MİRAÇ OLAYI

Yarın gece Miraç olayı kandil gecesi olarak kutlanacaktır.

Her televizyon kanalında mevlütler okunacaktır.

Anlı şanlı proflarımız çıkıp ballandıra ballandıra Peygamberimizin gökyüzüne çıkışını, namazı alıp gelişini ve daha bir çok şeyi anlatacaklardır.

Gazeteler manşet yapacaklardır, mübarek miraç kandilini ne muhteşem kutladık diye.

Milyonlarca mesaj çekilecek cep telefonlarından, telefon şirketleri paralar kazanacaklardır.

Evlerden evlere telefonlar edilecektir, kandil kutlamaları için.

Kandil simitleri, pastaları satışları patlayacaktır.

Televizyonlarda program yapan din görevlileri paralar kazanacaklardır esktradan.

Olmayan şey bir kere daha kazınacak beyinlere, öyle etkili bağırarak duygularını yükleyerek anlatacaklar ki, hem onlar ağlayacak, hem bizler ağlayacağız.

Bu gecelerde Allah duaları bol bol kabul edecektir onlara göre. Başka zaman duaları kabul etmeme riski varmış gibi Allah’a iftira atacaklardır.

Bu gece kılınacak namazlara çok çok sevap verilecek diyeceklerdir. Hem de Kuran’da böyle gecelerin olmadığını bile bile, kılınan namazlara sevaplar verileceğini anlatıp duracaklardır.

Berat gecesinde okunan mevlüdün aynısı bu gece de okunacaktır. İlerde Kadir gecesinde de aynı mevlüt tekrarlanacaktır.

Her gece Allah’ın gecesidir. Allah her zaman ve her yerde edilen duaları kabul eder, O’nun rahmeti, merhameti sonsuzdur. Bir gece değil, Allah her gece anılmalıdır. Allah’ım dediği zaman insanın kalbi titremelidir.

Allah diyor ki:

(Resulüm!) Sana bu mübarek Kitab’ı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik. Sad 29

Ve yine Allah diyor ki:

Siz bana nasıl yönelirseniz, ben de size karşılığını öyle veririm. İbrahim 11

Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Kullanmak üzere verdiği akılla gönderdiği Kuran’a bakalım ve Miraç olayını ne olup ne olmadığını oradan öğrenmeye çalışalım. Sanıyorum en doğrusu bu…

Miraç diye bir olay var mı, yok mu?

Var diyenler de var, yok diyenler de var.

Bir şey ya vardır, ya yoktur, ikisinin arası olur mu ?

Miraç var diyenler neden var diyorlar, yok diyenler neden yok diyorlar?

Miraç olayı:

1.İsra Kelimesine verilen anlama göre vardır, yoktur.

2.Mescidi Aksa Kudüs’tedir veya değildir diyenlere göre vardır, yoktur.

3. Peygamberimize mucize verildi veya verilmedi diyenlere göre vardır, yoktur.

4.Allah ile peygamberi pazarlık yaptırmaya göre vardır, yoktur.

5.Beş vakit namaz miraç gecesi emredildi diyenlere göre vardır, yoktur.

1.Miraç olayı için bu olay vardır diyenler de yoktur diyenler de İsra Suresinin 1.ayetini temel alıyorlar. Önce ayete iki Türkçe çeviriyi vererek bakalım.

Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya GÖTÜREN Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. İsra 1 (Diyanet yeni meali)

Bir başka meal, Yaşar Nuri Öztürk’ün çevirisi aynı ayet:

Bütün varlıkların tespihi o kudretedir ki, ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim/kendisini ayetlerimizden bir parça olarak gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya/o en uzak secdegâha YÜRÜTMÜŞTÜR. Hiç kuşkusuz, O’dur Semî’ ve Basîr. İsra 1

İsra Suresinin 1. Ayeti Diyanet İşleri Başkanlığının yeni mealinde isra kelimesi götüren, Yaşar Nuri Öztürk tarafından ise aynı kelime yürüten olarak çevrilmiştir

Arapça sözlüklerde isra gece yürümesi diye açıklanmaktadır. Kelimenin anlamı bu iken Diyanet neden bu kelimeyi götüren diyerek çevirmiştir? Götürmek ile yürütmek aynı anlama mı geliyor, ikisi de aynı şeyi mi ifade ediyor?

Allah, yürüttü demiştir. Diyanet götürdü diyor. Peki neden? Yürüme eylemi insan gücü ile sınırlıdır. Yani Peygamber bizzat gideceği yere adım adım gitmiştir. Ama götürdü derseniz, götürme eyleminin olabilmesi için başka bir araca ihtiyaç olacaktır.

Peygamberimiz yürüyerek en uzak mescid olan Mescidi Aksa’ya gitmiştir. Çünkü Allah yürüttüm diyor. Yürümüş ve bu yere gitmiş, sonra aynı gece dönüp geri gelmiştir. Burası yani gittiği yer yürüyüp gidip gelebileceği bir yer olmalıdır.

Ayet açıklıyor, isim veriyor, ne diyor? Yürümeye başladığı yer Mescide Haram. Gittiği yer Mescidi Aksa.

Yani başka bir ifade ile Mekke’den yürümeye başlayan Peygamberimiz, 1235 km uzaktaki Mescidi Aksa’ya gidiyor ve geliyor. Peki bu mümkün mü? Yürüyerek gidilip gelinir mi? Elbette hayır. Yürüten diye çevirseniz isra kelimesini, olmaz, ama götüren diye çevirirseniz Allah bir şekilde peygamberini alır Kudüs’e götürür, getirir. Çünkü O’nun her şeye gücü yeter. Eğer Allah, Diyanet’in çevirisinde isra kelimesini götürdüm şeklinde anlamamızı isteseydi, o zaman isra kelimesini kullanmaz, Arapça götürdü anlamına gelen kelimeyi kullanırdı. Demek ki Allah, götürdü anlamında olmasını istememiştir isra kelimesinin. Diyanetin isra suresi 1. ayetine verdiği çeviri yanlıştır.

2.Peygamberimiz, Mekke’den Kudüs’e gidip gelemeyeceğine göre, o halde Mescidi Aksa’yı Kudüs’te aramak yanlış, Mescidi Aksa’nın Mekke yakınlarında bir yerlerde olması gerekiyor.

Önce şunu kesin olarak belirtmek lazım ki, Peygamberimiz zamanında Kudüs’te bulunan mescit, Mescidi Aksa değil Beytül Makdis’dir. Beytül Makdis bir Emevi hükümdarı tarafından restore edilmiş ve adı değiştirilerek Kuran’da adı geçen Mescidi Aksa adı verilmiştir.

O dönemde Kudüs’teki Mescidi Aksa denilen yerin Beytül Makdis olduğunu belirten hadisler vardı, şimdi onlardan birine bakalım.

El-Berâ anlatıyor: Rasülüllah ile birlikte Beyt-ül Makdis’e doğru on sekiz ay namaz kıldık. Medine’ye girişinden iki ay sonra kıble istikameti Kâ’be’ye çevrildi. Rasülüllah Beyt-ül Makdis’e yönelerek namaz kılarken yüzünü çokça semaya çeviriyordu. Allah Teala hazretleri, Peygamberinin kalbinden geçeni, yani, Kâ’be’ye yönelme arzusunu bildi. Bir gün Cebrail aleyhisselam yükseldi. Rasülüllah, o, yerle gök arasında yükselirken onu gözüyle takip etmeye başladı, onun nasıl bir vahy getireceğini gözetliyordu. Derken Aziz ve Celil olan Allah “Biz senin yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz…..” (Bakara suresi 144. âyet) âyetini indirdi. Biz, Beyt-ül Makdis’e doğru farzın iki rekatını kılmış tam rükuda iken, bir adam gelip: “Kıble, Kâ’be’ye doğru çevrilmiştir!” haberini getirdi. Derhal yönlerimizi çevirdik. Namazımızı yenilemeyip kıldığımız kısmın devamını tamamladık. Rasülüllah: “Ey Cibril! Beyt-ül Makdis’e doğru kıldığımız namazların hali ne olacak?” diye sordu. Bunun üzerine de Allah teala hazretleri: “Allah sizin imanınızı ( daha önce Beyt-ül Makdis’e doğru kıldığınız namazları) zayi etmeyecektir.” âyetini (Bakara suresi 143. âyet) inzal buyurdu. (Bkz.Prof. İbrahim Canan’ın hazırladığı Kütübü Sitte kitabının 17. Cilt, 26, 27. sayfası:) (Bu konuda başka hadisler de var.)

Bu hadis, açık, net ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde, Peygamberimiz Hz. Muhammet zamanında Kudüs’te olan Mescidin Mescidi Aksa değil, Beytül Makdis olduğunun kanıtıdır, delilidir.

Başta Allah’ın Elçi’si olmak üzere o günün Müslümanları bu hadise göre 18 ay Beytül Makdis’e dönüp namaz kılmışlardır. Allah’tan gelen bir emirle namaz kılarken secde Beytül Makdis’den Mescidi Haram’a çevrilmiştir. Bkz.Bakara 143

İsra suresinin birinci ayetinde geçen Mescidi Aksa Kudüs’de olmadığına göre, nerededir? Böyle bir mescid var ki, Allah adını da söylemektedir. Ve bu mescit Peygamberimizin bir gecede yürüyerek gidip gelebileceği bir yerde olmalıdır.

Bu konudaki bilgiyi de Hakkı Yılmaz’ın araştırmasından aşağıya aynen alıyorum.

Tarihî kaynaklardaki Mescid-i Aksa:

“Mescid-i Aksa”; “en uzak mescid” demektir. Bu ifadenin kullanılabilmesi için birden fazla mescit olması ve bu mescitlerden birinin merkeze diğerlerinden daha uzak olması gerekir. Aksi hâlde bu ifade dil bilimi bakımından hatalı olur. Nitekim o dönemin Mekke şehrinin tarih ve coğrafyasından bahseden eserlere bakıldığında, karşımıza bu mantığı doğru çıkaran bilgiler çıkmaktadır.

İlk İslâm tarihçilerinden Vakıdî’nin “Kitab-ül Meğazî” ve el-Ezrakî’nin “Ehbar-ül Mekke” adlı kitaplarında derlemiş oldukları bilgilere göre, Mekke’de Mescid-i Haram’dan başka değişik yerlerde mescitler vardır. Hatta bazı evler bile Mekkeliler tarafından mescit olarak kullanılmaktadır. Bu mescitlerden biri de Mekke’ye sekiz kilometre mesafedeki CİRANE VADİSİ’nin yukarısında olmasından dolayı “Mescid-i Aksa/ en uzak mescit” denilen mescittir. Bunu Kureyş’ten birisi yaptırmıştır. Bir keresinde peygamberimiz burada ihrama girerek Mescid-i Haram’a gelmiş ve Kâbe’yi tavaf etmiştir. Mekke’nin fethinden sonra Müslümanlar bu eski küçük mescitleri yenilememişlerdir. Buna rağmen bu mescitlerin yerlerinde teberrüken namaz kılmışlardır.

Adını verdiğimiz kitapların eski nüshalarında yer alan bu bilgiler, sonraki nüshalarından çıkartılmıştır. Bu tahrifatın sebebi, Kudüs’teki tapınağı, Kur’an’da sözü edilen Mescid-i Aksa olarak yutturma çabaları olsa gerektir.

Uyarı:

O günkü Mekkeliler, İbrahim peygamberin dininin mensupları idiler. Dinleri tahrifata uğramış olsa da namaz, secde, rükû ve hacc gibi dinî vecibeleri kendi mevcut inançları doğrultusunda yerine getirmekteydiler. Peygamberimizin durumu da aynıydı. Bu husus daima göz önünde tutulmalı, namazın, secdenin ve dolayısıyla da mescidin peygamberimizin elçi oluşu ile ortaya çıktığı düşünülmemelidir. Diğer taraftan, mescit denilince bugünkü şaşaalı mescitler akla gelmemelidir. Örneğin Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî denilince onların bugünkü şekli akla gelip bugünkü yapısı vs. anlaşılmamalıdır. Mescit, secde edilen yer demek olduğuna göre, bu mescitler de, namaz kılmak ya da toplantı yapmak için belirlenmiş olan yerler, yani o çağa göre basit kerpiç yapılar veya ağaçtan yapılma çardaklardır. Önemli olan oranın yapısı değil kullanımıdır. O mescitler bugünkü şaşaalı, debdebeli, şatafatlı şekle sonradan getirilmiştir.”

İşte Peygamberimiz Hz. Muhammet’in İsra suresinin 1. ayetinde adı geçen Mescidi Haram’dan yürüyerek gittiği Mescidi Aksa, Mekke yakınlarındadır. Kudüs’teki Beytül Makdis değildir. Bu duruma göre Peygamberimiz, Kudüs’e değil, Mekke yakınlarındaki o zaman var olan Mescidi Aksa’ya gitmiştir.

Oysa Miraç olayını savununlar Peygamberimizi Mekke’den alıp önce Kudüs’e götürürler, sonra göklere çıkarırlar. Peygamberimiz bu duruma göre Kudüs’e gitmemiştir, böylece Miraç olayı da olmamıştır.

İsra suresi 1. Ayetinde çevresini mübarek kıldığımız diyor Allah. Çevresi mübarek kılınan yer Kudüs değil, Mekke’dir. Ve Mekke inananlar için kurulan ilk ev (Ali İmran 96), emniyetli bir şehir (İbrahim 35), dokunulmaz (Neml 91), ve güvenli (Kasas 57)dir. Allah tarafından böylesine övülen bir yerin çevresi ancak mübarek olur. Eğer mescidi Aksa’yı Kudüs’te olarak kabul ederseniz, Kudüs’le ilgili böyle övücü ayetleri Kuran’da bulamazsınız.

Şimdi bu bilgilerin ışığı altında hem İsra suresinin 1. Ayetinde çarpıtma, hem de mescidlerin adlarını ve yerlerini değiştirmekle miraç olayının olamayacağı açıktır. İlla Peygamberimizi gökyüzüne göndermek ve oradan namazı alıp getirtmek isteyen zihniyet işin gerçeğini araştırmadan buna inanmışlar ve peygamberimizi gökyüzüne çıkarmışlardır.

3. Miraç olayına mucize demektedirler. Bu olay mucize mi, Peygamberimize mucize verilmiş midir?

Mucize, olmaması gereken bir olayın olmasıdır. İnsanın gökyüzüne çıkması olamayacak bir olaydır, bunun olması mucizedir.

Peygamberimizin gökyüzüne çıkarılması, eğer olmuş ise, mucizedir. Peygamberi’mize mucize verilip verilmediğini yine Allah’ın Kitab’ından anlayacağız.

Kafir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?Rad 27 (96. Sırada inmiştir.)

Rad Suresi 96. Sırada Medine’de inmiştir. Medine’de yaşayan o devrin putperestleri, Yahudileri ve hiristiyanları diyorlar ki Peygamberimiz için: “O’na Rabbi’nden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Eğer, Peygamberimize mucizeler verilmiş olsaydı, kafirlerin bu soruyu sormamaları lazımdı.

İsra Suresinin inişinden çok yıllar sonra Rad Suresi inmiştir. Eğer böyle bir olay olsaydı bütün Medine’de yaşayanlar bu olayı bilirlerdi ve Peygamberimize Kuran diliyle O’na Rabbi’inden bir mucize indirilmeli değil miydi? Diye sormazlardı.

Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: “Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya! …” Bakara 118 ( 87. Sırada inmiştir.)

Bakara suresinin bu ayetinde de bilgiden yoksun olanlar Allah bize mucize getirseydi, diye istekte bulunuyorlar. Eğer bir mucize getirilseydi böyle bir istekte bulunmazlardı.

Aşağıdaki Enam suresinde de yine mucize istenmektedir.

Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Kuşkusuz, Allah bir mucize indirmeye Kaadir’dir. Fakat çokları bilmiyorlar.” Enam 37 (Enam 55. Sırada inmiştir.)

Peygamberimize mucize verilmediği Kuran’la sabit olduğundan (Yukarda yazılanlardan başka bir çok ayet daha var.) böyle bir olayın yaşanmadığı gayet açık olarak ortaya çıkmaktadır.

Miraç Olayı kısaca aşağıda özetlenmiştir.

” Hz. Peygamber, Mescidi Aksa’da kurulan bir Mirac’la ( Miraç, gökyüzüne uzanan merdiven.) ve yanında Cebrail olduğu halde göğe yükselmeye başladı. Göğün birinci katında Hz. Adem, ikinci katında Hz. İsa ve Yahya, üçüncü katında Hz. Yusuf, dördüncü katında Hz. İdris, beşinci katında Hz. Harun, altıncı katında Hz. Musa ve yedinci katında Hz. İbrahim ile görüştü. Cebrail ile birlikte yükseliş Sidretü’l-Münteha’ya kadar sürdü. Cebrail, “Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım” diyerek Sidretü’l Münteha’da kaldı. Hz. Peygamber (s.a.s) buradan itibaren Refref adlı başka bir binekle yükselişini sürdürdü. Bu yükseliş sırasında Cennet ve nimetlerini, Cehennem ve azabını müşahede etti. Sonunda AllahAllah’ın huzuruna kabul edildi. Kendisine ümmetinden AllahAllah’a şirk koşmayanların Cennet’e gireceği müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri verildi ve beş vakit namaz farz kılındı. Yeniden Refref ile Sidretü’l-Münteha’ya, oradan Burak’la Kudüs’e, oradan da Mekke’ye döndürüldü. “Bkz. Kütübi Sitte hadis no: 5568)

Sahih kabül edilen Hadis kitaplarında geniş yer alan Miraç olayından küçük bir bölümünü aşağıya alıyorum.

Cebrail ile Peygamberimiz gökyüzünün her katına çıkarlarken şu konuşmalar yapılıyor:

Cibril, gök kapısını çaldı.

“Kim o? denildi.

“Cibril dedi.”

“Yanındaki kimdir? diye soruldu.

“Muhammed” dedi.

“Ona miraç daveti gönderildi mi?” denildi.

Cibril “Evet, gönderildi.” dedi.

Şimdi bunun akıl ve mantık neresinde? Her gök kapısında bu olay oluyor, kapı bu konuşmadan sonra açılıyor. İyi güzel de, Cebrail’e Allah git Muhammed’i getir diye emir verirken, öteki gök bekcilerini bilgilendirmemiş midir?. Günümüzde başbakan bir vilayete giderken oranın valisine bilgi veriliyor da, böyle bir olayda gök bekcilerine Allah (haşa) bilgi vermeyi unutmuş mu ki, her gök kapıcısı soruyor Cebraile ona miraç davetiyesi gönderilip gönderilmediğini.

5. Miraç hadisinin içinde bir çok bilgi yanlışı vardır. Bir defa namaz kılma ile ilk bilgiler daha ilk inen sure olanAlak suresinde yer almaktadır. 10 ve 11. Ayetleri şöyledir: Namaz kılarken bir kulu, gördün mü?

Hemen 3. sure olan Müzemmil Suresi 2. Ayeti şöyledir: Geceleri kalk, namaz kıl.

İsra suresinin 1. Ayetine varıncaya kadar daha bir çok ayette namaz kılınma emredilmiştir. Bu açık ayetler varken namaz kılmakla ilgili, nasıl oluyor da Peygamberimiz Allah ile pazarlık yaparak namazı beş vakte indiriyor. Bunu akıl ve mantık kabul edebilir mi?

Kuran ayetleri ile Miraç olayını anlatan hadis birbirine uymamaktadır. Peygamberimiz, dine hüküm koyanın Allah olduğunu, bunda bir ortağı bulunmadığını en iyi bilen bir Allah Elçi’si değil mi? Neden böyle bir şeyi anlatsın? Bunun Elçilik görevini yerine getirmemek olduğunu bilmiyor mu? Tebliği tam olarak yapmadığı takdirde Allah’ın Kendi’sini tehdit ettiğini bile bile niye böyle bir şey anlatsın? Kafirlerin durmadan mucize isteriz demelerinden böyle bir şeyin olmadığı açıkça anlaşılmıyor mu?

Miraç olayı, bu dine düşman, İslam’ın yayılmasını istemeyen, kafaları karıştırmak amacıyla Musevilerce ortaya atılmış, olmayan bir olaydır. 50 rekat namazın hiçbir insan tarafından kılınamayacağını Allah bilmiyor mu? Bizi en iyi bilen Allah her 29 dakika bir vakit namazı kılamayacağımız bilmiyor olabilir mi? (haşa olamaz)

Yüzyıllardır Kuran’a saygılı, ama Kuran’ın içinden habersiz bu milleti bir takım mezhep imamları denilen zatlar veya onların temsilcileri, din hakkında daha çok bilgilerinin olduğunu çevrelerine kabul ettirip çıkar sağlamak uğruna her şeyi yapmışlardır. Bu işin doğrusunu bilenlerin ise sesi çıkmamaktadır, çıkanların ise cılız kalmaktadır.

Saygılarımla…

                                                                                        Necmi AKGÜL

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir