ALLAH

Bir Müslüman olarak, günde, kaç defa Allah diyorsunuz.

Bir..

Beş….

On…

Daha fızla…

Ama muhakkak diyorsunuz.

Peki Allah dediğiniz zaman ne düşünüyorsunuz?

Allah, deyip geçip gidiyor musun?

Allah deyince aklına ne geliyor?

Çoğu zaman hiçbir şey.

Çok zaman da yaratan, güçlü kuvvetli bir varlık.

İnanın çok insan böyle düşünüyor.

Ama bu Yaratan’ı düşünmek için yeterli değil.

Kalbin haberi olmadan,  bilgiye dayanmadan Allah Allah demek sadece dudakların kıpırdanması demektir. Allah, doğmatik olarak adı denilecek bir varlık değil, inanarak, bilerek, kalbin haberi olarak söylemek demek Allah demektir.

Allah demek, Kur’an ayetlerini düşünmek demektir.

Allah demek, yarattığı her şeyin bir ilme dayandığını düşünmek demektir.

Allah demek, kayıtsız şartsız O’na iman etmek demektir.

Allah demek, O, noksanlıklardan uzak, tam mükemmel demektir.

Allah  demek, O’nun ilmini düşünmek demektir.

Allah demek, bir başlangıcı yok, bir sonu olmayacak demektir.

Allah demek, O’nu kimse doğurmadı, O’ndan da kimse doğmadı demektir.

Allah demek, yerler, gökler ve bunların içindekileri yaratan demektir.

Allah demek, aynada yüzüne bakınca O, var demek.

Allah demek, dünyanın dönüşü, yağmurun yağışı, güneşin sürekli ısı ve ışık verişi, bitkilerin yer yüzünü kaplaması, denizlerdeki canlıların varlığı, bütün yaratılanlardaki ilim kanunlarının yaratıcısı demektir.

Allah, oradan buradan duyulmayla söylenmemeli. Allah, düşünceye araştırmaya dayalı olarak bilinmeli, kabul edilmeli, iman edilmelidir.

İşte size bir çiçek..

Topraktan çıkmış bir çiçek bize selam diyor, sevgi gönderiyor.

Rüzgar estikce nazlı nazlı sallanıyor.

Sevsinler beni diye etrafına kokular saçıyor.

Arılar , alıp size ikram etsin diye özünde bal saklıyor.

Yaprakları yeşil, çiçekleri renkli, özünde sıra sıra dizilmiş toplu iğne başı gibi bir çok erkek ve dişi organları ile bir mükemmellik sunuyor güzel dünyamıza.

Bu çiçek topraktan yeryüzüne çıkmış. Toprağın içine çiçeğin tohumunu koymazsan oradan çiçek çıkmaz zaten.

Bu tohum canlı mı? Hayır, aklı var mı? Hayır.

Bu çiçeğin kökü toprakta..

Toprağın içinde neler var?

Tuz var, canlı mı? hayır, aklı var mı? hayır,

Fosfor var, bunun da ne canı var, ne de aklı.

Potasyum, demir, mağnezyum, kalsiyum, çinko.. Bunların hiç birinin aklı yok. Düşüncesi yok, canı yok.

Bu çiçeğin toprakta kök salıp dallarını yukarı vermesi için başka neler lazım?

Su lazım. Suyun içinde ne var? Oksijen, Hidrojen.. Bunların aklı var mı? Yok.

Tohum cansız. Aklı yok, düşünemez.

Toprak cansız,aklı yok düşünemez.

Su cansız, aklı yok düşünemez.

Ama bunların hepsi bir araya gelince güzel bir uyum içinde harekete geçiyorlar, çiçek tohumu çatlıyor, toprakta tutunmak için kök çıkıyor, toprağın üstüne gelince gövde ve dallar.

Ama başka şeylere de ihtiyaç var. Güneş lazım, ısı lazım.

Peki güneş ışığının canı var mı, aklı var mı? Yok.

Gerekli ısının aklı da yok canı da.

Ama yukarı doğru dallar büyümeye başlıyor. Kökün topraktan aldığı besin ile bitki gövdesinden yukarı dallara doğru su akıyor, bununla  yeşil yapraklar açıyor, sonra çiçek açıyor.

Bütün bu cansızlar ve akılsızlar bir araya gelerek bunu nasıl yapıyorlar?

Öyle ki, bu cansızlar o çiçeğe koku veriyor, taç ve çanak yapraklarını beyaz yapıyor, kırmızı yapıyor, boyu belli bir yere kadar büyüyor, başka büyümüyor.

Zamanı gelince açıyor, zamanı gelince soluyor, yapraklarını döküyor.

Bütün bu cansızlara emir veren biri olmalı?

Bunlar bir tesadüf sonunda oluşamazlar. Biri, her bir şeye emir veriyor ki,  bu çiçek bu kadar güzel oluyor.

Şimdi size soruyorum, bu cansızlara uyum içinde yaprakların yeşil, çiçeğin  beyaz olsun emrini kim veriyor?

Tek bir kelime ile verilecek cevap: ALLAH..

 Dünyamızda milyonlarca bitki çeşitleri var. Hepsinin kökü var, gövdesi var, yaprakları var, çiçekleri var, bu çiçeklerden meyveler oluyor.

Her birinin boyu farklı…

Kokusun farklı..

Meyvesi farklı..

Görünüşü farklı..

Yaprakları farklı

Renkleri farklı

İçindeki özleri farklı

Üremeleri farklı.

İsimleri farklı.

Her biri bir hastalığa şifa ..

Kimi kocaman kocaman ..

Kimi minik minik..

Bu akılsız bitkilere bu özellikleri kim vermiş böyle?

Bunlar kendiliğinden olur mu?

Olmaz…

İşte bunların böyle olmasını emreden tek varlık var: ALLAH.

Kimi ilk baharda yeşillenir..

Kimi hep yeşil kalmıştır .

Kimi son baharda yapraklarını döker, kimi dökmez.

Kiminin meyvesi var, kiminin yok.

Kiminin yaprakları şifalıdır,  kimin değil.

Kimi ilk baharda yemyeşil açarken, kimi son baharda  kızarır ve yapraklarını döker.

Bütün bunları akılsız olan bu ağaçlar, bu  bitkiler bunları nasıl yaparlar. Bunlara, böyle yap diyen biri var:  O da ALLAH.

Bir gül, Türkiye’de nasılsa, dünyanın başka ülkelerinde de aynıdır.

İncir burada da aynı, dünyanın öte ucunda da.

Biri çiçek açınca aynı cinsten olanlar İstanbul’da da aynı açıyor, Ankara’da da.

Her birinin kokusu başka..

Kimini okşarsınız, seversiniz, size izin verir.

Kimi var sizi dikenleri kendinden uzak tutar.

Bütün yapraklar, bütün çamlar her yerde aynıdır.

Bu cansız topraktan cansız tohumdan  bütün bunlar nasıl oluyor?

Biri emir veriyor bu cansızlara: Kim bu?

Bu ALLAH…

Toprak aynı…

Su aynı

Güneş aynı

Çeşit çeşit bitkiler..

Meyveleri var her birinin başka..

Kimi tatlı bal gibi

Kimi acı zehir gibi

Kimi yeşil, kırmızı, sarı ..

Bu cansız topağa bu suya, bu güneş, bu tohuma böyle olun diye emri  kim veriyor.

ALLAH..

Allah, yarattığı her şeye ne yapması gerektiğini ilham etmiştir.

Bakınız ne diyor:

Rabbin, balarısına vahyetti. Nahl 68

Şimdi bakalım bal arısına Allah neleri vahyetmiş.

Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan kendine evler edin. Nahl 68

Başka ne vahyetti:

Meyvelerden ye, Rabbinin sana kolay kıldığı yollar gir, Nahl 69

Başka:

Arıların karnından insanlara şifa veren bal çıkar. Nahl 69

Bunları düşünüp ibret alın. Nahl 69

Arıya ne yapacağı Allah tarafından bildirilmiştir. Arı, asla bunun dışına çıkamaz. Evini, yani kovanını çimenlerin üstüne yapmaz, ağaçların üstünde olacak evleri, sonra insanların yaptıkları kovanları da  ev yapmasına izin verilmiştir.

Arılar, bal toplamak için meyve ağaçlarının çiçeklerini gezerler, insanlara şifa olan özlerini toplarlar, karınlarda bunu bala çevirirler, biz de yeriz.

Arılar bunların dışına asla çıkamazlar.

Kuşlar havalarda uçarlar, ona bu emredilmiştir. Onlar bal yapamazlar.

Derelere aşağı akması vahyedilmiştir, o  yukarı akamaz.

Balıklara suda yaşamaları, yılanlara karada yaşamaları vahyedilmiştir.

Yaratılan her şeye yapacağı görevi Allah tarafından verilmiştir. Herkes bu verilen görevi yapar, baş kabir şey yapamaz.

Bu bitkilerde de böyledir. Ceviz ağacında kabak olmaz. Kabak bitkisinden de ceviz olmaz, ceviz ağacına ceviz meyvesi, kabak  bitkisine de kabak yapması vahyedilmiştir. Hiç kimse görevi dışına çıkamaz.

İnek, koyun doğuramaz.

Aslan da koyun doğuramaz.

Her bir canlı neslini sürdürmek için kendi cinsinden bir havyan doğurması vahyedilmiştir.

Bunlar kendiliğinden olmaz.

Bütün bunları yapan, biri var ki, bu ALLAH’tır.

Allah diyor ki:

Sabah akşam Allah’ı tesbih edin. Meryem 11

Allah’ı tesbih etmek, tesbihi eline alıp Allah Allah demek değildir. Tesbih etmek, Allah’ın hiçbir noksanlığının olmadığını, tam mükemmel olduğunu gönülden kabul etmek demektir.

Mümin, her Allah dediğinde Allah’ın hiçbir noksanının olmadığını düşünmelidir.

Allah, yaratır. Yaratmasında bir esiklik yoktur.

Allah rızık verir, rızık vermede bir eksikliği yoktur.

Allah, güçlüdür kuvvetlidir, gücünde ve kuvvetinde bir eksiklik bulunmaz.

Allah, büyüktür, Allah’ın büyüklüğünün bir sınırı yoktur demektir.

Allah adildir, adaletinde bir eksiklik olamaz.

Allah dediğinizde, aklınıza ne gelirse gelsin, o gelen şeylerde asla bir eksiklik, bir noksanlık bulunmaz

İnsan yaratılırken, insanın DNA’larına Allah’ı tanıma, bilme, iman etme özellikleri verilerek yaratılmıştır.

İnsan yaratılırken  insanın nefsini de şahit tutarak Allah soruyor:

-Ben sizin Rabbiniz, değil miyim? 

O insan da cevap veriyor:

-Biz şahidiz ki, Sen bizim Rabbimizsin.

Niye böyle bir şeye gerek duyulduğu da açıklanıyor.

-Ahirette Rabbimizin varlığından haberimiz yoktu, bilmiyorduk, demiyesiniz, diye. (Bakınız Araf 172)

Bir zamanlar siz, göklerde, yerlerde, ağaçlarda,  meyvelerde sularda olduğunuzu biliyor muydunuz?

Ananız su içti, domates yedi, meyve yedi, yemek yedi.

Babanız da yemekler yedi, sular içti.

Anamızın ve babamızın yediği içtiği bu şeylerin hepsi cansızdı.

Anamızda ve babamız da bunlar kan oldu. Sonra babada sperm, anada yumurta oldular.

Bunlar birleşti, bu birleşmeden insan meydana geldi. Ve bu cansız şeylerden canlı bir insan yaratılmış oldu.

Bunlar bir tesadüf sonucu olabilir mi? Haydi bir kadınla bir erkekde tesadüfen oldu, ya milyonlarca yıl, dünyanın her yerinde bu yemeden içmeden cansız şeylerde insan meydana geldi. Bütün bunlar kendiliğinden olmayacağına göre bunları hesaplı kitaplı, gören, işiten, düşünen yürüyen, koşan ve biri olarak yaratan biri var demek ki

Bu  var olan öyle güçlü ki, her şey onun emrinde.

İşte bu  ALLAH’tır.

Allah’ı aklınızla bulunuz. O, gözlerimizle görünmez, ama yarattığı her şeyde O var. Atomların çekirdeklerinde, norton ve protonlarında da o var. Gökyüzünün trilyonlarca galaksisinde, her galakside milyarlarca yıldızlarında o var.

Renkleri görsün diye, gözümüzdeki iris tabakasındaki  30 milyon hücreyi organize edip yaratan da O.

Elinize bakar mısınız. Tırnaklarınıza bakınız lütfen. Parmak uçlarında onlar var. Az beride kan, deri, kemik, sinir,  gibi cansız olan her şey oraya gelince sert, ince, parmak uçların daha iyi kullanılsın diye  yaratan biri olmalı. Yoksa vucudda kan bunu nereden bilecek. İşte bu  Allah’tır.

Allah’ım, sana inanıyorum, sana güveniyorum, seni seviyorum, sen bana çok yakınsın, her şeyim sensin, sana hamdediyorum. Adın mübarektir, şanın yücedir, senden başka da İlah yoktur ALLAH’ım.

Seni tesbih ediyor, huzurunda saygı ile eğiliyorum.

Saygılarımla..

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir