SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ

Aşağıda toplum tarafından doğru kabul edilmiş olan bazı yanlış inanışlar sıralanmıştır. Acaba bu inanışlar hakkında sizler ne düşüyorsunuz?

Ağaçlara bez, telli babaya tel bağlayarak dileklerin kabul olacağına inananlar var. Dilek dediğimiz ve insanın içinden geçen niyetler, yine kutsal kabul edilen ağaçlara bez bağlamakla gerçekleşir mi? Ya da bir mezara gidip bunları istemekle bu niyetler gerçekleşir mi? Bir insan bin yıl bir ağaca bez bağlasa mı isteğine kavuşur, yoksa çalışırsa mı?

Talih kuşu varmış. İnsanın başına kondu mu bu kuş, çok para sahibi olunurmuş. Böyle bir kuş var mı? Ve kimin başına konmuş? Çalışmadan para kazanmak hiçbir dinde, toplumda ve millette kabul görmez. Biri haramdan kazanırken, ötekinin hakkını çalar. İslam, haksız mal edinilmesini yasaklamıştır.

Nazar boncuğu takarak nazardan korunulur mu? O boncuk eğer bir fayda sağlayacaksa kendisine sağlamalı ve yanarak o şekle gelmemeliydi. Kendine faydası olmayanın başkasına faydası olur mu? Kötülüklerden korunmanın yolu nazar boncuğu takmak değil, kötülüklerle ve kötülükleri yapan kötülerle mücadele etmektir.

Kurşun döktürmek ne bir kötülüğün kaynağını gösterir, ne de bir kötülüğü önler. Kurşunun eritilerek bir suyun aldığı şekle göre hayatın geleceğine karar verilir mi? Verilirse bu mantıklı bir şey mi olur? Gelecek ve iyi günlere kavuşmak akıllı hareket etmek ve çalışmakla olur.

Kahve telvesine bakarak, iskambil ve tarot kağıtlarının dizilişinde gizemli bir şeyler bulmaya çalışmak, dahası bunlara bakarak geleceği okumak ve hayata yön vermek akıl işi mi? Yoksa başa gelecek felakete zemin hazırlamak mı?

Kara kedi geçmesi, baykuş ötmesi, vb. şeyleri başımıza uğursuzluk ya da felaket getirir mi? Kara kedi ile baykuşun bu felaketlerden haberleri bile yoktur. Birileri zamanında bunları dedi diye, günümüzde ilmin geliştiği bu zamanda bunlara inanıyor musunuz?

Belli yerlerin, mekanların, bölgelerin kutsallaştırılması, oralarda edilen duaların, yapılan ibadetlerin mutlaka kabul olacağı ya da oralarda yaşayanların mutlaka kurtulanlardan olacağı inancı saçma sapan bir inanış değil mi? Allah’ın yarattığı her yer temiz, harika ve güzeldir. Onları kirleten bizleriz. Dua her yerde edilir, Allah insana şah damarından daha yakındır. (Kaf 16) Bunun için belli mekanlara gidilmesine gerek yok. Allah, her yerde vardır, her şeyi görür, bilir ve duaları da kabul eder.

İnsanın kendi çalışması ile elde edeceği şeyi Allah’tan istemesi doğru değildir, Allah bir yıl el açıp para isteyene gökten para indirmez. Çalışırsan verir.

Bazı yerlerdeki sular kutsalmış, oraya para atılırsa insan zengin olurmuş. Buna inanılır mı? Zengin olan var mı?

13 rakamı uğursuz, herkesin bir uğurlu sayısı var, dualar anlamını bilmeden bile 41, 4444 ve 1000 kere tekrarlanırsa insanın başına gelecek felaketi önler, duaların kabulüne vesile olurmuş. Bunları biri uydurmuş, bununla insanları kandırmış, asırlar geçmiş hala insanlar kandırılmaya devam ediliyor.

Bazı hurafeler günlük hayatımızda kullanılmaktadır. Gece tırnak kesmek uğursuzluktur. Elden makas vermek kavga nedenidir. Merdiven altından geçmek kötülük habercisidir. Sabah sağ taraftan kalkmak ve evden sağ ayakla çıkmak o gün işlerin iyi gideceğine işarettir. Bu hurafelere inanmakla insan hiç bir şey kazanamaz ve hiç bir yarar elde edemez.

Ölen insanların diriler için yapabilecekleri hiçbir şey yok. Bazı insanlar yaşarken bu dünyadaki diğer insanlara iyilik yapmış olabilirler. Ama artık yoklar, ölmüşler. Onların mezarlarına, türbelerine giderek onlardan bir şeyler istemek günahların en büyüklerindendir ve Allah’a şirk koşmaktır. Allah, Kuran’ın ilk suresi Fatiha suresinin 4. Ayetinde, yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım isteriz, demiyor mu? Yardım Allah’tandır. Ölenden, türbeden, yatırdan, ağaçtan, sudan, ve bunun gibi şeylerden değil, yardım sadece Allah’tandır.

Türbe başlarına ya da duvarlarına anahtar, taş, vb. yapıştırılması, dileklerinin yazılması, bu dileklerin olacağına inanılması akla ve mantığa uygun bir davranış değildir. Türbeleri ziyaret edenlere su, şeker, ekmek, sirke, vb. dağıtılmasının dilek ve isteklerin yerine getirileceği ve bu türbelerin içinde yatanların bu dilekleri Allah’a ileteceğine inanılması, Allah’ın dışında türbedekilere olağanüstü güç vermek anlamına gelmekte olduğundan bu insanların haberleri yok mudur? Böyle bir şey olabilir mi? Bunları yapmış da dilekleri kabul olmuş birileri var mıdır?

Dini önderlerin, şeyhin elini eteğini, sakalını öpmenin işlerinin yolunda gitmesini sağlayacağı, onun başımıza gelebilecek kötülüklerden bizi koruyabileceği inancı yaygındır. Şeyh ne derse doğrudur, o, yani şeyh, Allah ile kul arasında aracı kabul ediliyor. Oysa Allah ile kul arasına kimse giremez. Allah kuluna çok yakındır, ne dersek işitir, bilir, görür.

Sahte peygamberler çıkıyor ve bunları kabul eden insanlar var. Oysa ki, Son Peygamber Hz. Muhammet’tir. Başka da peygamber gelmeyecektir. Ne yazık ki televizyonlarda bile yer alan sahte peygambere inanan ve onları yücelten, her dediğini yapan insanlar var. Erkekler kendilerini sahte peygamber olarak gördükleri gibi, kadınlar da bu kervana katılmış, onlardan da sahte peygamber çıkmaktadır. Allah, dinini tamamlamıştır. Başka da peygamber gelmeyecektir. (Maide 3)

’’Ekmek ve Kuran çarpsın’’ inancı: Ekmek değerlidir, yaşamımızı devam ettirmek için gerekli bir nimettir ama, yanlış bir şey yaptığımızda, bir suç işlediğimizde bizi cezalandırma gücüne sahip değildir

Kuran bizi en doğru yola iletir, din konusunda hayatta karşılaştığımız tüm sorunlarımıza çözüm bulabileceğimiz temel kaynak Kitaptır. Ayetlere aykırı bir yaşam sürdüğümüzde bizi cezalandıracak, yaptıklarımızın karşılığını verecek olan sadece Allah’tır.

Okunmuş, üflenmiş suyun, pirincin, muska vb. tüm dertlere deva olduğuna inanılıyor. Bu doğru olsaydı, trilyonlar harcanıp hastane açmaya gerek olmazdı. Doktor yetiştirmek için tıp fakültelerine de… Hala aklınızı kullanmayacak mısınız? Bakara 44. Oysa Allah defalarca aklımızı kullanmamızı emrediyor, aklı kullanmayınca da sorunlara çözüm bulunamıyor, bilim yerine hurafeler değerleniyor.

Yatır, şeyh, vb. kişilerin türbelerinin yakınında bulunan su, kuyu, ağaç, vb. kutsallaştırılıyor. Yatır, türbe olan yerlerdeki ağaçlar da sular da kutsal sayılıyor, ağaçları kesmenin ve meyvelerini yemenin günah, suyunu içmenin her derde deva olduğuna insanlar inandırılıyor, birileri de bunlardan para kazanıyor.

Zemzem suyunun kutsal olduğuna inanılmaktadır. Allah,‘’İnsanı sudan yarattık / her canlıyı sudan yarattık’’ diyor. Tüm sular önemlidir, susuz da yaşanmaz. Ama bazı suları da kutsal saymak, onu içince günahların affolacağına ve hiç hastalanılmayacağına inanmak yanlış bir inanıştır.

Simge haline gelen, belli anlamlar yüklenen dikili taşlar, anıtlar zaman içinde kutsal sayılıyor. Başlangıçta sadece belli kişileri, olayları anma, hatırlama için yapılan bu anıtların veya dikili taşların olağan üstü güçlere sahip olduğuna inanılıyor. Bir çok insan o yontulan taşın, veya yapılan anıtın karşısında eğilerek onun olağan üstü gücünden yardım ve destek bekliyor. Bu davranış, kendini yaratanı tanımamaktır, şirktir.

Bazı hayvanların olağanüstü güçleri olduğu, etlerinin yenmemesi gerektiğine inanılmaktadır. Hindistan’da inekler böyledir. Onlar kutsal sayılmıştır. Etini sütünü yemezler, trafiği tıkar kimse sesini çıkarmaz. Balıklı göldeki balıkların da kutlu olduğuna inanıldığı gibi. Onlar yenmezler. Allah, her şeyi insanlar için yaratmıştır, insanların faydasına sunmuştur. Allah’ın bildirmediği hiçbir şey kutsal değildir, olamaz.

Orucun hurma veya zeytinle açılmasının kişiye daha çok sevap verileceğine inanılmaktadır. Allah’ın böyle bir ayeti, tavsiyesi yoktur Kitab’ında. Hurma da zeytin de değerli bir besindir o kadar.

Arap dili kutsal, Arapça yazılar kutsal olarak kabul edilmektedir. Anlamı ne olursa olsun her Arapça yazılan yazıları kutsal sayıp gereğinden fazla değer verilmesine inanan bir çok insan vardır. Kuran, Arapça’dır, orjinali Arap alfabesi ile yazılmıştır. Kuran kutsaldır, ayetler de, anlamları da. Ama Arapça da her dil gibi bir dildir, Arap harfleri de her dilin alfabesi gibi bir alfabedir. Dilin ve alfabenin kutsalı olmaz. Bu gün Arap alfabesi ile cinsel içerikli kitaplar yazılmaktadır. Arap dili ile Allah yüceltilmekte, ama aynı dil ile Allah’a saygısızlık yapılmaktadır.

Şeyhim ne dese doğrudur, her yaptığında bir hikmet vardır’’, ”şeyhim, dini liderim hata yapmaz” ya da ”dini liderimin kalp gözü açık, her şeyi, kalbimizden geçenleri bile bilir” diye inanmak, ne büyük saflık, ne büyük akılsızlıktır. Bu insanlar çalışmadan diğer insanların sırtından geçinirler, insanları Allah ile kandırırlar ve çıkıp din adına da ahkam keserler. Özel hayatlarında pislikten geçilmez bunların. Şeyhim diye geçinen birinin sigara içene selam vermeyecek kadar takvalı olduğunu savunanların, aynı kişinin anasını dövdüğünde seslerini çıkarmadıklarını hatırlarım. Bunlar karanlık insanlardır, arkalarına düşmek doğru değildir. Yol gösterici, öğüt verici, insana ışık tutacak olan tek şey Kuran’dır.

Medyumların, falcıların gelecekten haber verdiğine, bilinmeyeni bildiğine inanarak insanların geleceğini ona göre planlalaması, insanların yapacağı en akılsızca iştir.

Toplumdaki ünlü kişilerin söz ve davranışları sorgulanmaksızın örnek alınır hale gelmiştir. Bazı insanlar ünlü kişiler için, onun için ölürüm, o, ne dese, ne yapsa doğrudur, ne olursa olsun benimle olsun diyerek kendilerini parçalamaya, kendilerine zarar vermeye çalışıyorlar. Doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırmadan itaat etme, kul köle olma, sorumsuz davranışlar sergileme insan onuru ile bağdaşmayacak bir tutum ve davranıştır.

”Eşim, oğlum, kızım, ne dese yaparım” Buna inanmak ve onların dediklerini yapmak, düşünme yeteneğini onlara teslim etmek, yanlışlarına da ortak olmaktır ki, bu sakat bir inanıştır.

”Benim çocuğum yapmaz” düşüncesini bir yana koyup benim çocuğum da yapabilir diye düşünebilmeli insan. Böylece çocuğun yaptığı yanlışlara göz yumma, önemsememe, hatta yapılan yanlışları örtbas etme durumu ortadan kalkar. Oysa herkes hata yapar ve yanlışlıklara göz yummak değil, aksine aynı yanlışların tekrarlamaması için mücadele etmek sorunları çözebilir.

”Müşteri her zaman haklıdır” ya da ”Patron her zaman haklıdır” şeklinde inanmak ve bunun doğru veya yanlış olduğu düşünülmeden karar vermek, haksızlığı kabul etmek olur. Oysa Allah adaletli olmamızı, ilkeli bir yaşam sürmemizi emrediyor.

Bazı gecelerin kutsal olduğuna inanılmaktadır. Allah’ı anmayı, yüceltmeyi bu gecelere mahsus kılmak, bu gecelerde bol bol sevap kazanılacağına inanmak doğru değildir. İbadet Allah’ı anmak için yapılır, illa bir şey kazanmak için değil. Oysa hayatta olduğumuz sürece her gecemiz değerlidir. Çünkü geçen zaman asla geri gelmiyor. Yaptığımız her iyi, doğru ve faydalı iş de Allah tarafından değerlendirilecektir, ne zaman ve nerde yapılmış olursa olsun. O, en adil olandır. Allah her zaman doğru dürüst yaşamamızı emrediyor ama sadece belli gün ve gecelerde yapılan iyi işlerin bizi kurtaracağına inanmak istiyoruz nedense? Böyle bir inanış bizi diğer günlerde doğru yanlış demeden, kafamıza göre yaşamaya ya da kolay yoldan sonuca ulaşmaya götürür ki, bu doğru değildir.

Peygamberimizin Allah’tan alıp insanlara tebliğ ettiği Kuran’ın ayetlerine sahip çıkıp, yaşamamızı ona göre düzenlemek ve Kuran emirlerini yerine getirmek varken; Peygamberimizin o günün şartlarında yediklerini, giydiklerini, sakalının telini, hırkasını kutsal saymak, onlardan medet ve fayda beklemek yanlıştır. Çünkü, bu giysiler ve Peygamberimizin yediği yemekleri yemek, bundan yardım ve fayda bekleyenlere fayda sağlamaz. Allah, Peygamberimiz için, O, hem Allah’ın elçisi, hem de Allah’ın kuludur demektedir.

Dünya peygamberimiz hatırına yaratıldı diye inanmak, Allah’ın yaratılış kanunlarına aykırıdır.

Peygamberimiz de dine hüküm koyar, bir şeyi helal yada haram eder’’ inancı Allah’ın kitabına asla uymaz. Oysa bu konudaki ayetlerde, Allah’tan başka kimsenin böyle bir yetkisi olmadığı konusunda peygamberimiz bile uyarılıyor. Hüküm Allah’ındır. Yusuf 40

”Şu din bilgini öyle yüce ki, şu kitabı ya da kitapları ona Allah tarafından birkaç gecede yazdırıldı, şu kadar kelimeyi bir gecede öğrendi, onun kitapları her derde devadır, her soruna çözüm getirir” gibi inanışlar, aklı kiraya vermektir, bir şeyi düşünmeden kabul etmektir.

Bizim ırk sizin ırktan üstündür, ya da ‘’Falan yerden adam çıkmaz’’ inancı doğru değildir. Böylece belli bir grubun yüceltilmesi ya da diğerlerinin aşağılanması çirkin bir düşüncedir. Bilinmelidir ki, üstünlük ancak takva iledir. Takva da, Allah’ın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerini yapmamaktır.

Arabaların arkasına veya önüne “Allah Korusun.” Yazısı yazarak Allah’ın koruyacağına inanılmaktadır.Eğer, arabayı kullanırken hız sınırını aşarsan, hatalı sollarsan, arabanın bakımını yaptırmazsan, trafik kurallarına uymazsan başına kaza gelir ve Allah da seni korumaz. Allah’ın koruması ancak, onun kanunlarına uymakla olur.

Körle gören bir olur mu? Hala düşünmüyor musunuz? Enam 50

                                                                      Necmi AKGÜL

 

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir