MUTLU MUSUNUZ


Mutlu olan, umutlu da olur.

Ya da umutlu olan, mutlu olmuş demektir.

Siz hem umutlu, hem mutlu musunuz?

Ya da hem mutlu, hem de umutlu musunuz?

Umarım  ben, siz, yakın çevremiz, mahallemiz, şehrimiz, ülkemiz de böyledir. Size göre hepimiz böyle miyiz? Rakamların ışığı altında bir bakalım.

Dünyada Ekonomik ve Kalkınma İşbirliği Örgütü diye bir var. Kısa adı OECD… Bunu çoğunuz duymuşsunuz. Bu örgüt  içlerinde Türkiye’nin de olduğu 36 dünya ülkesi arasında (Dünyada 200’den fazla ülke var.) insanların hayatlarını konu alan bir araştırma yapmıştır.

Buna göre ülkemiz;

1.Gelir dağılımında 32
2.Hane başına gelirde 34
3.Çalışma ve barınmada 36
4.Hayat memnuniyeti ve mutsuzlukta 4. sırada yer almıştır.

Dünyada en mutsuz gençlik ülkemizde yaşıyormuş.

Yine başka bir araştırmaya göre rüşvet almada ve vermede ilk on ülke içindeyiz.

Ahlaksızlıkta da yine dünya devletleri arasında ilk on sırada olduğumuz bilinmektedir.

Ülkemiz için bu rakamlar ve sıralamalar korkunçtur. Resmen ve alenen eğitimde güvensizlikte, mutsuzlukda sınıfta kaldığımızın  resmidir.

Sağlık sorunlarımızın ne halde olduğunu bilmeyen yoktur.

Eğitimimiz yüz yıllık cumhuriyet döneminde yaz bozdan kurtulamamıştır.

Adaletimiz ve adalet sistemimizden kimse memnun değildir.

Anarşiden ülkemiz uzun yıllar kurtulamamıştır.

Neden böyle?

Bu ülkede 75 milyon insan yaşıyor. yüzde 99’u Müslüman.

Ve bu ülkede 100 bin cami var.

Bu ülkeden yüz bin imam, din görevlisi var.

Bu ülkede koskoca Diyanet İşleri başkanlığı var. Bir çok bakanlık bütcesinden fazla olmak üzere iki milyar bütcesi var.

Bu ülkede İmam-hatip liseleri, ilahiyet fakülteleri var. Yirmi milyon çocuk ve gencimiz okullara gidiyorlar. Sayısı belirsiz Kuran kursları var.

Ve dahası ve en önemlisi, Bize doğru yolu gösteren hatasız, Allah’ın koruması altında Kuran’ımız var?

Öyle bir Kuran ki, toplumun hakkını tam dağıtın, diyor.

Gelir dengesini kurun, diyor
.
Çalışmaya ve barışa her şeyden çok önem verin, diyor.

Rüşvet almayı ve vermeyi yasaklıyor
.
Ve diyor ki Allah, Taha suresinin 2 ve 3. ayetlerinde: “Bu kitap sizi bedbah etmek için değil, mutlu etmek için, indirilmiştir.”

Allah böyle dediği halde, Kuran, bu ülkeye mutluluk getirmiş midir?

Yukarıda sayılan işler düzelmiş midir?

Düzelmişse bu mutsuzluk, karamsarlık, bu umutsuzluk niye?

Düzelmemişse, demek ki, yapılan çok yanlışlıklar var.

Nedir bu yanlışlıklar?

Bunları bulup çıkarmamız ve ona göre hareket etmemiz  lazım.

Allah’a ve Kuran’a kalbinden bağlı bir mümin, dünyada iyi veya kötü şeyler yaparsa bunun hesabını Allah’a vereceğini , yani öldükten sonra dirilip, bu dünyada yapıp-ettiklerinden sorguya çekileceğini bilir, inanır, iman eder.

Ahirete inanan  mümin, helal kazanır, helal yer.

Rüşvet almaz, rüşvet vermez. O bilir ki, Allah bunu istemiyor.

Kimseye zulum etmez, kimsenin malını çalmaz, yalan söylemez.

Yaptığı işi güzel yapar, çevresine zarar vermez.

Yetimin, yoksulun hakkını verir.

Sözü güzel söyler.

Başkalarının kusurunu  araştırmaz.

Allah’a, sadece Allah’a kulluk eder, Yalnız O’ndan yardım diler. Kendisi ile Allah arasına asla bir başkasını sokmaz.

İyiliklere kötülükle karşılık vermez,  nankör değildir.

Toplumun huzurunu bozmaz.

Anasına, babasına, akrabalarına, yakın çevresine ve çocuklarına iyi davranır.

Gururlu kibirli olmaz,  başını kaldırarak, ayağını yere vurarak yürümez.

Allah ile kimseyi aldatmaz.

Çok çalışır, Kuran’ı okur, üzerinde düşünür.

Bütün bu özellikleri üzerinde taşıyarak eğitilmiş bir toplum yetiştirirsek, insanlar mutlu olurlar, geleceğe umutla bakarlar.

Ama ülkemizdeki durumun böyle olmadığını herkes bilmektedir.

O zaman yapılacak ilk şey, hatasız olarak indirilmiş Kuran gibi, hatasız insan yetiştirmek gereklidir. Bu eğitime çocukluk yıllarından başlamak gerekmekdedir. Okullarımızda yüzünden okumalı Kuran’ı seçmeli olarak haftada bir saat değil,  Türkçeye çevrilmiş, anlamını vererek okutmak, eğitimini vermek gereklidir. Bu ne yazık ki yapılmamıştır, yapılamamıştır. İşte Cumhuriyet döneminde Müslüman olarak bilinen insanlarımızın çokları, rüşvetin, ahlaksızlığın,  haramın, kötülüğün batağına saplanmışlardır.

Yüz bin camideki yüz bin imamım hutbelerinde erkeklere okuduğu yetersiz, yanlış bilgilerle dolu, eksik, konuşma yetenekleri  olmayan insanlar vaazları bu duruma çare olmamıştır. Bu açık olarak meydandadır.

Hatta bu imamların çokları, bazı insanların hayatlarını din diye anlatmaktadırlar. Uydurma hadisleri ve mezhep imamlarının, bilmem hangi hoca efendilerin  görüşlerini  onlarca yıl dinleştirmişlerdir.

Dini, namaz, oruç, haç gibi dinin olmazsa olmazları ile sınırlandırmışlar, sanki bunların dışında Kuran’da başka bir şey yokmuş gibi hareket etmektedirler.

Bu imamlara dur demesi gereken Diyanet İşleri Başkanlığı, imam tayin eden bir kurum olmaktan, kandillerde Başkan’ın hutbe okuması dışında bir görevi yok gibidir.

Yığınla yapılan yanlışlıklara, eksiklere karşı çıkıp hayır bu yanlış, Kuran adına bu yanlışları söylüyoruz dediğini duydunuz mu?

Her gün televizyon ekranlarında bir erkek karısını öldürdü haberlerini duyuyorsunuz. Töre cinayetlerini duyuyorsunuz. Diyanet işleri bunun yanlışlığı için bir kampanya başlattı mı? Bu günahtır, haramdır, zararları şunlardır dedi mi? Bunlar bilinenler, daha yüzbinlerce kadınımız evinde sopa yiye yiye acılar içinde yaşıyorlar. Koca dövüyor, kadının hakkını koruyor musunuz? Bunlar  yapma, etme demekle olmaz, ciddi bir eğitim, köklü bir Allah  inancını o insanlara vermelisiniz.

Verdiniz mi? Verdiniz de ben mi duymadım!

Ülkemizde yaptığım araştırmaya göre 200 civarında Kuran çevirisi vardır. Bunların bilinenleri kitapcılarda satılanları on yirmi  gibidir, Haydi elli olsun. Bunların ayetlere verdikleri anlamlar birbirini tutmamaktadır. Üstelik de birbirlerinden kopya çekmişlerdir. Daha da kötüsü paramparça yapılmış  dinimizin o parçalarına göre çeviri yapıyorlar.

Diyanet, bunca yetişmiş insanımız var, bir komisyon kursan da, adam gibi aslına uygun bir çeviri yaptırsan, sonra bastırsan, sonra da bunu bu millete bedava dağıtsan olmaz mı? Paranız mı yok? Bir kampanya yapın, 50 milyon Kuran’ı basıp dağıtacak paranın bu millet size iki katını verir.

Nerdesiniz?

Neden yapmıyorsunuz?

Kiliselere gidin, İncilin nasıl parasız dağıtıldığını görün. Görün de utanın. Allah’ın kitabı üzerinden para kazanan bu insanlara da yazıklar olsun.

Memlekette bunca şeyler var, yanlış, yalan, uydurma şeyler. Çokları Kuran’a aykırı, neden çıkıp da bunlar Kuran’a aykırı demiyorsunuz? Diliniz şişmiş de konuşamıyor musunuz? Allah’ın dışında başka çekindiğiniz kimseler mi var?

Sayısız Kuran Kursu var memleketimizde. Bu Kurslarda insanlara neler öğretilir? Anlamını bilmeden Kuran, abdest, namaz, oruç,  haç. Ve buradan mezun olan insanlar okudukları Kuran’ın anlamını bilmediklerindendir ki,  Allah ile aralarına başkalarını sokmuşlardır. Yoksa Şeyhler, şıhlar, cemaatler nereden doğuyor. Bunları bilen Diyanet, neden bunlara bir el atmıyorsunuz? Dosdoğru Kuran’ı okuyan ve anlayan vicdanlı nesiller yetiştirmiyorsunuz?

Ülkemizde dinimiz parçalanmıştır. Kuran, bunu yasaklamıştır, dininizi parçalara ayırmayın demiştir. Ama dinleyen kim? Kim diyecek bunu insanlara, Diyanet, hani nerde? Kendisi de o parçalardan biri gibi çalışırsa, ötekileri ses çıkarma gücünü kendinde bulabilir mi?

Bir yığın uydurma hadis topluma sokulmuştur. Kuran dedi ki diyen kimse göremezsiniz din adına konuşanlardan. İlla hadis diyecek. Eğer hadis dediğiniz şey Kuran’a uymuyorsa o hadis falan değildir. Peygamber, Kuran’a uymayan söz  söylemez, davranışta bulunmaz, O’na aykırı işler yapmaz. Mesala Emaneti ehline verir, ehil olmayan vermez.

Kim bu işlerin doğrusunu anlatacak insanlara?

Diyanet İşleri Başkanlığının yüz bin imamı mı?. Demek ki bu yüz bin imam bu konuda başarılı olamamıştır, çünkü Kuran ahlakı ile yetişmemişlerdir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, hükümetin emrindedir. Kuran, hiç kimsenin emrinde olamaz.  Gerçekleri bağıra bağıra anlatmasına imkan veren bir Diyanet İşlerine acil olarak ihtiyaç vardır.

Namaz kıldığı halde, okuduğu Fatiha suresinin anlamını bile bilmeyen bir nesil yetişmişse bunun sorumlusu sizsizin Ey Diyanet?

Ben dinimi anamdan babamdan öğrendim, ihmihal kitaplarından  öğrendim,  deyip bunların doğru olup olmadığını araştırmayarak, Kuran’da her peygamberin “Ya ataları bir şey bilmiyorlarsa da mı?” sorusunu soracak insanlar yetiştirmeli değil misiniz? Peygamberlik sona erdi diye, bu ayetlerin hükmü (HAŞA) yürürlükten mi kalktı?

İşine geldiği zaman Allah, işine geldiği zaman  Allah’ı bu işe karıştırma diyen bir toplum yetişmiştir ki,  Allah diyerek insanları Allah ile aldatıyorlarsa, bu yanlıştır diyecek kimdir?

Allah, adının anıldığında kalblerin titremesini istiyor, ama buna aldırış etmeyenler, Peygamberimizin adını duyunca hüngür hüngür ağlayan insanlarımıza bunun böyle olmamasını gerektiğini söyleyen birileri  ne zaman çıkacak.?

Dine sokulan hurafeler, uydurma hadislerle doldurulmuştur, bunları kim anlatacak, kim ayıklayacak?

Erkek, kadını ikinci sınıf vatandaş yapmıştır. Kadın çoğu insanlar tarafından neslin devamını sağlayan zevk aracı olarak kabul edilmektedir. Bu anlayışın neresi Kuran’a uymaktadır.Neden kadınlarımızı camilere sokmuyorsunuz? Siz Müslümansınız da onlar bu dinin mensupları değil mi? Onlar da Allah’ın ayetlerine karşı sorumlu değiller mi?

Bunu  kim anlatacak, buna kim dur diyecek?

Bu dünyada ne yaparsan  yap yanına kar kalır, Müslüman gibi görünerek,  Kuran’ın yasakladığı her türlü kötü şeyi yaparlar, içkiyi içenler, kumarı oynayanlar, yalan söylemeyi sanat haline getirenler, zina edenler, gözünü kırpmadan kendine ve çevresine, devletin  malını kırıp döküp talan edenler, nasıl bu hale geldiler. Yaptıklarının cezasını ahirette  çekecekleri öğretmemişsek bu nesle, okullarımızda eğitimini verememişsek bu güne kadar, bundan sonra bu yanlış gidişe kim dur diyecek bundan sonra?

Söylenecek daha çok şey var.

İşte böyle olur. Mutsuz bir toplum, ahlaksız bir nesil, bir yığın bölünüp  parçalanmalar olursa, ülkemizin durumu da böyle olur.

Siz ey Diyanet’i yönetenler, herkesin ezbere bildiği Ayetül kürsüyü bilmiyor musunuz? Ne diyor Allah orada: “HERKES GÜCÜ ORANINDA SORUMLUDUR.” Bu ilgisizliğinizin cevabını Allah’a nasıl vereceksiniz? Bunu düşündünüz mü?

Ama bütün inananlar böyle değildir çok şükür. Uyanan, insanları uyandırmaya, Kuran’ın ne dediğini korkusuzca anlatan bir gençlik de yetişmiş, geliyor. Hak, batılı bir gün muhakkak yenecektir. Siz de yaptıklarınızla baş başa kalacaksınız, sorumlu tutulacaksınız.

Bir çok lise var, Anadolu lisesi,  normal lise, meslek liseleri kolejler.. Bir de imam-hatip liseleri var. Şimdi ortaokulu da açıldı. Şimdi  düşünmek lazım, bir kısım insan dinini öğrensin diye İmam-hatiplere, büyük bir çoğunluk da öteki liselere gidiyor. Bunlar da seçmeli yüzünden okumalı kuran dersi ve haftata bir din dersi dinlerini öğreniyorlar. Birileri, Kuran’ı okumayı öğrenirken, birazda anlamaya çalışırken, ötekileri Allah’ı Peygamberi ve Kuran’ı , ahreti öğreniyorlar, ama sadece adlarını.

Beyler, görevliler, sorumlular, bana inanmıyor musunuz? Çağırın yakınınızdaki bir lise veya ortaokul öğrencisini Allah’ı, Kuran’ı Peygamberi ve ahreti  isim olarak bildiklerinden başka  hiçbir şey bilmediklerini görün, hayretle şaşın.

Öbür yandan İmam-hatip okulları sağlıklı dini bilgilerle öğrenci yetiştirmiyor.  Onlar da  bir çok dinen bölünmüş parçaların etkisine girmişler, yollarını şaşırmışlardır. Kimi bilmem ne olmuş, kimi ne, kimi de ne olmuşlar..

Eğer böyle yaparsanız inanın ki, yakın bir gelecekte laik anti laik çatışması bu ülkeye gelecektir.

Analar  babalar çocukları ile ilgilenip dini bilgileri kaynağından almaları adına bir şey yapmıyorlar,  okullar da doğru bilgiyi vermiyorsa, bu gençler dinlerini nereden ve nasıl öğreneceklerdir? Gelin İstanbul’a, başı kapalı, pardesulu kızlar bu kıyafetleri  ile biz koyu müslümanız diye giysileri ile bağırıyorlar. Ama gidin  sahillere, o kızların kucaklarında nasıl erkeklerin yattığını açıkta görün. Ya da o kızları erkeklerin kolları arasında görün.

İmanlı, Allah hakkında doğru bilgiye sahip bir insan asla böyle bir şey yapmaz. Bunlar suç işlemezler, kendilerine ve çevrelerine faydalı olurlar, çalışırlar, rüşvet almazlar, vermezler, yalan söylemezler, kimseyi aldatmazlar, üç kuruşa aldıklarını yüz üç kuruşa satmazlar.

O zaman OECD nin o kötü raporu bakınız ki nasıl iyiye dönecektir. Bizden dünya övgü ile bahsedecektir.

Bana ne demiyin lütfen.. Benim yaşım bu, işim bu..  Yol kenarında ölen bir köpeğin leşinin kokusunu siz de duyarsınız. HERKES GÜCÜ ORANINDA SORUMLUDUR. Ne yapabiliyorsanız yapınız.

Ölüm bir gün gelecek, ne zaman bilinmez. Geri de dönüş yoktur. Size güle güle gelecek bir ölümü hak edin. Allah insanlara ceza vermez, cehenneme atmaz, insan kendisi ateşini buradan kendi götürür.

Bu gün işte böyle sizinle dertleştim..

İçim rahatladı.. Aslında bu konularda yazılacak çok şeyler var. Umarım beni  bu kadarı ile anladınız.

Selam ve saygılarımla..

   Necmi AKGÜL

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir