EZANI DİNLER MİSİNİZ

Ezan kelime olarak seslenmek çağırmak anlamındadır.

Bu anlamdan yola çıkılarak İslam dininde ezan, salata çağırmaktır. Kuran’ı Kerimde, salat ve ekümüs salate kelimelerinin geçtiği yerde, ki bu 70’den fazladır, Türkçeye çevirenler bu kelimeleri namaz diye çevirmişlerdir.

Günümüzde ezan denilince herkesin anladığı namazı kılmak için camiye davet anlaşılmaktadır. Camiye ezanla davet edinilenler de sadece ezanı duyar, dinlemezler. Ömür boyu ezanı duyan insanlardan çokları ezanın sözlerini ezberlememişlerdir. Neden? Çünkü ezan öyle okunmaktadır ki, onu okuyan okuduğundan, dinleyen de dinlediğinden habersizdir.

Ezan, sadece okunur, duyulur ve namaza gidilmesi anlaşılır bir şekle dönüşmüş, anlamı akla gelmemiş, verdiği mesaj düşünülmemiştir.

Oysa ezan sözleri, insanlığı dine davettir.

Kuran’da şöyle denilmektedir.

“Onlar, namaza ezan ile davette bulunduğunuz zaman, onu oyun ve eğlence edinirler. Bu da, onların aklı ermez bir kavim olmalarındandır” (Maide suresi: 58)

ayetteki “namaza ezan ile davette bulunduğunuz zaman..” ifadesinden camiye Müslümanların ezan ile çağrılmaları Allah tarafından hükme bağlanmıştır.

Ayetteki alıntısını yaptığımız namaz kelimesini Kuran’da geçtiği şekilde yazacak olursak bu ayet şöyle olmaktadır. “salata ezan ile davette bulunduğunuz zaman..” olacaktır. O zaman salat nedir?

Salat, uyluk ve sırt anlamında isimdir. Fiilleştirirsek, sırtlamak ve uyluklamak, yani yükün altına girmek, yani yardım ve destekte bulunmak, sorunların çözümü için emek ve gayret etmek demektir.

Yani ezan ile insanlar camiye sorunların konuşulması için çağrılmaktadır. İnsanlar toplanınca da önce dua edilmeli, Allah’tan yardım dilenmeli, sonra da çevre sorunları konuşulmalı, karara bağlanmalı ve toplantı sona ermelidir.

Peygamberimiz zamanında ezandan önce “Essalatü cami’a “ denirdi. Sonra bu ezan şeklinde okunmaya başlandı. Zaten ezanın kendi içinde de “hayyal el salat” denilerek insanlar yardım ve destek yapmaya, sorunların çözümünü konuşmaya ve toplanmışken dua etmeye çağrılmaktadırlar.

Sonra bu, bu günkü bildiğimiz ezan şeklinde, daha çok insanlar duysunlar diye,yüksekçe bir yere çıkılarak çağrı yapılmaya başlandı. O günden bu güne kadar da bu devam edip gitmektedir.

Fakat, geçen zaman içinde teknoloji gelişti, ses yayın cihazları çıktı. Bundan elli sene önce böyle şeyler yoktu, ezan ya bir ağacın, ya da caminin üstünden okunurdu. Şimdi ise hapörlerle okunmaktadır.

Ezanın okunmasından her Müslüman gurur duyar. Şair Mehmet Akif’in dediği gibi “Bu ezanlar ki, şehadetleri dinin temeli.. Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.” Ezan susmamalı, okunmalı, insanlar da camiye, salata çağrılmalı. Ancak….

Ancak, burada ipin ucu kaçmıştır. Ezan insanları salata çağırmaktan çok, gerek okunuş, gerekse ses yayın cihazlarının en sonuna kadar açılarak insanları rahatsız edici bir hale gelmiştir. Ezan okuyan kimseler, camiye sabah ve diğer zamanlar daha çok insan gelsin diye, ve herkes duysun diye var güçleri ile bağırarak ezanı okumaktadırlar.

Ezan sesi, o yüksek sesle ve hızla yayıldığı zaman çevredeki insanları rahatsız edici boyuta ulaşmıştır. İnsanlar hastadır, yeni uyumuştur, gece çalışmıştır uyumaktadır gündüz, kadın çocuğunu yeni uyutabilmiştir, bu insanlar bu çok şiddetli sesten rahatsız olmaktadır. Dinimiz insanların zorla bir şey yaptırılmasına karşıdır.

Ezan, tatlı bir sesle, yumuşak tonda, duyulduğu zaman insanın içine işleyen bir güzellikle okunmalıdır. Böyle olursa ancak amacına ulaşır.

Cami yapma sayısında yarış almış başını gidiyor. Büyük kentlere iki sokak başında bir cami yapılmıştır. Yapılması da hızla devam etmektedir. Camiler yakın yakın olunca sabah ezanı o büyük sesle on dakika yirmi dakika sürmektedir. Çünkü biri bitince öteki başlıyor. Sonra öteki..

Kimsenin insanları, böyle hapörleri son sınırına kadar açarak, rahatsız etmeye hakkı yoktur. Buna bir dur denmelidir. Kimse bunu çıkıp diyemiyor bile, bu niye böyle diye… Soramıyor bile. . Derler ki senin dinin kitabın namazın niyazın yok mu diye korkuyorlar.
Ama yanlış, yanlıştır. Doğruyu bulmak ve ona göre hareket gerekmektedir. Burada hükümete sorumluluk düşmekte, Diyanet İşleri bu işleri düzene koymalıdır. Ezan okuyanlar, ne kadar çok sesi açarlarsa açsınlar, koca camilere gelen insan sayısında artış yoktur. Çünkü, insanları salat yapmaya çeken şey ezanın sesinin şiddeti değil, Allah’a olan imanlarıdır, salata koşmaktaki kararlılıklarıdır. Bu konuda temel eğitim verilmelidir. Bunun eğitimi ile uğraşanlar da yoktur.

Cuma suresinde 9. Ayet şöyledir.

Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.

Ayette Cuma günü diye çevrilen ifade yanlıştır. Cuma Arapça bir kelimedir, gün Türkçe bir kelimedir. Bir Arapça bir Türkçe kelimeden oluşmuştur Cuma günü. Bu dilbilgisi kurallarına aykırıdır. Cuma, Arapçada toplantı yeri toplanma demektir. Türkçe ile bir araya geldiğinde Toplantı yerine iman edenler çağrılmaktadır. Yani ayet o zaman şöyle olacaktır. “Ey iman edenler, toplantı günü salata çağrıldığınız zaman hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”

Ezanın kendi içinde zaten namaza değil salata çağrı yapılmaktadır. Yani toplantı yerine gittiğiniz zaman duanızı edin, bu günkü anlayışla namaz kılarak dua edin, sonra da salat yapın. Yani o toplantı yerindeki insanların geldiği yerlerin sorunlarını konuşun demektir.

Bu toplantıda, bir başkan seçilecek, oradaki insanlar arasından, insanlar oturacaklar, biri diyecek ki, şu dere falan yerde tıkanmış, bunun halledilmesi gerek, biri de, okulumuz yetmiyor mahallemize bir okul yaptıralım, bir başkası falan hasta ona yardım edelim, bir öteki toplantı yerimizin etrafı pis, çer çöp dolu, temizlensin…

Bu istekler alındıktan sonra, biri diyecek ki o dereyi ben islah edeceğim, biri o hastaya ben bakacağım, biri ben okul sorununu devlete ileteceğim, öteki belediye ile konuşacağım, böylece çevre sorunları konuşulup karara bağlanacak. Böylece salat yapılacak, toplantı yapılan yerdeki insanların ihtiyaçları giderilecek, insanlar yardım yapacaklar, soranların çözümüne destek olacaklardır. Bir sonraki toplantı gününde bu konuşmalar yeniden gündeme gelecek ve neler yapılıp yapılmadığı kontrol edilecektir.

O zaman görülecek ki, o caminin, yani toplantı yerinin çevresinde hiçbir sorun kalmayacak, sorunlar bitince komşu mahalleye, ilçenin geneline, sonra ilin geneline ve bütün ülkemize salat yapılacaktır. Sorunlar ortadan kalkacaktır.

Ama bunun hiç biri yapılmıyor. İnsanlar dualarını ediyorlar ve gidiyorlar. Hatta öyle gidiyorlar ki, kaçar gibi… Sanki bir yasak savılmış gibi… Allah’a dua etmek bu mu? Yardım ve destekte bulunmak, sorunları çözmek bu mu? İyi, güzel ve doğru olan bu mu?

Allah diyor ki,

Rabbinize alçala alçala ve gizlice/açıkca göstererek dua edin. Araf 55

Duanız olmasa Rabbim size kıymet verir mi? Furkan 77

Rabbiniz, “Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim.”dedi. Mümin 60

Allah nazarında değerimiz ettiğimiz dua, O’na yalvarıp yakarma kadardır.

Ama bu gün ne yazık ki, bu namaz kılarak dua ettiklerini sananlar, okudukları duaların, ayetlerin, surelerin anlamlarını bilmiyorlar. Yüz kişide Fatiha suresinin manasını acaba kaç kişi biliyor. Çokları bilmiyor. Bilmeden okuyorlar. Onun için namaz kılanlara bakınız, eğilip kalkması bir oluyor. Çarçabuk verilen selamdan sonra dışarı kaçıyorlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu işleri derhal ele almalı, insanları gerçek anlamda dua etmeleri için yayın yapmalı, milleti aydınlatmalıdır. Artık Allah’ın salat dediği her ayete namaz kılın, diyen Kuran çevrilerini gözden geçirmeli, gerçek manada ve anlamda çeviri yapmalıdır. Ve bunu insanlara bedava dağıtmalıdır.

Din Kurandır. Kuran iyi öğretildiği zaman insanlar dinlerini iyi öğrenirler. Dinlerini iyi öğrenen insanların olduğu yerde birbirini rahatsız edici şeyler olmaz. O zaman ezan da insanları rahatsız etmez, güzel okunur, ve insanlar dinden uzaklaşmak yerine dini Kuran’ı severler.

Bütün bunlar bir insanın çabası ile olmaz. Siyasiler bu konuya el atmalı, ve doğru olan öğretilmelidir.

“Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?” Hud 51 ” Düşünmüyor musunuz?” Nahl 17

Necmi AKGÜL

Not: Ezandaki “hayye ale’l-hayri’l-amel” [haydi hayırlı işe] diye yer alan cümle Hz.Ömer zamanında ezandan çıkarılmıştır, denilmektedir. Eğer bu doğru ise, Peygamberimiz zamanında okunan ezanda bu ifade varsa, haydin salata, haydin felaha ve haydin hayırlı çalışmaya denilerek toplantı yerine çağrı yapılmıştır. Çünkü ezanda geçen salat, yani yardım ve destek, ancak hayırlı çalışmalarla sağlanır ve insanlar felah bulurlar,yani mutlu olurlar.

 

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir