SAÇMA SAPAN İNANIŞLAR

Mavi bir boncuk…

Hani şu yüzüklere takılıyor…

Kolyelere takılıyor…

Saç tokalarına takılıyor…

Arabalara, evlerin giriş kapısı üstündeki kapı pervazlarına, ayna üstlerine takılıyor.

Bu mavi boncuk, insan tarafından şekillendirilmiş. O şekle gelebilmesi için parçalanmış, sonra çekiçlerle dövülmüş, sonra ısıtılmış, kulağı gözü çekilmiş, yassılaşmış, yuvarlatılmış… Bunlar olurken sesi soluğu çıkmamış, bağırıp çağırmamış, yapmayın etmeyin dememiş…

Bu kendine bile yararı olmayan, işkence yapılırken duymayan mavi boncukta:

Esrarlı bir kuvvet varmış…

Doğaüstü güçlerin sahibiymiş…

İçinde bir takım sırlar saklıyormuş…

İnanalım mı? İnandırıcı mı? Böyle bir şey akla, mantığa, bilime uygun mu?

Bitmedi….

Bu mavi boncuk insanı nazardan korurmuş…

İftiraya birebirmiş…

Kötü insanların şerrinden de korurmuş…

Sadece insanı değil tabi, arabaya takarsan arabayı kazadan korurmuş..

Evin çatısına takarsan evi yangından, selden, depremden korurmuş…

Koyuna, ineğe, ata takarsan onları da hastalıktan korurmuş, hızlı koştururmuş, bol süt verdirirmiş…

Hele mini bebelere takarsan o çocuk hasta masta olmaz, mikrop, soğuk sıcak tesir etmezmiş…

Meğer bu mavi boncuk neymiş! Her derde deva.

Bir insan, mavi boncuğun böyle olduğuna inanıyorsa, (HAŞA) o insan Allah’a imanında ne kadar içten, samimi olur? Bu mavi boncuğun yaptığı, Allah’ın yapıp ettiklerine ortak olmak değil mi? Bu Allah’a ortak koşmak değil mi?

Allah diyor ki:

Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimseler için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.Nisa 116

Mavi boncuk, insanlara beni böyle kullanınız, benim her şeye gücüm yeter, sizleri korurum, gözetirim dememiştir. Diyemez.

Peki mavi boncuğa bu özellikleri kim vermiştir?

Kim olacak, tabii ki insan.

Önce mavi boncuk gizemli hale getirilmiş, sonra şekillendirilmiş, saf, bilgisiz, cahil, yeteri kadar Allah’a inanamamış insanların kandırılması için şeytan insanlarınca kullanılmaya başlanılmıştır.

Mavi boncukla insanları aldatanlar da Allah’a şirk koşmaktadırlar.

Mavi bocukla aldananlar da Allah’a şirk koşmaktadırlar.

Aldatanlar, bir de bundan para kazanıp vur patlasın çal oynasın hayat yaşamaktadırlar.

Aldananlar ise zorla kazandıkları paraları bu şaklabanlara vererek sıkıntı çekmektedirler.

Bütün bu olanlardan mavi boncuğun hiç haberi yoktur.

Mavi boncuk, bazen muska olur boyunlara asılır. Hastalıkları, kötülükleri uzaklaştırsın diye. Arapça dualar kağıtlara yazılır, meşin üçgen haline getirilir, boyunda sallanır durur.

Oysa koruyan, gözeten, bilen Allah’tır.

Ama muskacılar öyle demiyorlar.

Bazı şekilleri boyunlarına asarlarsa hasta olmuyorlar, makam mevki sahibi oluyorlar, mal mülk sahibi oluyorlar. Muskacının yazdıkları yazıları ve şekilleri boyunda taşımak yeterli bunlar için.

Hasta olmamak için doktora gitmeye,

Makam sahibi olmak için okumaya, çalışmaya,

Mal mülk için de ticaret yapmaya gerek yok. Muska bunları hallediyor, yalnız gidip iyi bir muskacı bulmak ve yazdırıp boynuna asmak yeterli.

İnanıyor musunuz? Bunlar olur mu? Herkes yaparsa bunları,insanın niyeti gerçekleşirse, herkes muskacı olmaz mı, herkes muskacıya gitmez mi?

O zaman:

Toprağı kim sürer?

Hayvanları kim besler?

Fabrikalarda kim çalışır?

Çizilen iki şekil,

Yazılan iki satır yazı

Su geçirmez bir muşamba

Ve bir muskacı hallediyorsa,

Kimse askere gitmez, kimse polis olmaz, kimse lokanta açmaz, kimse otomobil üretmez, televizyon ve cep telefonları için uğraşmaz. Soruyorum, uğraşır mı? Hayır, uğraşmaz.

Allah diyor ki : Hala düşünmüyor musunuz? Zümer 9

Bunların hepsi saçma şeylerdir; Kuran’da asla böyle saçmalıklara izin de yoktur.

Bitti mi insanları kandırmanın yolları?

Hayır hayır, bakın daha neler var neler?

Bir de hile ile bazı şeyleri örten insanların yaptığı sihir var…

Sihri yapana sihirbaz denir. Sihirbaz, hile ederek, göz boyayarak insanları etkiler önce, sonra da bunun üzerine konuşur. İnsanlar onda olağaüstü güç olduğuna inanırlar.

Birbirini seven iki kişi düşman olurmuş sihirle ve büyü ile.

İki düşmanı da dost ederlermiş büyücüler.

Bazı insanların organlarını bağlarlarmış, organlar çalışamaz hale gelirmiş.

İnsanları hasta ederlermiş.

Deli ederlermiş, çalışıyorsa çalışamaz hale getirirlermiş, sakat bırakırlarmış, kötürüm yaparlarmış büyücüler. İnsan insana her türlü zulmu yaparmış.

Ya büyücülere ne demeli?

Güya, kendilerinde başka insanları etkilemek için gizli kuvvetler varmış. Bu etkilerini kullanarak başkalarına zarar verirlermiş.

Birine kızdın mı? Zarar mı vermek istiyorsun? Büyücüye gidersin, parayı verirsin, o büyüsünü yapar, yaptığı kişi deli olur, dağa çıkar, yedinci kattan atlar.

Şu bizim devlet yöneticilerine açık çağrı yapıyorum. Terör örgütündeki insanlara büyü yaptırıp yok etmiyorlar (!)da.. Onca paraya, askere, şehide yazık ediyorlar.

Allah büyücüler için bakın ne diyor:

Yaptıkları sadece büyüdür. Büyücü, nereye varsa kurtulamaz. Taha 69

Kuran’da sihir açık ve net olarak yasaklanmış, sihir yapan ve sihre inananın kafir olduğu açıkça belirtilmiştir. (Bkz. Bakara 102)

Sihir ve büyü denilen şey vardır, yapılması yasaklanmıştır, yapanlar kafir olurlar, yaptıranlar da kafir olurlar. Sihir ve büyüden uzak durmak, yalnız ve ancak Allah’a inanmak lazım. Fatiha 4

Sihir ve büyüye inanmak, yaptırmak, yapmak korkunç bir şeydir.

Bu düşünmemektir.

Bu aklı kullanmamaktır.

Bu aldatmaya ve aldanmaya müsait olmaktır.

Bu yanlıştır, kötüdür, günahtır.

İnsanlar, özellikle kadınlar sihir ve büyüye aşırı inanıyorlar.

Sihir ve büyü denilince ödleri kopuyor. Bu durumu çok iyi bilen şaklabanlar, sihirbazlar ve büyücüler, para kazanmanın yollarını bulmuşlar. Bir kısım büyücü ve sihirbaz yapıyor para kazanıyor, bir kısımları da bu defa yapılanı bozarak para kazanıyorlar.

İlginç büyü ve sihir bozma yolları bulmuşlar.. İşte birkaç örnek:

Kirpi kanı içmek

Demir tortusunu suya atarak onunla yıkanmak.

Leylek pisliğini ateşte yakarak tütsülenmek,

Değirmen dolabından veya çarkından sıçrayan su ile yıkanmak

Zeytin çekirdeği, vücudun çeşitli yerlerinden koparılmış kıllar, leylek pisliği, zırnık, iğde çekirdeği gibi bazı şeyler yakılarak dumanıyla tütsülenmek.

Allah’a imanında eksiklik olanlar, yeterince Allah’ı tanımayan bilmeyen insanlar, böyle saçma sapan şeylere inanıyorlar, ne acıdır ki, kendileri de inanıyorlar.

Dinde olmayan, ama dine katkı gibi sunulan bir çok şey vardır. Bunlara hurafeler denir. Ve ne yazık ki, ülkemizde hurafelerden bol bir şey yoktur.

Gözünüz mü ağrıyor? Veya çocuğunuzun gözü kulağı mı duymuyor?

Doktora gitmeye gerek yok.

Falan köyde, falan derenin kenarında, falan ormanın içinde, filan pınarın başında bir kutlu ağaç var, onun dalına bir bez parçası bağla, bir de dua oku, gözün ağrısı geçiversin. Hatta bezin içine birkaç lira da koyarsan iyi olur, dua etkili olur.

Ne güzel değil mi?.. Bak hastalık şıp diye bitti bile..

Bir başka yerde ağacın dalına da ip bağlarsan dökülmüş saçların yeniden çıkar.

İnanmıyorsan bir dene. Ama ağacın dibine de birkaç lira atmayı unutma.

Her kutlu ağacın bir derde devası var. Bütün mesele onu gidip bulmaktır.

Ne kadar yaşayacağını mı öğrenmek istiyorsun? Kolay bu…

Falan köyde bir adam var, yıldıznameye bakıyor, herkesin kaç yaşına kadar yaşayacağını, kaç önemli hastalık geçireceğini biliyor.

Git ondan öğren. Ondan sonra da korkma, ne de olsa daha 30 yıl yaşayacaksın dedi yıldıznameci Hoca.

Yalnız bu yıldıznameciler ölü olanlara da ömür biçiyorlar. Ölmüşlerin de hastalıklarını sayıyorlar. Sonra kaç yıl daha yaşayacağını söylüyorlar. Rahmetli babanızın da kaç yıl yaşayacağını söylerler giderseniz.

İnsanın gülesi geliyor. Ama ne yazık ki bunlar gerçekler.

Bazı insanlar uydurma bir kitap bulmuşlar, insanların paralarını alıyorlar, Allah’tan korkmadan, kuldan da utanmadan ölmüş ölmemiş kim varsa geleceklerini okuyorlar.

Haydi o sapık düşünceli, ya ona giden, ona inanana ne demeli?

Ve işin en kötüsü de bunlar bu işi din adına yapıyorlar. Ve bunu yapan insanlara ne hoca deniyor. Ve bizim mükemmel dinimiz bu akılsızların elinde hakarete uğruyor.

Başka acaip inanışlar daha var. Bitmedi ki..

Mesela en revaçta olanı var. Fal..

Bugünlerde sevgiliniz size yüz vermiyor mu? Neden acaba? Yoksa bir başkası mı var? Allah Allah noldu bu adama, veya kadına ki aramıyor sormuyor. Yok yok, bir şey var, öğrenmeli insan bunu.

Ama nasıl?

Nahide Hanım kahve falı bakıyor, bir arkadaşınız demiş, dedikleri çıkıyormuş.

Nahide Hanım bakıyor fala, aaa, o da ne, meğer sevdiğin şu an seni düşünmüyor mu? Yakında bir haber alacaksın. Bak bak, kuşun burnunda bir mektup var.

Kahvenin fincandaki rastgele oluşan telveleri şekillenince insanın geleceği, sıkıntısı meğerse oraya yansıyormuş. Bunların sırrını bilmek için de uzman olmak gerekmiş.

Ya telve başka şekil alsa..

Ya hiç şekil almasa?

Ya ortasında toplansa fincanın, ya da kenarlarına yapışsa..

Falcı Nahide Hanım usta, uzman söyleyecek bir şey bulur elbette..

Oh be, rahatladınız mı? Bak sevdiğin arayacak seni, ya da para çıkacak üç gün mü, üç ay mı, üç yıl mı sonra. Artık ihtimalli ne biliyorsa sayıp döküyor falcı kadın.

İskambil kağıdının sıralanışından geleceği okuyanlar mı ararsın?

Tarot kağıtlarından hastalıklara deva şifalar mı ararsın?

Suya batıp çıkan yüzüklerin dönüşünden açılan kapanan kısmetler mi ararsın?

Ne ararsan ara bilir bu falcılar. Onlardan kaçmazlar.

Son zamanlarda bunlar lüks kafelere yerleşmişler. İnsanlar yiyorlar, içiyorlar, falcısına her gün falını baktırıp bir yığın para ödüyorlar, ohhh rahatlıyorlar.

Ertesi günü yine…

Bir Allah’ın kulu da sormuyor ki, ya bu senin dediklerin çıkmıyor, bu ne iş!

Sorsan ne yazar, kağıtlar, telveler öyle gösteriyorlardı, bu gün değişmiş olabilirler.

Geçenlerde bir arkadaşım anlattı.

O, bir falcı tanıyormuş. Gelene gidene fal bakıyormuş.

Yani uzman bir falcı bu.

Bu uzman falcı arkadaşa demiş ki, ya kaç gündür sevgilimden haber alamadım, şu ilerde bir tarot falı bakan arkadaşıma gittim.

Arkadaş “Eeee demiş.!!”

“Yakında sevgilimle barışacağımı söyledi, çok sevindim.”

Gördünüz mü işi?

Falcı da kendi falını başkasına baktırıyor. Ne güzel değil mi?

Allah uyarıyor, öğüt veriyor, dikkatimizi çekiyor, yapmayın etmeyin diyor. Nasıl mı? İşte böyle:

Ey iman edenler ! Şarap, kumar, putlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki, mutluluğa erişesiniz. Maide 90

Fal, şeytan işi pisliktir.

Nedir şeytan işi pislik, hayat boyu acı, ızdırap, mutsuzluk, sıkıntı, işlerin yolunda gitmemesi , güvensizlik, yani insanı sıkıntıya sokan her şey şeytan işi pisliktir.

Bunları kim ister demeyin. Allah, fal baktıranlar, buna inananlar, fal bakanlar ister diyor.

Allah öğüt veriyor, çünkü bizi yaratan ve en iyi bilen O’dur.

Bir başka saçmalık ve saçma inanış daha bilmek ister misiniz?

Eğer kızınız evlenemiyorsa, evde kalmışsa, hiç üzülmeyin olur mu?

Bilmem nerde derin bir üfürükcü var. Amma kimseye öyle kolay bakmıyor. Ona bir gittin mi, bir ay sonra nişan, iki ay sonra düğün, bir yıl sonra torun kucağında.

Gidilir… Üfürükçü, kıza üfürür.

Ama öyle bedava da üfürmüyor, yüklü bir de para vermen gerek.

Bir ay geçer, iki ay geçer, yıllar geçer, kız hala evdedir.

O günlerde kızın bir kısmetlisi çıksa nolur? Kesinlikle üfürükçünün şanı artar, duyan ona koşmaya başlar.

Böyle şey olur mu? Buna nasıl inanılır? Artık bunu önleyecek bir kurum, kuruluş, hükümet, bakanlık, diyanet yok mu?

Bu insanlara yazık değil mi?

Bunu yapanlara niye mani olunmaz? Böyle cehalet olur mu?

Bitti mi?

Nerdee? Daha neler var inanılan neler?

Kızını evlendirdin. İyi güzel. Ama çocuk olmuyor.

Ne doktoru canım, falan yerdeki türbede yatan evliya var ya? Ona gidersin, dualar edersin. Türbe kumbarasına para atmayı da unutmayın.

Bir yıl sonra çocuk kucağında. Türbedeki evliya, o büyük ermiş kişi yüzü suyu hürmetine Allah ne istersen veriyormuş. (Haşa!)

Televizyonda görmüştüm, bir kadın türbe taşına göbeğini sürtüyor, ve diyordu ki: “Al sana bir göbek, ver bana bir bebek.”

Allah’tan değil taştan istiyordu.

Ne kadar acı!

Çocuğun üniversiteyi giriyor giriyor kazanamıyor mu? Dershane mershane hikaye. Hemen kazansın üniversiteyi. Hem de tıp fakültesini.

İşte bu kadar kolay…

Gerçekten bu kadar kolay mı?

Hiç düşünmüyor musunuz? Zümer 9

Ve bunlar din adına yapılıyor. Ve bunlara göz yumanlar bu ülkeyi yönetenlerdir. Hiçbir kurum ve kuruluş uyarıyoruz ama yine yapıyorlar demesin. Demek ki iyi uyaramamışsınız. İnsanları dini konularda iyi eğitememişsiniz. Dinin aslını bu millete kavratamamışsınız. Uyanın artık, uyanın!

Yaşayan insanların her derdine deva oldular ya.. Artık sıra ölülere gelmiştir.

Türbelere, evliya mezarlarına, mezarların üstüne mum yakıyorlar. Ölülerin ahretlerini aydınlatmak için.

Ölülerden, türbelerden, mezar taşlarından medet ummak yanlıştır. Onlardan istekte bulunmak, onların başlarına mumlar yakarak, bezler bağlayarak istekte bulunmak, onları (haşa) Allah’ın yerine koymaktır ki, bu şirktir, en büyük günahtır.

Bizi Allah yarattı, her şeyimizi ondan bekleriz. Onun yarattığı eşyalardan değil.

Saçmalığına diyecek hiçbir şey olmayan bir gelenek daha var: Kurşun döktürmek.

Kurşun eritilir, kişi oturtulur ve başına bir örtü konarak eritilen kurşun bir su kabının içine boca edilir. Orda kurşunun aldığı şekillere göre yorumlar yapılır, dualar okunur ve kişinin hastalığı neyse bu olaydan sonra ya iyileşir, ya da koruma altına alınır hasta olmasın diye.

Eğer kurşun suyun içinde kılıç gibi olursa anlamı başka, ağaç gibi olursa başka, yol gibi olursa başka, ev gibi olursa başka iyileştirmeler ve korumalar olur.

Bu ülkemizde köklü bir gelenektir. Böyle şey olur mu? Buna inanılır mı?

Ama ne yazık ki inanıyorlar, uyguluyorlar, yapıyorlar.

Bu bilgisizliktir, bu cahilliktir, bu neresinden bakarsanız bakın bazıların kolay yoldan para kazanmak için uydurdukları bir ve devam ettirdikleri bir saçmalıktır.

Allah’ın izni olmadan hiçbir şey, ama hiçbir şey olmaz.

Eğer bir gün aklını kiraya veren değil de, aklını kullanan insanlar yetiştirirse eğitim sistemimiz, bunlara hiç inanan kalmaz.

Unutulmamalıdır ki, kendisine faydası olmayan bir şeyin başkasına da faydası olmaz, kendisine zararı olmayan bir şeyin de başkasına zararı olmaz. Kurşun dökmek, mum yakmak, türbeye gitmek, ağaçlara bez bağlamak v.s. gibi şeylerin hiç birinin kendilerine ne faydası ne de zararı vardır.

Faydası ve zararı olmayan bir şey de ölenlerdir. Onlar ölüp gitmişlerdir. Bir gün bizlerde ölüp gideceğiz. Mezarlıkların ziyaret edilmesini Peygamberimiz istemiş ve ölümü hatırlattığı için gidin demiştir. Ölümü hatırlamak insanı hırstan, kinden, mal ve servet yapmaktan korur. Çünkü bir gün hepsi burada kalacak düşüncesini insana hatırlatır, insanı iyiye güzele ve faydalıya, sadaka vermeye, dürüst ve imanlı olmaya götürür.

Ölmüşlerimize dua etmek elbette güzeldir. Ama dua onlara ulaşınca Allah benim dileğimi yerine getirsin diye dua etmek yanlıştır, kötüdür ve faydasızdır. Ölülere işittiremezsiniz diyor Allah. Yeniden işittikleri gün mahşer günüdür artık.

Bunun en çarpıcı örneği türbelerde görünmektedir. Türbedeki yatan şahsiyetten her şey istenir olmuştur. Bu en büyük günahtır, Allah’a ortak koşmaktır, şirktir.

İnsan ne isteyecekse vasıtasız, aracısız Allah’ında istemelidir. O, her şeyi bilir, duyar ve görür.

Biliyor musunuz, ayı ve güneşi şeytanlar tutarlarmış. Onun için ay tutulmasında ve güneş tutulmasında teneke ve davul çalmak, silah atmak şeytanı korkutur kaçırırmış.

Geçmiş zamanlarda birileri tarafından uydurulmuş bu inanışlar ne yazık, günümüzde de bunca bilginin gölgesinde hala varlığını sürdürmektedir.

Ya kuşların ötmesine bakıp da bazı şeylerin olacağına inanmaya ne demeli?

Akşam ve yatsı ezanları okunurken köpek ulursa o civarda biri ölür.

Gece vakitsiz horoz öterse savaş çıkar.

Tavşan, tilki ve kara kedi yolu keserse, uğursuzluk gelir.

Bir yere giderken yılan görülürse, uğura işarettir.

Kara karga kimin evinde öterse, o haneden cenaze çıkar.

Baykuş kimin evinde öterse o haneden cenaze çıkar.

Baykuş kimin evinde öterse o haneye ya belâ gelir, ya da ölüm.

Ala karga kimin evinde öterse o eve müjde gelir.

Kurbağalar sesini yükseltirse yağmur yağar.

Bu inanışların akılla ve mantıkla ne ilgisi var? Akıllı olan, düşünen bir insan bunlara inanır da geleceğini düzenler, üzülür, sevinir mi?

Ama ne yazık ki bunlar hep olmaktadır.

Oysa Allah diyor ki:

Aranızda ölümü takdir eden (keyfiyetini, zamanını, mekanını ve ömrün müddetini tayin eden) biziz. Ve biz önüne geçilebileceklerden değiliz. Vakıa 60

Dinimiz İslam çalışmayı emreden bir dindir.

Allah Tevbe Suresinin 105. Ayetinde çalışındiyor.

Çalışmak için gündüzlere ihtiyacımız var. Ama bakın, Müslümanların çalışmaması için günlerimiz için neler uydurmuşlar. Ve ne acıdır ki, bunların çokları bu gün bazı insanlar tarafından uygulanmaktadır.

Salı günü işe başlanırsa bitmez, sallanır.

Pazar günü çalışmak uğursuzluktur.

Çarşamba gecesi işe başlanırsa, o eve kötülük dokunur.

Perşembe çamaşır yıkanırsa zengin olunur.

Salı günü yeni elbise giyilirse yanar.

Çarşamba günü süt içmek, ev satın almak iyi değildir.

Cuma akşamı ve cuma günü ev temizlemek günahtır.

Cumartesi günü çamaşır yıkamak uğursuzluk getirir.

Arefe günü dikiş dikmek günahtır.

Arefe günü dikiş diken kadının ölmüş çocuğu varsa onun derilerini diker,

Bunların hiçbirinin aslı yoktur, düşünüldüğünde hiç biri akla uygun değildir. Kuran’da bir günün veya bir zamanın başka bir günden veya zamandan üstün olduğuna dair bir hüküm bulunmamaktadır.

İslam Dini temizlik dinidir. Daha ilk inen 4. Sure olan Müddesir suresinin 5. Ve 6. Ayetleri şöyledir:

Elbiseni temizle.

Pislikten uzak dur.

Müslümanı pis, bakımsız göstermek için bir yığın şey uydurmuşlardır. Bunlardan örnek teşkil edecek birkaç şunlardır:

Misafirin arkasından ev süpürmek iyi değildir.

Cuma günü ev süpürmek günahtır.

Cumartesi günü ev süpürmek uğursuzluk getirir.

Gelinle damat zifaf gecesi sabunla yıkanırsa, sabun acı olduğunda aralarına acı ve ayrılık girer.

Bunu uyduranlar uydurmuşlarda da, buna inanan nasıl inanıyor, şaşmamak mümkün değildir.

Dine katılan, dinde olmayan bu uydurmalar saymakla bitmezler.

İşin en acı yönü de şu ki, dine katılan bu uydurmalar zaman içinde din yerine geçmiştir. İnsanlar bunlara inanmışlar, inanmaya devam etmektedirler.

Peki bunlar önlenir mi?

Kesinlikle evet, önlenir.

Hemen akla şu soru geliyor o zaman: Nasıl?

Dinimizi insanlarımıza kaynağından Kuran’dan öğrettiğimiz zaman. Allah bilgisini insanlara kulaktan dolma değil de, düşünerek, anlatarak, köklü bir şekilde kavratarak. Allah’ı, Kuran’ı bilmeyen, ahret inancı bulunmayan insan bu dünyada rahat yaşamak için her şeyi yapmaktadır.

Gerçek bilinmezse, onun yerine elbette yalan ve sahte hakim olur. Bu durumu iyi bilen hokkabazlar, menfaatçiler, acımazsızlar kendi rahatları için başkalarının rahatlarını hiçe sayarlar.

Bu saçma inançlardan beslenen binlerce insan vardır. ve bu insanlar gerçeğin, dinin ve dini esasların çok iyi öğretilmesini istemezler. Bunlar Kuran bastırıp dağıtmak yerine, saçmalıklarla dolu adına dini dedikleri kitaplara basarlar, dağıtırlar ve gelir elde ederler.

İçimizde ve dışımızda inançlarımızı saçma inançlarla bozmak isteyen yobazlar, gericiler, çıkarcılar cirit atmaktadırlar.

Günümüzde din adına yapılan her eylemin ardında bir cemaat, bir tarikat, bir mezhep, bir ideoloji vardır.

Ülkemizde birlik ve beraberlik kaybolmuştur. Bizi paramparça etmişlerdir. Her parçamız ayrı bir saçma inançlar peşinde koşmaktadırlar.

Eğer yeni evlenen bir çiftten gerdek gecesi hangisi ötekinin ayağına basarsaymış, o daha çok yaşarmış diye inandıracak kadar gözleri dönmüştür bunların.

Arı duru, tertemiz, hiçbir yerinde birbiri ile çelişen hükümler içermeyen, insanlara hem bu dünya mutluğunun hem ahret mutluğunun yollarını öğreten, Yaratan Allah tarafından gönderilmiş, hikmet dolu Kuran varken, bu saçmalıklara inanmak nedendir?

Aklınızı kullanınız.

İsteklerinizi eşyalardan değil, sizi yaratandan, Allah’tan isteyin.

Allah en büyüktür.

Allah, sonsuz kuvvet ve kudretin sahibidir.

İsteyene verir.

Ve Allah bizim içimizdedir, bize en yakındır, bize şah damarımızdan daha yakındır.

                                                  Necmi AKGÜL

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir