İSLAMDA CAMİ

Caminin ne olduğunu bilmeyen yoktur.

Sorsanız birine cami nedir, ne işe yarar diye, alacağınız cevap içinde namaz kılınan yer olarak size geri döner.

Caminin Kuran’daki adı mesciddir.

Mescid, insanları toplayan bir araya getiren ibadet edilen yer demektir.

Burada dikkat edilirse cami  anlamı ile Kuran’da geçen mescid anlamı farklıdır. Cami, namaz kılınan yer, mescid, insanları toplayıp ibadet edilen yerdir. Yani cami, daha dar anlamlı,  mescid de çok geniş anlamlıdır.

Ama ne yazık ki, günümüzde  geniş mescid anlamı daraltılarak içinde namaz kılınan yer olarak isim değiştirip cami olmuştur. Namaz ibadet değil mi diyeceksiniz, evet ama, namaz kılmakla ibadet arasında fark vardır.

İbadet, Kuran’a uygun yapılan her türlü davranışın adıdır.

Namaz, yani şekle bağlanmış dua da ibadet içinde kalan Allah’ın “Sizin  duanız olmasa size değer verir miyim?” dediği (Furkan 77) önemli bir ibadettir.

Peygamberimiz zamanındaki mescidlerin, zaman içinde dinin emrettiği ve Peygamberimizin uyguladığı görevleri bir bir terk edilmiş, bu gün içi boşaltılmış bir kavram olarak hayatımızda yerini almıştır.

Bu durumu anlayabilmek için, Medine dönemindeki mescidlere gitmemiz ve o zaman Peygamberimizin o mescidlerde neler yaptığını  bilmemiz gerekmektedir.

Birlik ve beraberliğin sağlandığı yer olan mescid, dinimizin şartlarındadır. Yani mescid olmadan dinimizin bir çok hizmetleri yerine getirilemez. Onun için sosyal hayatın gerektirdiği ve devletin yönetimin gerektirdiği her şey mescidlerde görülmüştür.

O günün mescidinde elbette dua edilmiştir. Elbette içinde namaz kılınmıştır. Ama hepsi bu kadar değildir. Başka şeyler de yapılmıştır.

Her şeyden önce mescidler; “Allah’ın, yapılmasını emrettiği ve adının anılmasını istediği ibadet yerleridir.”

Mescidler, dil,din,siyasi görüş farkı gözetmeden herkese açıktır.

Acılar ve üzüntüler orada paylaşılmış, insanların sorunlarına orada çare aranmıştır.

Sevinçler ve mutluluklar orada paylaşılmıştır.

Kültürel etkinlikler oralarda yapılmıştır.

Zengini, fakiri,  büyüğü küçüğü, köylüsü şehirlisi aynı sofrada yemek yemişlerdir.

İnsanlara okuma yazma oralarda öğretilmiştir.

İnsanlar eğitimlerini oralarda almışlardır.

Mescidler ilim merkezleridir.

Bulunulan yerin belediye hizmetleri oralarda görülmüştür.

Mescidler üniversitelerdir.

Yoksul oralarda barındırılmıştır, oralarda hastalar tedavi edilmiştir.

Düğünler oralarda yapılmış, oralar noterlik olmuş, nikahlar oralarda kıyılmıştır.

Başka yerlerden gelen konuklar oralarda ağırlanmıştır, diplomatik faaliyetler oralarda yapılmıştır.

İnsanların  ihtiyaçlarına oralarda çare aranmış, geleceğe yönelik planlar oralarda yapılmıştır.

Beldenin veya ülkenin sorunları için haftada bir gün (toplantı günü, şimdi Cuma günü diyoruz.) büyük toplantılar oralarda yapılmıştır.

Savaş kararları da oralarda alınmış, barış kararları da.

Mahkemeler oralarda kurulmuş, adalet hizmetleri oralarda verilmiştir.

mescidler  aynı zamanda hapishane görevi görmüştür.

İnsanlar arasında sosyal dayanışma oralarda sağlanmış, insanların birbirlerinden haberder olmaları ve duyurular oralarda yapılmıştır.

Savaş ganimetleri oralarda dağıtılmıştır.

Oraya kadın ve erkek ayrımı yapılmadan herkes gitmiş, herkese açık olmuş, herkes fikrini ve düşüncesini çekinmeden söyleyebilmiştir.

Mescidlerin temizliğine dikkat edilmiştir.

Görüldüğü gibi  Peygamberimiz  zamanında yapılan mescidler hayatın bütün yönlerini içine alan geniş bir yelpaze ile insanları kucaklamış,  Allah’ın emrettiği yerlerdir.

Peygamberimiz zamanındaki bu uygulamaların kaç tanesi bu günkü camilerde uygulanıyor? Dua hariç, hiç biri…

Peki neden?

Akla bir çok şey geliyor hemen. O zaman nüfüs azdı, bu gün çok. Milyonluk şehirler var şimdi, on milyonluk şehirler var.  Eğer bir caminin  alanına okul, hastane, adliye sarayları, devlet daireleri,  hapishane, yaparsanız bununla baş edemezseniz. Doğru. Bunlar günümüzde başka yerlere yapılıyor, yapılmalı elbette. Ama işlevi nasıl olacak? O günkü mescidlerdeki ruh ve anlayışla olması gerekiyor. Öyle mi? Elbette hayır.

Okullara kuran dersi koymuşlar mı? Kuran’ı anlayacağımız dilde çocuklarımıza öğretiyor muyuz? Hayır. O zaman önce işin en temelinden başlanmalı, okullara ilkokul birinci sınıfından başlanarak Kuran, kendi dilimizden öğretilmeli, sınıflar arttıkça Kuran’ın tamamı çocuklara verilmelidir.

Ama bunu yapmazlar. Çünkü o zaman tarikatların işi biter, mezhepler tarihe karışır, davar sürüsü insanlar yerine akıllı insanlar gelir, namaz kılarken bile çalmayı hesaplayanlar yok olur, rüşvet ve yolsuzluk kalkar, insanlar çalışırlar, tembel olmazlar, kimse kimseyi sömüremez.

Bunlardan nam,şan, para, güç elde edenler buna asla imkan vermezler. Vermemişlerdir de.

Okullara Kuran dersi koyuyorum diye Milli Eğitim Bakanı çıkar televizyona der ki, “Kuran’ı  yüzünden öğrenecekler, anlamını bilmelerine gerek yoktur.” Bu bakan ve ona bunları söyleten daha büyükleri bunun hesabını Allah’a nasıl vereceklerdir?

Camiler, sadece dört  duvar ve dört minareden ibarettir anlayışı yıkılmadıkca, bu millet sürü olmaya devam edecektir.

O günlerden bu günlere 1400 yıldan uzun zaman geçti. Geçen zaman içinde mescidlerin gelişip değişen zamana  ve insan ihtiyaçlarına göre daha çok görev yerine getirmesi gerekirken,  geldiğimiz şu hale bakınız.

Dünyadaki mescidlerden hangisinde Peygamberimizin zamanındaki mescidler  uygulanmakta, o mescidler dikkate alınarak camiler yapılmaktadır, bilen var mı?

Bırakın gelişmeyi, her geçen asırda mescidin görevleri arasında olan şeyler bir bir kısıtlanmış ve sonuçta bu gün içinde sadece namaz kılınan bir yer haline getirilmiştir.

Genel  anlamı ile mescidler, yardımlaşma ve desteğin yapıldığı yerlerdir.

Peygamberimiz zamanında mescidlerin içlerindeki uygulamalar da bu gün değişikliğe uğramıştır.

O günün mescidinde dua  eden, namazı kıldıran kimse  oraya gelenlerin en ehili insandı.  Ve bu insanlar para almıyorlardı.

Ya şimdi, devletin atadığı  namaz kıldırma memurları tarafından bu işler yapılıyor, ve bu insanlar maaş alıyorlar. Bir ay maaşını vermeyin gelmiyorlar.

O günün mescidinde önce dua ediliyor, sonra hutbe okunuyordu. Şimdi bu tersine dönmüş, önce hutbe okunuyor, sonra dua ediliyor, yani namaz kıldırılıyor.

O günün mescidinde Kuran’dan ayetler okunuyordu, şimdi Kuran’dan ayetler neredeyse yok, ama bunun dışında her şey söylenir olmuştur.

O zamanın mescidinde, insanlar özgürce hareket edip sorular soruyorlardı, şimdi mescidlerde  hareket etme yasağı getirilmiş, imama soru sorulamaz olmuştur.

Oradaki mescidlerde Allah’ın kitabı anlatılırken, günümüzde siyaset, tarikat mezhepler anlatılmaktadır.

O zamanın mescidlerinde okunan Kuran’ı herkes anlardı, çünkü o toplum araptı ve Kuran Arapça dili ile indirilmişti. Ne hikmetse bu durum aynen korunmuştur. Ama bu gün insan Türkiye’de Arapça bilmiyorlar, okuyan okuduğunu, dinleyen dinlediğini anlamıyor. Yani bu korunmakla, insanlarımızı Kuran’dan koparmışlardır.

Oradaki mescidlerin içi sade, temiz ve bakımlı iken, bu gün mescidleri bu sadelikte uzaklaşmış, süslü  püslü  yapılmıştır.

Oradaki mescidler, ihtiyaç olan  yerlere yapılırken, bu gün mescid günah aklama yeri olarak  herkes tarafından ihtiyaç olsun olmasın her yere yapılmaktadır.

Oradaki mescidler okunan ezanla kimseyi rahatsız etmezken, bu gün yüksek ses yayan cihazlarla yer gök inlemektedir. Bu insanların çocuklarının uyuduğu, hastalar olduğu, gece çalışıp gündüz uyuyanların olduğu düşünülmeden yapılmış bir uygulamadır ve kimse buna dur dememektedir.

O günün mescidinde kadınlar da erkekler de gelirler, her konuda faydalanırlardı. Bu gün camilerde kadınlarımızı görüyor musunuz? Dua edin emrini veren Allah, kadınlar etmesinler diye bir ayırım mı yapmıştır da, kadınlar camilerde yoklardır. Bu kadını ikinci sınıf bir vatandaş yapmak, onu küçümsemek anlamına gelmiyor mu? Kimsenin buna bir şey dediği de yok zaten.

Peygamberimiz zamanından beri değişmeyen bir şey daha var, o da ezan. Onun sözleri değişmeden günümüze gelmiştir.

Ezanı duyunca ne anlıyorsunuz ki?.. Namaz vaktinin geldiğini değil mi? Evet, öyle anlışılıyor. Ama ezan okunurken dikkatle dinleyin, namaz sözü geçiyor mu? Hayyat essalat..  Yani haydın salata..

Salat ne?

Siz hiçbir yetkilinin çıkıp da salatı açıkladığını duydunuz mu? Ama herkes şunu kabul etmiştir, salat eşittir namazdır. Kuran’da namaz geçmez, ama salat geçer, salat geçen ayetleri de namaz olarak çevirmişlerdir.  Büyük bir İslam gerçeği, yapılması gereken yardımlaşma ve dayanışma, dua olarak sınırlandırılmış, duanın dışa yansımasına engel olunmuştur. Halen de bu uygulama devam etmektedir.

Yani salat eşittir namaz değildir.

Sorumlu olanlar bunu Müslüman bu millete açıklamalıdır. Diyanet ve üniversiteler bundan  sorumludur.

Peygamberimiz  farz namazlarını mescidlerde kıldırmıştır. O da iki rekattır. Cuma namazı dediğimiz namaz da hala iki rekat olarak kılınmaktadır.

Ama bu gün camilerde kılınan namazlar, farzların önüne arkasına eklemeler yapılarak on rekata, 13 rekata, 33 rekata çıkarılmıştır. Böyle çok olunca rekat sayıları, insanlar tavuğun yerden tane topladığı gibi eğilip kalkar hale gelmişler, namaz kılmak yerine rekatı tutturmaya çalışmışlardır, hala da çalışmaktadırlar.

İmamlar iyi yetişmemiştir. Anlattıkları çoğu şey Kuran’a uygun değildir. Bizzat kulaklarımla duyduğum birkaç şeyi söylemek istiyorum.

Evinde televizyon  olan kimse kafirdir.

Çocuklarınız namaz kılmazlarsa şu şu şu mezhepe öldürmelisiniz.

Cuma rekatı  16 rekattır, bu kadar kılmazsanız cumanız kabul olunmaz.

Kandil gecelerinde dua ederseniz, ananızdan doğmuş gibi günahsız olursunuz.

Ve daha bir çok.. Sizler de duymuşsunuz. Din bu mu?

Düşünmüyor musunuz? Enbiya 10

Peygamberimiz zamanında mescidler gerekli olan yerlere yapılmıştır. Zararlı, münafıkların yaptırdığı mescidi bizzat Peygamberimiz Allah’ın verdiği emirle yıkmıştır.

Zarar vermek, inkar etmek, mü’minlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamberine karşı savaşanlara  daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescit kurup; “Biz sadece iyilik yapmak istedik” diye yemin edenlerin, yalancı olduklarına şüphesiz ki  Allah şahittir. Tevbe 107                                 

Şimdi camiler gerekli yerlere mi yapılmaktadır?  Bir mahallede iki okul varsa, 5 cami vardır. Ellerinde makbuzlarla yaşlı, ak sakallı insanlar cami derneklerine para toplamaktırlar. Siz hiç okul için, hastane için, yol için, bakım evi için, hayır işleri için para toplandığını gördünüz mü?

Hile ile vatandaşın elinden alınan  arsalara camiler yapılmıştır. Burada namaz kılınmaz, bu cami zarar camisidir.

Tarikat camileri vardır.

Mezhep camileri vardır.

Cemaat, şeyh, grup camileri vardır.

Bu ve benzeri bütün camilerde  insanları bütünleştirme ve birleştirme amacı olmadığı için içlerinde namaz kılınamaz.

Bir yerde cami var,  camiye yakın bir  özel hastane yapılıyor, ve bahçesinde bir cami var. Bu neyin camisi?

Türkiyede 84 binden fazla cami vardır.

Ama okul sayısı, hastahene sayısı, adliye sarayları,  üniversiteleri  toplasan bu rakamın yanına yaklaşamaz.

İnsanlar camilerde dualar etsinler diye değil, camileri ayırarak birbirlerinden uzaklaşsın diye yaptırılan camiler hayır camileri değil, zarar camileridir.

Camilerin içlerinde kitaplık yok, salon yok, tuvalet var paralı, çevresinde alan yok, evlerin arasında, altları alışveriş merkezleri, Cuma günleri önleri dilenci şirketleri tarafından dağıtılmış kucakları çocuklu gencecik kadınlar dileniyor… Bunlar nasıl işler?

İmamların hutbeden para istemedikleri cumalar çok azdır. Elektirik parası, su parası, şu parası bu parası adı altında iki rekat farz kılınınca kapının arkasında kutular açılıyor ve insanlar bağırarak içerdekileri rahatsız ediyorlar. Dur diyen yok.

Camilerde yardımlaşma yerleridir. Camiler Allah’a gönül verilen ve huşu içinde dua edilen yerlerdir. O mekanlar özgür ortamlardır.

İşin temeli bozuktur. Din kaynağından öğretilmediği için bunlar böyle olmaktadır.

İnsanlar camilere gitmeleri özendirilmektedir. Ne diyorlar, Paygamberimiz demiş ki, cemaatle kılınan bir namaz,  evde kılınan bir namazdan 27 derece daha üstündür. Bu bir ayet mi? Hayır… Bu Allah’ın dinini Peygamberimiz kullanılarak Allah’a öğretmektir. Peygamberimiz, Kuran’ın özüne ve ayetlerine uygun olmayan hiç bir söz söylemez, hiç bir davranıştabulunmaz. Hakka suresi 44, ve sonraki ayetlere bakınız.

Yüzmilyonlarca paralarla yaptırılan görkemli binaların içinde gündüzleri üç, beş on kişiden başka namaz kılan var mı? İslam dini israf  dini mi?

Cami gereklidir ve yapılmalıdır. Ama ihtiyaca göre, insanları ayırmak için değil, bütünleştirmek,birleştirmek için, Peygamberimiz dönemindeki işleri görmek için yapılmalıdır. Toplu olarak ibadet edilecek toplantı günü duaları, namazlarının kılınması için gereklidir. İnsanlar oralarda birbirlerini  tanırlar, sorunlar oralarda çözülür.

BÜTÜN YERYÜZÜ MABETTİR. Bakara 115

Camiler hiç şüphe yok ki Allah’ındır. Camiler kimsenin malı mülkü değildir, hiçbir gurubun, cemaatin, mezhebin,  tarikatın değildir. Ve onun içinde Allah’tan başkasına asla ibadet edilmez. Allah’ın kitabına uymayan şeyler asla yapılmaz, asla başka sözler söylenmez.

Bunun aksini yaparsanız Allah size şu ayeti ile tokatı yapıştırır.

“Mescitler şüphesiz Allah’ındır.

Öyleyse oralarda Allah’a yalvarırken başkasını katmayın.”  Cin 18

Allah diyor ki:

Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır. Tevbe 18

Camileri ancak Allah’a ve ahret gününe inanlar, karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek yaptırırlar. Ne hayır sever adammış desinler, şu tepeye bir cami yapayım ya da yaptırayım da bunu falan adam yaptırdı desinler diye yaptırılan camiler, Allah rızasından uzak, başka çıkarlar elde etmek için yaptırılan camilerdir.

Camiler, takva üzerine salat yapmak için yapılmalıdır.

Ta ilk gününden temeli takva üzerine kurulan mescit, elbette içinde namaza durmana daha layıktır. Onun içerisinde temizlenmeyi seven kişiler vardır.Tevbe 108

Diyanet İşleri “Camiler sadece namaz kılma yeri değil, yaşam alanı olmalı.” diyor.

Diyanetin, bunu hayata geçirmesini diler, saygılarımı sunarım.

 

Necmi AKGÜL

 

 

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir