ÖRNEK BİR KADIN


22 Haziran Kadıköy 057 O, iki yaşında felç oldu.

Felç olmasından bu güne kadar 50 yıl tekerlekli sandalyeye bağlı yaşadı, hala da yaşıyor.

Doya doya yürüyemedi, arkadaşları ile oyun oynayamadı.

Annesinin,babasının, dedesinin kucağında ilkokula gitti.

Ortaokul ve lise yıllarında zorluklarla gidip geldiği okulunda sevilen ve başarılı bir öğrenci oldu.

Liseyi bitirdikten sonra gidip gelemediği için üniversiteye gidemedi.

Yıllarca Kadıköy’den İstanbul Boğazını vapurla geçerek çalışmak için Yeşilköy’e, daha sonraları Beşiktaş’a gidip geldi.

İş bulmak kolay değildi, hele onun gibileri için hiç kolay değildi.

Yıllardır Kadıköy’de durumuna uygun iş aradı. Allah da yardım etti, iş araması boşa gitmedi, kendine göre, şartlarına göre bir iş buldu ve halen orada çalışmaya devam etmektedir.

Azim ve kararlılıkla işini en güzel şekilde yaptı. Çalıştığı yerin en başaralı personeli seçildi.

Ben tekerlekli sandalyeye mahkum yaşıyorum diye asla şikayet etmedi. Yüzünden gülücükler eksik olmadı. Çevresine küsmedi, darılmadı, isyan etmedi.

Kendi hayatını kendi kazanmak istiyordu. Boynunu büküp başkalarından yardım beklemek yerine O, kendisi başkalarına yardım etmeye başladı.

Yaşadığı bu sıra dışı hayatı insanlara örnek oldu. Bu nedenle televizyonlar onu örnek kadın, azimli ve kararlı kadın olarak ekrana taşıdı, bütün Türkiye’ye tanıttı.

Boş durup oturmadı, ben de herkes gibi çalışabilirim, hayatımı kazanabilirim, insanlara ve ülkeme yararlı olabilirim diye çırpındı durdu. O, insanları, arkadaşlarını sevdi, arkadaşları da, insanlar da onu çok sevdiler.

O, temizliğe ve bakıma önem verdi. Bir çok ayakta yürüyen insanlardan daha çok kendine bakmasını bildi. Giderken, iş yaparken, telefonda konuşurken, sesinin tonu ile, gülümsemesi ile, ışıl ışıl parlayan gözleri ile daima örnek bir insan olarak yaşadı, yaşamaya devam ediyor.

“Ben neden böyleyim?” diye isyan etmedi. Böyle yaşamayı kabul etti, kendini, çok okuyarak yetişirdi, alnı açık, başı dik, geleceğe umutla bakmasını bildi. Bilgileri, görüşleri, davranışları ile çevresine örnek oldu, sevgi kazandı, saygı gördü, sevdi, sevildi.

Onu tanımanızı isterdim. O, gerçek bir kahramandır. O, her güçlüğe göğüs gerecek kadar güçlü, her istediğini yapabilecek kadar azimli, hayata sımsıkı bağlı, enerji dolu, cömert, paylaşmasını seven örnek bir kadın.

O, dışarıdan bakıldığında böyle idi. Ama her görünen şeyin arkasında bir de görünmeyen yanı var. O görünmeyen yanını, iç dünyasını, duygularını, kendine özel hayatını yaşayamadı.

O, herkes gibi olmayı çok istedi ama olamadı. Hayatı boyunca gizli bir çaresizlik ve boyun büküklüğü, görünen hali ile hep göz altında, hep tutuklu kaldı. Sanki bir polis, onu rahat bırakmıyor, tehdit ediyor, isteklerine, yaşama sevincine hep dur diyordu. Zaman içinde anlamıştı ki, ağzı ile kuş tutsa değişen bir şey olmayacak, hep böyle kalacaktı. Kurtuluşun olmadığını anlamış, kendi dışında kendine verilen bu duruma razı olmaktan başka çare bulamamıştı.

Herkes gibi o da iki ayakları üstünde koşmak, havalanmak istiyordu, ama her defasında yere düşeceğini biliyor, oturduğu yerden başka uçanları seyrederek, içinden “Derin bir ahhh!!” çekiyor, bu istek içinde canlanamıyor,boynu bükük başı önüne eğiliyordu.

Mutluluk, insanın iç dünyası ile dış dünyasında barış halinde olması değil miydi? O, dış dünyası ile barış halindeydi, ama ya iç dünyası.. İşte orda mutlu değildi. Görünmeyen gözyaşlarını hep içine akıttı..

İki ayakları da tutan, koşup eğlenen, ama çevrelerinde ne kadar küçük görülen yüzlerce kadın var. Bunların hepsi bir araya gelse, senin elde ettiğin başarıya, saygı değerliliğe ve aldığın ve verdiğin sevgiye ulaşamazlar.

O, hep şükrederek yaşamasını bildi. Kendinden sağlıklı olanlara elbette baktı, elbette ben neden böyle değilim diye düşündü, ama o, kendinden daha çaresiz olanlara da baktı, onları da gördü. Sahip olduklarını düşündü, onun durumunda olup da bu imkanlara sahip olamayanları da düşündü. Hep her çaresizinden daha çaresizlerin olduğunu bilerek yaşadı.


Tekerlekli sandalyesi ile sokaklarda dolaşırken etrafına gülücükler dağıtan bu büyük kadına saygı, her normal insanın yapması gereken en önemli bir insanlık borcudur. Unutmayın ki, o böyle yaşadı, siz de böyle yaşıyorsunuz, yani sağlıklısınız, her şeyiniz var, ama siz de onun gibi ya da başka engelli insanlar gibi olmaya adaysınız.

İşte o, bu hali ile sokaklarda dolaşırken, çalışırken, bir gün biz de böyle oluruz, dikkat edelim dersi veren canlı büyük bir öğretmendir. Her şey okumakla öğrenilmez, görerek de öğrenilir. O, evine kapanmadan hayatın içinde yerini almışsa, bizlere kendini göstererek dersler veriyorsa, bu canlı öğretmenin önünde saygı ile eğilmek gerekmez mi?

Ben, bütün kalbimle O’nun önünde saygı ile eğiliyorum. Çünkü o gözlerimi açtı, etrafımdaki insanların ne olduklarını veya ne olmadıklarını görmemi sağladı. Eminim, sizin de çevrenizde onun gibi insanlar vardır, durun bir saniye düşünün, kendinizi onun yerine koyun, “ya ben de böyle olsaydım?” deyin, düşünün ve olmadığınıza şükürler edinin.

Elli sene sabırla hayatını sürdüren büyük kadın, bak ki Allah sen ve senin gibiler için ne diyor:

O halde güzel bir sabır ile sabret. Meariç 5


O ve onun gibiler çevresine ışık verirken, kendisi mum gibi eriyen anlatılmamış, anlatılamamış eşi bulunmaz sanat eserleri gibidirler. Daima karşımızda dururlar, onları görürüz, anlayamadan yanlarından geçip gideriz.

Oysa onları anlamak lazım. Ben anladım. O kadın sağladı bunu bana. Bu nedenle özel olarak ona, genel olarak onun gibi olanlara başarı dileklerimle, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

                                                                               NECMİ AKGÜL

 

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir