KUR’AN’A KULAK VERİN

Kur’an, Allah’ın kitabıdır.

Kur’an, Allah’ın kitabı olduğu içindir ki, eminim O’nu seviyorsunuzdur.

Sevdiğin için ne yapıyorsun?

Bir sevgilin olsa, ona götürür bir çiçek verirsin, ne yapıyor, nerede, ne düşünüyor diye düşünür durursun.

Allah’ın kitabını da seviyorsun da, O’nun için ne yapıyorsun?

Allah, sana bana herkese mesaj göndermiş, kullarım okusun diye.

Sevdiğinden mesaj var, onu defalarca  okursun, anlamaya çalışırsın.

Allah’ın mesajını niçin okumuyorsun?

Yapılan araştırmaya göre ülkemizde her yüz kişiden 92’si Kur’an’ı okumuyormuş!

Sen de bunlardan biri misin?

Haydi, seviyorsan Kur’an’ı ondan sana mesaj var, aç, oku!

Sorsam şimdi, kaç yaşında olursan ol, Kur’an’dan bana bir ayet söyle diye, söyleyebilir misin?

Bunu düşün?

Anla ki, Kur’an’dan ne kadar uzaksın. Kur’an’ı seviyorum diyorsun ama aramıyorsun, sormuyorsun, bana ne  yazmış bilmiyorsun. Böyle sevmek mi olur?

Din kur’an’dır, Kur’an’dadır. Seni ve insanları Kur’an’dan uzaklaştırmak için, okunmaması için bu dinin düşmanları ellerinden geleni yapmışlardır.

Asırlardır gerçek dinin üzeri örtülmüş, uydurma hadislerle, mezhep imamları ve tarikat şeyhleri tarafından başka bir din icat edilmiş, insanlar onunla amel etmeye başlamışlardır.

Bu durum tarihte Emeviler ve Abbasiler ile başlamıştır.

600 yıl süren Osmanlılar zamanında da Kur’an, Arapça kalmış, Türkçe konuşan bu milletin okuması için  Kur’an Türkçe’ye çevrilmemiştir.

Osmanlı imparatorluğu bittiği zaman  13 milyon olan Türk Milletinden yüzde 7’si erkeklerin, binde 4’ü kadınların Arap alfabesi ile okuma yazma biliyorlardı. Ve bu insanlar da Arapça bilmiyorlardı.

Bu durumda nasıl Kur’an okuyacaklardı  ki..

Sonra bir gün Osmanlı gitti, yerine gelen genç Türkiye Cumhuriyeti devletini Kuran Mustafa Kemal Atatürk, Kur’an’ı  Türkçeye çevirtti, tefsirini yaptırdı ve kendi parasından bastırıp dağıttı.

Niçin yaptı bunu?

Herkes dinini kaynağından öğrensin diye.

Hayrettir ki, Atatürk’ün kurduğu devlette bu gün okuyanlar, yazanlar onu dinsizlikle suçluyorlar.

Asırlardır süren dinden uzaklaşmaya böylece geri dönülüp Kur’an okunmaya ve anlaşılmaya başlandı.

Ama din düşmanları rahat durmadılar yine. İnsanları Kur’an’dan uzaklaştırmak için, ellerinden geleni yapmaya başladılar, hala da yapmaya devam ediyorlar.

Ne yaptılar bu güne kadar, şu an ne yapıyorlar?

Bunlara Kur’an’dan bakalım.

Kur’an ilk emir olurak OKU! Diyor. Alak 1.

Bu emrin anlaşılmadığı ve yerine getirilmediği açıktır. Oku emrinden maksat, okula git, gazete dergi oku gibi anlaşılır hale getirilmiştir. Elbette bu emir bunları da kapsıyor, ama bu emrin asıl anlamı bu kadar dar bir alan değildir.

Oku!

Okuyan insan bilgi sahibi olur.

Hayatını düzene koymak için kullanacaksın. Yani hayatına uygulayacaksın. Doğru, ama bunun da ötesi var bu emirde.

Okuduğun zaman bilgi sahibi olursun, bu bilgileri başkalarına öğretmek görevin de var. Yani oku, öğren ve öğret demektir. Zaten Kur’an da bilgilerin toplandığı ve dağıtıldığı yer anlamına gelmektedir.

Oku, Allah’ın kitabını oku!

Başka….

Çiçekleri, arıları, rüzgarları, yağmurları, kışı yazı, yıldızları, aklını, gözleri ve Allah’ın yarattığı her şeyi oku demektir, yani araştır, sonra bunları hayatına uygula, sonra da bu bilgileri başkalarına aktar ki, bu emri yerine getirmiş olasın.

İlerlemek ve kalkınmak böyle olur.

İman kalbinde öyle sessizce durmamalı, bunu dışarıya yansıtmalısın. İşinde,   çalışmanda, davranışlarda bunu göstermelisin.

Ne yazık ki, oku emri asırlardır böyle anlaşılmamış,  Kur’an’ı Arapça olarak oku, anlamasan da olur seviyesine düşürülmüştür.

Kur’an’dan uzaklaşma da böylece başlamıştır.

Kur’an,  müminleri kendisinden uzaklaştıranları  nasıl tarif ediyor?

Şimdi de bunlara bakalım:

Ve esirgenmeniz için Kur’ân öğrenilip-öğretildiği zaman, hemen ona kulak verin ve susun. Araf 204

Kur’an öğrenilmeye ve öğretilmeye başlandığı zaman ona kulak verin, yani dikkatlice dinleyin, üzerinde düşünün, anlamaya çalışın.

Bunu neden yapmalı bir Müslüman:  İşte cevabı:

Ve kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler: “Üstün gelmeniz için bu Kur’ân’ı dinlemeyin, onun içinde anlamsız şeyler yapın/ anlaşılmasını her türlü yolla engelleyin” dediler.Fussilat 26

Allah, Kur’an’a kulak verin, O’nu dinleyin diyor, Allah’ı inkar edenler, dini yalan sayanlar da, “gürültü yapın, Kur’an’ın anlaşılmasını engelleyin!” Diyorlar.

Ne acı bir gerçek ki, gürültü yapanlar, Kur’an’ın okunmasını ve üzerinde düşünülmesini istemeyenler kazanmış görünüyorlar. Bunun ispatı, her yüz kişiden sadece 8 kişi Kur’an’ı okur ve üzerinde düşünür durumdadır. Geri kalanlar ise Kur’an’ın sadece adını biliyorlar.

Bu yüreğimi acıtıyor. İçimi sızlatıyor inanın ki.

Kur’an indiği zamanlar gürültü yapanlar bağırıp çağırıyorlardı. Ama şimdi bağırıp çağırmakla Kur’an okunmasına engel olamazlar. Gürültü yapın da zamana uymuş, bunun için modern yolları icad edilmiştir.

Okullarda okutulan dersler dini dersler, din dışı dersler diye bölünmüştür. Din dersi dini ders, matematik, fizik,biyoloji din dışı. Sanki bu derslerin temellerindeki bilgiler Allah tarafından kanunlaştırılmamış gibi.

Bir takım şeyhler, şıhlar, cemaat önderleri türemiştir. Sakallı, kavuklu, cübbeli, çalışmayan ama krallar gibi yaşayan bu insanlar dinde olmayan uydurma şeyleri  ağızlarından salya köpük saçıla saçıla anlatıyorlar.

Diyorlar ki, anamın dizini görürsem tahrik oluyorum.

Kadınları dövün, diyorlar

Diyorlar ki, sopa yiyen kadının Allah’a şükretmesi gerekir.

Diyorlar ki, 9 yaşındaki kızla evlenilir.

Diyorlar ki bilmem hangi partiye oy vermezsen cehenneme gidersin.

Diyorlar  ki, biz (haşa!) Allah ile konuşuyoruz.

Diyorlar ki, Allah bana dedi ki, şurda deprem yapacağım, yapayım mı, dedim ki, hayır başka yerde yap, Allah’da depremi başka yerde yaptı.

Diyorlar ki…diyorlar ki… diyorlar ki…

İşte müslümanım diyenler de bunları dinliyor, Kur’an’a uymayan bu safsataları din zannediyor, böylece Kur’an’dan,  bu alçakların yaptıkları gürültü yüzünden, uzaklaşıyorlar.

Bu gürültücü insanlarla mücadele etmesi gerekenler ne yazık ki uyuyorlar.  Başlarını kuma sokmuşlar, olandan biten haberleri yokmuş gibi davranıyorlar.

Kadınları insan yerine koymayan bu zavallılara karşı hiç kimse sesini çıkarmıyor, diyanet işleri başkanlığı da sus pus olmuş, oturuyor.

İşte gürültü bu hale gelmiş, hızla da devam etmektedir.

Bunun karşısında olan diyanet, ilahiyet fakülteleri, imamlar, araştırmacılar da susuyorlar. Bu uğurda çaba harcayan harika insanlar var, onların sesi bunlar kadar çıkmayınca Müslümanlar bunların dediklerini yaşıyorlar, ve bunu da din sanıyorlar.

İnsanları Kur’an’dan uzaklaştırmak için aşağıdaki ayeti iliklerine kadar sömürüyorlar, bakınız ne yapıyorlar.

Önce ayete bakalım.

O’na ancak temizler dokunabilir.  Vakıa 79

Bu ayette Allah, Kur’an’a ancak temizlenenler dokunabilir, yani eline alıp okuyabilir, diyor.

Bundan anladıkları şu çok insanların, Kur’an’a abdestsiz dokunulmaz, okunmaz. Yani Kur’an’ı abdestsiz okumayı yasaklamışlardır.

Saf ve temiz Müslümanlar da abdest almadan Kur’an’a dokunmuyorlar, ondan uzak duruyorlar, bu güne kadar da durmuşlardı.

Müslümanlar, Abdestim yok, Kur’an’ı tutamam, tutamayınca da okuyamam inancına sahip oluyorlar ve Kur’an’dan uzaklaşıyorlar.

Oysa Allah, Kur’un’a temizlenenler dokunur derken, aklı temiz olanlar, gönlü temiz olanlar, şirk pisliğine bulaşmamış olanları kastetmektedir. Onlar zaten inanmadıkları için Kur’an’a dokunmazlar, dolayısı ile de okumazlar.

Bunun doğal sonucu Kur’an okunmayanca anlaşılmaz, üzerinde düşünülmez. Böylece iman sahibi olmayanlar Müslümanları Kur’an’dan uzaklaştırmışlardır.

Bir tarikatın başı olan şeyh, onun müridlerinin akılları gönülleri temiz değildir. Bunlar Kur’an’a tarikat gözü ile bakarlar. Sayısız tarikat ve mezhep olunca her birinin bakışı farklı olacak Kur’an’a, ve bunlar Kur’an’dan uzaklaşacaklar, uzaklaştıracaklardır.

Aybaşı halinde olan kadınların kadınların temiz olmadıklarını söyleyerek onların da Kur’an’a dokunmalarını yasaklamışlardır.

Bir insan abdestli ise yellendiği zaman abdesti bozulur diye onun da Kur’an’a dokunmalarını yasaklamışlardır.

Kur’an’la Müslümanların arasını açtılar böylece.

Oysa Allah  diyor ki, onlar Allah’ı zikrederler.

Ne zaman zikir ederler, yani anarlar_

Otuturken,

Yatarken,

Ayakta iken..

Bunlar insanın bulunduğu üç haldir. İnsan ya oturur, ya yatar ya da ayaktadır.

Rabbim ilmimi artır.Taha 114

De ki: “Hiç düşündünüz mü? Eğer Kur’ân, Allah katından olup da sonra siz bu gerçeği örtbas etmişseniz… Kendisi uzak bir ayrılığın içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir? Fussilet 52

Kur’an, Allah’ın kitabıdır.

Ama okumuyorsunuz, üzerinde düşünmüyorsunuz. O zaman dinin kaynağı olan Kur’an’ı okumadan, düşünmeden nasıl Müslüman olduğnuzu söylüyorsunuz. Siz böyle iseniz, kendinize sorunuz, siz Müslüman mısınız?

Bilmelisiniz ki, Kur’an’ı inkar edenler de, onu okumamışlar, üzerinde düşünmemişlerdir. Allah, bunlar için sapık diyor.

Müslüman, inanıyorsa, kitabını okumalı, düşünmelidir.

Çünkü inanmayanlar da Kur’an’ı okumuyorlar,  düşünmüyorlar.

Şimdi aranızda ne fark inanmayanla.

Ha diyorsun ki, ben müslümanım. O zaman şu ayete bakalım.

Bedeviler “İman ettik” dediler. De ki: “Henüz iman etmiş sayılmazsınız, lakin ’teslim olduk’ diyebilirsiniz, zira iman kalplerinize girmiş değil. Ama eğer Allah ve Rasulü’ne uyarsanız, Allah amellerinizin zerresini eksiltmez: çünkü Allah tarifsiz bir bağış, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.  Hucurat 14

Müslüman Kur’an’ı incelemeden onu düşünmeden inandım derse, bu inandırıcı olur mu?Ku’an’ı incelemeden, düşünmeden inkar edenler sapıktırlar.

Onlar hâlâ, Kur’ân’ı gereği gibi düşünmezler mi? Nisa 82

Allah, Kur’an’ı gerektiği gibi düşünün diyor. Okumazsa, anlamazsan nasıl gerektiği gibi düşüneceksin ki..

Kur’an iniş sırasına okunduğu zaman daha iyi anlaşılacaktır. Ama elimizdeki Kur’an, çok azı istisna, Fatiha suresi ile başlıyor, Bakara suresi ile devam ediyor ve felak ve nas sureleri ile bitiyor.

Böyle okunduğu zaman hemen Bakara suresinin 6. Ayetinde  şöyle denildiği okunuyor.

Şüphesiz şu kâfirler; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetmiş şu kimseler; onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir: onlar inanmazlar.  Bakara 6

Allah’ı kabul etmemiş insanları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. Bu ayeti okuyunca adam Kur’an’ı okumaktan vazgeçebilir. Madem ki, okuyunca  ben imana gelmeyeceğim, niye okuyayım diye Kur’an’dan uzaklaşabilir.

Diyanet İşleri Başkanlığı veya bu güne kadar Kur’an’ı çevirecek olanlar artık Kur’an’ı iniş sırasına göre çevirmeliler. Ancak böyle olunca Kur’an’ı okuyan O’nu sever, saygı gösterir ve yürekten inanır.

Müslüman Kur’an’daki dini yaşamalı, hayatına uygulamalıdır. O zaman İslam alemi kalkınır, barış ve kardeşlik Müslümanların yaşadıkları yerlere girer, herkes mutlu olur. Sömürülmezler, başka milletlerden icatlar almazlar. 

Dünyada Müslüman olmayanlar bunu biliyor, bizi Kur’an’ımızdan uzaklaştırmaya çalışıyorlarsa, ki öyledir, bizim de Kur’an’a daha çok sarılmamız gerekmektedir.

Bizi Kur’an’dan uzaklaştırmak isteyenleri görevi buysa, bizim görevimiz de daha çok O’na yapışmak, hayatımızın dışında değil, içine almak ve O’nu yaşamaktır.

Saygılarımla..

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

5 thoughts on “KUR’AN’A KULAK VERİN

  1. sayın necmi akgül…
    “Sonra bir gün Osmanlı gitti, yerine gelen genç Türkiye Cumhuriyeti devletini Kuran Mustafa Kemal Atatürk, Kur’an’ı Türkçeye çevirtti, tefsirini yaptırdı ve kendi parasından bastırıp dağıttı.
    Niçin yaptı bunu?
    Herkes dinini kaynağından öğrensin diye.
    Hayrettir ki, Atatürk’ün kurduğu devlette bu gün okuyanlar, yazanlar onu dinsizlikle suçluyorlar.” sizin yazınızdan alıntı…

    yazınızın geneline baktığımda genel olarak kurana yönlendirme çabası olduğunu görüyorum. dinin tek kaynağının yani anayasasının kuranı kerim olduğu vurgusu açıktır. bu yüzden size allah razı olsun diyorum..

    Ancak yukarda alıntı yaptığım bölüme itirazlarım olacaktır.
    Malum herkes tarafından bilinen meclis açılış konuşmasında Mustafa Kemal şu sözleri söylemiştir. “bizim felsefemiz gökten indiği sanılan kitaplarla değiş CHP nin gerçekleriyle hareket etmek olacaktır”.

    17.8.1931 tarihinde atatürk kendi kaleme aldığı el yazısında şu ifadeleri kullanmıştır:
    “Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; “Ikre, Bismi, Rabbi **safsatasını**” esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır. Bu zihniyetle hareket edenler Islam’dan önce evrensel Türk uygarlığının bütün belgelerini imha etmekte engel görmediler.”

    yazınızda sizin özellikle vurguladığınız İkra (oku, kainatı, insanı, yaratılanları oku) ayetine Mustafa kemal safsata diyor.. Ben kurana iman eden birisi olarak her ayeti benim için kanundur. asla safsata diyemem. allaha sığınırım. kuranın bir kısmına inanıp bir kısmını reddedemem. benim gibi sıradan bir insan bunu böyle düşünüyorsa, Mustafa Kemal gibi topluma maal olmuş bir insanın bunu düşünmeden, halkın tepkisini çekeceğini bile bile söylemesi onun ateist olduğunun açık bir göstergesidir. çünkü müslüman olsa böyle şeyler ne düşünür nede yazar. Burada Atatürk ün ateist olmasını eleştirmiyorum. Eleştirdiğim nokta Atatürk bile kendisi ateist olduğunu kaleme aldığı halde insanların onu zorla müslüman gösterme çabasıdır.. maalesef Mustafa Kemal kadar cesur değiller.. sanırım yazınıza bakacak olursak sizde öyle düşünüyorsunuz.

    Örneğin Atatürk ün cenaze namazı ile ilgili ne bir bilgi, gazete yazısı, nede resim mevcut. Böylesine önemli bir insanın cenaze namazı ile ilgili neden bir bilgi yok. Ben bilmiyorum. Araştırdım bulamadım. Varsa buyurun siz yazın.

    asıl sorulması gerek soru şu:
    “Atatürk ateist olduğu halde neden kuranı türkçeye çevirtti.”

    Benim görüşüm; safsata olarak gördüğü kurandaki çelişkileri kendine göre türk halkına göstermektir. Böylelikle CHP nin gerçekleriyle hareket daha kolay olacak, Laiklik daha ön plana çıkacak. Müslüman türk halkı semavi dinden uzaklaşacak. dolayısıyla batının medeniyetine kavuşacağız.

    atatürkün silah arkadaşları müslüman türktü. “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum dediği askerlerde müslüman türktü. Eğer bir zafer kazanıldı ise bu iman ve şehitlik aşkı sayesinde kazanıldı.

    Ayrıca azda olsa çanakkalede savaşan rum, süryani, ermeni, ateist askerlerde vardı. allah onlardan da razı olsun..

    mesele müslüman veya ateist olmak değil. mesele müslümanı ateist gibi, ateisti de müslüman gibi gösterme çabasıdır.

    son olarak kuran asla ve asla safsata değildir. kuranda çelişki yoktur. kuran kusursuzdur. kuranda çelişki var diyenlerin kendi kafasında çelişkisi vardır.

    kalın sağlıcakla…

    • Selam Kadir Bey kardeşim,
      Atatürk’le ilgili yazddıklarınzı dikkatle okudum. Ben ilk duyduğum şeyleri araştırdıktan sonra karar veren biriyim. İzninizle bunları araştırdıp bir kanaate vardıktan sonra düşüncelerimi sizin ve herkesle sitemde paylaşacağım.

      Ben Atatürk araştırmacısı değilim. İnanın sizin iddialarınızı ilk defa duyuyorum.

      Beni uyardığınız için teşekkür ederim.

      Sevgi ve saygılarımla..

      Necmi Akgül

  2. sayın Necmi Akgül abi…

    Bütün yazılarınızı ve sitesinizi önemle takip ediyorum. Yazılarınızın bir çoğundan istifade ediyorum. Çok güçlü maneviyatınız ve kaleminiz var. Özellikle dünyada çığrından çıkmış ve çeşitli hurafelerle yaşanan islamın, Yüce Allah la (kuranla) alakası yoktur. Ve suçlu kuranı devre dışı bırakan, bir kez olsun “bu kitapta ne gibi mesajlar var” gibi basit bir sorudan korkan müslüman toplumundadır. Keşke sizin gibi güçlü insanların sayısı artsa ülkemizde adalet, gelir dağılımı, eşitlik, huzur, hoşgörü gibi kavramları bir umutla siyasi partilerden beklemek zorunda kalmayız.

    MUstafa Kemal konusuna gelince, Ben mustafa Kemali ister müslüman olsun, ister ateist olsun sever ve saygı duyarım. O bu milletin hizmetkarlarındandır. Sevip ve saygı duyduğum insanları kendi imkanlarım doğrultusunda ararştırırım. Araştırırken amacım onun kötü yanlarını ortaya çıkarmak değildir.
    Keza onun ateist veya müslüman olması Allahla onun arasındaki meseledir.
    Lütfen beni Atatürk düşmanı olarak yorumlamayın..

    Bunları yazmamın sebebi son zamanlarda sosyal medya ve televizyon programlarında Atatürk ün inancı konusundaki tartışmalara ve yazışmalara sıkça şahit olmamdan kaynaklanıyor. Yaşadığımız bu türbülans döneminde bunların ne önemi var ki?

    Son olarak “ALLAH KİMLERİ SEVMEZ” başlıklı yazınızı ara ara açıp tekrar tekrar okuyorum. çok güzel kaleme almışşsınız. O yazınızda;

    Alak suresin 2. Ayetinde “O, insanı sevgiden yarattı.” Diyor Allah. ifadesi çok ilginç. “O İNSANI ALAKTAN YARATTI” ifadesinde alak ifadesini SEVGİ olarak çevirmeniz çok ilgimi çekti. Sizden rica etsem bununla ilgili küçük bir açıklama yapabilir misiniz? Genelde çevirmenler alak kelimesini “embriyo, pıhtı, asılı duran, hücre vs. gibi anlamlar veriyorlar. bende kendi eksenimde nacizene bir kuran araştırmacısı olarak “rahim duvarında yapışık şekilde asılı duran şey olarak anlamışımdır her zaman. “sevgiden yarattı” ifadesi çok hoşuma gitti..

    Allaha emanet olun.

    • Selam,
      sana teekkür ederim. Umarım sizlere yararlı oluyorum.
      alak, konusunda söyledikleriniz doğru. Ama birine ben size alaka duyarız diyoruz ya, bakın burada bile alaka duymaksevgi olarak anlaşılır. Alaka, sevgidir, sizin dediklerinizdir de.
      Size çalışmalarınızda başarılar diler.
      Atatürk’ ü severim. Bana göre o, yani Atatürk, demokrasi, özgürlük. medeniyet, ileri görüşlülük demektir. onun için severim. O, bu dünyadan gözmüştür. Allah rahmet eylesin.
      Sevgilerimle canıma kardeşim.
      Necmi Akgül

  3. “Alak/Alaka :

    Alak kelimesinin, “alaka”nın çoğulu olduğu ifade edilmiştir. Alaka, yapışıp ilişmek demektir. Mutlaka, yapışkan ve ilişken nesneye “alak” denir. Kana ve kırmızı kana dolayısıyla uyuşuk kana da “alaka” denir. Bundan do*layı rahimdeki dutuğa da “alaka” denir. Yapışkanlığından dolayı sülüke ve kuyu makarasına, ipine ve makaraya iliştirilen takıntısına ve tek yola da “alak” denir

    Alaka: Ululuk ve taalluk gibi ilişmek ve yapışıp tutmak mânâsından türetilmiştir. İlişken yapış*kan şey demektir. Müfessirler “alak” kelimesini “dem-i camid” (donmuş kan) diye tefsir etmişler*se de, asıl mana rahimde aşılanmanın meydana gelmesiyle yani döllenmenin oluşmasıyla husule gelen aluktur. Bunlar maddî ma*nalardır.

    Bunlardan başka “alak”, ruhanî ve manevî olarak, alâka gibi aşk ve muhabbet mânâsına da gelir. ”

    evet dediğiniz çok doğru.. en son cümlede dediğinizden bahsediyor. zaten düşündüğümüzde insanın fıtratında allaha yönelmek ve ona sevgi duymak vardır. Allah insanı yaratırken sevginin kodlarıyla yaratmış.

    çok haklısınız. Sizden birşey daha öğrendim. hiç o bakış açışsından bakmamıştım..

    allah razı olsun..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir