KURAN’A GÖRE İNSAN NİÇİN AZGINLAŞIR

Bir binayı en iyi kim bilir?

Elbette onu yapan mühendis.

Bir şehri en iyi kim bilir?

Orayı yönetenler bilir  elbette.

Elinizde tuttuğunuz cep telefonundan  en iyi  kim bilir?

Bu telefonu yapan ilim adamı?

Peki… İnsanı en iyi kim bilir?

Anası, babası, kardeşleri,  arkadaşları, öğretmenleri, eşi mi?

Hayır, bilemediniz.

Bir insanı en iyi, onu yaratan bilir. Bu da Allah’tır.

Allah da zaten böyle diyor.

Sizi en iyi bilen Allah’tır. Necm 32

O halde insanı bize en iyi anlatan, nasıl bir  yaratık olduğunu söyleyen, olaylar  karşısında  nasıl  hareket edeceğini, aklını, psikolojisini ,  nasıl yaratıldığını,  daha  bir çok şeyi kesin olarak Kuran’da bildiren tek varlık, Allah’tır.

Bakınız şimdi, Allah yarattığı bu insan  hakkında neler diyor?

İnsan nankördür.

Kahrolası insan, ne kadar da nankördür! Abese 17

Gerçek olan şu ki, insan tam bir nankördür. Hac 66

İnsan zalimdir, çok cahildir.

Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. Ahzap 72

İnsan zayıftır.

Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Nisa 28

İnsan  yoksuldur.

Ey insanlar, siz Allah’a yönelmiş yoksullarsınız! Allah ise mutlak Ganî, mutlak Hamîd’dir. Fatır 15

İnsan hırslı, aceleci, sabırsızdır.

İşin gerçeği şu ki insan; aceleci/hırslı/sabırsız/ tahammülsüz yaratılmıştır. Meariç 19

İnsan, iyilik bilmez, zayıf, yoksul,  cahil, zalim, hırslı, sabırsız, acelecidir. Çünkü insan yaratılırken böyle olma özellikleri ile donatılmıştır.

Bütün bu özellikler bir araya getirildiğinde insan zavallı bir varlıktır. Kendi halindedir. Yer, içer, uyur, zevklenir.. hayatı  böyle devam eder gider.

İnsan  böyle özelliklerle yaratılmıştır ama, böyle  olması, böyle kalması istenmemiştir. Bütün bu olumsuzluklardan kurtulmak, aklını kullanmak, düşünmek, çalışmak, güzel şeyler  yapmak zorundadır.

Cahil ise cahilliğini yenmelidir. Okumalı, araştırmalı, bilgili olmalı, öğrenmeli, bütün bu güzel şeylere kavuşunca da bu tecrübelerini hayatına uygulamalı, başkalarına da örnek olup yardım etmelidir.

İyilik bilmez,  nankör olma insanın yapısında var olabilir, ama akıllı olan insan kendine verilen nimetlere şükürler etmeli, bu nimetlerin kıymetini bilmelidir. İnsan insana bir şey yapınca hemen teşekkür ediyor da, Allah’ın verdiği bunca nimetlerin karşılığı olarak Allah’a ne veriyor?

İnsan zayıftır, çaresizdir. Ama bu zayıflığını yenebilir, bedenen ve ekonomik olarak kendini güçlü hale getirmelidir.

İnsan yoksulsa, varlıklı insanların durumuna geçmek  için her şeyi yapmalı, helalinden kazanıp varlıklı hale gelmelidir.

Olaylar   karşısında sabırlı olmalı, acele karar verip hemen harekete geçmemeli, kendine gelen ilk bilgileri yorumlamalı, değerlendirmelidir.

İşte bütün bu özelliklerini yenen insan, Allah nazarında da insanlar nazarında da bir değer kazanacaktır.

Ama günümüzde böyle insan çoktur. Kendini yenilemeyen, çalışmayan, okumayan, araştırmayan, bilgi sahibi olmayan sabırsız insanlar ne yazık ki çoktur, olmaya da devam edecektir.

Kuran’ın asıl amacı insanı olumsuzlardan kurtarıp olumlu hale getirmektir. Allah insan için nankör diyorsa, muhakkak  iyilik bilinmesini de kullarından istemektedir.

Yoksul iseniz zengin olmanızı, zayıf iseniz kuvvetli olmanı, sabırsız iseniz sabırlı olmanızı, daha ilk emri oku ile cahillikten uzaklaşmasını istemiştir.

Eğer  insanların çoğunluğu  hala bu olumsuz tutum ve davranışlar içinde iseler, bu Kuran’ın iyi bilinmemesinden, Kuran’a tam  anlamı ile iman edilmemesinden  dolayıdır. Kuran, insanın yüreğine yerleşen her ayeti ile insanın inancını artıran mucize bir  kitaptır.

Cahilliğin ve bilgisizliğin, olumsuzluğun suçu,  yanlış anlaşılan kader inancı ile Allah’a ve Kuran’a çıkarılmaktadır. Allah,  yarattığı hiçbir kulunun sıkıntı içinde olmasını asla istemez. Hatta der ki,

Biz, Kur’an’ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. Taha 2-3

Hız sınırını aşarak yolda karşıdan karşıya geçip kendinin ve birkaç kişinin ölümüne neden olan biri alnına yazılan kaderinden değil, akılsızlığından ölmüştür. Ama ağlayan analar “Kaderi böyleymiş!” diye feryat figan etmektedirler.

Zayıf, cahil, yoksul olarak yaratılmış olan insan, bir de bakıyorsunuz, azgınlaşmış, zulüm ve günah işlemekte sınır tanımaz bir hale gelmiştir.

İnsanı bu hale getiren nedir? Bu sorunun cevabını insanı en iyi bilen Allah’tan dinleyelim.

Gerçek şu ki, insan azar. Alak 6

İnsan niye azar? Cevap bir sonraki ayette:

Cünkü, kendini ihtiyaçsız görür. Alak 7

Her şeye kavuşmuş olan, parası bol, evi barkı, arabası, yazlığı kışlığı var, istediği gibi yeyip içiyor, o zaman da azgınlık başlıyor insanlarda.

Herkesin malı mülkü, parası pulu çok,  insanların hiçbir şeye ihtiyaçları da yok, o zaman toplum, yer yüzü nasıl olurdu acaba? İşte cevabı:

Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Şura 27

Demek ki, Allah, herkese bol bol mal  vermiyor. Bunun nedeni de yeryüzündeki insanlar azmasınlar, birbirlerine zulüm  ve haksızlık etmesinler. Bunun olabilmesi için ayetin devamında Allah diyor ki:

 Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberini alandır, onları görendir. Şura 27

Allah, insanların toplum içinde huzurlu ve barış halinde yaşamaları için rızkı bir ölçü ile yaratmaktadır.

Allah,  yeryüzünde kaos ve kargaşa istemiyor, kullarının huzurlu ve barış içinde   yaşamalarını istiyor.

Kendini ihtiyaçsız hisseden,, yani her ihtiyacını karşılamış insanların  neler yaptıklarını da  yine bize en güzel şekilde  Allah anlatmaktadır.

Azgın  insan nasıl olur, neler yapar?

Azgın  insan  zalim olur.

Zalimler için acıklı bir azap hazırladık. Furkan 37

Azgın  insan günah işlemekte sınır  tanımaz.

Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkâr idiler. Hud 116

Azgın  insan, herkesi küçük görür, gururlu ve  kibirli olur.

Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kurula kurula kendini övenlerin hiçbirini sevmez. Lokman  18

Azgın  insan, aklı ile değil arzu ve isteklerine göre hareket eder.

Allah’a ve ahret gününe inanmayan, iyiliği emretmeyen, kötülükten men etmeyen, hayırlı,  yararlı işlerin peşinde koşmayan insan, yoldan çıkmış, azgınlaşmış insandır.

Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır. Ali İmran 114

Kendini ihtiyaçsız hisseden insanların hepsi mi azarlar, yoldan çıkarlar, zalim ve haksızlık mı ederler? Elbette hayır.

Azmayan  insan iyi insandır. İyi davranışlarda bulunur. Peki iyi kimdir?

Asıl iyi, Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmaktır. Bakara 189

Yani, günah işlemekten sakınmak, kendini  korumaktır. 

Çok mal sahibi olmuş insanlar arasında  kendini günah işlemekten koruyan insanlar yoldan çıkmayan dürüst insanlardır.

Zaten  insanın davranışları imanını yansıtmaz mı? İmanı olan insan, bu dünyada yaptıklarının ya da yapması gerekirken yapmadıklarının hesabını Allah’a vereceğini bilen insan kötü olamaz, azgınlık  yapamaz, zulüm işleyemez, günah işleyemez, yalan söyleyemez.

Yalanı uydurup iftira edenler Allah’ın ayetlerine inanmayanlardır. Onlar gerçek yalancıdırlar. Nahl 105

Yalanı bile Allah’ın  ayetlerine inanmayanların  söyleyeceğini bildiren Kuran, ihtiyaçsız azgınların nasıl bir günah işlediklerini gözler önüne sermektedir.

Fakat insan, günah işlemeye devam etmek  ister. Kıyame  5

Bazı insanlar diyorlar  ki, Allah isteseydi bizim günah işlememize izin vermezdi, hiç  kimse fakir olmazdı,  savaşlar olmazdı,  hastalıklar, açlık olmazdı.

Böyle  düşünen insanlar akıllarınca Allah’ın yarattıklarına zulmettiğini söylemek istiyorlar. Bu insanlar, Allah’ı tam olarak bütün özellikleri ile bilselerdi, böyle düşünmezlerdi. Bu soruya Allah Kitabında bakınız nasıl cevap veriyor.

Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar kendilerine  zulmediyorlar. Yunus 44

Gerçek anlamda  Allah’a iman, Allah hakkında bilinmesi gerekenlerin bütününü bilmekle olur.  İmanın gerçek anlamı da bütünü bilgi ile bilmektir. Ben Allah’a inandım  diyen insanın Allah hakkında  her şeyi bilip bilmediğini kontrol etmesi gerekmektedir. Allah, kendini Kuran’da bize anlatmıştır.

Elinizin altında Allah’ın isimlerini ve güzel isimlerini anlatan esma-ül Hüsna kitabının bulunması sizin Allah’ı bütün yönleri ile bilmenizi sağlayacaktır.

Akıllı insan, bir şeyi tam olarak  bilen insandır. Atadan, çevreden, ondan  bundan  öğrenilen bilgilerle hiçbir şey tam olarak bilinemez. Yarım yamalak bilmek ise insanı daima hata yapmaya götürür.

Bir şeyi tam olarak bilmeyen insan da sanki çok şey biliyormuş gibi onunla bununla tartışmaya girer. Kendi bildiği yanlışı başkalarına doğru diye anlatmaya çalışır. Hem kendisi yanılır, hem de başkalarının yanılmasına zemin hazırlar.

Hani atalar   diyorlar ya “yarım doktor candan, yarım imam dinden eder.” İşte o hesap.

Oysa Allah bakınız ne diyor:

İşte siz böyle insanlarsınız! Hakkında biraz bilginiz olan şeyde çekişmeye girdiniz. Peki, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyde neden tartışmaya giriyorsunuz? Allah bilir ama siz bilmezsiniz. Ali İmran 66

İnsanın asıl görevi Allah’a kul olmaktır. Allah’ı tam olarak bilmeden nasıl kul olunur? Buna imkan var mı? Bir  aile kızını birine verirken bile o aileyi ve kızını vereceği adamı araştırma gereği duyuyor da, siz yıllarca iman ediyorum dediğiniz Allah’ı niçin  tam olarak araştırıp bilmiyorsunuz?

Bilmelisiniz ki, tam olarak bilmediğiniz Allah’a  tam olarak kulluk edemezsiniz. Allah yarattığı  kullarına beni anın diyor. Beni anın ki, ben de sizi anayım.

Allah’ı anmak demek  Allah Allah demek  değildir. Allah’ın bütün noksanlıklarından uzak olduğunu düşünmek, O’nun emirlerini yerine getirmek, yap dediklerini yapmak, yapma dediklerinden uzak  durmaktır.

Siz böyle mi yapıyorsunuz?

Bilmelisiniz ki, vakit  hiçbir zaman geç değildir. “Senin  Rabbin, insanlara karşı çok lütufkardır, fakat  çokları şükretmezler.” Neml 73

Bir de şu ayete bakınız şimdi ve gerçek dinin ne olduğunu Allah bize nasıl anlatıyor:

O, yalnız ve yalnız kendisine kulluk etmenizi emretti.

Eskimez ve pörsümez din işte budur.

Ama insanların çokları bilmiyorlar.” Yusuf 40

Şimdi kendimize şu soruyu sormamız gerek. Kuran’ı anlamak ve O’ndan öğüt almak istiyorsak  bu soruyu yeri geldiği zaman sormamız bizi kendimize getirecektir.

Ayetin sonunda “ Ama insanların çokları bilmiyorlar.” Diye açıklama yapıyor Allah.

Şimdi şunu sorun  kendinize, “Ben  bu çokları ifadesinin içinde miyim, yoksa dışında mıyım?”

Allah’a gerçek manada, O’nu tam  bilerek kul olmak dinin ta  kendisidir. İmanlı kullarına da kendisine kul olunmasına emir vermektedir.

Soruyu sorunca bir cevap aldınızsa eğer,  bu cevap hayır ise içine girmek  bu çokları ifadesinin içine girmek için ne yapmanız gerektiğine siz karar veriniz. Göreceksiniz  ki, ufkunuz genişleyecek ve huzur bulacaksınız.

Allah demiyor mu ki:

Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur. Necm 39

Bu soruyu sormak ve bunun üzerinde  düşünmek size çok şey kazandıracaktır. Ve bu kazancı da  kimse size veremez.

Eğer  Kuran’ı  böyle düşüne düşüne okursak, zaman zaman da ben böyle miyim diye kendimize sorarsak, inanın ki, gerçek anlamda, Allah’ın bizden istediği gibi Kuran’ı okumuş oluruz. Kuran da zaten böyle okunsun diye indirilmiştir.

Onu, okunacak şeyleri toplayan bir kitap/ bir Kur’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik. İsra 106

Siz de Kuran’ı bu ayette bildirilenler  gibi mi okuyorsunuz?

Evet mi? Ne kadar güzel!

Hayır ama, bundan sonra böyle okuyacağm mı diye içinizden geçirdiniz?

Bu da çok güzel..

O zaman size en derin saygılarımı sunmama izin veriniz..

 

                                                                        Necmi AKGÜL

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir