KADININ KURAN’DAKİ YERİ

Kuran’da kadının yerini çok iyi anlamak için önce,  toplum nazarında  kadının yerini tesbit etmek
mavi tanyolu reklamıgerekiyor. Toplumda kadın için oluşan kanaat aşağı yukarı şöyledir:

Erkek, kadından üstün yaratılmıştır.

Kadının aklı ve dini eksiktir.

Kadının okumasına gerek yoktur, eğitim ve öğretimden uzak tutulmalıdır.

Kadından yönetici olmaz.

Kadın, başını örtmeli, kara çarşafa bürünmelidir.

Kadın erkeğin zevk aracıdır, görevi çocuk doğurmaktır.

Kadın, kocası tarafından yeri gelince dövülmelidir.

Kadın kocasına köle gibi hizmet etmeli, kocasının her isteğini yerine getirmelidir.

Kadın, pis, uğursuz ve fitnecidir.

Kadın, köpek, domuz gibi namazı bozanlar arasındadır.

Kadın, ailesinden izin almadan evlenmemelidir.

Kocası kadına boş ol deyince boşanmış sayılır. Kadının boşama hakkı yoktur.

En iyi kadın alaca karga gibi sayılır.

Kadın  erkeklerin düşmanı kabul edilir.

Cehennemliklerin çoğu kadınlardır.

Kadın, erkeğin hakkını asla ödeyemez.

Günümüz toplumunda kadının yeri aşağı yukarı böyledir.

Toplumdaki bu kanaatlerden anlaşılmaktadır ki, kadınlarımız yıllarca erkekler tarafından sömürülmüş, küçük görülmüş, aşağılanmış, adeta ikinci sınıf bir insan durumuna düşürülmüştür.

Yukarıdaki algıların  hiç biri Kuran’dan onay almaz.

Oysa Kuran’a bunların hiç biri uygun değildir.  Kadın hakkında toplumun düşündükleri değil, Allah’ın ne dediği önemlidir. Ne yazık ki, Kuran okumadığımız için kadınlar hakkında Allah ne diyor, nasıl yaratılmıştır, bilen, düşünen yoktur.

Kadının yaratılışı hakkında Allah  şöyle buyurmaktadır.

O’nun, sizi bir topraktan yaratması da Kendisinin alâmetlerinden/ göstergelerindendir. Sonra da siz, şimdi, dağılıp-yayılan bir beşersiniz. Rum 20

Yine O’nun alâmetlerinden/ göstergelerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda iyiden iyiye düşünecek bir toplum için nice alâmetler/ göstergeler vardır. Rum 21

“Nefis ya da Nefs (نفس), Arapça kökenlidir, sözlükte ruh, bir şeyin kendisi, akıl, insan bedeni, ceset, kan, azamet, arzu ve kötü istekler gibi manalara gelmektedir.”

Nefsin tanımında cinsiyet çağrıştıracak bir şey olmadığı açıktır. Bu ayetteki nefisi, öz, can , ruh anlamına alırsak bunların da cinsiyeti yoktur. Cinsiyet, yani kadın veya erkek olmayı Allah bu nefisten, birbirinizi sevesiniz, bağlanasınız diye,yaratmıştır.

Aynı cevherden yaratılan kadın ile erkek, yaratılışta birbirinden üstün olamazlar.  Kadının erkeğin aşağısında yaratıldığı erkeklerin uydurduğu, Kuran’a uymayan koca bir yalandır.

Kadın ile erkek, birbirlerini  severler, aşık olurlar, evlenirler. Çocuklar olur ve nesiller  devam eder. Bu Allah’ın yaratılış kanunudur.

Bazı egoist ve bencil erkekler, ya cahilliğinden, ya da saflığından doğruyu araştırmadıkları için kadının erkeğin eğe kemiğinden yaratıldığı yalanına inanmaktadırlar. Dahası ne y azık ki kadınlarımızı da buna inandırmışlardır. Bazı kadınlar da bunu kuzu kuzu kabul etmiş durumdadırlar. Bu inancı destekleyen, kadınları er kekler ezsin, adam yerine koymasın diye yaygara yapan akılsız sözde din görevlileri vardır. Bu  gün camilerde hocalar, kadınları okutmayın diye bas bas bağırmaktadırlar. Onlara göre kadınların böyle bir hakları yoktur.

Kadınların eğe kemiğinden yaratılığı Kitab-ı Mukeddesten alınmadır. Kitab-ı Mukaddes ise Tevrattır. Bakınız onun ilgili cümlesi nasıldır:

 “Ve Rab Allah Ademin üzerine derin uyku getirdi, ve o uyudu.; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapadı.  Ve Rab Allah Ademden aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı, ve onu Ademe getirdi. Ve Adem dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik ve etimden ettir; buna Nisa denilecek, çünkü o insandan alındı.”   (Kitab-ı Mukaddes, Tekvin; ll. bap, 21-23. cümleler)

Kadınla erkek etle tırnak gibidirler. Birbirlerinden üstün değillerdir.  Allah kadına ve erkeğe birbirlerine karşı görevlerini bildirirken şöyle buyurmaktadır.

…. Onlar, sizin için bir giysidir siz de onlar için bir giysisiniz. …. Baraka 187

İnanan erkekler ve inanan kadınlar; bunların bazısı bazılarının koruyucu, yol gösterici yakınlarıdırlar. …… tevbe 71

Giysi insanları sıcaktan soğuktan ve hastalıktan korur. Hayatın olmazsa olmazıdır.  Erkek de toplumsal olarak kadını giysi gibi korumalı, ona sahip çıkmalı, bakmalı, özenle davranmalı, ırz ve namusunu sahip çıkmalıdır. Kadın da erkeğin giysisidir, o da aynı şekilde erkeğe davranmalı ve erkeğini korumalıdır. Bunlar birbirlerini hakir ve hor görmek yerine birbirlerine sevmeli, saygı göstermeli, yol göstermelidir.

Ayetten anlaşılmaktadır ki, ailede erkeğin kadından, kadının erkekten üstünlüğü yoktur.

Bu karı ile koca arasındaki ilişki olarak düşünülmemeli, toplumda da kadın ve erkek birbirlerine böyle davranmalı, birbirlerine yol gösterip korumalıdır. Ancak böyle olduğu zaman topluma huzur ve barış gelir, mutluluk artar, çoğalır.

Kadın ile erkek eşit yaratılmıştır ama, kadın ve erkek olmaları nedeniyle birbirlerinden fazlalıkları, artıları vardır. Bu nedenle farklı  görevler üslenmişlerdir. Bu durumu anlatan Nisa suresi 34. Ayeti şöyledir:

Allah’ın, bazı şeyleri bazısına fazla kılması ve erkeklerin mallarından harcamaları nedeniyle erkekler, kadınlar üzerine iyi koruyup iyi gözeticidirler. Hâl böyle olunca, sâlih kadınlar, Allah’a itaat edicidirler; Allah’ın koyduğu kurala uyanlardır, Allah’ın koruduğu şey nedeniyle henüz gelmediği hâlde başlarına gelebilecek felaketler için koruyucudurlar. Dik kafalılık yaparak kendisini taciz, tecavüz, dövülme, sövülme ve üzülme riskine atmasından korktuğunuz kadınlara da, öğüt verin ve yan gelip yattıkları yerlerde; kendi ülkeniz sınırları içerisinde  göç ettirin ve de baskı yapın. Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa, artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, çok büyüktür. (Nisa;34)

Ayettin açık ifadesine göre, erkekler kadınlar için mallarından harcama yapacaklardır.  Ve erkekler kadınları koruyup gözeteceklerdir.

Evli bir erkek, kadının koruyucusudur, gözetleyicisidir.  Karısının geçimini, kadın zengin olsa bile, sağlamak , bakmak  koruyup gözetlemekle  yükümlüdür. Ancak ayet, bu kadar dar anlamda değerlendirilmemelidir. Toplumun erkekleri, toplumun anasını, bacısını, kızını, karısını, halayı, teyzeyi,komşu kadınını, yani bütün kadınları korumak, gözetlemek ve bakmakla sorumlu tutulmuşlardır.

İyi kadınlar da  Allah’ın bu kuralını kabul edecekler ve Allah’ın emrine uyacaklardır.

Bazı kadınlar veya genç kızlar, bana kimse karışamaz, ben kendimi korurum, kimse bana yan bakamaz, dokunamaz, söz atamaz, kaçırıp tecavüz edemez, dövemez, sövemez, küfürler edemez gibi düşüncelerle hareket etmek isteyebilirler. Böyle kadınlar ve kızlar vardır, hatta çok vardır.

Böyle düşünen kadınlara veya kızlara önce öğüt verilecek, bunların zararları anlatılmalı, bu tür  düşünce ve davranışlardan vazgeçilirmeye çalışılmalıdır. Eğer öğüt almazlar, söz dinlemezlerse o zaman yapılacak şey bulunduğu güvenli ortamdan çıkarılıp düşündükleri ile karşı karşıya gelmeleri sağlanmalıdır.

O zaman tehlikeyi görecekler, hiçbir şeyin dışarıda düşündükleri gibi olmadığını anlayacaklar ve bu dik başlılıklarından vaz geçeceklerdir.

Bazılarına göre bu ayet, güya erkeklerin  dikbaşlı davranan kadınları dövmelerine izin veriyor diye anlaşıllmış, topluma bu yerleşmiştir. Allah, bana kadını dövme yetkisi verdi diyen cahil erkekler de en küçük bir davranışlarında kadınlarını dövmektedirler. Hatta daha ileri gidip öldürmektedirler.

Bu ayetin bir çok meallerde çevirisine baktım. Gördüm ki,erkekler, kadınlar üzerine iyi koruyup iyi gözeticidirler.” ifadesini erkekler kadınlardan üstündür diye çevrilmiştir. Kadın düşmanı, onu zevk aracı  ve ikinci sınıf insan yerine koyan bu zihniyet, toplumda kadınları günümüzdeki eğitimsiz, erkeğin gölgesinde bir hayat süren duruma düşürmüştür.

Dikkafalığından vaz geçen toplumda ve  evdeki kadına artık erkeklerin bütün güçleri ile sahip çıkması Allah’ın mümin kullarından isteğidir. Toplumun erkekleri ve evdeki erkek, kadınlarına sahip çıkıp onu korumalı ve gözetmelidir.

Kadın ile erkeğin hayatı paylaşmakta, adalet ve hukuk önünde birbirlerinden farkları yoktur. Sorumluluk kadın ve erkek için aynıdır. Aşağıdaki ayetler bunu apaçık gözler önüne sermektedir.

Şüphe yok ki İslâm dinine giren erkekler ve İslâm dinine giren kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, saygıda duran erkekler ve saygıda duran kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşulu erkekler ve huşulu kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını muhafaza eden erkekler ve ırzlarını muhafaza eden kadınlar, Allah’ı çok anan erkekler ve Allah’ı çok anan kadınlar; Allah, onlar için bir bağışlanma ve çok büyük bir ödül hazırlamıştır. (Ahzâb; 35)

Ve erkekten veya kadından, kim mü’min olarak düzeltmeye yönelik işler yaparsa, artık işte onlar, cennete girerler. Ve hurma çekirdeğinin sırtındaki çukur kadar haksızlığa uğratılmazlar.(Nisa; 124)

Bunun üzerine Rableri onlara karşılık verdi: “Şüphesiz Ben, sizden erkek olsun, kadın olsun –ki hepiniz aynısınızdır– çalışanın amelini kaybetmem. (Al-i Imran; 195)

Erkek-dişi, mü’min olarak kim iyi amel işlerse kesinlikle onu güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve kesinlikle onların ücretlerini, yapmış oldukları amellerin daha güzeliyle ödüllendireceğiz. (Nahl; 97)

Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, içinde sürekli kalanlar olarak altlarından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etti. Allah’ın rızası ise daha büyüktür. İşte bu, çok büyük kurtuluşun ta kendisidir. (Tevbe; 72 

Kadın ile erkeğe sorumluluk aynı şekilde verilmiştir.

Kadının aklının kısa olduğuna, erkeğin kölesi olduğuna, aşağılık bir varlık olduğuna dair Kuran’da en küçük bir ifade yoktur. Bu bilime de aykırıdır.

İnsan için çalışıp kazandığından başkası yoktur. Necm 39

Bu ayette insan için ifadesi denilmiştir, kadın için veya erkek için tabiri kullanılmamıştır. Kadın da erkek de çalışacak kazanacaktır. Bir de şu ayete bakınız.

Ve Allah’ın bazınıza, diğerlerinizden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Ve Allah’ın fazlından isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir. Nisa 32

Kadının erkeğe göre biyolojik farklılıkları vardır. Bunlardan biri kadının aybaşı halidir.

Sana kadınların aybaşı hâlinden de soruyorlar. De ki: “O, bir eziyettir. Onun için aybaşı hâlinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkide bulunmayın. Artık iyice temizlendikleri zaman da Allah’ın emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz Allah, hatadan iyice dönenleri sever ve çok temizlenenleri sever.” Bakara;  222

Aybaşılı kadın eziyet içindedir. Bu halde iken erkeklere görev verilmiştir, kadınlarla aybaşılı iken cinsel ilişki  kurmamalıdır. Ne zamana kadar, kadın temizleninceye kadar. Sonra cinsel ilişiki serbest bırakılmıştır.

Bunun dışında aybaşılı kadına başka bir yasak getirilmemişken, kadının pis olduğu, yaptığının yenilmemesi gerektiği gibi bir çok iftiralar atılmaktadır. Bunların hepsi yalandır, doğru değildir.  Aybaşılı kadın hasta sayılmaktadır, hastalara da tutamadığı gün kadar ilerde oruç tutması Allah tarafından buyurulmaktadır.

Durum bu iken, dini kitaplarda ve kadını ikinci sınıf insan gören bazı din görevlileri düşünmeden aybaşılı kadınlara  namaz kıldırmazlar,  Kuran okutmazlar, camiye gitmesini izin vermezler.

Kadınların aybaşılı olduğu zamanlarda eziyet çektikleri  için erkeklerin onlara daha anlayışlı ve  nazik davranmaları kadın ile erkek arasındaki sevgi  bağlarını güçlendirecektir.

Kuran’ın indiği yıllarda Mekke ve Medine’de her evde hayız elbisesi olurdu. Aybaşılı kadın bu elbiseyi giyerdi, böylece kadının aybaşılı olduğu anlaşılırdı. Bu elbise yıkanamazdı bile. Şartla kötüydü. Şimdi günümüzde bu durum yoktur. Evde ve sokaklarda hiçbir kadının aybaşılı olduğunu, kadın kendi söylemezse, kimse bilip anlyamaz.

Görüldüğü gibi kadını Kuran’dan uzaklaştırmak, toplumun dışına itmek , eğitim ve öğretim ine engel olmak için, kadının haklarını ellerinden alarak sömürmek için her türlü İslam dışı şeyleri yapmaktan çekinmemişlerdir.

Bakara suresİ 223. Ayetini çarpırtarak kadını olması gerektiği yerin çok dışında başka bir yere koymuşlar, bu ayetin çarptırılması ile kadınların erkekler tarafınan iliklerine kadar emilmesi sağlanmıştır.

Önce ayete bakalım.

Kadınlarınız, sizin için bir tarladır/kültürdür. Öyleyse tarlanıza/kültürünüze dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için de önceden gönderin ve Allah’ın koruması altına girin. Şüphesiz O’na kavuşacağınızı da bilin. –Ve mü’minlere müjdele!– (Bakara; 223)

Ayette “nisaü harsün” ifadesinde yer hars kelimesi Arapçada hem tarla, hem de kültür anlamındır. Ama günümüz meallerinde kadın tarladır ifadesi kabul edilmiş, kadın kültürdür ifadesi hiç gündeme gelmemiştir.

Kadın tarla gibi olması onun verimliliğindendir. Ona ne verirsen,  verdiğinden fazlasını alırsın. Sevgi ver, daha fazlasını al, saygı ver daha fazlasını al, güven ver daha fazlasını  al, özgürlüğünü ver daha fazlasını al.

Kadını tarla  diyerek sadece  cinsel obje durumuna düşürmek vicdansızlıktır.

Tarlaya tohum verirsin, o sana çok fazlasını verir. Kadın da doğurgan özelliğinden dolayı tarlaya benzetilmiştir. Ama bu onun eğitim ve öğretim yanını unutturmaya yetmez.

Kadınlar evin  ve toplumun kültürü, yani temel direğidir. Bu temel direk yıkılırsa, o evde mutluluk olmaz, o toplumda barış ve huzur bulunmaz.

Erkek, dışarıda evin geçimi için çalışırken, kadın evde ve toplum için çocuk doğuracak, onu eğitecek, yetiştirecek, aileye ve topluma yararlı bir insan olmasını sağlayacaktır.

Ailenin devamı, toplumun maddi ve manevi varlığını sürdürmesi kadına bağlıdır.

Erkekler evlenirken kadınlara mehirlerini vermeleri Allah tarafından hükme bağlanmıştır.

Kadınlara mehirlerini, gönül rızası ile karşılık beklemeden verin! Gönül rızası ile bir kısmını size bağışlarsa onu da afiyetle yeyin. Nisa 4

Ayet gayet açıktır, evlenilen kıza ya da kadına mehir verilecektir. Kızına anasına, babasına değil. Toplumumuzda bu yanlış anlaşılmaktadır. Buradan yola çıkılarak kötü bir gelenek gelişmiştir, babalar  kızlarını hayvan gibi satar olmuşlardır.

Mehir niçin verilmelidir? Allah, bu hükmü ile kadınları korumaktadır. Şöyle ki:

Erkeğin  kadına verdiğ mehir, kadının ilerde dul kalması halinde onun geçim sigortası olarak düşünülmelidir. Kadının boşanınca yeniden evlenmesi için belli bir süre beklemesi gerekmektedir, bu süre içinde geçiminin temini için mehir gereklidir.

Kadın böylece toplumdaki kötülüklerden kendini  koruyacaktır.

Kadının onurunu ve onun bunun eline bakacak  duruma düşmemesini Allah emrederek,  kadını koruma altına almıştır.

Mehir, zamanın şartlarına göre belirlenmelidir.  Ve erkek bunu seve seve vermelidir.

Ne yazık ki kadınlar Allah’ın verdiği bu haklarını bilmemektedirler. Erkekler de boşadıkları kadınları kollarından tutup sokaklara atmakta,  hatta dövmekte, sövmekte, hunharca katletmektedir.

Kadını hayatın  dışında tutan erkeğin, kadınlara vereceği hiçbir şey yoktur. Bu nedenle kadın, erkekle yan yana bulunamaz, toplantılarda erkeklerle kadınlar ayrı ayrı yerlerde otururlar, iş yerinde kadın ile erkek yan yana bulunamaz, bir arada okuyamazlar gibi anlayışlar  doğmuştur.

Oysa hayat evin içinde ve evin dışında bir bütündür. Kadın ve erkekten biri olmadan hayat tam anlamı ile işlemez. Hiristiyanların ruhbanlık kuralını islama taşımaya başlamışlar, bunda bir parça başarılı olmuşlardır.

Sonra, bunların izinden art arda elçilerimizi gönderdik. Meryem oğlu Îsâ’yı da arkalarından gönderdik; kendisine İncîl’i verdik ve o’na uyan kimselerin kalplerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlık; onu, onların üzerine Biz yazmadık. Sadece Allah rızasını kazanmak için ortaya çıkardılar. Sonra da buna gereği gibi riâyet etmediler. Sonra da Biz, onlardan iman eden kimselere karşılıklarını verdik. Onlardan pek çoğu da hak yoldan çıkmış olanlardır. (Hadid; 27)

Ayete göre, ruhbanlık, yani haremlik-selamlık Allah’a daha yakın olmak üzere ortaya çıkarılmış, ama buna bu kuralı ortaya çıkaranlar  bile uymamışlardır.

Siz onlar gibi olmayın diyor Allah. O halde kadın ile erkek toplum içinde birlikte olabilir, okullarda  karma sınıflarda okuyabilirler, devlet  dairelerinde çalışabilirler.

İslam dinini ve bu arada Kuran’ı kadınlar zararlı hükümler taşıdığını iddia eden bazı kimseler vardır ki, bunlar da kadınların mirastan erkeğin yarısı kadar pay aldıkları yalanıdır.

Nisa suresinin 7. Ayetinde kadınların ve erkeklerin mirastan eşit pay alacakları hükme bağlanmıştır.

Ayet Şöyledir:

Ana-baba ve akrabaların geride bıraktıklarından erkekler bir pay alacaklardır. Ana-baba ve yakınların bıraktıklarından da kadınlara bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan bir hisse ayrılmıştır. Nisa 7

Bir de şu ayete bakınız:

Ve Allah’ın bazınıza, diğerlerinizden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Ve Allah’ın fazlından isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir. (Nisa; 32)

 

Allah, size evlatlarınız hakkında Allah’tan bir taksim olarak yükümlülük ulaştırır: Erkek için, iki kadın payı kadardır. Eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden fazla iseler, o zaman geride bırakılmış şeylerin üçte-ikisidir. Ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona yarısıdır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana-babanın her birine altıda-bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, o zaman anası için üçte-birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa anası için altıda-birdir. Bu paylar, ölenin yaptığı vasiyet ve borçlardan sonradır. Babalarınız ve çocuklarınız; hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu, siz bilemezsiniz. Şüphesiz Allah, en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır. (Nisa; 11)

Ayetlerden anlaşılmaktadır ki,  ana veya baba ölümü halinde evde olan, henüz evlenmemiş kız ve erkek çocuklarına geride kalan mal taksim edilmelidir.

Bir adamın  bir oğlu bir  kızı var. Kız evlenip gitmiş. Baba ile oğul geride kalan malı geçen yıllarda çoğaltmışlar, baba 30 yıl sonra ölmüş. Erkek baba ile mal için çalışırken kadın başka bir erkekle yaşamaktadır. Şimdi baba ölünce bu maldan diyor Allah, “erkek için, iki kadın payı” olmalıdır.

Oğul baba ile çalışmış, çocukları sorumlulukları olmuş,kadın ise başka bir adamla yaşamış ve bu malın artırımında bir katkı sağlamamıştır. Şimdi bu nasıl yarı yarıya olur? Hakkaniyete uygun olmaz bu.  Bunu akıl mantık da  kabul etmez. Allah, kıza da pay veriyor, ama erkeğin yarısı kadar. Bunun neresi yanlış.

Allah’a iman edenler zaten, Allah’ın emirlerini can baş üstüne kabul ederler.

Şahitlik meselesi de bunun gibidir.  Şahit tutarken bir erkek, iki kadın ifadesini Allah açıklamıştır. Neden böyle diye? Kadınlardan biri unutursa… Neden böyle? Kadının aile içinde ve toplumda görev sorumluluğu erkeğe göre daha fazla da ondan. Kadın evin hanımı,  çocukların öğretmeni, toplumun temelidir. İşi çoktur unutabilir, yanılabilir.

Kaldı ki, günümüzde okuma yazma bilmeyen yoktur. Antlaşmalarda noter vardır,  imzalar vardır,  Kuran’ın indiği dönemde insanlar okuma yazma bilmiyorlardı. Unutmaları da normaldi.

Kadınlara Allah çok haklar vermiştir. Erkek ile kadını ayırmamıştır. Sorumluluk ikisine birdendir. Ama kadınlarımız Allah’ın kendilerine verdiği hakları bilmemektedirler, bilmedikleri için de kullanamamaktadırlar.

Ölüm sadece bedenin cansız kalması değildir. Aynı zamanda hayatın mahvedilmesidir de. Başkalarına muhtaç hale  getirilimesidir de. Aşağıdaki ayete dikkatle bakınız şimdi Allah ne buyuruyor:

…. İnim inim inletilenlere, diri diri toprağa gömülen kıza “Hangi günahtan dolayı öldürüldüğü/hayatı mahvedildiği?” sorulduğunda,…. Tekvir, 8, 9

Diri diri toprağa gömmek ne demek? Hem diri hem ölmüş! Yani bu kızın eğitimsiz, öğretimsiz, cahil bırakarak erkeğin zevk aracı haline getirilmesi Allah tarafından kıyamet günü sorulacaktır.

Bu arada kadınlara da görevler düşüyor elbette. Haklarını iyi öğrenmeli, bunun için çaba harcamalı, kendine yapılan haksızlığa karşı mücadele etmelidir. Bunu yaparken de dikkatli olmalı, kendilerini olduklarından fazla ve farklı görmemelidirler.

Kadınlar ailede ve toplumdaki yerini iyi bilmelidirler. Bedenlerini değil, beyinlerini akıllarını kullanmalıdırlar.

Bu zamanda, kadınların güya haklarını arayan,koruyan kadın kuruluşları vardır. Bunların hiç biri genel toplumsal olarak kadın hakları ile ilgili değildirler. Araba reklamına çıkan yarı çıplak bir kadının cinselliği kullanılırken bu kadınların “ Ne yapıyorsunuz?” dediğini duyan yoktur.

Kadınlar para ile satılırken, umum yerlerde para karşılığı kendilerini satarken, küçük yaşta evlendirilirken, eğitimsiz, sanatsız,  bırakılırken, bu kuruluşların sesleri nedense hiç çıkmıyor.

Çünkü bunlar da kadınların haklarından çok, kendi görkemliliklerini öne çıkarmaya, güya bir şey yapıyor görünmeye çalışıyorlar.

Eğer görevlerini yapsalar bu kadın kuruluşları, toplumda bazı şeyler değişirdi. Ama değişen bir şey yok.

Erkekler tarafından işlenen  kadın cinayetleri vicdanları sızlatıyor. Bunun günah, vahşet olduğunu söyleyen ve bu amaçla ortalığa çıkıp yürüyüşler düzenleyen kimseyi görüyor musunuz?

Diyanet İşleri Başkanlığı butün bunları bilir, bilir ama yine de oturur yerinde, susar, seyreder.

Beyler, sorumlusunuz bunlardan. Toplumu aydınlatmaktan sorumlusunuz. Siz orada imam tayini yapıyorsunuz, başka işiniz yok mu sizin?

Siyasiler, sizler nerelerdesiniz? Kadınlara haklarını verdiniz de bu haklarını kullanıp kullanmadıklarını kontrol ediyor musunuz?

Bu konularda en büyük sorumluluk erkeklere düşmektedir. Beyler, size sevmeniz için verilen bir ananın babanın kızını dövemez, ona işkence edemezsiniz. Unutmayın ki, yarın bir gün sizin de kızınız  evlenecek, oğlunuz evlenecektir. Eğer siz, şimdi bunların yanında eşinizi dövüyorsanız, onlara gizlice diyorsunuz ki, sen de oğlum keyfin gelince karını dövebilirsin,  kızına da diyorsun ki, kızım seni de kocan canı isteyince dövebilir.

Ben hayatım boyunca  kadınlarına sevdiğini söylemeyen, ona bir çiçek vermeyen erkekler de gördüm, yine hayatı boyunca kocalarına adı ile hitap etmeyen kadınlar da gördüm. Unutmayın ki, ilgi ilgiyi, sevgi sevgiyi doğurur. Allah, kadın ile erkeği birbirinizi dövesiniz,  hor ve hakir göresiniz diye değil, birbirinizi sevesiniz diye yaratmıştır.

Ülkemin güzel kadınları, imanlı kadınları, Kuran’ı okuyun, halkanızı öğrenin, kendinize erkekler tarafından yapılan haksızlığa karşı çaba harcayın. Siz ki ailenin ve toplumun temelisiniz. Ancak sizin iyi yetişmenizle, iyi nesiller doğurup yetiştirmenizle ülkemiz kalkınacak, ilim ve bilim adamları bizlerden de çıkacaktır.

Hepinize selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

Necmi AKGÜL

 

Paylaşın:

2 thoughts on “KADININ KURAN’DAKİ YERİ

  1. oku oku da yaşayan kim?
    Soyan, hırsızlık yapanlar kim, savaşla insanlara zulüm edenler kimler. İslam-ı kişi kendisi mi yaşar yada hocalar mı yaşar. Din adamları veya dini daha iyi yaşayanlar mı inananları kurtaracak. Sorgulamayan yaşamayan insanlık nasıl kurtuluşa erer. Başka devletler üretimleri para veya altınla alıp gitmeleri ile hak hukuk ve adalet nasıl sağlanacak

    • Sayın İsmail Acar,

      selamlar…

      İnsan dinini Kur’an’a yaşamalıdır.

      Zaten din, nasıl yaşayacağımızı bize gösteren ilahi kanunlardır.

      Kur’an okumakla emrolunduk, Neml suresi 92, ayet, ve Kur’an’dan sorguya çekecek Allah bizi. Zuhruf Suresi ayet 44

      Atalardan din adına ne öğrendikce bunlar doğru mu yanlış mı araştırmak ve doğruyu bulmak zorundayız. Bak Bakara suresi ayet 170
      Siz sorgulayan birine benziyorsunuz.

      Yolunuz açık olsun..

      Selam ve sevgilerimle…

      Necmi Akgül

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir