SEVMEK

Bu kelimeyi herkes kullanmayı çok sever: Sevmek. Ve hepimiz günlük hayatımızda bu kelimeyi ve bundan doğan diğer kelimeleri o kadar çok kullanırız ki. İçerdiği anlamdan dolayı hayatımızı dolduran mucize bir kelimedir, sevmek.

Kök halinde sev kelimesi, yani özne ve yüklem, tümleç, nesne ve ek almadan, sevmek, hiçbir karşılık beklemeden sevmeyi çağrıştırır.

Sev.

Niçin, her şeyi, ama karşılığında hiçbir şey beklememek için.

Ne demiş Yunus Emre:

Yaratılanı severiz

Yaratandan ötürü.

Böylesine saf ve güzel sevgi var mı? Ağaçlar arasından süzülüp gelen küçücük içilecek türdeki akarsuların insanlar eliyle kirletilip yok edilmesi gibi, sevgi de kirlenip yok olmuştur sanki.

Seni seviyorum. Niye? Çünkü sen çok güzelsin. Bu güzellikten beklenti var gibi gelmiyor mu?

Seni seviyorum. Niçin, iyi bir insan olduğun için. Sanki o iyilikten bana da dokunsun biraz der gibi gelmiyor mu?

Seni seviyorum, yardım etmiştin de ondan.

Seni seviyorum, çünkü, seninle güzel anlar geçirmek istiyorum, tatile gidelim, birlikte olalım var içinde.

Seni seviyorum, çünkü sana aşığım. İçinde bir şeyler yok mu sizce.

Sevgi, içimizdeki en büyük güçtür. O bizi harekete geçirir. Sevdiğimiz neyse ona kavuşmak için emek harcarız, çaba gösteririz ve o sevgiye ulaşmak için insanlar engel tanımazlar.

Seven insan, mutlu insandır. Sevdiğimiz her şeyde biraz bizim olsun, ben de öyle olayım düşüncesi vardır. Seven insan sevilmek de isteyen insandır.

Sevgi nedir bilmeyen insanlar, hem umutsuz, hem mutsuz insanlardır. Her şey kendilerinin olsun, ama kendileri de bir şey vermek istemeyen insanlardır.

Dünyada o kadar çok sevilecek şey var ki…

Bir gül, güzelliği ile insanı sevdirmez mi? Kokusu, rengi, rüzgarla sallanışı, bakınca sanki size gülümsemesi bizi mutlu etmez mi?

Bir ağaç de öyle değil mi? Gölgesinden faydalanırız, meyvesinden yeriz, odunu ile ısınırız, içindeki hammaddesi ile ilaçlar yaparız. Ama bunlardan öte, onu severken, rengi, boyu, çiçekleri, yaprakları, üstündeki kuşları ile ne güzel değil mi? Siz onu sevip korurken, bazı acımasız eller onu ve binlercesinin bulunduğu ormanı ateşe vermiyorlar mı?

Kuşları da sevmez miyiz.. Uçuşları, kanat çırpışları, ağaç dalına konuşları, sesleri, yavruları ile..

Rüzgarları severiz. Yazın sıcağında ne kadar güzel bizi serinletmesi.

Gecenin karanlığını, güneşi, ayı, yıldızları, gök yüzünün o derin maviliğini, pamuk bulutlarını, yağmurunu, karını, dolusunu..

Denizleri, dağları, akarsuları, balıkları, sayısız hayvanları da severiz…

Bunları severken, ne bekleriz onlardan. Onlar bize vereceklerini farkında olmadan verir giderler. Bize bıraktıkları şey mutluluktur, faydadır, güzelliktir.

Peki ya insanları? Elbette insanları da severiz. Gönlümüzde her şeye yer olduğu gibi insan sevgisine de yer vardır. Ama insanları biraz değişik seviyoruz.

İnsanları sevmemizin ölçüsü, bir insanın kendini sevip kendine değer vermesi ile orantılıdır. İki insan, aynı yaşta, kadın veya erkek fark etmez, ikisi de aynı eğitimi almış, aynı yörede büyümüşler, bunlardan biri, tertemiz, pırıl pırıl, günlük traşını olur, temiz giyinir, kendine bakar, öteki ise pis ve pasaklıdır, yanına vardığında pis pis kokar. Sanıyorum, kendine bakanı severiz.

Bir de insanları, kapıcı, çoban, temizlikçi, çöpçü diye aşağılar, sonra avukat, sekreter, genel müdür, şef, vali, bakan gibi ayırarak severiz veya sevmeyiz.

Tabi bir de zengin ve fakir ise severiz veya sevmeyiz. Zengin ve karizmatikse bakımsız ve pis olsa da sevmiyor muyuz? Yani zenginlik onun kötü huyları örtüyor sanki..

Bir de aşkla severiz insanları. Aşık oluruz, ölürüz onun için, bu sevginin temelinde cinsellik ön plandadır. Karşı cinslerin birbirlerini sevmeleri ne kadar güzel bir şeydir. Ama bir de aynı cinslerin birbirlerine yönelmeleri var ki, bu sevginin hiçbir yerine sığmıyor, bu sevgi değil sapıklıktır.

Sevgi, insanların içinde çağlayan bir ırmak gibi akar gider. Sevgisiz hayat olmaz. Ama sevgiyi öyle kadın erkek arasında sınırlamak ve öteki sevilecekleri görmemek, bir yere giden mutluluğu zamanla bitirecektir.

Seni seviyorum demek, sorumluluk gerektirir. Fedakarlık da. Öylesine kuru kuru seni seviyorum demenin hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Seviyorsan eğer, ilk yapacağın şey, sevdiğini söylemektir. Sevdiğini söylemek karşıdakinin sevildiğini anlamasına neden olur ki, o da döner seni sever. İşte o zaman, gerçek sevgi tohumları gönüllerde yeşermeye başlar. Ve eğer sevdiğini söyledinse birine, yeri ve zamanı geldiğinde onun için görevlerini yerine getirmek gerek. Yoksa sorumluluk yerine getirilmeden, fedakarlık yapılmadan sevgi büyümez, gelişmez ve susuz kalan gül gibi buruşur gider

Sevginin merkezi kalbtir. Kalbin ufukları sınırsızdır. Onun içine yaratılan her şeyin sevgisi yerleşecek kadar büyüktür.

Sevin, sevin ki, içinizdeki bu güç, büyüsün, çoğalsın, herkesi ve her şeyi kucaklasın.

Hayatta iyi, güzel ve doğru şeyler olduğu gibi, kötü, çirkin ve yanlış şeyler de vardır. İnsanlar olarak bunların hepsini sevecek şekilde yaratılmışız. Aman insan olarak yapmamız gereken şey, iyi güzel ve doğru olan şeyleri sevmek, kötü, çirkin ve yanlış olan şeylerden uzak durmaktır.

Bizi Yaratan Allah, iyi, güzel ve doğru olanı sevmemizi serbest bırakırken, kötü, çirkin ve yanlışı sevmemizi istememiştir. Bunu yapabilmemiz için de iyinin, doğrunun ve güzelin ve bunlara dayalı davranışların ve sözlerin neler olduğunu bilmek öğretmek gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki, iyi, kötü ve yanlışın ne olduğunu bilmeden bunları yapmaktan kurtulamazsınız. Yoksa iyiyi sever gibi kötüyü de seversiniz.

İyi, kötü, güzel çirkin, doğru yanlış göreceli, yani kişilere göre değişen şeylerdir. Dünyanın her yerinde bizim kötü dediğimize iyi diyenler vardır, bizim iyi dediklerimize onlar kötü diyorlar. Bize göre domuz yemek yasaktır, ama Avrupalılara serbesttir. Bize kötüdür, onlara iyi. Biz inekleri sokaklara çıkarmayız, Hindistan’da inekler sokakların kralıdırlar.

O halde evrensel doğrunun kaynağını bulup ona göre sevmeliyiz ya da sevmemeliyiz. Bu da kainatı yaratıp düzene koyan Allah’ın kitabında bildirilmiştir.

İnanıyorum diyen her insan, Kuran’ı okumalıdır. Her şey O’nun içinde vardır. Açık, anlaşılır, detaylı bir kitaptır o. Kuran’ın Arapçasını okuyun, anlamını bilmeseniz de olur diyenlere aldırmayın. Onlar unutmayın ki, sizin aklınızı esir almak ve sizi istedikleri gibi yönetmek istiyorlar.

Sevmek çok güçlü bir duygudur. Allah’ı seven bir insanı hiçbir kuvvet O’ndan ayıramaz. Milletini seven bir insan, hiçbir şekilde vatanına ve milletine ihanet edemez. Çocuklarını seven bir anne ile baba, hiçbir şekilde çocuklarına zarar veremez. Hiçbir evlat annesi ve babasından vazgeçmez. Hiçbir kadın veya erkek, sevdiği bir kadından ve erkekden vazgeçmez, hatta tarihde görülmüştür ki, aşk yüzünden savaşlar çıkmış, dağlar delinmiş, insanlar deliye dönmüşlerdir, 32 dişlerini çektirmişlerdir.

Sevgi Allah’ın insanlara verdiği, insanı harekete geçiren imanlı olmaktan sonraki en büyük güçlerden biridir. Asıl sevginin kaynağı Allah’tır. Allah, kendinede olan bazı özelliklerini, ruh üflemesinde insanlara vermiştir. Ve bu gizli güç, insanı insan yapan unsurların başında gelmektedir. Sevgisiz insan, susuz dereye, sevgi dolu insan da yağmur veren bulutlara benzer.

Sevin, sevmek mutlu olmak demektir. Sevdiğiniz kadar da sevileceksiniz. Belki daha çok sevileceksiniz. Sevilmek isteyen önce sevmelidir. Siz severseniz o size daha çok olarak geri dönecektir. Ama şımarmadan adam gibi sevin, göreceksiniz siz de adam gibi sevileceksiniz. Samimi, içten, tatlı sözlerle, ışıl ışıl bakan gözlerle, tebessüm ederek sevin. Karşınızdakine verin bunu.

Haydi, neyi sevip sevmediğinizi, sevdiğiniz şeyde ölçülü olup olmadığınızı kontrol edin ve ilk önce kendinizi severek yeniden sevmeye başlayın. Göreceksiniz ki, hayatınız bir anda değişecek.

Sevdiğiniz çok olsun.

Seveniniz de daha çok olsun.

Necmi AKGÜL

 

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir