KURAN’DA HZ. MUHAMMET 1

KURAN’DA HZ.MUHAMMED

Dinin sahibi Allah, insanlara tebliğ eden de Allah’ın kulu ve elçisi Muhammed’dir.

De ki: “Ey insanlar! Ben sizin tümünüze Allah’ın resulüyüm! Göklerin ve yerin mülkü o Allah’ındır! İlah yoktur O’ndan başka! O diriltir, O öldürür. O halde Allah’a ve resulüne iman edin; Allah’a ve onun sözlerine inanan o ümmî peygambere iman edip uyun ki, doğruya ve güzele ulaşabilesiniz.” Araf 158

Dinimizi Allah’tan alıp bize ulaştıran Peygamberimizi Hazreti Muhammed’i her Müslümanım diyen insanın tanıması bilmesi gerek. Bu tanıma öyle kulaktan dolma değil, Allah’ın bize tanıttığı tanıma olmalıdır. Çünkü, kimileri O’nu seviyorum diye hakkında güya sevgisinin ifadesi olarak yalanlar uydurmuş, kimileri de bu yalanları görerek Peygamber bu muymuş (!) diyerek burun kıvırmıştır.

Peygamberimiz Hazreti Muhammed’i O’na layık olduğu bir şekilde tanıyıp sevmemiz lazımdır. Ve O’na iman etmemiz Allah emridir. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’i sevmeyen, O’na iman etmeyen mümin olamaz.

Allah’ımız, yeri ve zamanı geldikçe Peygamberimiz hakkında bize bilgiler vermiştir. O’nun kim olduğunu ve görevinin ne olduğunu açık bir şekilde bizlere bildirmiştir. Bu bilgi, Kuran’da çok açık olarak verilmiştir. Kuran, yani Allah’ın kitabı Peygamberimiz Hazreti Muhammet hakkında neler diyor, O, neler yapmıştır, nasıl mücadele etmiştir, nasıl davranmıştır, ahlakı nasıldır, nasıl sıkılmış, nasıl sabır göstermiştir, nasıl savaşmış, nasıl evlenmiş, nasıl vahyi almış, geleceğe ışık tutacak şekilde tek tek anlatılmıştır.

İnsanlara, Allah tarafından anlatılan Hz. Muhammed Kuran’da nasıl anlatılmışsa, bu yazıda sadece onları bulacaksınız. Yeri geldikçe de, hayatı ile ilgili gerekli bilgiler verilecektir.

Allah diyor ki, O, yani Hazreti Muhammed:

Ben, ancak sizin gibi bir insanım. Kehf 110

Ben de sizin gibi bir insanım. Fussilet 6

Nasıl bir insan O:

Doğru yol üzerinde Yasin 4,

Bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı Sebe 28

Allah tarafından gönderilmiş Araf 158 bir paygamberdir. Ali İmran 144

Ramazan ayı içinde, kadir gecesinde oku (Alak 1) emri ile Allah tarafından Peygamber olarak görevlendirilmiştir.

İnsanlara tebliğ edeceği Kuran’ı ilan edeceği zamana kadar Allah tarafından eğitime tabi tutulmuştur.

Oku, Yaratan Rabbi’nin adına

O, insanı alaktan yarattı.

Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.

O Rab ki, kalemle öğretti.

İnsana bilmediğini öğretti. Alak 1-5

Bu ayetler, ilk inen ayetlerdir ve eğitimle ilgilidir. Peygamberimiz, artık peygamberdir ve insanlara neyi tebliğ edeceğini bilecek, sonra da Kuran tebliğ edilmeye başlanacaktır.

Allah, Elçi’sine ne yapması gerektiğini tek tek saymaktadır:

Geceleyin kalk, kısa bir sure hariç,

Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt.

Yahut buna biraz ekle! Ve Kuran’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!

Doğrusu, Biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.

Şu bir gerçek ki, yeni bir işe koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir.

Kuşkusuz gündüz boyu senin için yoğun işler vardır.

Rabbi’nin adını an ve O’na yönel. (Muzemmil 2-8)

Allah, Peygamberimizi eğitiminde dini ilan etmeye yeterli hale getirince emrini veriyor:

Ey dış giysisine bürünen,

Kalk! Hemen uyar!

Ve hemen Rabbi’nin en büyük olduğunu ilan et!

Ve hemen giysilerini temizle!

Ve hemen pisliği uzaklaştır!

Ve çok bularak başa kalkma yaptığın iyiliği!

Ve yalnız Rabbin için sabret! (Müddesir 1-7

Bu ayetlerle, dinin artık insanlara ilan edilmesi emrini veriyor Allah. Ve toplum karşısına çıkan insanların nasıl giyinmesi gerektiğini, çevreye önem verilmesini, iyiliğin Allah için yapılması gerektiği de altı çizilerek vurgulanıyor.

Rahatlıkla ayetlere bakılarak denebilir ki, öğretmenlerin nasıl olması gerektiği bilgisi de insanlığa verilmiş oluyor.

Kalk! Hemen uyar! Ve Rabbinin en büyük olduğunu ilan et! Emri üzerine Safa Tepesine çıkmış ve “Ey Abdulmuttalip oğulları, Ey Fihr oğulları, Ey Lüeyy Oğulları, şu dağın arkasında size saldırmak isteyen bir suvari birliği var desem bana inanır mısınız?” dedikten sonra, onların “Evet.” Demesi üzerine Peygamberimiz ordakilere Fatiha suresini okumuştur.

Ey insanlar!

Rahman ve Rahim Allah’ın adına, okuyorum.

Hamd/övgü, alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün sahibi Allah’adır.

Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz.

Bizi, üzerine gazap dökülmüşlerin ve şaşkınlığa saplanmışların yolunun dışındaki, kendilerine nimet verdiklerinin yolu olan doğru yola ilet! (Fatiha suresi)

Ve böylece açık ve alenen son din olan İslam Dini insanlığa tebliğ edilmeye başlanmıştır.

Peygamberimiz Hz. Muhammet davasından vazgeçsin diye Mekke’nin ileri gelen müşrikleri her türlü baskı yapmaya başladılar.

Amcası Ebu Talib’e gittiler. Davasından vazgeçmesini istediler. Bunu Peygamberimiz Hz. Muhammed’e iletti ve O’ndan şu cevabı aldı:

“Amca, Allah’a yemin ederim ki, bu adamlar, bir elime güneşi, bir elime de ayı koysalar, ben yine de davetten vazgeçmem.”

Baskının fayda görmeyeceğini anlayan müşrikler, sonra Peygamberimiz Hz. Muhammed’e:

Mekke’nin başkanlığını,

O günün şartlarında geçerli çok miktarda mal,

Ve Mekke’nin en güzel kadınlarını ve kızlarını, teklif ettiler.

Peygamberimiz Hz.Muhammet bunların hepsini bir çırpıda ve düşünmeden reddetti.

Makam, para ve kadın…

Günümüzde de insanları satın alıp her istediklerini yaptıracak bu güçler sınırsızca kullanılmaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed’e ve O’nun getirdiğine inanan her kimse bunları düşünmeden reddetmelidir. Peygamberimizin, sarığına, sakalına, cübbesine sahip çıkanlar, kendilerine bir işin olması için teklif edilen makamı, malı ve kadını kabul ettikleri takdirde, O’nun yolundan gittiğini sananlar büyük bir aldanış içindedirler. O’nun düşünmeden reddettiği makamı, parayı ve kadını reddedebiliyor musun, işte O’nun yolu budur, bu da Kuran yoludur.

Müşrikler, bari putları kötüleme dediler, Peygamberimiz Reddetti.

Bu defa bizim putlarımıza kulluk et, biz de senin Allah’ına inanalım dediler. Peygamberimiz bunu da reddetti ve ayet geldi.

“sizin dininiz size, benim dinim bana.” Kafirin suresi ayet 6

Kuran, Peygamberimizin peygamberlik özelliklerini bize anlatıyor. Ama hiçbir ayette fiziki yapısı ile ilgili tek bir bilgi yoktur. İnsanlar bu gün var, yarın yokturlar, ama eserleri dünya durdukça durur. Bu günün insanı Peygamberimizi Kuran’a uygun yaşaması ve O’nun islamı yaymak için gösterdiği olağan üstü emek ve çabası ile tanımalı bilmelidir. Yoksa sakal bırakmıştır, başına o sarık sarmıştır, gömleği böyledir, şunu giymiştir, bunu giymemiştir, yediği budur, bunu içmiştir gibi kul Hz. Muhammet yönleri ile değil.

Peygamberimiz, büyük bir ahlak sahibiydi. Kuran bunu açıkça belirtir.

Sen büyük bir ahlak üzerindesin. Kalem 3

Allah’ın, O’nun hakkında gönderdiği bu ayete insanlığın ekleyeceği hiç bir şey olamaz. O, ahlakı en güzel insandır. Bu açık ve nettir.

Allah, O’nun gelmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır.

Allah, böylece senin gelmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar, seni doğru yola eriştirir. Feth 2

Peygamberimiz, son peygamberdi ve doğru yol üzerindeydi.

Elbette sen gönderilmiş elçilerdensin, dosdoğru bir yol üzerindesin. Yasin 3-4

O, şerefliydi, hakka 40, şanı yüceydi. İnşirah 4

Herkes gibi O da ölecekti.

Sen de öleceksin, onlar da ölecek. Zümer 30

Kuran’da Peygamberimizin adı Muhammed’di.

Muhammed, sadece bir resüldür. Ali İmran 144

Kuranın 47. Suresinin adı Muhammed’dir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed, insanlara ilk kurulan ev olan ve alemlere hidayet, uğur ve bereket kaynağı olarak kurulmuş (Ali İmran 96) Mekke’de doğmuş, ve bu güvenilir şehirde (İbrahim 35) büyümüştür.

Mekke, ziraat yapılmayan bir yerdi, (İbrahim 37) fakat Asya, Avrup ve Afrika kervanlarının uğrak yeriydi. Geçim ticaretle temin edilirdi. Dünya coğrafyasına göre yakınlarda güçlü medeniyetler yoktu, burada yaşayanlar savaşa katılmazlardı. Ancak kabileler arası küçük çaplı olaylar yaşanırdı.

Peygamberimizin doğup büyüdüğü bu şehir ve çevresinde yaşayanlar kitapsız ve tam bir sapıklık (Cuma 2) içindeydiler. Allah’ı inkar (Ra’d 30) ediyorlardı. Ve bu şehre Peygamberimizden önce bir uyarıcı ( Sebe 44) gelmemişti. Ve onlar, puta tapıyorlardı.

Onlar Allah’ı bırakarak kendilerine fayda ve zarar veremeyen putlara taparlar.Yunus 18

Cinleri (Enam 100) ve putları Allah’a eş koşuyorlar, (Rum 32), putları Allah’a yaklaşma vesilesi (Zümer 3) yapıyorlar, Allah, putlarla bize şefaat edecek diyorlar (Zuhruf 87), kimileri de iki ilah var (Nahl 51) diyorlardı.

Bu inanışların hepsinde Allah’ı tanımama ve tek gerçek olan Allah’ı bilmeme, yani küfür vardı ve en büyük zalimlik de buydu. Oysa Şirk en büyük zulümdü. (Lokman 13)

O günün Mekke’sinde yaşayan insanlar acımasız insanlardı. Kendi kız çocuklarını öldürüyorlardı, enam 137 her biri ayrı bir katildiler.

Kavga etmeyi çok seviyorlardı. Zuhruf 59

Ahlaksız insanlardı. Hayasızlığı yaparlar, soranlara babalarının da böyle yaptıklarını söylerler, bu hayasızlığı (haşa) Allah’ın emrettiğini, (Araf 28)söyler, babalarına ve Allah’a iftira atmaktan çekinmezlerdi.

Gurur ve kibir içindeydiler, İmanlı olmak işlerine gelmiyor, çıkarlarına engel oluyor, bile bile ve sadece gururları yüzünden iman edilmesi gereken şeyleri inkar (Araf 76 )ediyorlardı.

Kuran’da Peygamberimizin doğup büyüdüğü ve Medine’ye göç edinceye kadar yaşadığı Mekke işte böyle anlatılıyordu. Ve bu insanlar kelimenin tam manası ile azmışlardı. Şehirde, huzur güven kalmamış, putatapıcılık almış başını gitmiş, insanlar birbirlerine karşı acımasız bir hayatın içinde yaşıyorlardı. Kaba kuvveti olan kazanıyor, zayıf olanlar, kızlar ve kadınlar kaybediyordu.

Buna biri dur denmeliydi. Ve Allah son Peygamberini işte bu şehre gönderdi ve Son kitap da bu şehirde yaşayan ve içlerinde büyüyen bu son Peygambere indirildi.

Bu son Peygamber Hz. Muhammad’e insanlığa tebliğ edilmesi ve yol gösterilmesi için Allah: Sana Arapça bir Kuran vahyettik. (Şura 7), dedi.

Biz O’nu anlayasınız diye Arapça bir Kuran yaptık. Zuhruf 3

Kuran’ı sana indiren şüphe yok ki, Biziz. İnsan 23

Allah, geleceği ve geçmişi bildiği için, ilerde kötü niyetli insanların bu dine zarar vereceklerini de hiç şüphesiz biliyordu. Bu nedenle bu son kitabını koruyacaktı.

Doğrusu Kitabı Biz indirdik, O’nun koruyucusu da Biz’iz. Hicr 9

Kuran, kendisini çok detaylı bir şekilde anlatır. (Bkz. Kuran’da Kuran)

Kuran, ramazan ayında (Bakara 185), kadir gecesinde (Kadir 1), insanlara ağır ağır okunsun diye ayet ayet ,bölüm bölüm (İsra 106) içinde çelişki, eğrilik, tutarsızlık olmayarak (zümer 28), yüce ve hikmet dolu (Zuhruf 4), doğru yol rehberi ( Lokman 2) ayetleri düşünülüp (Enam 92), anlaşılması için (Nisa 82)açık bir ışık (Neml 2)kolaylaştırılmış, (Kamer 22), bütün alemlere (Yusuf 104),Kesin hükümlü (Tarık 13), sözün en güzeli (Zümer 23) bütün yaratılanlar bir araya gelseler bir benzerini asla meydana getiremeyecekleri (İsra 88), her şeyi açıklamış (Zümer 27), kendisine uyulması için ( Araf 3) indirilmiş şüphe edilmez (Bakara 2) bir kitaptır.

Herkes ona yapışmalı, kopmamalı, sarılmalıydı, birlik ve bütünlük içinde olmamız buna bağlıydı ve ayrılmamalıydı. (Ali İmran 103)

Allah’tan Elçi’sine indirilen ayetler Kuran adındaki kitapta toplanıyor ve yeni bir dinin hükümlerini kıyamet kopana kadar insanlığa gönderiliyordu. Bu dinin bir adı olmalıydı. Bu dine adını yine Kuran koyuyordu.

Allah katında din İslam’dır. Ali İmran 19

Din tamamlanmış ve Allah bize din olarak İslam’ı seçmişti. Maide 3

İnsanlığa son Peygamber gönderilmiş, bu son Peygambere de son kitap indirilmişti.

Yapılacak şey bundan sonra bunu insanlığa bildirmek, ve Kuran sınırları içinde inanmayanlarla mücadele başlayacaktı.

Bu mücadelede :

Yanlışın, çirkinin, kötünün ve gerçek olmayan şeylerin insanların beyninden yok edilip tek gerçek ve hakkın, Yani Allah’ın, tapılacak tek varlık olduğu anlatılacaktı. Çünkü O’ndan başka ilah yoktu. Hud 84

İnsanlar puta tapıyorlar veya Allah’a ortak koşuyorlardı, bundan vazgeçmeleri için gereken yapılacaktı. Hiç şüphe yok ki, Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez. Nisa 47

Güzel düşünüp güzel davranışlarda bulunan insanların yetişmeleri için çaba harcanacağı, ölümden sonra ahiret hayatının varlığı, bu dünyada iyi ve kötü her şeyin orda karşılık bulacağına inandırılması süratle hayata geçirilecekti. Bu gün de olduğu gibi o günlerde de toprak olduğumuz zaman yeniden mi diriltileceğiz? İsra 49 diye soran insanlar vardı.

Ama bunları hayata geçirmek, insanlara anlatmak kolay değildi. Bu mücadele o günlerde başlamış, halen de devam etmektedir. O günün insanlarından beter insanlar yaşamaktadır ne yazık ki günümüzde ve yarın da yaşayacaktır.

Ama o, Allah’ın peygamberiydi, bu çürümüş topluma gönderilmişti, gönderilen her peygamber gibi O’nun da işi zordu. Karşısında acımasız ve zengin insanlar topluluğu vardı.

Bu mücadele, baskı, korkutma, kaba kuvvet ve sindirme ile değil, gönüllerin kazanılması ile kazanılacaktı.

Kendisini Peygamber olarak gönderen Allah, nasıl hareket edeceğini, ne yapması gerektiğini, olayların akışına göre Peygamberine bildiriyordu. Diyordu ki: Onlara öğüt ver, onların içlerine işleyecek etkili ve güzel söz söyle. Nisa 63

Demek ki, birinci mücadele yöntemi öğüt vermekti. Öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin, “onların üzerine zorlayıcı değilsin.” Gaşiye 21-22

Peygamberimiz Allah’tan aldığı Kuran ayetlerini insanlara tebliğ etmekle görevliydi. Her ayet insanları doğru yolu gösteren bir öğüttü tabii ki. Zorlamadan, güzel sözlerle, etkileyici bir şekilde insanlara Kuran’ı tebliğ edecekti. O da öyle yaptı.

Mücadele böyle başlamıştı. Ama bu mücadele yöntemi doğrudan akıllara ve gönüllere karşı yapılıyordu. Çıkarları zedelenenler, saltanatları elinden gidecek olanlar, dünyayı bu dünya, öldükten sonra dirilme yok diyenler, Allah yerine yaptıkları puta tapanlar derhal vakit geçirmeden karşı çıktılar. Ne yazık ki, başlarını da amcası Ebu Leheb çekiyordu.

Peygamberimize sıkıntı vermeye, O’nu yıldırmaya başladılar. Allah diyordu ki, “Onların dediklerine sabret.” Müzemmil 10

Peygamberimiz her türlü sıkıntıya katlanıyor, sabır ediyor, O, Allah’tan aldıklarını yakın çevresinden başlayarak insanlara tebliğ etmeye cesaretle ve yılmadan devam ediyordu.

Geçen zaman içinde, inananların sayısı artmaya başlamıştı. Bu müşriklerin daha da korkmasına, teleşlanmasına neden olmuştu.

İnsanlara çağrısı “Bütün varlığınla Allah’a yönel.”( Müzemmil 8) şeklindeydi.

İslam dini, fakirler arasında yayılmaya başlayınca zengin müşrikler, bizimle fakirleri bir tutma diye haber gönderdiklerinde Allah da Peygamberimize nasıl davranacağını gösteriyordu. “Sabah-akşam Rabbinin rızasını dileyerek O’na yalvaranları kovma.” Enam 52

Peygamberimize sürekli olarak sabırlı olması, güzel söz söylemesi, hiç kimseyi dine girmek için zor kullanmaması, kötülüklere iyilikle cevap vermesi tavsiye edilmiştir. Ayetler öyle güzel anlatımlar içinde indirilmektedir ki, duyanların etkilenmemesi imkansızdır. Allah diyor ki:

İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kişinin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün. Bu ancak sabredenlere verilen bir karşılıktır. Nahl 125

Bu ayet hükmünü hayatına uygulayan bir insanın mutsuz olmasına imkan var mı? Barışın ve dostluğun temeli Allah’ın kanunları ile ne güzel atılmıştır. Eğitimcilerin bu ayetten ne kadar çok yararlanacakları yanlar vardır. Bu ayet bile toplumsal barışı sağlamaya yeterlidir.

Peygamberimiz, mücadelesini, iyi, güzel ve doğru olan her şeyle yapmıştır. O’nun amacı asla gönül yıkmak ve zorlamak olmamıştır. İnsanlara sevgi ile yaklaşmasını bilmiş, en kötü günlerinde yanlarında olmuştur. İnsanlara güven vermiştir. Asla yalan söylememiştir. Yapamayacağı hiçbir şeyi de söylememiştir. Allah’ın da yardımı ve desteği ile inananların sayısı arttıkça, imansızların da saldırıları o derecede artmıştır.

Her etki bir tepki getirir. Kula kul olan bir sistemde yaşayan Mekke’liler, Allah’a kul olmayı kabul edememişler, çıkarları yok olan, güçleri ve otoriteleri zayıflayan müşrükler, karşı saldırı için ellerinden geleni yapmaya başlamışlardır.

Önce alay etmişler Peygamberimizle. İlgilenmez görünmüşler. Ayet hemen uyarmış, bilgi vermiştir. “inkarcılar seni gördükleri zaman, şüphesiz seni alaya almaktan başka bir şey yapmazlar.” (Enbiya 36) Yine Enbiya suresinin 41. Ayetinde, alaya alanların mahvedilecekleri, Furkan 42. ayette de onların azab görüleceği bildirilmiştir.

Kuran ayetleri ile bildirilen bu emirler, uyarılar o günün insanınadır, ama günümüz insanınadır da. O insanlar ölmüşlerdir, müşrikler yoktur, ama günümüzde de müşrikler, inkarcılar, öldükten sonra dirilmeyeceklerine inanan insanlar vardır. Bu uyarılar aynı zamanda bugünün insanları içindir de.

Peygamberimiz artık yoktur. Ama dini öğreten, hayatı öğreten, insanları eğitmekle görevli insanlar, analar babalar var. Peygamberimize verilen mücadele güçleri bu insanlara da verilmiştir. Bu günün insanlarına sizler de Peygamberin yaptığı yapın, zafere ulaşacaksınız demektir bu.

Zorluklar devam etmektedir. Başarı kolay yakalanmamaktadır. Alay ettiler peygamberimizle, ama bununla da kalmadılar. Başladılar hakaretler etmeye:

Peygamber değilsin (Rad 43), vahyedileni “O’na bir insan öğretiyor.” (Secde 3), uğursuzluk kaynağı (Nisa 78), Büyülenmiş (İsra 47) inanmadıkları Allah için “ Allah’a iftira ediyor” (Şuara 24), Deli (Hicr 6-7) şair (Tur 30), kahin (Tur 29),sihirbaz (Sad 5) dediler.

Ama onu davasından bir adım geri götüremediler, aksine O sabırla bunlara direndi, Allah’tan aldığını tebliğe korkmadan, yılmadan devam etti. Bu hakaret ve yalanların her birine ayrı ayrı cevaplar verdi. Allah şöyle diyordu Peygamberine ve destek veriyordu:

Sizin arkadaşınız (Muhammed) yanılmadı, sapmadı, aldanmadı, o kendiliğinden söz söylemez. (Necm 2-4) Arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, Ancak şiddetli bir azabın önünde sizi uyaran bir peygamberdir. Sebe 46

Herkesin işi kendine aitti, herkesin günahı kendineydi. Kimse kimsenin günahını yüklenmezdi, herkes kendi yoluna gidecekti. Enam 164

Peygamberimiz, aldığı büyük görevi en güzel bir şekilde tamamlamak için ne gerekiyorsa yapıyordu, müşrikler de geri durmuyorlar, yılmıyorlardı. Ama geçen zaman iman edenlerin sayılarının artması ile müşriklerin istemediği bir noktaya doğru kaymaya başlayınca, hakaretlerden, ve yalan şeyleri uydurup insanları Peygamberimizden uzaklaştıramayacaklarını anlayınca artık söyleyecek sözleri bitmiş, eylem zamanı gelmişti.

İşte bu noktan sonra inananlara işkence devri başlıyordu.

İşkenceye önce Müslüman olmuş fakirlerden başlandı. Bazıları kırbaçlanıyor, gögüslerine kadar kumlara gömülüyorlar, kızgın güneşin altında aç susuz bırakılıyorlar, develerin kuyruklarına bağlanıp sürükleniyorlar, ateşle dağlıyorlardı. Ama, Müslüman olanlardan hiç biri inancından dönmüyordu.

Bu işkencelerden peygamberimiz de nasibi alıyordu, nereye gidiyorsa takip ediliyor, geçeceği yollara ayağına batsın, rahat yürüyemesin diye dikenler atıyorlardı. Bunu da bizzat amcası Ebu Lehep ile karısı yapıyor, yaptırıyorlardı.

Müşrikler bu yolla bir yere varamayacaklarını anladılar. Çünkü, bu sindirmek, bu göz korkutma inananların geri dönmesini sağlayamadığı gibi, inanan sayılarının artışını da önleyemedi.

Allah bu işkenceyi yapanlara karşı Peygamberine ve inananlara şöyle güç veriyordu.

Allah’ın peygamberini incitenlere can yakıcı bir azap vardı. Alak 15 ve sonrası

Her şeye rağmen Rabbimiz Allah’tır diyenin sayısı artınca, işkence devri sona eriyor ve bu kere de inanları aç bırakma, mallarını ellerinden alma, ticarete çıkarmama ve ticaret yapmama gibi baskılara başlıyorlardı.

Bu kararlarını yazarak Kabe’nin duvarına astılar. Açlık iniltileri Mekke sokaklarında yankılanıyordu. Müslümanlar ağaç yaprakları yiyorlardı. Bu acı dolu hayat üç yıl sürdü, müşrikler her şeye rağmen inananların sayılarının artmasına engel olamadılar.

İnananlar acı çekerken, Peygamberimiz de acı çekiyordu. Ama her şeyi gören ve bilen Allah vardı. Ve Allah, sabırlı olmalarını söylüyordu.

Mekke’nin ileri gelenleri, bir yandan işkencelerine devam ederken, öte yandan da her fırsatta kendilerine tebliğ edilen Allah ayetlerini kabul etmiyorlar, bize azap da dokunacak değildir, (Sebe 34-35) diyorlardı. Çünkü onların malları, mülkleri, şanları, şöhretleri vardı, geleceklerini güvenli görüyorlardı ve çocukları ile övünüyorlardı. Bunlar, ortalığı fesada vermek, fitne üretmek ve bozgunculuk yapmak için bin bir dümen (Enam 123) çeviriyorlardı.

İnanmayan Mekkeli müşrikler ahlaken düşük karakterli insanlardı, Kuran ise ahlaksızlığın her türlüsünü reddediyordu, bu da onların işlerine gelmiyordu.

Onlar üstünlüğü mal-mülk, para ve servet ve evlat çokluğunda bulurken, Kuran üstünlüğün takvada olduğunu söylüyordu, bu da kabul edecekleri bir şey değildi.

Peygamberin getirdiklerini reddetmeleri, Peygambere büyük acılar, sıkıntılar, üzüntüler veriyordu. Asıl acıyı kendisi çekiyordu. Ama bunlara katlanmalıydı, çünkü Allah nurunu tamamlayacaktı, müşrikler istemese bile dinini üstün kılacaktı.

Allah, her şeyi biliyordu ve Peygamberine moral veriyor ve diyordu ki:

Onlara üzülme, düzenlerine karşı sıkılma. Neml 70

Bunların sözü seni üzmesin. Yasin 76

Sabret, Allah’ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Mümin 55

Acele etme, sabırla bekle. Kalem 48

Müslümanların sayıları arttıkça zulümden kaçmak için güvenli yerlere gitmeye, Mekke dışına çıkmaya başlayanların sayıları da giderek artıyordu. Mekke, onlar için çekilmez bir yer haline gelmişti ve Medine’ye güç başlamıştı. Medine’liler, Müslümanları hoşgörü ile karşılamışlardı. Bu nedenle bu güvenli limana Mekke’den gizli yollardan Müslümanlar gidiyor ve orda sayıları artıyordu. Bu yıllar sürdü. Ama her acıya katlanan Peygamberimiz ve Ebu Bekir, Ali Mekke’den ayrılmayanlar arasındaydı.

Bu sırada müşrikler boş durmuyorlar, her türlü baskı, işkence, öldürme, aç bırakma fayda vermemişti. Giderek her aileden bir kişi Müslüman olmaya başlamıştı. Sayılarının artması müşrikleri korkutuyordu, yönetimi ele alabilirlerdi birkaç yıl içinde. Yapacakları tek çare vardı, o da Allah’ın Elçi’sini suikastla öldürmekti.

Bunun için toplanıp plan yaptılar. Her aileden bir kişi seçilecek ve hepsi birden evine saldıracaklar ve Peygamberimizi öldüreceklerdi. Çünkü, o zaman kan davası olmayacaktı. Peygamberimiz de kim vurduya gidecekti.

Kararı aldılar, uygulama için adamları topladılar, ve bir gece ansızın bir baskınla bu işi kökünden çözeceklerdi. Ne de olsa Peygamberin bu işten haberi yoktu.

Fakat unuttukları bir şey vardı. Her şeyi gören ve bilen Allah, bu durumu Peygamberimize bildirdi ve Mekke’den Medine’ye de hicret emri böylece gelmiş oldu.

İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için. plan yapıyorlardı, Allah da planlarını bozuyordu. Allah plan yapanların en iyisidir. Enfal 30

Allah’ın bildirmesi ile kendi yerine Hz. Ali’yi yatağına yatırarak suikastcıların arasından sıyrılıp giden Peygamberimiz, Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den ayrılıp Medine’ye gitti. Peygamberimizin Mekke’den ayrıldığını öğrenen müşrikler yolları kestiler, adamlar gönderdiler yakalamaları için ama başaramadılar.

Artık Medine’ye varılmış, yeni bir mücadele başlamıştı.

Bu olaya Hicret denir.

Hicret, Mekke’den Medine’ye kaçış gibi görünse de aslında öyle değildi. Zulümden, zulümü yok etmek için yapılan bir manereydi. Kötülükten kaçarak, kötülüğü yıkma savaşına hazırlıktı. Başarının zor elde edilişinin en büyük göstergesiydi. Allah’ın yarattığı kanunların hayata geçirilmesi için insanın emek ve gayret göstermesinin timsaliydi. Ve islam tarihinde bir dönemin bitişi, başka ve yeni bir dönemin başlangıcıydı.

Medine’ye yerleşen Müslümanlar için Allah : Onlar, haksız yere ve “Rabbimiz Allah’tır.” Dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır. Hac 40Bunlar, Allah’ın dinine ve Peygamberine yardım ederler ve bunlar sadık insanlardır. Haşr 8Allah hicret edenlere, bu yolda ölenlere ve öldürülenlere elbette güzel bir rızık verecektir. Rızık verenlerin en hayırlısı yalnız Allah’tır. Hacc 58

Allah, Mekke’den Medine’ye göç eden müminleri yalnız bırakmayacağını, onların ahrette de güzel bir yerleri olacağını söyleyerek, bu insanlara güç ve kuvvet vermiştir. (Bkz. Tevbe 100)

Peygamberin Medine’ye gelişi Mekke’den göç eden Müslümanlar tarafından büyük bir sevinçle karşıladı. Medine’de bayram havası vardı.

Peygamberimizin işi Medine’de kolay değildi. Çünkü burada islama sıcak bakan insanlar vardı ama, müşrik, hiristiyan ve Yahudiler de vardı. Hiristiyan ve Yahudiler de müşrikler kadar İslama düşmandılar. Bir de Mekke’den göç edilmişti ama, bu Mekkeli müşrikleri tatmin etmemişti. Güçlenip bir gün Kabe’ye geri geleceklerini biliyorlardı.

İşte asıl mücadele şimdi başlıyordu. Daha yapılacak çok iş vardı. Allah’ın adı, görünen ve görünmeyen şirkten temizlenmeliydi. İslam galip gelmeliydi. Ama alınan yol da inkar edilemeyecek bir şekilde gelişme göstermiş, artık bir şehrin kucağında daha güvenli, ama fakirlik içinde bir hayat sürdürüyorlardı. Hemen her şey olabilecek bir durum vardı.

Maide suresinin 82. Ayetinde müşriklerle Yahudilerin, inananlara en büyük düşman olduğu açıkca bildiriliyordu. Peygamberimiz, bunu biliyor, ona göre tedbirler alıyordu.

Yahudiler,Medine’nin ticari hayatını ele geçirmişlerdi. Bunlar, nankördüler (bakara 47), katıydılar (Bakara 72), inatcı (bakara 60) vefasız (bakara 83) ve haindiler. (Maide 13)

Bütün bunların yanında bir de münafıklar vardı Medine’de, inanmış görünüp inkara devam edenler, en tehlikelisi de bunlardı. Ötekiler açık bilenenlerdi, ama bunlar gizli bilinmeyenlerdi.

Medine’de Peygamberimiz Müslümanlar için önemli tedbirler aldı. Mekke’den gelenleri Medineli Müslümanlar evlerine aldılar ve onların geçimlerini üstlendiler. Bu Müslümanlar arasında bir kardeşlik anlaşmasıydı. Huzur ve sosyal barış sağlandıktan sonra Peygamberimiz Medine’de Müslüman olmayan unsurları da içine alan bir şehir devleti kurdu. Anayasası Peygamberimiz tarafından hazırlanan bu şehir devleti, kısa zamanda çevredeki kabileleri de içine alacak şekilde genişleyecekti.

Medine, Müslümanlar için güvenli bir şehir haline gelmişti.

Bir yandan da Kuran ayetleri gelmeye devam ediyor, önceden gelenlerin bilmeyenlere ve yeni nesle öğretilmesi gerekiyordu. Devletin işlerinin yürütülmesi, eğitim öğretim yapılması, topluca ibadet edilmesi için bir yer gerekliydi. Bu amaçla Mescidi Nebevi kısa sürede, 7 ayda, yapılıp bitirildi.

Medine’de her gün yeni gelişmeler oluyor, inananların sayısı artıyor, müminler huzur içindeydiler ama, bundan hoşlanmayanlar da vardı. Müslümanlığın gelişmesinden korkmaya başlayan müşrikler ve Yahudiler Mekkeli müşrüklerle gelişmeler hakkında bilgi alışverişinde buluyorlardı.

Peygamberimiz tabiî ki olanı biteni biliyordu. Artık inanmayanların saldırılarına karşı koyacak güçte idiler. Allah da savaş izni vermişti.

Sizinle savaşanlara siz de Allah yolunda savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın. Çünkü Allah, haksız yere saldıranları sevmez. (Ali İmran 13)

Peygamberimiz. Ebu Sufya’nın Şamdan Mekke’ye giden kervanının ele geçirilmesini istemişti. Ancak, Ebu Sufyan, aldığı haber sonucu kervanını kurtarıp Mekke’ye ulaştırdı. Bu kervan yolu, Şam ile Mekke arasında yer alan Medine’deki Müslümanlar yüzünde artık güvenli değildi. Müslümanlar daha güçlenmeden hazırladığı bin kişilik ordu ile Medine üzerine yürüdü. Peygamberimiz, bunu haber alınca gerekli görüşmeleri yaparak savaş kararı aldı ve ilk savaş Bedirde yapıldı. Müşrikler büyük bir bozguna uğradılar.

Bir çok ganimat ele geçirildi. Bir çok esir alındı. Esirler para ve mal karşılığı serbest bırakıldı, malı ve parası olmayanlar da, Müslümanlara okuma yazma öğreterek serbest kaldılar.

Ganimetler Enfal suresi 41. Ayetine göre beşte biri Allah’a, Elçisine ve akrabalığı bulunanlara, yetimlere, yoksullara ve yolculara dağıtılarak gereği yerine getirildi.

İslam Dini, bir sistem diniydi. Sistem indirilen ayetlerle tamamlanıyordu. Nefsin temizliği için oruç, malın temizliği için zekat bu sıralarda emredilerek hayatın içindeki yerini alıyordu.

Bedir savaşından sonra yeni İslam devleti hem Medine’ye ,hem de çevresine daha bir hakim olmuştu. Bu savaştan sonra İslam düşmanları teker teker etkisizleştirilyor, bazıları da kalabalık halinde uzaklara gönderiliyordu.

Bedir savaşı ile Mekkeli müşrüklerin ticaret yolu güvenliği ortadan kalkmıştı. Bedirdeki yenilgiyi unutmayan Müşrikler, Yahudilerin de kışkırtmaları ile savaş hazırlığına başladılar. Az sayıdaki müminler, sayıca çok olan müşriklerle Uhud savaşı yapıldı. Bir çok ibretlerle dolu olan bu savaş, sonunda Müslümanların zaferi ile sonuçlandı. Müşrikler, Peygamberimizin yönettiği bu savaştan Mekke’ye hezimet içinde döndüler.

Bu yıllarda Peygamberimiz bir yandan müşriklere karşı savaş veriyor, bir yandan da toplum nizamını kurmak, Kuran’ı hayata geçirmek için çaba sarfediyordu. İnsanlara zarar veren bir çok alışkanlıklar vardı, bunlar birbir yok edilmeliydi. Bu dönemde içki, kumar, falcılık Allah tarafından kötü şeyler olduğu belirtilerek yasaklandı.

Ey iman edenler! Uyuşturucu/şarap, kumar, tapılmak için dikilen taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.Maide 90

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir