler görürler. Herkes kendi adamını korur, ötekini bir yana koyar, gurur ve kibir batağına batar, kendini ihtiyaçsız görür ve azar (Alak 6 ve 7.  ayet)

Ehil olmayan bir yönetici veya  işini bilmeyen kim ise, sonuçta hem kendine verir, hem de ülkesine zarar verir.

Allah, Elçisi Muhammed’i  insanları uyar deyinceye kadar, eğitime tabi tutmuştur, onu yetiştirmiştir. Ondan sonra da demiştir ki:

Ey göreve hazır kişi! Kalk! Hemen, uyar! Müddesir 1-2

Ve hemen Rabbinin en büyük olduğunu ilân et,   Müddesir 3

Buradan çıkarılacak sonuç, bir göreve birini tayin ederken, onu o görev için eğitmek, ne yapacağı konusunda gerekli bilgilerle donatmak gerekir. Yoksa benim partimin adamı, bu benim  akrabam falan diyerek o göreve getirmemelidir.

İşte size Peygamberimizin yaptığı bir uygulama:

Kabe fethedilince, yıllarca Kabe’nin bakımını yapan ve halen Müslüman da olmamış olan aileden bu görevin alınmasını ve Müslüman birine verilmesini, Allah Elçi’sinden talep ettiler. Allah Elçisi “Bu işi en iyi o biliyor, Kabe’yi de iyi tanıyor, bu nedenle görev onda kalacak.” Dedi ve kimseye vermedi.

Yıllardır Kabe’ye bekçilik yapan ve ona bakan bu adam bunları duyunca oracıkta Müslüman oldu.

Demek ki, emanetler ehline verilirken bilene verilecektir. Benim ırkımdan, benim mezhebimden, benim tarikatımdan, benim partimden ve benim dinimden, benim cemaatimden, benim ailemden değil, sadece ve sadece bilene verilmelidir.

Böyle olduğu zaman hizmet iyi olur, işler güzel yapılır, zaman ve para har vurup harman edilmez, yöneten de yönetilen de mutlu olur. Toplumda birlik beraberlik olur, asıl amaç da bu değil midir?

İşte bütün bunlar için Allah, EMANETLERİ EHLİNE VERİNİZ! Diye inananlara emir vermiştir.

Sizlerde ne kadar emanet varsa, onları yazın bir yere, sonra da oturup düşünün üstünde. O emanetleri en iyi şekilde koruyor, yüceltiyor musunuz? Yoksa  arzu ve isteklerinizi  devreye sokup yapmanız gerekeni yapmıyor musunuz?

Unutmayın ki, Allah, yaptıklarınızdan ve yapmanız gerektiği halde yapmadıklarınızdan da sizleri sorguya çekecektir.

Emanetleri korumanızı dilerim..

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

HAZRETİ MUHAMMED’E YARDIM

Size kim yardım ediyor, sorunlarınızın çözümlenmesi için kim  destek oluyor?

Ananız, babanız mı?

Kardeşleriniz mi?

Arkadaşlarınız mı?

Karınız ya da kocanız, neneniz ya da dedeniz mi?

Devlet mi, belediye mi? Kim yardım ediyor?

Peki..

Siz  çevrenizdeki insanların sorunlarını çözmek için kime, ya da kimlere yardım ediyorsunuz?

Ananıza babanıza, çocuklarınıza, kardeşlerinize, karınızı, arkadaşlarınıza, akrabalarınıza.. kime?

Siz yardım ederseniz, size de yardım edilir.

Siz başkalarının sorunlarını çözmeye çalışırsanız başkaları da sizin sorunlarınız çözer.

Hayat, yaşamak, karşılıklı yardımlaşma ile güzeldir.

Ama sizin çok yakından bildiğiniz, tanıdığınız , inandığınız biri, yani sizi yaratan diyor ki:

Allah ve melekleri size salat ederler.Ahzap 43

Ayetteki salat ederler, size destek olurlar, yardım ederler demektir.

Allah ve melekleri niçin insanlara yardım ederler?

Sizi karanlıktan aydınlığa çıkarmak için. Ahzap 43

Karanlıktan aydınlığa çıkmak mutlu olmak demektir.

Bu ayete göre insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak için Allah ve melekleri insanlara  destek verirler, yardım ederler.

Allah ve melekleri başka kime yardım ederler? Bakalım:

Allah ve melekleri Peygambere salat ederler,  Ey iman edenler, siz de Peygambere salat edin ve bunu tam bir teslimiyet içinde yapın. Ahzap 56

Ayette geçen salat kelimesi destek olmak, yardım etmek demektir.

O zaman ayet şöyle olur:

Allah ve melekleri Peygambere destek olurlar, yardım ederler. Ey iman edenler, siz de Peygambere destek olun, yardım edin. Ahzap 56

Demek ki, Allah ve melekleri Peygambere destek oluyorlar, yardım ediyorlar. Allah diyor ki iman eden kullarına, Ben ve meleklerim Peygambere destek olup yardım ediyoruz, siz de O’na destek olun, yardım edin.

Allah, iman eden kullarına görev veriyor, peygambere destek verin yardım edin diyor.

Bir  Müslüman Peygambere nasıl yardım edebilir? Peygamberimiz bu gün dünyada değil, O’nun vefatının üzerinden 1400 yıldan uzun bir zaman geçmiş, ben, siz ve bu günkü Müslümanlar   bizlerden 1400 yıldan önce yaşamış birine nasıl yardım edebilir?

Etmemiz lazım. Allah emir veriyor, Peygambere yardım ediniz diyor, destek olunuz diyor. Ama nasıl?

Peygambere yardım etmek, O’nun yiyecek ve içecek ihtiyacını karşılamak değildir. Bu gün bunları istesek de yapamayız. Ama O’nun için yardım ve destek amaçlı yapabileceğimiz çok şey var. Önce Peygamberine yardım edecek, destek verecek kimsenin O’nu çok iyi bilmesi gerekmektedir.

Bir Müslüman, Peygamberini  iyi öğrenirse, şunu açık olarak bilir ki,  O, Kur’an’ı insanlara tebliğ etmiştir. O zaman müslümana düşen de Kur’an’ı iyi bilecek, onu öğrenecek, bilmeyen insanlara anlatacaktır, Kur’an’ı sevdirecektir.

İşte bu Peygambere destek olmak yardım etmektir.

Peygamberimiz adına bu gün onbinlerce hadis uydurulmuştur. Müslüman bu uydurulan hadisleri öğrenecek, onların uydurma olduğunu, din kaynağı olduğunu  kabul etmeyecek, bunu diğer din kardeşlerine anlatacaktır.

İşte bu Peygambere yardım etmektir.

Bu gün İslam Dininin kaynağı olan Kur’an’a çeşitli çevrelerden saldırılar yapılmaktadır. Bu saldırılara karşı durmak, bu saldırıları önlemek Peygambere yardım etmektir.

Müslüman Kur’an’ı öğrenecek, diğer insanların da öğrenmesi, hayatlarına uygulamaları için emek harcayacak, gayret gösterecektir. İşte bu Peygambere yardım etmektir, destek olmaktır.

Allah, Alak suresinin 1. Ayetinde Elçisi Hz. Muhammed’e “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla”, yani Allah için öğren, Allah için  öğret demiştir. Bu gün bu emir bizedir. Öğrenip ilim, bilgi, güzel ahlak sahibi olup bunu başkalarına yaymak peygambere yardım ve destek olmak demektir.

Peygamber dini anlatmıştır, siz de dini anlatın.

Peygambere zarar vermek isteyenlere karşı Peygamberin yanında durup O’na zarar vermelerine engel olun.

Peygamber İslamın güzelliklerini anlatıyorsa, Müslümanlara dua ediyorsa sizler de dualar edin.

Peygamberi desteklemek O’nun getirdiği Kur’an’ı yaşamak ve yaşatmaktır.

Peygamber çömerttir, mal mülk edinmemiştir. Cömert olan ve mal mülk sahibi olmadan vefat eden Müslüman Peygamberine destek olmaktadır.

Peygamber, Kur’an’ı Allah’tan almış insanlara tebliğ etmiştir. Müslüman da Kur’an’ı öğrenecek ve bilmeyenlere öğretecektir. İşte bu Peygambere yardım etmektir.

Peygamber daima adil davranmıştır, sözü güzel, doğru, etkili yumuşak söylemiş,  daima temiz giyinmiş, kendine bakmıştır, işte bunları yapanlar peygambere yardım etenlerdir.

Peygamberin  kalbi insan sevgisi ile doludur. O, kimseye kötülük etmemiş, daima iyilik etmiş, zararlı işler yapmamış, kimseyi üzmemiş, incitmemiştir. Bu özellikleri üzerinde taşıyan insanlar Allah ve toplum tarafından sevilen insanlardır. Bir müslümanın bu özellikleri hayatına uygulaması peygamberine yardım etmesidir.

O, hak etmediği bir malı almamış, kamu malını talan etmemiş, fakirin elinden tutmuş, yoksulu yedirmiş, yetime değer vermiştir. Bunları yapan her Müslüman Peygamberine yardım edendir.

O, sevgiyi, iyiliği, güzelliği ve doğruluğu paylaşmış, kadınlara değer vermiş, kimsenin arkasından konuşmamıştır.

O, hayatı boyunca Kur’an’a uymayan tek bir söz söylememiş, hiçbir davranışta bulunmamıştır. İşte bunları yapanlar O’na destek verenlerdir, yardım edenlerdir.

Her Müslüman O’nu çok iyi öğrenmelidir.  Bu gün ona hakaretler edilmekte, adına Kur’an’a uymayan  hadisler uydurulmaktadır. Bir Müslüman bunlara karşı çıkmalıdır. O zaman Peygamberine yardım etmiş olur.

Bunları yaparken, büyük bir anlayış, inanış ve teslimiyet içinde yapmalıdır.

O, devlet başkanı olarak bu dünyadan göçüp gitmiştir. Geride dünya malı olarak para, mal, mülk bırakmamıştır. Ancak günlük zaruri birkaç eşyası kalmıştır. Örnek bir insandır O. İşte bunu kavrayan,böyle davranan her mümin Peygamberine yardım eden,  destek veren mümindir.

O, herkese hakkını vermiştir. Bu müslümandır, bu hiristiyandır, bu yahudidir dememiş, her inançtan insana hakkı ne ise onu vermiştir. Adil olmuş, güzel ahlaktan asla ayrılmamıştır. Bir Müslüman da böyle olduğu takdirde O’na yardım etmiş olur.

Bütün bunları yapan bir Müslüman olgun, anlayışlı, yüce gönüllü biri olarak toplumda kabul edilir, inanarak Peygamberinin yaptığını yaptığı için kötü niyetli insanlar ve başka din mensuplarına örnek olur. Bunu kendine dedirten bir insan hem  dinine, hem de peygamberine yardım etmiş olur, dinine hizmet etmiş olur. Bunlar Peygambere en büyük yardımdırlar, destektirler.

Peygambere yardım ve destek olunurken, İslam düşmanları tarafından sıkıntılar, eziyetler gelebilir. Böyle durumlarda bu sıkıntılara göğüs germeli, bunlara katlanmalıdır. Kevser Suresinin 2. Ayetine göre bu Allah’ın isteğidir. Ayet şöyledir:

Öyleyse Rabbin için salât et ve karşılaşacağınzorlukları göğüsle! Kevser 2

Peygamberine yardım ve destek etmeyen, O’nun  dünyamızda olmayışı ile yardım edilmez düşüncesinde olanlar yanılgı içindedirler.Kur’an’ı kerimde Allah  Peygamberine ne görev vermişse, bu gün bu görevlerin tamamı Müslümanlara  verilmiştir. Müslümanlar da büyük bir teslimiyet içinde bu görevleri yerine getirmelidir.

Peygambere destek olmayan, yardım etmeyen O’na hainlik etmiş olurlar. Peygamberin görevlerinin tamamı bize emanet olarak bırakılmıştır. Bir Müslüman asla emanete ihanet etmez.

Ey iman edenler! Allah´a ve Peygamber´e hainlik etmeyin; bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.Enfal 27

Bir Müslüman neden peygamberine yardım ve destekte bulunmalıdır. Bunu Allah şöyle bildirmiştir.

De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız o zaman bana uyun ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı sizin için bağışlasın. Ve Allah, kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olandır, engin merhamet sahibidir.” Ali İmran 31

Allah’ın bizleri  sevmesi, bizim Peygamberimize uymamıza bağlanmıştır. İşte bu nedenle peygamberi sevmeliyiz. İnsan sevdiğine her zaman yardım eder, destek olur.

De ki: “Allah’a ve Peygambere itaat ediniz.” Eğer yüz çevirirlerse, bilsinler ki Allah, kafirleri sevmez. Ali İmran 32

Peygamberi seviyorsan sevdiğine yardım et. Ben Peygamberimi seviyorum deyip de O’nun için hiçbir şey yapmamak sevmek değildir.

Mümin Peygamberi sevmeli ve O’na itaat etmelidir, destek olmalıdır, yardım etmelidir.

Saygılarımla

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

DİNDE BÖLÜNME YOKTUR

Sizin bir mezhebiniz var mı?

Yani siz Hanefi, maliki, hanbeli ya da şafi misiniz?

Yoksa bir mezhebe mensup değil misiniz?

Peki sizin bir tarikatınız var mı?

Ya da siz bir cemaat üyesi misiniz?

Bunlardan hiç biri sizde yok mu?

O halde size Allah’ın size indirdiği Kur’an yolunda samimi bir Müslümansınız.

Çevrenizdeki insanlara bakınız..  Bunlar içinde çokları mezhepleri ile tarikatları ile şeyhleri ile cemaatleri ile övünürler. Sonra bu çevrenizdeki insanların hepsi bir mezhep,tarikat ya da cemaatten da değiller. O kadar çok mezhep tarikat cemaat var  ve bunların da sürü ile de taraftarları var.

Bunların giyimleri kendilere özel, alışverişleri kendilerine özel, kız alıp vermeleri kendi toplulukları içinde olur. Bunlar birbirlerinin camilerine gitmezler. Görünüşde birbirlerini  severler, ama içten içe birbirlerinden nefret ederler.

Bunlara inandırılmıştır ki, sadece kendi şeyhleri doğru yoldadır, kendi şeyhleri mehdidir. Ötekilerin şeyhleri, cemaat önderlerinin böyle bir özellikleri yoktur.

Bu anlamda  Kur’an’daki arı duru dinimiz Kur’an kapakları arasında kalmış, onun yerine bu mezhep tarikat önderlerinin uydurdukları uydurma din asıl dinin yerine geçmiştir hemen hemen.

Kur’an’ın indirildiği dönemlerde ne mezhep vardı, ne tarikat, ne de şeyhler türemişti. Bunlar zaman içinde ortaya çıktılar ve saf Müslümanları kandırarak kendi yanlarına çekmeye çalıştılar.

Böylece arı duru dinimiz bu cahiller ve yobazlar tarafında bölündü, parçalandı, günümüze geldi. Hala da bölünmeye parçalanmaya devam etmektedir.

Bu gün ülkemizde o kadar çok mezhep tarikat var ki, bunlar saymakla bitmez. Peki ya dünyada… dünyanın öteki ülkelerinde de akıl almaz  tarikatlar vardır. Örnek vermek gerekirse Pakistanda Hz.Muhammed’in gölgesi olur diyenler bir tarikat olmuşlar, olmaz diyenler başka bir tarikat kurmuşlar. Yine Hz. Muhemmed’in başına güneş vurur diyenlerin tarikatları vardır. Ayrıca buna misilleme  güneş vurmaz  diyenlerin de tarikatları varmış.

Yani dünyamızdaki her ülkenin tarikatları, şeyhleri, cemaat önderleri kendi çıkar ve saltanatları için uydurulmuş dine sarılmış, Müslümanların cehaletlerinden yararlanarak onları kandırmaya, mallarını ellerinden almaya, namuslarından yararlanmaya, arzu ve isteklerine göre vur patlasın çal oynasın hayat yaşamışlardır, yaşamaya devam etmektedirler.

Her şeyi işiten, gören ve bilen Allah, bunun  böyle olacağını bildiği için kullarını uyarmış ve Kur’an’da gerekli uyarıları yapmıştır. Dini iyi bildiklerini söyleyen bu tarikat şeyhleri ve cemaat önderleri Kur’an’ın bu ayetlerini hiç görmezden gelmişlerdir, gelmeye de devam etmektedirler.

Din, en geniş anlamı ile yaşama şeklidir. Yaşama şeklinin güzel olması için Kur’an’da bütün uyarılar yapılmış, hiçbir şey eksik bırakılmamıştır.

Biz Kitapta hiçbir şeyi noksan/yetersiz bırakmadık. En’am 38

Geleceği de, gaybı da en iyi şekilde bilen Allah, bir gün insanların azacaklarını, mezheplere, tarikatlara, cemaatlere ayrılacak bölünüp parçalanacağını da bilmekteydi. Kitabında kullarını en açık bir şekilde uyarmaktadır.

Bakınız ne diyor:

“Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.” Şura 13

Dini hayatınıza uygulayın. Başka bir yaşama şeklini değil, dini hayata uygulayın. Allah  nasıl yaşanacağını emrediyorsa siz de öyle yaşayın, başkalarının ardından gitmeyin, en doğru yol gösterici olan Kur’an’dan dışarı çıkmayın.

Bu konuda başka ne diyor Allah:

Ortak koşanlardan; dinlerini parça parça bölmüş, ayrılıkçı gruplara ayrılmış kimselerden de olmayın. –Her ayrılıkçı grup kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir.–  Rum 32

Ayet gerçek dinden ayrılıp başka din peşinde koşanların, ya da dine eklemeler çıkarmalar yaparak dinin bölüp parçalanmış olacağını, bunlara uyulmaması gerektiğini bildirmektedir.

Başka bir ayet de şöyledir:

Hep birlikte Allah´ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın. Ali İmran 103

Kur’an’ın dışında başka bir yaşama şekli aramamızı, mezhep, tarikat, cemaatlere bölünmememiz gerektiğini kesin olarak bu ayetten öğreniyoruz.

Kur’an’da dininden ayrılanların başlarına çeşitli felaketler geleceğini bildiren çok fazla sayıda  ayet vardır. Zaten Allah kullarına azap etmez, acı çektirmez, ahirette cehennemde ateşe atmaz. Bunu insan kendi ister, yoldan çıkar, başına da her türlü belalar gelir.

Başına gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor. Şura 30

Allah, sanki bölünüp parçalamayın, dini ayakta tutun, Kur’an’a uyun dememiş de Kur’an’ı hayatınızın dışında tutun demiş gibi günümüz Müslümanları Kur’an’dan uzak, akıllarını kiraya vermiş bir hayat yaşıyorlar.

Allah’ın Elçisi Müslümanlardan şöyle şikayet edecektir.

Benim kavmim bu Kur’an’ı terketti. Furkan 30

Kur’an’ı terketmek… O’ndan habersiz yaşamak.. İçinden bir ayet tercümesini bilmemek…bunlar olurken nasıl olur da Kur’an’ı hayatınız içine alacaksınız ki.?

İlk emri “OKU” olan, (Alak 1)

 Okumakla emrolunduğumuz (Neml 92)

Allah’ın Kitabını düşüne düşüne okuyun (Müzemmil 3),

 Bu Kur’an’ düşünmüyor musunuz? (Nisa 82)dediği Kur’an’dan sorguya çekileceğiz. (Zuhruf 44)

Madem ki Kur’an’dan sorguya çekileceğiz, o zaman Allah soracak “Kur’an’ı okudun mu?”

Cevabını şimdiden hazırlaman gerek.

Allah’a ne cevap vereceksin?

Kur’an’ı okuan, anlayan biri dinimizi bölüp parçalamayacağımızı da bilir. Kendi ile Allah arasına kimseyi sormaz. Bunun en büyük günah olduğunu ve affedilmeyeceğini de bilir.

Kur’an en doğru yol göstericidir. İsra 9

Bu en doğru yoldan gitmek için Kur’an’ı iyi bilmeli, anlamalı, hayatımıza uygulamalıyız. Bu yetmez, uygulamayanları da uyarmalıyız.

Ülkemizde bölünüp parçalanan tarikat ve cemaatlerin bir listesini aşağıda sunuyorum. Bakınız ki, ne kadar  çok bölünüp parçalanmışız.

Bir Müslüman olarak dinimize sahip çıkalım, bölünmeyelim, böldürmeyelim…

Saygılarımla

Necmi AKGÜL

=========================================

Gelelim Türkiye’deki tarikat ve cemaat guruplarının belli başlılarına:

1) İsmail Ağa Cemaati (Önderi Mahmut Ustaosmanoğlu)

2) Fetullah Gülen Gurubu

3) İskender Paşa Cemaati. (Zahit Koktu, Esat Coşan ve şimdi oğlu Nurettin Coşan)

4) Erenköy Cemaati (Muradiye Vakfı) Önderleri: Tahir Büyükkörükçü-(Gazeteci) Ahmet Taşgetiren ve Topbaşlar

5) Süleymancılar. Önderleri: Kemal Kaçar’ın torunları Denizongun kardeşler.

6) İhlascılar (Enver Ören)

7) Kırkıncı Hoca ve Yazıcılar gibi diğer Nurcu guruplar

8) Nakşibendi Yahyalı Cemaatı…. Önderi Ramazan Dinç.

9) Melamiler. Önderi: Ahmet Arslan.

10) Hakikatçiler: Önderi: Ömer Öngüt.

11) Hazneviler: Önderi:

Muhammet Muta Haznevi

12) Menzilciler: Önderi: Abdulbaki Erol.

13) İcmalciler. Önderi: Prof. Haydar Baş.

14) Uşşakiler. Önderi: Fatih Nurullah.

15) Cerrahiler Önderi: Ahmet Misbah Ermenkul.

16) Kadiri Muhammediye: Önderi Muhammet Ustaoğlu.

17) Hizbül Tahrir.

18) Tillocular

19) Galibiler. Önderleri Hacı Galip Has an Kuşçuoğlu

20) Halveti Tarikatının Şabaniye kolu

Bir de şunlar var:

Ülkemizde dinin bölünen parçaları listesi

İslam                                               

Sunni

Şia

Hanefi

Maliki

Hanbeli

Şafi

Sebebiyye

Gurabiyye

Keysayine

Zeydiyye

İmamimye

İnşaaşariyye

İsmailie

Hakimiyye

Durzi

Nusayriye

Rafizilik

Adaviye

Ahilik

Alevilik

Aliyye

Babailik

Babilik

Bahilik

Barakiyyun

Batılik

Bayramiye

Bektaşilik

Ceferiyye

Celalilk

Celaliyye

Celvetilik

Cerrahilik

Cınarcılık

Davudi ismailiye

Durzilik

Ekbarilik

Galibilik

Gümüşhaniyye

Halidiyye

Halvetiyye

Harabatiyye

Haydarilik

Hurufikilk-mevleviliki

Mustatilik

Nakşibendilik.

Nusayrilik

Onikincilik

On ikiimama

Ruailik

Sabbabihye

Safaviyye

Vehhabilik

Yarsanilik

Yesevilik

Zahidiyye

Zeytdilik

Paylaşın:

KUR’AN, KUR’AN’I ANLATIYOR…

Kuran, Peygamberimiz Hz. Muhammed aracılığı ile bütün insanlara gönderilmiş Allah’ın kitabıdır.

Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir. zümer 1

Bu nedenle her müslümanım diyen insan Kuran’a saygı gösterir. Asırlardır, içinde ne olduğunu bilmeden Anadolu insanı Kuran’ı süslü kılıflar içinde duvarında, baş köşede asılı tutmuştur. Kuran’ın bulunduğu odada yüksek sesle konuşmamış, abdest almadan O’nu tutmamış, eline aldığı zaman kalbinin üstünde taşımıştır.

Bu kadar saygı gösterilen, kutsallığına inanılan bu Yüce Allah Kitabı, ne yazık ki asırlardır insanlar, daha doğrusu Müslümanlar tarafından hayatın dışında tutulmuştur. Zaten Allah’ın Elçisi de bu durumdan şikayetçi olacaktır. Furkan Suresi 30. Ayet şöyledir:

Ey Rabbim, Benim toplumum bu Kuran’ı hayatının dışında tuttu.

İçinde ne var, ne yok bakılmamış, anlamı üstünde düşünülmemiş, ve ne acıdır ki, mezarlıklarda ölülere, hastalıklara şifa olsun diye okunmuştur. Oysa Kuran’ı Kerim, ölülerin değil dirilerin Kitabı’dır. Yasin Suresi 70. ayeti şöyledir: Diri olanı uyarsın… diye indirilmiştir.

Atalar, dedeler, şeyhler, tarikat ve mezhep imamları ne demişse doğruluğu tartışmasız kabul edilmiş, bizzat müslümanın kendisi Arapça da bilmediği için Kuran’a saygılı ama Kuran’dan habersiz yaşamaya devam etmiştir.

Kuran’ın duvarlara asılı süslü kılıfların içinden indirilip içine bakılması gerektiğini ilk kez Atatürk düşünmüş ve 1923 yılında Elmalı Hamdi Yazır’a Kuran’ı Türkçe’ye çevirtmiş, sonra da ayetlerin açıklanmasın1 tefsir olarak yazdırıp kendi parası ile yayınlatmıştır.

Müslüman Türk Milletinin Kuran’ın meali ile tanışması böyle başlamış, zaman içinde yeni Türkçe çeviriler, yeni tefsirler, yeni araştırmacılarla devam etmiştir.

Geçen zaman içinde ne yazık ki, Kuran hakkında bir yığın şeyler uydurulmuş, hurefe ve bidatlar her alanda olduğu gibi Kuran’ı da sarmıştır.

Kuran, çok iyi bilinmeli, çok iyi anlaşılmalıdır. Bunun için de en doğru, en sağlam, en güvenilir şekilde insanlarımıza anlatılmalıdır, dahası öğretilmelidir.

Peki,Kuran’ın nasıl bir kitap olduğunu nerden öğreneceğiz?

Elbette Kuran hakkında en sağlam ve en doğru bilgiyi yine Kuran’ın kendisi verecektir.

Kuran hakkında en başta bilinmesi gereken şey Arapça bir kitap olduğudur. Allah diyor ki:

Eğer Biz O’nu yabancı dilde bir Kuran yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: Ayetleri anlaşılır olmalı değil miydi? Araba yabancı dil mi? İster yabancı ister Arapça. De ki: O, iman edenler için bir yol gösterici, bir şifadır. Fussilet 44

Başka bir ayette de :

Biz O’nu akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kuran yaptık. Zuhruf 3

Ve Kuran’ın Arapça indirildiğini bildiren başka ayetler de vardır.

Düşünüldüğü zaman bundan normal ne olabilir? Peygamberimiz Hz. Muhammet, Arapların yaşadığı, Arapça’nın konuşulduğu, kendisi de Arap ırkından olan bir insandı. Elbette giyimi kuşamı o toplumda yaşayan insanların ki gibi olacaktı, elbette O, içinde yaşadığı toplumun dilini konuşacaktı ve elbette O, o toplumun adetlerine göre yaşayacaktı.

Allah, insanları kıyamete kadar son kez uyaracak, değişmez bir kitap gönderecekti ve Hz. Muhammed’i de göndereceği Kitap’ı tebliğ etsin diye Kendi’ne Elçi seçmişti. Ve çevresindeki insanların anlayacağı dil ile bu Elçi’nin Allah’tan aldığı vahyi insanlara bildirmesi kendi dili ile yani Arapça olarak gönderecekti. Başka bir dil ile gönderildiği zaman o insanlar bunu anlarlar mıydı? Kendi dilleri ile gönderildiği halde inanmamışlar, çokları inkar içinde ölüp gitmiştir.

Eğer Allah’ın son elçisi o devirde bir Türk olsaydı göndereceği kitap Türkçe, Çinli olsaydı o kitap Çince, veya hangi milletten olursa o dilde olacaktı. Allah, bir çok yerde Kuran’ın Arapça olduğunu tekrarlamıştır.

Tarih boyunca Kuran Arapça indi diye Araplara ve Arapçaya kutsal dil ve kutsal millet gözüyle bakılmıştır. Bunun kutsallıkla ilgisi yoktur. Kutsal olan Kuran’ın anlamıdır, özüdür, anlatmak istedikleridir, Allah’ın güzel sözü oluşudur.

Bakınız Allah ne diyor:

De ki : Ey insanlar, Ben sizin hepinize Allah’ın Elçi’siyim. Araf 158

Kuran Arapça, Allah’ın Elçi’si Arap. Ama Allah diyor ki Elçi’sine, insanlara de ki, ben sizin hepinize Elçi’yim. Hiç yoruma gerek olmadan, düz bir mantıkla ne demek bu? Bu şu demek: Kuran, Arapça’dır ama dünyanın öteki dillerine çevrilmelidir. Yoksa, başka nasıl olur bütün insanlığa Allah’ın Elçi’si Hazreti Muhammet?

Biliyorsunuz, “efendim Kuran başka dile çevrilmez.” diye bir tarene tutturmuşlar. Bu kör inatla yüzyıllardır Kuran Türkçe’ye çevrilmemiştir. Şimdi bile öyle düşünen milyonlar, on milyonlar var.

Dünyada milyarlar böyle düşünüyor.

Eğer Allah Kuran’ın diğer dillere çevrilmesini istemeseydi, Elçi’sine, “ Hepinize Elçi’yim.”de, der miydi?

Bütün dünya Arapça öğrenemeyeceğine göre, Kuran diğer dillere çevrilmelidir. Her şeyi bilen Allah, dünyanın bütün dillerini de bilmektedir.

Arapça zengin bir dildir, kutsallığı yoktur, öteki diller gibidir, Kuran’ın Arapça inmesi ve orjinalinin Arapça yazılması ne Arapçaya, ne de Araplara ayrıca bir üstünlük vermez. Üstün olan Kuran’dır, O’nun ayetleridir, anlamıdır.

Kuran’ın diğer dillere, o arada Türkçe’ye de çevrilmesin destekleyen başka ayetler de vardır. Bakınız Allah ne diyor:

Kuran’ı okuyup düşünmüyorlar mı? Nisa 82

Bu ayete göre kuran okunmalı, ama düşünülmeli de. Peki Arapça bilmeyen biri, Kuran’ı Arapçasından okuduğunda nasıl düşünecek? Yani neyini düşünebilecek? Okuyor olması tamam da, anlaması yok. Oysa Allah, Ben’im Kitabı’mı okuyun ve üzerinde düşünün diyor. Üzerinden düşünülebilmesi için okunanın anlaşılması gerekir.

Bütün insanlığa inmiş bir Allah Kitabı’nın o zaman yeryüzünde konuşulan ne kadar dil varsa o dile çevrilmesi şart olur. İnsan kendi dilinde olanı ancak anlar, ya da kendi bildiği dilde olanı.

Nisa suresinin 82. Ayetlerini destekleyen başka ayetler de var:

İşte düşünüp anlayasınız diye Allah size Ayetlerini açıklar. Bakara 266

Bilindiği gibi Kuran ayetlerden meydana gelmiştir. Bu ayetler açık ve anlaşılırdır, niçin böyledir, düşünelim diye tabi.

Eğer düşünüp anlıyorsanız, ayetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz. Ali İmran 118

Hiç düşünmez misiniz? En’am 50

Kuran’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var? Muhammed 24

Kuran’ı nasıl düşünürüz? Anlamını bilerek. Bunu başka yanlara çekmek imkansız. Bu ayeti okuyan herkes bunu anlar. Düşüneceğiz Kuran’ı, bu Allah’ın bir emridir.

Ve Kuran’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku. Müzemmil 4

Bütün bu ayetler açık bir şekilde ve net olarak bir yandan Kuran’ın düşünülerek okunmasını, öte yandan da Arapça indirilen Kuran’ın diğer dillere çevrilmesini istemektedir.

Kuran’a uymak Allah’ın emridir. İnandım, ben müslümanım diyen her insan Kuran’a uymakla yükümlüdür. Yukardaki ayetler Kuran ayetleridir, bu ayetlere de uymak, o emri yerine getirmek şarttır. Çünkü Kasas Suresi 85. Ayetinde: Kuran’a uymak farzdır, denilmektedir.

Hiçbir iman eden, ben Kuran’ın istediğim ayetine uyarım, istemediğim ayetine uymam diyemez. Çünkü Kuran’ın tamamından sorumluyuz ve uymak zorundayız. Bakınız bazı ayetlerine uyan, bazı ayetlerine uymayan insanlar için Allah ne diyor;

Yoksa siz bu Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında rezillik, kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir. Bakara 85

Demek ki, bazı ayetlere uyup bazılarına uymayanlar dünyada rezil, sıkıntılı, sorunlu bir hayat yaşayacaklar, ahrette ise acıklı bir azap göreceklerdir.

Kuran, kendisinin neden indirildiğini açık bir dille şöyle anlatmaktadır:

Kuran’ı Kerim, insanları uyarmak için Allah tarafından indirilmiştir. Araf 69

Kuran’ın indirildiği dönemde insanlar putlara tapıyorlar, kızlarını diri diri toprağa gömüyorlar, Allah’ı unutmuşlar, zulum, haksızlık, ahlaksızlık kol geziyordu. İnsanların uyarılması, bu yolun yanlışlığın anlatılması gerekiyordu. Dünya durdukça azan, yoldan çıkan, haksızlık ve zulum batağına sapmış insanlar hep olmaya devam edecektir. İşte Kuran hem o günün insanlarını hem de günümüzün ve bundan sonraki gelecek insanları doğru yola iletmek için indirilmiştir.

Kuran öyle birden bire inmemiştir. 23 yıllık bir zaman içinde azar azar, sure sure , ayet ayet inmiştir. Ve kendisinden önce gelmiş İncil ve Tevratı tasdik edicidir. (İncil ve Tevrat, Hz. İsa ve Hz. Musa’ya indirildiği şekliyle tasdik edicidir, bu gün ellerdeki İncil ve Tevrat değiştirilmiştir.) Kuran bu durumu şöyle anlatır:

O, sana kitab’ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak azar azar indirmiştir.Ali İmran 2

Ve Kuran’da hiçbir şey eksik bırakılmamıştır. O, tam hatasız bir kitaptır.

Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Enam 38

Bazı insanlar bilip bilmeden Kuran’ın eksik olduğunu, her konuda bilgi vermediğini, bazı ayetlerinin değiştirildiğini ileri sürmüşlerdir. Bazı tarikatlar, mezhepler de bu görüşlere sahip çıkmaktadırlar. Böyle bir şeye inanmak, Allah’ın bazı şeyleri unuttuğunu, koruyacağım dediği Kitabı’nı korumaktan (haşa) aciz olduğunu kabul etmek olur ki, bu kabul edilemez.

Kuran, tam mükemmel ve hatasız bir kitaptır.

Kuran, Allah tarafından koruma altındadır.

Kuran’ı kesinlikle biz indirdik, O’nu Biz koruyacağız. Hicr 9

Kuran, öyle bir kitaptır ki, Allah indirmiştir ve O’nu Allah koruyacaktır. Bu nedenle Kuran’ın değiştiği, eksik olduğu gibi iddialar inançsızların, İslamı bölmek isteyen, ona güveni sarsmak isteyen iç ve dış din düşmanlarının işidir. Koruması Allah’ın altında olan bir kitap veya başka bir şey asla zarar görmez, değişikliğe uğramaz, ve hiç kimse bir harfini bile değiştiremez.

Kuran, hikmet dolu bir kitaptır. Yunus 1

Hikmet, zülmü ve fesadı, kötülük ve çirkinliği örtmek, iyi ve güzel şeylerin varlığını ve korunmasını sağlamak için konulan kanun ve ilkelerdir. Kuran, insanın mutlu olması, haksızlığa uğramaması, zararlı şeylerden uzak durmak için, iyi güzel şeyleri göstermek için kanunlar koymuştur. Kuran bunlarla dolu bir Kitaptır. Ve Kuran dinin özüdür, kaynağıdır.

Gerçekten onlara Kuran’a inananlar için bir yol gösterici ve rahmet, ilim üzere açıkladığımız bir Kitap getirdik. Araf 52

İlim üzere gelen bir kitap olan Kuran’da tutarsızlık ve çelişki yoktur. Bakara 2.ayette Kuran’da tutarsızlık ve çelişki olmadığı açıkça belirtilmiştir.Çünkü O’nu gönderen Allah’ın ilminin, yani bilgisinin sonu yoktur.

Ve biz bu Kitab’ı sana, her şeyin açıklayıcısı …. Olarak indirdik. Nahl 89

Kuran, her şeyi açıklamıştır. Eğer Allah ben her şeyi açıkladım diyorsa gönderdiği kitabında açıklamıştır. Bunun aksi düşünülemez. Bazı zavallıların dediği gibi Kuran’ı ancak ilim sahibi olanlar anlar, başkaları anlamaz yaygaraları asılsızdır, gerçek dışıdır. Aşağıda Kuran’la ilgili ayetler var, bunları okuyup da anlamayacak kim var?

Şüphesiz bu Kuran en doğru yola iletir. İsra 9

Kuran’da asla şüphe yoktur. O, sakınanları ve temizlenmeyi sevenler için bir yol göstericidir. Bakara 2

Kuran bir hidayet rehberidir. İsra 2

Bu Kitap Müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fussilet 4

Okudunuz bu ayetleri.. Anlamadınız mı? Gayet açık değil mi? Ama insanları asırlardır şartlandırdılar, Kuran’ı anlayamayız diye. Ve Kuran’dan insanları uzaklaştırdılar. Hala günümüzde Kuran okumak demek Arapçasını okumaktır diyen milyonlar var. Hayır, Kuran okumak demek onu anlayarak okumak demektir. Düşünerek okumak demektir. Okuduklarını hayatına uygulayarak yaşamak demektir.

Kuran’da öyle ayetler var ki, anlamak için belli bir bilgiye, belli ilmi gelişmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Bundan bin yıl önce temiz şeylerden yeyin ayeti okunduğunda o günün insanları elmayı, dometesi yıkayın da yeyin diye anlıyorlardı. Çünkü o günlerde bitkilerin dna ları ile oynanmıyor, işin garibi dna nedir bilinmiyordu bile. Bu gün bu ayet hormonlu yiyecekleri yemeyin şeklinde anlaşılmaktadır.

Zaten Kuran’ın okunuşu ve yazılışında bir değişme olmaz. Bu iki nokta Allah’tan gelip Elçi’si aracılığı ile insanlara tebliğ edildiği gibidir. Ancak, o dinamik bir yapıya sahiptir. Ayetlerin anlamları çağa, ilmi gelişmelere göre yeni anlamlar kazanır. Bu niye böyledir, çünkü Kuran, Allah’tan gelen son kitaptır, ve dünyanın sonuna kadar başka vahiy gelmeyecek de onun için böyledir.

Kuran, öğüt verici ve insanları uyaran bir kitaptır.

Kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir Kitap’tır. Artık bu hususta kalbinde şüphe olmasın. Araf 2

Kuran aslında baştan sona öğütlerle doludur. İnsan için iyi ve güzel olanı yapın der, kötü ve çirkin olanı yapmayın der. Kötüleri yaparsanız bu dünyada ve ahrette cezalandırılacağımızı söyleyerek de bizleri uyarır. İçinde, hiçbir ayetinde bizim yapamayacağımız güçlükte Allah’ın bir emri yoktur. Ve Kuran bu anlamda Allah tarafından kolaylaştırılmaştır.

Andolsun biz Kuran’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu? Kamer 17-22

Kuran’ın ayetlerinin her biri insanı mutluluğa götüren ayetlerdir. Çünkü bizi en iyi bilen, tanıyan bizi yaratandır. Nelerden ve nasıl mutlu olacağımızı da O bilir. Kuran, zordur, anlaşılmaz diyenlerin yüzüne Kuran kolaylaştırılmış diyen bu ayet bir şamar gibi inmektedir. Ama insanlar Kuran okumadıkları için böyle ayetin farkında bile değillerdir. Ama artık farkında olmalı, bilmeliler. Öğüt veren bir gün bunun hesabını soracaktır.

Kuran öğüt kitabıdır ama, Allah insanın ne kadar az öğüt aldığını da bilmekte ve uyarısını hemen arkasından yapmaktadır.

Rabbinizden size indirilene uyun. O’nu bırakap da başka dostların peşlerinden gitmeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz? Araf 3

Rabden indirilen hiç şüphesiz Kuran’dır. Kuran’a uymak inanan insan için Allah’ın emridir. Allah’ın dışındaki dostların insanı felakete götüreceği, mutluluğa götürecek yolun Kuran olduğu açıkca bildirilmektedir. Ve gerçekten şu bir gerçek ki, insanlar doğruyu bilirler, öğütleri alırlar ama ona da yeteri kadar uymazlar.

Bütün bunlar düşünülüp gereğinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Burda akıl devreye girecektir. Bunları anlayacak, kavrayacak olan akıldır. İçinde öğüt bulunan bu Kuran ısrarla düşünmemizi istemektedir.

Hala akıllanmayacak mısınız? Enbiya 10

Allah, aklı kulanmaya çok büyük önem vermiştir. Aklını kullanmayan insanların perişan olacaklarını şu ayeti ile apaçık bir şekilde ifade etmiştir.

Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırılır. Yunus 100

Bu ayetteki pislik kelimesini insanın hoşuna gitmeyecek her türlü sıkıntı veren şey olarak anlamak gerekmektedir. Pislik, yani sıkıntı, acı, hastalık, elem, keder, aklını kullanmayanların arkadaşlarıdır. Çevremizde de ne çok örnekleri vardır. Trafikte hız sınırını aşmak aklı kullanmamaktır. Az sonraki kaza da onun pisliğidir. Kapıyı kapatmamak akılsızlık, hırsızın girmesi de onun pisliğidir.

Akıl çok önemlidir. Aklı kullanmak daha da önemlidir. Aklı kullanmak için bilgi sahibi olmak gerekmektedir. Allah bol bol bilgiyi veriyor, sonra da aklınızı kullanmayacak mısınız, kullanmazsanız sizi üzen her şey başınıza gelir diyor. Bu bir öğüttür, tutmak lazım, bu Kuran emridir uymak lazım.

Kuran Allah sözü olduğu için sözün en güzelidir.

Allah, sözün en güzelini… indirdi. Zümer 23

Kuran, sözün en güzelini bünyasinde toplayan tek kitaptır. O, insanlara daima iyi ve güzel olanın yapılmasını emretmiş, kötü, çirkin ve mutsuzluk verici şeyleri de yasaklamıştır. Zaten baştan sona öğüt oluşu da bundandır. Kuran’ı anladığı şekilde okuyan ve üzerinde düşünen insan, bu güzel anlatım mucizesi karşısında etkilenecektir, kendine, çevresine ve topluma karşı tutum ve davranışı değişecektir.

Kuran, tam anlamıyla bir eğitim kitabıdır. Eğitime o kadar çok önem vermiştir ki, daha ilk ayeti oku olmuştur. Oku, yani bilmediğin şeyleri öğren, öğrendiğin şeyleri hayatına uygula, diğer insanlara iyi örnek ol. Bilgi sahibi ol demektir oku demek. Allah, daha Kuran’ı ilk tebliğ ederken Elçisi Muhammed’i eğitime tabi tutmuştur, onu bilgilerle donatmaya başlamıştır. Çünkü yakında İslam’ı ilan edecektir, onun için bilgi ile donatılması gerekmektedir.

Allah, eğiticidir. Kuran’da 903 yerde Rab kelimesi geçmektedir. Rab, yaratan, yarattıklarını eğiten, terbiye eden demektir. Allah en büyük eğiticidir. Analarımızdan doğduğumuzda minik bir bebek ne biliyor ki? Hiçbir şey.. Ama zaman geçtikçe her şeyi öğrenmeye başlıyor insan. Rab, eğitmeye başlıyor ve Kitab’ında bakınız ne diyor;

Siz, hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnında çıkardı, şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Nahl 78

Eğer bilgiye giden yolda gözler, kulaklar ve gönüller olmasaydı, ne kadar büyürsek büyüyelim ne öğrenebilecektik? Bu organların birinden yoksun bir insan ne haldedir, çevremizde görülmektedir. Yaratılan her şey, göz, kulak ve akılla kabul edilecek bağlantılarla birbirlerine bağlamasalardı Yaratan tarafından ne öğrenebilirdi insan?

Bilgi eğitimin olmazsa olmazıdır. Kuran, hem bilgi kaynağıdır, hem de eğitimin ilkelerini, amaçlarını ve hedeflerini ortaya koymuştur. Bilgi geliştirilip çoğaltılmalı, insanların faydalanmasına sunulmalı ve gizlenmemelidir. Allah faydalı ve yararlı bilgiyi gizleyene, onu paylaşmayana can yakan azap edecektir. Bkz.Bakara 174

Kuran Allah tarafından korunmaktadır.

Hicr Suresi 9. Ayette Yüce Allah buyurmaktadır ki;

Kuran’ı kesinlikle biz indirdik, elbette O’nu yine biz koruyacağız.

Kuran’ın Allah tarafından korunmaya ihtiyacı olduğu İncil ile Tevrat’ın başına gelenlerden anlaşılmaktadır. İncil ile Tevrat, insanlar tarafından nasıl değiştirildi ise, Kuran’ın da değiştirilmesi için uğraşan beyinsiz insanlar olacaktı. Allah tarafından açıkça korunduğu belirtilmesine rağmen bir çok ayetine işlerine gelen anlamları vererek insanları kandırmak istemişlerdir.

Bunda başarılı olamayınca Peygamberimizi devreye sokarak anlı şanlı din alimleri, mezhepler, bir çok tarikat mensupları Peygamberimizin hadislerinin Kuran’ın hükmünü değiştireceğine hükmetmişlerdir. Bunlar art niyetli değillerse, Kuran’ı yeteri kadar araştırıp incelememişlerdir. Çünkü İslam dininde hüküm sadece Allah’ındır. Tek yetkili O’dur. Bir çok ayette Hüküm bana aittir demektedir. Hüküm Allah’ın olunca Peygamberimizin sözleri Kuran’ı değiştiremez, zaten peygamberimiz de böyle bir şey asla ve asla söylemez.

Yusuf Suresi ayet 40: Hüküm sadece Allah’ındır.

Allah, kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz. Kehf 26

Kuran Allah’ındır, hüküm de Allah’ındır. Kuran, Allah’ın koruması altındadır, hiçbir kimse O’na ne bir hüküm, ne bir harf, ne bir anlam ekleyebilir, ve yine hiç kimse O’nda ne bir harf çıkarabilir, ne bir ayet anlamı saptırabilir. Bu güne kadar bunu kimse yapamamıştır, bundan sonra da Kıyamete kadar kimse yapamayacaktır. Din düşmanları, bunda kesinlikle başarısız olacaklardır.

Allah’ın kitabını insanlardan uzaklaştırmak için, bazı ayetlerin muhkem, anlaşılır, bazı ayetlerin de mütaşabih, yani anlaşılmaz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bunları okuyan insanlar da diyorlar ki, eğer Kuran’ın yarısı anlaşılmaz ise niye okuyayım? Düşünmezler ki, Allah açık, anlaşılır ilan ettiği Kitab’ında niye sadece kendinin bildiği, insanlardan sakladığı ayetler göndersin ki?

Sana Kitab’ı indiren O’dur. Bu Kitab’ın bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak istiyenler müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Ali İmran 7

Kuran’ın kendisi ayetlerinin muhkem ve müteşabih olduğunu söylemektedir.

Muhkem ve müteşabih ayetlerin ne anlama geldiğini Hakkı Yılmaz’ın işte Kuran adlı sitesinden aynen aşağıya alıyorum.

“Muhkem ayetler: “Hüküm içeren” demektir. İçerisine insanları kargaşadan ve zulümden engelleyen ilkelerin bulunduğu ayetler demektir. Ki bu ayetler açıktır, nettir ve tekbir anlam ifade ederler.Bu ayetlerden ikinci ve üçüncü……başka bir anlam çıkarılamaz.

teşabih ayetler: “Birden çok, birbirine benzer, birbirinden güzel ve her biri açık açık anlaşılan ayetler” demektir. Bu ayetler mecaz kinaye ve diğer edebi sanatların kullanıldığı ve en alt tabakanın bile anlayabilmesi için yapılan benzetmeler ve örneklemelerin yer aldığı ayetlerdir. Bunlar da açık seçiktir, kesinlikle müşkil ve anlaşılmaz, kapalı değildir.”

Eğer Kuran’a kapalı, anlaşılmaz derseniz Maide suresinin 15. Ayetine ters düşersiniz. Bu ayette Allah, Kuran’ın bir nur, apaçık bir Kitap olduğunu net bir şekilde söylemektedir.

Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Maide 15

Eğer siz hala Kuran anlaşılmaz, anlamları kapalı diyorsanız, Maide suresinin 15. Ayetinde Allah’ın dediği ile ters düşmektesiniz. Allah bilip biz bilmeyeceğimize göre, Allah’ın söylediklerine uymamız gerekmektedir.

Kuran açık ve net bir kitaptır, hiçbir yerinde kapalılık yoktur, herkesin bilgisi oranında anlayacağı bir Allah sözüdür ve sözlerin en güzelidir.

Kuran’ı insanlardan uzaklaştırmak için kullanılan bir yol daha icat edilmiştir. Kuran abdestsiz tutulamaz diyorlar, Kur’an, abdestsiz tutulur ve okunur.

Din Kuran’dadır. Allah günah olan şeylerin, bize yasakladığı şeylerin hepsini bildirmiştir. Allah bize zorluk değil kolaylık dilemiştir.

Bir de son zamanlarda dinin adının başına sonuna eklemeler yapılmıştır. Siyasal islam, Ilımlı islam, Türkiye İslamı gibi. Bu eklemeler dine yapılmış en büyük hakarettir. Bu dinin adı İslam’dır, başında sonunda ortasında bir ek, bir ilave yoktur. Ve bu dine Bu adı Allah bizzat kendisi vermiştir. İşte ayeti:

Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İSLAM’ı seçtim. Maide 3

Ayet açık ve net. Dinimizin adı İslam’dır. Buna bir şey eklemek dine kaynağında olmayan bir şeyi eklemek o bu dini tanımamak, Allah ismi eksik koydu demek olur ki, bu şirktir. Günahların en büyüğüdür.

Bu dinin adı İslam’dır, Allah’a teslim olmak, huzur, barış ve güven demektir

Kuran, Allah tarafından insanlara gönderilmiş bir öğüt kitabıdır. Güzel ve mutlu yaşamamızın yolları, ilkeleri gösterilmiştir. Nelerin günah, hangi iyi davranışlara güzel karşılık verileceği örnekleri ile anlatılmış, insanlar uyarılmıştır

O’nu okumamız, düşünmemiz istenmiştir. Geçen ömür içinde Kuran’a ters olan şeylerin gizlisini de açığını da Allah bilmektedir. Buna dikkat edilmeli, hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Bu Kitap, insanlara yol göstericidir, bu Kitap öğüttür, Bu kitap yaşayış şeklimizi anlatan bir Kitaptır. İşte bunun içindir ki Yüce Allah, Kitabını hayatımızın dışında değil, hayatımızın içine almamızı istemiştir ve bizi ondan ahret günü sorguya çekecektir.

Sizi Kuran’dan sorguya çekeceğiz. Zuhruf 44

Allah, Kuran’dan bizi sorguya çekmeden önce, biz kendimizi sorguya çekelim. Ve hemen, gecikmeden Türkçeye çevrilmiş bir Kuran alıp okumaya başlayalım. Allah benim Kitab’ımı okudun mu ya kulum diye sorduğumda “Evet.” Diyebilelim.

Kuran’ın varlığını ve Allah’ın Kitabı olduğunu hemen hemen her müslümanım diyen insan bilir. Ancak O’nu gerektiği gibi öğrenilmesi, anlaşılması, hayata uygulanması gerektiğini çoğu kimse bilmez. Oysa bilmelidir.

Günümüz yöneticileri ve ana babaları geçmişten aldıkları mirası aynen uygulamaya devam etmektedirler. Nedir bu miras? Bu miras Kuran’ın Kuran Kurslarında, yazın da camilerde denetimsiz ve kontrolsüz olarak Arapça okuması öğretilmekte, namaz kılarken okunacağı sureler ezberletilmektedir. Bu şekilde Kuran öğretmek tümden gereksiz değilse de işin özünden çok uzaktır.

Kuran’ı ezbere bilen, hacılarda hocalarda eğitim almış nice insanlar vardır ki, belli mezhep, tarikat şeyh ve şıhların, cemaatlerin emirleri doğrultusunda buraya gelen insanları şartlandırmaktadır. Bir şeye şartlandırılan bir insan kolay kolay o şartlandırılmadan kurtulamamaktadır. Bu gün bilinen bir gerçektir ki, camilerde ve Kuran kurslarında yapılan Kuran eğitimi, Kuran’ın istediği eğitimden uzaktır.

Bu millet Türktür. Bir de zengin dili vardır, Türkçe. Kuran, Türkçe’ye çevrilmiştir. Bu çeviri insanlara öğretilmelidir. Anlamı kavratılmalıdır. Kuran ne diyor hangi konuda insanlar bilgilendirilmelidir.

Herkes Kuran’ı yani dinini kaynağından öğrenmelidir. Böylece dine karışmış olan hurefeler, bidatlar kendiliğinden yok olup gidecektir. Ama bunlardan nemalananlar buna izin vermeyeceklerdir. Bir de Kuran’ı, Kuran’ın istediği gibi okuyalım anlayalım diyenlere ateşler püskürteceklerdir.

İnsanların ne dedikleri değil, Allah’ın dedikleri önemlidir.

Sorumluluğu olanlar bundan sorguya çekilip hesap vereceklerdir. Gerçeği bilip de bunu insanlardan saklayanlar günahkardır diyor Kuran.

Bildiğini gizleyenin kalbi kesinlikle günahkardır. Bakara 283

Kuran’ı ve dinimizi Kuran’dan öğrenelim.

Çocuklarımıza öğretelim.

Aklımızı ve gönlümüzü Kuran’la aydınlatalım.

   Necmi AKGÜL

Paylaşın: