EĞİTİM ALLAH’IN EMRİDİR

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Doğrusu, bunu ancak akıllı olanlar düşünürler. Zümer Suresi ayet 9

İnsan, insan düşüncelerine göre değil, Allah’ın eğitim ilkelerine ve amaçlarına göre eğitilmelidir.

Ama çeşitli korku, endişe ve anlaşılmaz nedenlerden dolayı hem Müslüman olup hem de Kuran’ın değerlerini hayatının dışında tutma gayreti içinde olanlar, daha insan Kuran, Allah deyince irkilip, haşa, gericiliği yobazlığı aklına getirerek karşı çıkıyorlar. Laiklik elden gidiyor teranesi ile ortalığı vaveylaya veriyorlar. Hem Allah’a inanıyorum diyeceksin, hem Kuran benim de kitabım diyeceksin, hem de Allah böyle diyor Kuran’da denildiğinde yaygara basacaksın. Bu kafanın insanlığı götürdüğü sonuçla bu güne gelinmiş ve eğitimde içinden çıkılmaz bir sonuçla karşı karşıya kalınılmıştır.

Bir konu hakkında doğru karar vermenin tek bir yolu vardır. O da doğru bilgilere sahip olmamız. Doğru bilgelerimiz olmadan doğru karar veremeyiz. İman sahibi bir insanın Kuran’a inanması ve onun doğruları söyleyen bir kitap olduğunu bilmesi gerekir. O, Allah’ın kitabıdır. İslam dini Allah’ın dinidir. Kuran, İslam dinini, yani Allah’ın dinini öğretmek için Allah tarafından gönderilmiş, içinde hiçbir çatışma, tutarsızlık (Nisa 82) olmayan kitaptır. Bize düşen görev yaptığımız işlerde, koyduğumuz amaçlarda, hedeflerimizde doğru mu yanlış mı yaptığımızı Kuran’a denetlettirmek olmalıdır. Kuran’a uymuyorsa bilinmelidir ki, yaptıklarımız olumsuz sonuçlar verecektir.

Kuran’ın dışında hayat tarzı arayanlar, yanlıştadırlar, gericidirler, yobazdırlar ve aklını kullanmayanlardır. Aklını kullanmayanların üstüne Allah pislik yağdırır. Ayeti (yunus 100) bu durumda yürürlüğünü devam ettirmektedir, böyle yaparsak da devam ettirecektir.

Her ülkenin kendi milli eğitimin amaçlarını koyarken kendine ait değerleri koruyacak şekilde tespit etmesi o ülke için kaçınılmazdır. Türk milleti olarak bizim eğitim amaçlarımız bu açıdan bakıldığında güzeldir. Bu amaçlar insanın kendini geliştirmesine yöneliktir. İnsanı bu dünyaya hazırlamak için konmuştur. Dar bir bölgede, yani Türkiye sınırları içinde, gerçekleştirilmesine çalışılmaktadır. Allah’ın koyduğu amaçlar evrenseldir, daha bir insanın özüne yöneliktir ve insanı hem bu dünyaya hem ahirete, ölüm ötesine de hazırlamaktadır. Bu yönü ile de aralarında farklar bulunmaktadır.

Bu gün Türkiye’de gerici, yobaz, çağdışı düşünen insanların varlıkları, Kuran’ın doğru olarak öğretilmesine karşı çıkılmasındandır. Kuran öğretilse, ders olarak okutulsa okullarda ülkemizdeki insan manzaraları değişecektir. İnsanlar türbelere koşup dertlerine çare aramayacak, kutsal sanılan ağaçlara bezler bağlanıp isteklerde bulunmayacak, bunların şirk olduğunu herkes bilecektir. Bana bunun hesabı, gerek bu dünyada, gerekse ahirette sorulur diye kimse kapıp kaçırmayacak, kimse kimseye zulüm etmeyecek, kimse fırsat eline geçince çalıp çırpmayacaktır. Kitleler bazı şeyhlerin, tarikat önderlerinin peşinden koşup olaylar çıkarmayacaktır. Ben Allah için cihat yapıyorum diye beline bombayı bağlayıp kalabalık arasında patlatmayacaktır, bunu yapan insan bulamayacaksınız. Eğer ülkemizde bunlar oluyorsa, insanların başlarının örtüsü ile uğraşanlar, Kuran’ı hayatın dışında tutmaya gayret gösterenler, önce Allah diye bağırıp sonra Allah’ın istemediği şeyleri yapanlar büyük ölçüde sorumludurlar. Kuran’ın ayetlerini çarpıtarak din adına fetva verip kitlelere hükmetmeye çalışanlar ile Kuran’ın öğretilmesine karşı çıkıp zevki sefa süren ve dünya bu dünyadır diyenler de aynı derecede gerici, yobaz ve çağdışıdırlar.

Burada Kuran’ı öğretilmesinden kasıt, onun Arapçasını öğretelim ama anlamına dokunmayalım anlamında değildir. Kuran’ın öğretilmesinden kasıt, onun anlamını, ruhunu insanlara öğretelim anlamındadır. Fatiha suresini ezberleyip de ne anlama geldiğini bilmemek, fatiha suresini Arapça okumak demektir, yoksa onu bilmek demek değildir. Çünkü Kuran’ın kendisi Müzemmil suresi 4. ayetinde: Kuran’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku. Nahl 44 ‘te ise : Kuran’ı sana….. Düşünüp anlasınlar diye indirdik. Nisa 82 ‘ de de: Kuran’ı iyice okuyup düşünmüyorlar mı? Demektedir. Kuran, düşünüp anlaşılması gereken bir Allah kitabıdır. Süslü kaplara konulup duvarlara asılacak bir süs kitabı değildir. Onun özü bu Müslüman milletin kurduğu devlette, bu milletin çocuklarına öğretilmelidir. Kuran’ı okumak, anlamak, ona tabi olmak ve onun ruhunu kabul etmek hem o kişiye, hem de içinde bulunduğu topluma mutluluk ve huzur getirecektir. Buna şu veya bu nedenle karşı çıkanlar büyük bir sorumluluk altındadırlar.

Eğitim insan için çok önemlidir. Onun için herkesin eğitim denince bir anladığı vardır. Sokaktaki vatandaş da eğitimden kendince anlar, bu işle uğraşanlar da… Her iki grup için de kaçınılmaz bir şey vardır, o da eğitimin şart ve gerekli olduğudur. Bu evimizdeki her insanda ve dünyanın en ıssız adasında yaşayan ilkel kavimlerde de böyledir.

Ülkeler hayatında eğitimin önemi o kadar büyüktür ki, insanların eğitimi için çok paralar harcanmaktadır. Ülkeleri ayakta tutan, gelişmeye, değişmeye ve teknolojiye ayak uydurmamızı sağlayan, insana insanca değerleri veren, sürekli ve nesiller boyu devam eden bu eğitim nedir? İnsanın kendi isteği ile önceden belirlenen amaçların davranış haline getirilmesi olarak kabul edilen eğitim, insanlığın tarihi kadar eskidir. Geriye doğru gidişi taaa Adem Peygamberin yaratılışına dayanmaktadır. İlk eğitici, insanı yaratan Allah, ilk eğitilen de ilk yaratılan Adem peygamberdir. Kuran’da Bakara suresinin 30. ayetinden itibaren şöyle anlatılır:

Rabbin Meleklere:

“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediği vakit, melekler: “Biz seni överek yüceltip dururken, orda fesat çıkaracak, kan dökecek bir şahıs mı yaratacaksın?” dediler.

Allah: “Ben sizin bilmediğinizi bilirim. “buyurdu.

Ve Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra o varlıkları ve nesneleri meleklerin karşısına çıkarıp:

“Görüşünüzde doğru iseniz, bunların isimlerini bana söyleyin,” dedi.

Melekler:

“Seni bütün eksiklerden uzak tutarız, bizim senin öğrettiklerinden başka bildiğimiz yoktur. Her şeyi bilen ve hikmet sahibi olan sensin.”dediler.

Allah:

“Ey Âdem, onlara onların isimlerini anlat” Âdem onların isimlerini meleklere anlatınca Allah;

“Size demedim mi, göklerin ve yerin sırlarını ben bilirim ve Ben, sizin açıkladığınızı ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim.” Dedi.

Allah meleklere;

“Âdeme secde edin.” Dediğimiz vakit, İblisten başka hepsi secde ettiler. İblis secde etmedi, kibirlendi ve kâfirlerden oldu. (Bakara 30-34)

Allah’ın Kuran’da geçen isimlerinden biri de Rab’dir. Günlük hayatımızda sık sık Rabbim diye Allah’ın bu ismini kullanırız. Bu ayetlerde de Rabbin Meleklere, diye hitap edilmektedir. Ve Kuran’da birçok ayette Allah kendisinin Rab olduğunu söylemektedir. Peki ama Rab ne demektir?

Allah, suphanallahtır. Yani O, bütün eksikliklerden uzaktır. Allah, tam mükemmeldir. O yaratıcıdır, yaratıcılığında, bir eksiklik yoktur, rızık vericidir, rızık vericiliğinde bir eksiklik yoktur, adildir, adaletinde bir eksiklik olmaz. Diğer özellikleri de aynen bunlar gibidir. Allah, Rab’dir, yani yaratan, yarattığını terbiye eden. Eğitendir. Yani Allah eğiticidir. Yarattıklarını başıboş bırakmamıştır. Onu eğitmektedir. Ve ilk yaratan O olduğu gibi, ilk eğiten de O’dur.

Bu ayetlere dikkatli bakıldığında eğitim açısından, Allah’ın yarattıklarını da öğrettiği, eğittiği anlaşılacaktır. Bunun için rahatlıkla denilmektedir ki, eğitim insanlık tarihi kadar eskidir. Âdem, ilk Peygamber ve insanlığın atası olan ilk insan, Allah tarafından hemen eğitime tabi tutulmuş ve ona bütün isimler öğretilmiştir. Yani Allah, insanı ilk yarattıktan hemen sonra eğitim öğretime tabi tutmuştur. Eğitim ve öğretimin ne kadar önemli olduğu insan hayatında ilk insanın yaratıldığında insanlığa bildirilmiştir. Âdem ve nesline denmektedir ki, sizler de çocuklarınızı doğar doğmaz eğitime tabi tutunuz. Çünkü insan kan dökücü, ve fesattır. Bu kötülükleri eğitim yolu ile iyi ve güzel şeylere dönüşebilmektedir.

Âdem’e Allah tarafından öğretilen bütün isimler nedir? Etrafındaki ağaç, çiçek, kuş dağlar bulutlar mıdır? Bunların olması büyük ihtimaldir. Nesnelerden bunlar anlaşılabilir. Ama Allah’ın yarattığı ve öğrettiği ya da eğittiği bir şeyde eksiklik düşünülmeyeceğine göre, öğretilen şeyler bunların dışındaki şeyler de olmalıdır. Ve bunlar Allah’ın ilimleri, kanunlarıdır. Hatta Adem Peygamberin yaratılışında ruh üflendiğinde DNA’larına şifrelenmiş insanın Allah’ı tanıyacağı bilgileridir. İnsanın Allah’ı tanıması bilmesi, onun kanunlarının, ilimlerinin Âdem Peygambere öğretilmesidir.

İnsanı ilk yaratan Allah, onun ilk öğreticisidir. Kuran, Allah, Âdem’e öğretti diyor. Demek ki, eğitim olayı öğrenmeden sonra gerçekleşecek bir olgudur. İnsan önce öğrenecek, sonra da ona göre davranış sergileyecek, yani eğitilmiş olacaktır.

Allah, ilk insanı yaratırken öğrettiklerini öğrenebilecek özelliklerle donatarak yaratmıştır. Eğer bu özellikler insanın yaratılış kanunlarına, fıtratına yerleştirilmeseydi, Allah’ın verdiği bilgileri ilk insan öğrenemeyecekti. Ve bu kanunlar onun genlerinden çocuklarına ve oradan da nesilleri aşarak bizlere kadar gelemeyecekti.

Bakara suresinin bu ayetlerine genel olarak bakıldığında eğitimin olmazsa olmazları Allah tarafından belirtilmiştir. Eğitimde bir öğretici, bir öğrenen, bir de öğretilecek bilgi olmalıdır. Sonra eğitimin amacı, ve öğretimden sonra öğrenenin davranışlarının değişime uğraması. Bunlardan biri olmazsa eğitim olayı gerçekleşemez.

Bu ayetlerden çıkarılan önemli bir eğitim ilkesi daha vardır, o da, öğretenin, öğretilenlerden çok bilgisi olması ve öğretileni çok iyi tanıması gerekmektedir. Allah meleklere “Size demedim mi, göklerin ve yerin sırlarını ben bilirim ve ben, sizin açıkladığınızı ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim.” sözlerinde Allah’ın yerde, gökte, gizli veya açık bilmediği hiçbir şeyin olmadığı, tabiî ki böyle bir yaratıcının yarattığı insanın eğitiminin de nasıl olacağını çok iyi bileceği tartışılmaz bir gerçektir.

Allah’ın, ilk insan olan Adem’e öğrettiği kanunlar, ilimler bu gün yeryüzünde şu ana kadar bildiğimiz, hala de ilerleyen zaman içinde gelecek insanların bilecekleri kanunlar, ilimlerdir. Günümüzde yapılan eğitim bir yandan insanlara bu güne kadar bilinen ilimleri, kanunları öğretirken, öte yanda araştırmalar sonucu öğrenilecek yeni ilimlere ve kanunlara ulaşılmaktadır. Yani keşif dediğimiz ya da icat dediğimiz şeyler, Allah’ın kanunlarının farkına varıp günlük hayatımıza kazandırılmasından ibarettir. Uzay, atom, matematik, fen, gen ve daha bir çok ilimler bunlara dahildir. Ve bilinen bir gerçektir ki,ilmi konularda yapılan çalışmalar baş döndürücü bir hızla devam etmektedir.

İnsanlığın önünde farkına vardığı ama henüz uygulamaya koyamadığı bir çok şey vardır. Henüz madde nakli gerçekleştirilememiştir. Ama yakın bir gelecekte bu olacaktır. Masamızın üstündeki kalem veya kitap, veya ikisi birlikte, ya da koltuk bir yerden bir yere taşınacaktır anında. Henüz bu başarılamamıştır. Sonra henüz toplu iğnenin başındaki atom enerjisi harekete geçirilememiştir. Ama bunlar bir gün olabilecektir.

Bütün bunlar neyle olacaktır? Tabi ki eğitimle. Yani eğitim Allah’ın yarattığı kanunlara insanların ulaşmasını sağlamalıdır. Bunun olabilmesi için eğitimi isimlendirmede dini eğitim, dini olmayan eğitim ayrımının kullanılmaması gereklidir. Hangi eğitim dinidir, hangi eğitim din dışıdır? Kuran’ı incelemek dini, çarpım tablosunu öğrenmek din dışı olur mu? İnsanı bir yaratan var, kuran ayetlerini gönderen biri ile çarpım tablosunun kanunlarını koyan biri farklı biri midir? Haşa böyle dersek şirke düşmüş oluruz. Bilgi kaynağı, insanı yaratan, ilmi kanunları koyan aynı yaratıcı olunca, bunlar aynı kaynaktan gelince, aralarında çatışma, aykırılık olur mu? Ama dünya hayatını ve onun ekonomisini, teknolojisini öne alırsanız, dini hayatı ve onun yaşayış biçiminden gelişmeyi çıkarır insanı suya sabuna dokunmaz olarak düşünürseniz, ahireti akla getirmezseniz eğitimi dini ve din dışı olarak ayırmak bir çoklarının işine gelir. Böyle düşünenler bilsinler ki, suya sabuna dokunmayan insan pistir. İslamiyet ise temizliğin dinidir.

Bu dinin adını Allah koymuştur:( Ali imran 19) İslam. Kelime olarak barış, güven ve huzur anlamına gelmektedir. Din hayat tarzı yaşayış biçimidir. İslam dini, insanların hem bu bu dünyada hem de ahirette barış. huzur ve güven içinde bir yaşamalarını amaç edinmiştir. Yani İslamiyet kuralları ve kanunları Kuran’ı Kerimle Allah tarafından konmuş bir yaşam biçimi, bir hayat tarzıdır. Başka dinlerin, felsefelerin, ideolojilerin veya kültürlerin hayat tarzları, İslamiyet hayat tarzına uymaz.

İnsanların güzel bir hayat yaşamaları aralarındaki iletişimle çok yakından ilgilidir. Öteden beri en güzel iletişim kurma aracı dildir. Duygularımızı , düşüncelerimizi, isteklerimizi,. Öfkemizi ve sevgimizi kullandığımız dil ile birbirimize ulaştırırız. Hucurat suresi 13. ayetinde: Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Buyrulmaktadır. Rum suresi 22 ayetinde :Göklerin ve yerin yaratılması, renklerinizin ve dillerinizin farklılaştırılması (da) O’nun alametlerindendir: bunda, kuşkusuz, bilgi sahibi insanlar için dersler vardır. Bu ayetler göstermektedir ki, Allah insanları milletlere ayırmış, ve her millette de ayrı ayrı dil vermiştir. Her insan anasından doğduğu dili konuşmaktadır.

İnsanların eğitimi için Allah her kavime her millete peygamberler göndermiştir. Bazen bir kavime birden çok gönderdiği de olmuştur. Buna örnek İsrailoğullarıdır. Allah, her peygamberi içinde bulunduğu toplumun dili ile göndermiştir. Ve Allah Kuran’da açıkça beyan etmektedir. İbrahim suresi 4.ayetine bakalım şimdi: Biz her peygamberi, mutlaka kendi halkının diliyle gönderdik. Allah, insanları eğitirken insanların ana dillerine göre mesajlarını göndermektedir. Yani eğitim ana dil ile olmalıdır.

Şimdi bir de bizim ülkemize bakalım. Neden olduğunu bir türlü anlamadığım Anadolu liselerinde İngilizce eğitim verilmesi ne demek oluyor. İsim milli, ama eğitim yabancı. Bundan derhal dönülmeli ve Türkçe ile ana dilimizle eğitim vermeliyiz. Herkes anadili ile eğitilmelidir. Allah’ın koyduğu kural da budur.

Allah, insanı yaratmadan önce onun çevresini, yaşayacağı yeri, ayı, güneşi yıldızları, dağları ovaları çiçekleri kuşları yaratmıştır. Sonra bu çevreye uyum sağlaması için insanı gizli bilgilerle donatmıştır. Değişmeyen kanunlar koymuş, her şeyi birbiri ile uyumlu ve bir ölçüye göre yaratmıştır. Kuran’da hem çevremize hem de kendi iç dünyamıza bakmamız, incelememiz, hem de araştırmamız istenmekte, gerek kendimizde olan ve gerekse çevremizde olan kanunları bulup ona göre davranmamız istenmektedir. Yaratılışımızda, kendi içimizde değişmez çok kanunlar var. Eğitimin amacı bu kanunları bulmak ve ondan faydalanmaktır. Zaten insanın kendini tanıyıp bilmeden eğitiminin yapılması da imkânsızdır.

Rum suresinin 30. ayeti şöyledir: O halde sen yüzünü, hakiki ve gerçek Allah’ın dinine, Allah’ın insanları üzerinde yarattığı yaratılış kanunlarına çevir. Allah’ın yaratışında değiştirme olamaz. Doğru ve eskimez din işte budur. Fakat insanların çokları bilmiyorlar. Bu ayete göre insanlar bir takım değişmez kanunlara göre yaratılmışlardır. Eğitimci de bu kanunlardan yararlanmasını bilmelidir. Bunun içinde önce eğitimcinin bu kanunlara bilecek şekilde yetiştirilmesi zorunludur.

Eğitim, başkalarının düşüncelerini, duygularını,. İdeolojilerini, doğru bildikleri yanlışları başkalarına aktaran bir oluşum değildir. Eğitilen insan köle gibi kabul edilmemelidir. Eğiten de despot olmamalıdır. Eğiten de hür olmalı, eğitilen de hür olmalıdır. Eğitim hür eğitimcilerin hür insanlara doğru bilgiler verme olayıdır. Doğru bilgileri alan insan kendi özgür iradesine göre düşünüp gerekli kararı verebilen insanlar olarak yetiştirilmelidir.

Eğitimde temel nokta insandır. Bilgi olmadan insanları eğitmek mümkün değildir. Ve sonuçta istenilen bir davranışın meydana gelmesi gerekir. Eğitimde asıl amaç da bu davranışa ulaşmaktır. O zaman eğitim olayını şöyle formüle etmek mümkündür: BİLGİ- İNSAN- DAVRANIŞ İnsan bilgiyi alacak, onu yorumlayacak yani davranışa dönüştürecektir.

Bu günün yöneticileri, yarın çok geç olmadan, Kuran’ın dediklerine kulak veriniz. İlk yapacağınız iş, eğitimi dini eğitim, din dışı eğitim diye ayıran ne kadar kararlarınız ve söylemleriniz varsa bunu ortadan kaldırınız. Haydi bir adım atınız, sonu güzel gelecektir. Gücünüz var, sorumlusunuz.

Saygılarımla…..

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir