CAMİYE ÇAĞRI

Yaşınızın kaç olduğunu hatırlar mısınız?

20 mi, 30 mu, 40 mı? Ya da daha mı çok?

Küçüklüğünüzden beri minarelerden günde beş vakit ezan sesini duydunuz.

Ülkemizde 100 bin civarında cami var. Bu şu demektir, ülke semaları günde en az 500 bin defa yankılanıyor.

Eğer bu güne kadar dikkatli dinlemediniz ise, bu gün, az sonra, ya da bir saat sonra ezan yine okunacak, kulak verin ve sözlerini dinleyin.

Ne diyor minarelerdeki ezan sesinden imam:

“Allâh-ü Ekber” Allah en büyüktür.

“Eşhedü en lâ ilâhe İllAllah”

Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur.

“Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah”

Şahitlik ederim ki Muhammed Allah’ın elçisidir.

“Hayye ale’s-salâh”

 Haydi salata.

“Hayye ale’l-felâh”

 Haydi kurtuluşa.

“As-salatu hayrun mine’n nevm”

Salat uykudan hayırlıdır. 

“Allâh-ü Ekber”

Allah en büyüktür.

Ezan sesini duyunca aklınıza ne geliyor? Yani ezan size neyi hatırlatıyor.

Eminim yüzdü 99.99’u camiye namaz kılmaya çağrıldığını söyleyecektir.

Ama dikkatle dinlediğinizde ezan sözlerini orada namaz geçmiyor, namaz yerine salat geçiyor.

Yani imam haydin namaza demiyor, haydin salata diyor.

Ama haydin salata demeden önce çok önemli başka iki şey daha diyor. Ne yazık ki buna kimse dikkat etmiyor, ve bunun ne anlama geldiğini de çoğu insan bilmiyor.

“Eşhedü en lâ ilâhe İllAllah”

Ben şehadet ederim ki, başka ilah yoktur, yalnız Allah vardır.

Biraz düşünür müsünüz şimdi?

Şehadet etmek demek, Türkçemizde tanıklık etmektir. Yani deniliyor ki, ben tanıklık ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur.

Şehadet etmek, ya da tanıklık etmek ne demektir?

Bir şey hakkında tanıklık etmek, tanıklık edeceğin konuda her şeyi bilmek demektir. Allah’tan başka ilah olmadığına tanıklık ederim demek, “Ben Allah hakkında her şeyi biliyorum.” Demektir.

Kendinize şimdi sorunuz, siz Allah hakkında ne kadar bilgi sahibisiniz. Yani siz, Allah’ı bir başkasına nasıl ve ne kadar anlatırsınız. İşte tanıklığınız o kadardır.

Kısacası şu,  o konu hakkında bilgi sahibi olmadan tanıklık olmaz.

Siz Allah’ı ne kadar biliyorsunuz?

Siz O’nun kulu ve Elçi hakkında ne biliyorsunuz ki,  Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna nasıl anlatacaksınız. Bilmeden bu olur  mu? O halde bir Müslümanın ilk görevi Allah’tan başka ilah olmadığına ve O’nun elçisinin Hz. Muhammed olduğunu öyle tanıyacak bilecek ki, şahitlik görevini yerine getirmiş olsun.

Ezanın ilk cümlesi ile Allah’ı sınırsız büyük bilen, Allah’ı ve Elçisi Hz.Muhammed’i tanıyan ve iman eden müminler mescitlere, şimdiki adı ile camilere çağrılmaktadır.

Niçin yapılmaktadır bu çağrı?

Salat yapmak için..

Müminler mescitlere toplanacaklar mescid çevresindeki insanlardan işin en yararlı ve güzelini yapmak için şura, yani danışma meclisi oluşturacaklardır.

Allah’a ve Elçisine şehadet eden insanlar, yaşadıkları yerlerdeki sorunları tek tek ele alacaklar, konuşacaklar, karara bağlayacaklardır. Gücü ve imkanı olanlar, çevrelerinin sorunlarının çözüme destek olacaklar, yardım edeceklerdir.

Böyle bir yerde bir süre      sonra sorun kalır mı? Zaman içinde orada kalkınma başlar, insanlar eğitilir, yaşlılara bakılır, çevre temizlenir, dereler ıslan edilir, ormanlar korunuz, eksik olan bir şey varsa yapılır,

Her caminin yakınları böyle olursa, o ilçe kalkınır, o il kalkınır, bütün ülke kalkınır.

Kimse Müslümanları geri kalmış toplum damgası vuramaz.

Huzur ve mutluluk içinde yaşama başlar ve devam eder.

Zaten ezanın sonunda da haydin felaha, kurtuluşa demiyor mu?

Salatı namaz olarak kabul ederseniz, bunların hiç biri yapılmaz. Demek ki, salatın anca yüzde beşi uygulanmakta bu gün, gerisi ise hiçbir fonksiyonu olmayan cami yardımlaşma ve dayanışma derneklerine bırakılmaktadır.

İşte asıl salatı bu dernekler yüklenmişlerdir ama bunları yönetenler de ne yaptıklarından habersiz camilerin elektrik ve su paralarını ödemekle meşguller.

Yani salat etmekten çok uzaklar.

Bu kadar mümin bir araya gelmişken, dağılmadan önce de dua edilecek, yani namaz kılınacaktır. Bu namazın nasıl kılınacağı, daha doğrusu duanın nasıl yapılacağı Araf suresinin 55 ve 56. Ayetlerine göre yapılacaktır.

Yani dua edecek. (zaten namaz dua etmekten ibarettir.)

Nasıl yapacak bunu? Allah’tan öyle isteyecek ki, bu isteği yerine getirirken kendini tam olarak Allah’a verecek.

Dudakları ile konuşacak…

Kalbi bu konuşmasını teslim olarak duyacak.

Bedeni bu isteğe göre hareket edecek.

Umutlu olacak isteğinin olması için.

Ve isteğinin olmadığını düşünerek biraz de korkacak.

Yani tam olarak konsntre olacak.

Aklı dua ederken, yani namaz kılarken,dağlarda bayırlarda,ticarette parada, kadında kızda olmayacak, ne söylediğini Allah’a bilecek, bilmediği bir şeyi söylemeyecek.

Bir de  dikkat edecek ki, kendi emek ve gayreti ile yani gücünün yetmesi ile elde edeceği şeyleri istemeyecek. Yani ellerini açıp “Allah’ım bana para ver.” Demeyecek, bunun için çalışmak gerek. Ama diyecek ki, Allah’ım işim yok, çalışmak istiyorum, bana yardım et.” Diyecektir.

Ezan  salata çağrıdır.

Dua etmeye çağrı olmaz zaten.Olursa bu dua olmaz. Dua her zaman her yerde, her an olmalıdır. Birinin çağırmasına hatırlatmasına gerek olmadan yerken, içerken, yatarken, yürürken her hal ve şartta yapılır.

Allah kuluna çok yakındır. Şah damarından da yakın. (Kaf 16) sorun şu ki, sen  seni yaratana sen ne kadar yakınsın? Araya şeyh, şıh, mezhep imamı, cemaat önderi gibi  birilerini soktun mu? O senin içinden geçenleri bilir. Allah’tan kaçmaz mümin, Allah’a kaçar.

Dünyamın her yerinde ezan aynı okunmaktadır. Oradaki salat namaz olarak okunmaz. Salata namaz anlamını verenlerin gücü, ezandaki salat kelimesini namaz olarak çevirmeye güçleri yetmemiştir.

Dünya Müslümanları ezan sayesinde birlik içinde olduklarını anlarlar. 622 yılında Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed’in emri ile okunan ezan, çok şükür ki, değiştirilmeden günümüze gelmiştir.

Mehmet Akif Ersoy ne diyor:

BU EZANLAR Kİ ŞEHADETLERİ DİNİN TEMELİ

EBEDİ  YURDUMUN ÜSTÜNDE BENİM İNLEMELİ.

Saygılarımla…

Necmi  AKGÜL

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir