TOPLUMU SARAN KANSER: RÜŞVET

Yüce Allah diyor ki:

Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollardan yemeniz için o malları rüşvet olarak hakimlere (idarecilere veya mahkeme hakimlerine) vermeyin.Bakara 118

İnsanlar birbirlerinin mallarını haksız sebeplerle nasıl yerler? İlk akla gelen birkaç şey şunlardır:

Kumar oynayarak

Hile ve yalanla başkalarının malına el koyarak,

Hırsızlık yaparak,

Zorla el koyarak

Ve RÜŞVET olarak, yani haksız yere bir menfaat sağlamak için birisine -bir emek karşılığı olmaksızın- mal vererek ve bir menfaat sağlayarak.

Çalışıp çabalayarak, ter dökerek kazanılan para veya bir mal, başkaları tarafından haksız yere şöyle veya böyle bir şekilde alınırsa, bu malı veya parayı ne alan mutlu olur, ne de veren. Herkes bu yola giderse huzursuz, güvensiz bir toplum oluşur ki, bu da o toplumun sonunu hazırlar. Kimse çalışmaz, sefalet , açlık, ahlaksızlık alır başını gider.

Sadece bu basit düşünce şekli ile bile haksız kazanç dinimizde tümden yasaklanmış, Yüce Allah, helalinden ve temiz olan mallar elde etmemizi ısrarla istemiştir. Çalışarak kazanılan malların nerede ve nasıl harcandığı ile haksız yere elde edilen malların neden haksız yere kazanıldığından sorguya çekileceğimizi yüce Allah şu ayeti ile açıkca bildirmiştir.

O gün, size verilen her nimetten sorguya çekileceksiniz. Tekasür 8

Ayetteki nimet kelimesi, Allah tarafından bize verilen her türlü şeyin genel adıdır. Bunun içine para da, mal da, nerden kazandığımız da, nerede harcadığımız da girer. Ahiret gününe inanan her mümin malını nereden kazandığının ve nerede harcadığının hesabını Allah’a vereceğine göre, hakkı olmayan bir şeyi asla almamalı, bir başkasına da hakkı olmayandan fazlasını vermemelidir. Eğer Allah rızası için veriyorsa, o başka tabi.

Başka bir ayette de şöyle denilmektedir:

“ Ey iman edenler, aranızda birbirinizin mallarını haram sebeplerle yemeyin. Meğerki karşılıklı rıza ile yapılan bir ticaret yoluyla olsun. Nefislerinizi (de) öldürmeyin. Hiç şüphesiz Allah, çok merhametlidir.” ( Nisa suresi 29)

Bu ayetlerden açıkca anlaşılmaktadır ki, mal helal kazanılmalı, güzel yerlerde harcanmalıdır. Bir mecelle kanununda bu durum güzel açıklanmıştır.

“Verilmesi yasak olan şeyin alınması da yasaktır.” Mecelle 34

Rüşveti siz vermeyeceksiniz. Sizden istense bile…

Rüşveti almayacaksınız, ihtiyacınız olsa bile..

İşte, rüşvet, haksız yere ve haramla mal yemenin çeşitlerinden birisidir.

Rüşvet, bir hakkın, hak sahibinden alınıp, hakkı olmayan bir başkasına verilmesidir.

Haklıyı haksız, haksızı haklı çıkaran, başkalarının hakkını yediren, haksız hüküm verdiren, çıkar elde eden ve böylece toplumu perişanlığa sürükleyen bir ahlaksız davranıştır. Bu ahlaksız davranış, nakit para olabilir, taşınır ve taşınmaz mal olabilir, makam, mevki ve büyük hediye de olabilir.. İsmi ve şekli ne olursa olsun rüşvet, adaleti yok eden, zulmü kucaklayan, imanı zedeleyen, yürekler yakan, gönüller parçalayan korkunç bir ahlak dışı davranıştır.

Kureyşliler, İslamın yayılmasından korktukları zaman Peygamberimize gelip dediler ki:

“Sen ne istiyorsun, sen kral olmak istiyorsan seni başımıza kral yapalım, mal istiyorsan sana binlerce deve verelim, kadın istiyorsan sana Mekke’nin en güzel kadınlarını, kızlarını verelim, davandan vazgeç.”

Peygamberimiz bu teklifi elinin tersi ile itmiş ve şu sözleri ile kesin kararlı olduğunu bildirmiştir.

“Bir elime ay’ı öteki elime güneşi verseniz, ben davamdan vazgeçmem.”

Peygamberimiz zamanında rüşvetin neler olduğu üç temel esasa dayandırılmıştır.

Mal, yani para, ev, arsa, bina…

Makam, yani idari görevler….

Kadın, yani zevk, sefa, cinsellik giderici her şey. Bu aynı zamanda kadını küçük düşüren ahlaksız ve alçaltıcı bir rüşvet aracıdır.

Günümüzde de bunlar rüşvet olarak verilen en önemli şeylerdir.

Mümin, Allah’a, O’nun peygamberine, O’nun kitabına ve Ahirete inanan her mümin, kendisine teklif edilen rüşveti böylesine kararlılıkla reddetmeli, kendi de ne olursa olsun helal kazandıklarını adaleti ve hakkı olmayan bir şeyi elde etmek için hakimlere rüşvet olarak vermemelidir.

Hakimler ve devleti yönetenler, yani gücü elinde tutanlar da rüşveti almamalıdır. O zaman adalet yerle bir olur. Adalet, mülkün, yani malın, yönetimin, idarenin bel kemiğidir. O yıkılırsa rüşveti alan da veren de altında kalır, kurtulamaz.

Ama toplumu kemiren bu ahlaksızlık, sinsi bir kanser gibi için için devam etmektedir. İnanan, inanmayan herkes mahkemelerde ve devlet dairelerinde ve şirketlerde olmayacak işini oldurmak, kendine uygun düşmediği için olan bir işi de oldurmamak için rüşvet vermekte, öteki de bunu seve seve almaktadır. Bunu yaparken, “mallarınızdan sorguya çekeceğim.” Diyen Yaratanının bu uyarısını sanki duymamakta, Cuma günleri de camiye en ön safta namaz kılmaya koşmaktadır.

Rüşvetin önlenmesini isteyen her insan, önce kendine bakmalıdır. Demeli ve düşünmelidir ki, ben işimi gördürmek için rüşvet vermem ve yine demelidir ve düşünmelidir ki, ben hak sahibinin işini yapmak için rüşvet almam.

Bu düşünce ve imanla yetişen toplumun fertleri ancak o toplumda rüşveti ortadan kaldırabilirler.

Burası Türkiye, rüşvetsiz iş olmaz diyenler, böyle yakınacaklarına önce dönüp kendilerine baksınlar. Rüşveti vermesinler, rüşvet istiyenlerle mücadele etsinler. Bunu yapmıyorlarsa, Burası Türkiye rüşvetsiz iş olmaz diye bağırma hakları yoktur.

Peygamberimiz demiştir ki, RÜŞVET ALANA DA VERENE DE LANET OLSUN.

SAYGILARIMLA….

Necmi AKGÜL

 

 

Paylaşın:

One thought on “TOPLUMU SARAN KANSER: RÜŞVET

  1. Pingback: RİBA SÖMÜRÜ DÜZENİ |

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir