KURAN’I HAYATA UYGULAMA

Siz biliyor musunuz?

 “Kuran niçin indirildi?”

Herkes  kendine göre bir cevap verir.

Kimi der ki, okunmak için… Bunu diyenler delil olarak da Kuran’ın ilk emri olan “Oku!” Alak 1 ayetini hemen  söyleyi  verirler.

Doğru, Kuran okunmak için indirilmiştir.

Kuran’ın okunmak icin indirildiğini  her müslümanım diyen bilir  bilmesine ama, ne hikmetse yine de Kuran’ı açıp okumaz

Zaten Oku! Emrinin ne anlama geldiğini bile bilmez. Zanneder ki, Kuran roman gibi, gazete gibi, dergi gibi okunacak bir  kitaptır. Okur geçer. Üstünde düşünmez. Ayet ne dedi anlamak istemez. Oku emrini bilir de, Kuran kendisinin nasıl okunması gerektiğine dair emirlerini bilmez.

Oysa okumak bu değildir. Okumak, bilgi sahibi olmaktır.  Okuyan insan bilgi sahibi olur. İyi de, okuyanın okumakla sahip olduğu bilgi ne işe yarayacaktır ki? Okumakla elde edilen bilgi  o insanın hayatına, yaşam şekline, çalışmasına, namusuna, insanlığına,  aklınıza gelen her şeyine yaramalıdır. Yoksa elde edilen bu bilginin önemi olur mu?

Herkes okur, bilgi sahibi olursa, bunu da hayatına uygularsa, o insan da, dünya da barış cennetine döner. Düşünün bir , herkes dürüst, namuslu, adaletli, bilgili, her şey bilgiye göre yapılıyor.

Sonra insanlar okumayı sadece  gözleri  ile yapacaklarına inanıyorlar. Yani bir kitabı eline alacaksın, onu satır satır okuyacaksın. Böylece bilgiye kavuşursun.

Evet kitap gözle okunur.

Peki sesler ne ile okunur?

Duygular nasıl okunuz?

Tatlar nasıl okunur.

Çevremiz, gök yüzü, kuşların uçuşu, böcekler nasıl okunur?

Kulak sesleri okumaz mı?

Tad alma duyguları tadları okumazlar mı?

Göz sadece kitap mı okur? Ağaçları çiçekleri de okumaz mı? Güzelliği fark etmez mi?

Yani kısaca beş duyu organlarımız Allah’ın oku dediği emri yerine getiren organlardır. Hepsi ayrı ayrı okur. Bilgileri toplar, beyne götürür. Beyin bunları değerlendirir. Kendine faydalı olanları kullanır, topluma yararlı olanları da topluma hizmet edecek işlerde  harcar.

Yani okumak, bilgiyi akıl, gönül ve beş duyu organları ile toplamak, kullanmak ve dağıtmaktır. Böyle yapıldığı  takdirde okumak gerçek anlamda gerçekleşmiş olu

Trafikte kırmızı ışıkta geçilmeyeceğini herkes bilir.

Ama yine de kırmızı ışıkta geçen insanlar olur, bunlar ya ölür, ya öldürür, ya da sakat bırakır, veya mala zarar ziyan verir.

Niye böyle olur bu?

Cevap basittir. Kırmızı ışıkta geçtiği için.

Demek ki, kırmızı ışıkta geçilmeyeceğini bilmek önemli değil, önemli olan bu bilgiyi kullanmaktır. Yani  kırmızı ışıkta geçilmeyeceğini bilgisini hayata uygulamaktır. O zaman siz ölmezsiz, öldürmezsiniz, ya da malınızı zarar görmez

Hız sınırını aşarak araç kullanmak da böyledir.

Çalışmadığı zaman sınıfta kalacağını bildiği halde, yine de çalışmamak da böyledir.

Sigara içmenin her yönü ile zarar olduğunu bildiği halde, yine de sigara içmeye devam etmek de böyledir.

Kısaca bil, ama uygulama..

Bilip de bilgiyi  hayata uygulamamak her yönü ile zarardır. Buradan çıkan sonuç şu ki, bilmek  önemli, ama bildiğini  uygulamak daha da önemlidir. Bilgiyi elde edip de ondan faydalanmadan beyinde saklamak, tutmak boşuna bir iştir.

İnsanı değerli kılan şey, bilgiyi elde etmek ve onu hayata uygulamaktır. Yani o bilgiden hem  bilginin sahibi, hem de  çevresindeki insanların yararlanması için çaba göstermek gereklidir. Böyle  olunca hem bilgiyi elde eden, hem de çevresindeki insanlar mutlu olacaklardır, yaşamaları daha da kolaylaşacaktır.

Dünyanın her yerinde bir  masum insanı öldürmek suçtur. Masum bir insanı  öldüren  yakalandığında dese ki, “Ben insan  öldürmenin suç olduğunu bilmiyordum.” Bu öldürme cezasından kurtulacak mı? Hayır, cezasını yine de çekecektir.

Önemli konularda insan  bilmesi gerekenleri öğrenmelidir. Bilmemek  mazeret  olarak  kabul edilemez.  Allah da  aklı insanlara  düşünsünler, ne yararlı, ne zararlı bilip öğrensinler diye vermiştir.

Bilgi iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Vatan savunması için silah kullanmak yararlıdır, ama aynı silahı  hırsızlık yapmak için kullanmak  zararlıdır.

İnsanın bilgisi ile kalbinde o bilgiya ait olan yer arasında bir yol, bir bağ vardır. Bu yol, bilgiden kalbe ulaşmalıdır.  Eğer ulaşmıyorsa, o bilgiden kalbin haberi bile yoktur.

Bir ikindi vakti camiye gitmiştim.

Cami önünde yaşlı, aksakallı bir dede  vardı. Geldiğimi görünce uzaklara bakan gözleri bana çevrildi. Gülümseyerek selam verip yanına  oturdum.

İkindi namazını beklediğini söyledi.

“Kaç yıldır namaz kılıyorsun? Dede dedim.

Yüzü düşünceli bir hal aldı. Belli ki o yılların ne kadar olduğunu hesabediyordu. Birkaç saniye sonra eli ile çookk anlamına gelen işareti yaptı ve:

“Elli yıldır evlat!” dedi.

Ben o zaman yirmili yaşlarımdaydım. Bu elli yıl bana çok uzun gelmişti.

“Elli yıldır namaz kılıyorsun, Fatiha suresini okuyorsun günde beş on defa, Allah’a ne dediğini biliyor musun? Diye sordum.

Gözleri  kısıldı birden. Yüzünde acı bir tebessüm belirip kayboldu. Başını olumsuz salladı ve ekledi.

“Bilmiyorum.” Dedi.

O günlerde 70 yaşlarında olduğunu sandığım bu yaşlı adam, elli yıl namaz kılmış, Fatiha ve diğer sureleri okumuş,  fakat Allah’a ne dediğinden habersiz yapmıştı bunu.

Kendi bunu düşünmemiş olabilirdi, bu kadar  hacının hocanın, diyanetin olduğu bir ülkede, kimse çıkıp ciddi bir şekilde, okuduğunuz surelerin anlamlarını bilin, Allah’a ne  diyorsunuz diye bilincinde olun dememiş miydi?

Ya dememişti, ya da bu dede bunun ne anlama geldiğini anlamamıştı.

Aradan belki 40 yıl daha geçti gitti. Bu memlekette milyonlar namaz kılıyorlar, fatihayı da okuyorlar. Ben çevremden biliyorum ki, hala çokları Fatiha okuyarak ne dediğinden habersizdir. Yine çokları anlamanı bilmeden makaradan sarılı teli çeker gibi çekip Fatiha suresini okuyup geçiyorlar. Hem öyle çabuk okuyorlar ki, kelimeleri yeyip yutuyorlar.

Dünya hayatı ile her şeyi öğrenme meraklısı olan bu insan, neden acaba Allah’a dua ederken ne dediğinden habersindir.

İnsanlarımız böyle ise bunun sorumlusu kim?

İnansın kendisi mi?

Diyanet mi?

Analar babalar mı, öğretenler mi?

Televizyondaki hocalar mı, ihmihal kitapları mı? Kim?

Eminim herkes topu birbirine atacak, yine bir sorumlu olmayacaktır.

Camilere gittiğinizde hocaların cemaate yaptırdıkları duaları dikkatlice dinleyiniz.  Bunlardan örnek birkaç cümle yazayım.

Allah’ım ülkemizi iç ve dış düşmanlardan koru?

Allah’ım, müminleri günah işlemekten koru.

Allah’ım, ülkemizde işsizler , açlar,  hastalar var, sen onlara yardım et.

Allah’ım teröristleri, vatan hainlerini yok et.

Allah’ım memleketimize bol bereket ver.

Camilerimizde namaz kılanların sayılarını artır. Hacca gidenleri, oruç tutanlar azalıyor, sen çoğalt.

Bütün  bu işleri Allah yapacak, istek ve dilek bu, dua bu.. Peki insan ne yapacak?

İnsana yapacak iş kalmadı. O da, şimdiki gibi yan gelip yatacak, ahlaksızlık edecek, dedikodu edecek, arzu ve isteklerini  yaşamak için  her şeyi yapacak. Çalışmayacak, ilimle uğraşmayacak, Allah’ın kanunlarını bulup hayata uygulamayacak, oturacak, elini açıp yalvaracak..

Bu güne kadar böyle olmuş. İşte İslam aleminin geldiği yer burası. Her türlü ahlaksızlık, en kötü tutum ve davranışlar, savaşlar, ihanetler, vurup kırmalar, çıkar için insan  harcamak bu ülkelerde.

Neden acaba?

Allah’ın insanlara yapmakla görevlendirdiği şeyleri Allah’ım sen yap dedikleri için.

Böyle olunca ne oluyor biliyor musunuz?

Hiç oluyoruz. Değersiz  oluyoruz.

Bunu söyleyen ben değilim. Bunu  söyleyen İnsanı yaratan Allah.

De ki: Rabbinizden size indirileni gereği  gibi uygulamadıkça, sizin bir şey değeriniz yoktur. Maide 68

“Rabbinizden size indirilen..” ne?

Bu Kuran’dır. O zaman ayeti şöyle çevirebiliriz.

Kuran’ı hayatınıza uygulamadıkça sizin hiçbir değeriniz  yoktur. Maide 68

Kuran hayatımıza uygulanıyor mu? Birkaç örnek ayetle ve gerçekle bakalım.

Allah diyor ki, “Kuran’a sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın” Ali İmran 103

İslam alemi bölünmemiş, parçalanmamış mıdır? Kaç parça olduğumuzu saymak için bir uzmanlar  heyeti oluşturmamız gerek. Türkiyedeki bölünmelere bakalım  dünyayı bir yana  koyup da.

Mezheplere bölünmüşüz.

Bu mezhepleri biliyorsunuz. Hanefi, Maliki, Hanbeli, Şii, Sünni, alevi..

Tarikatlara bölünmüşüz

Süleymancı, Nakşici, Nurcu,  Fethullahcı …

Cemaatlere bölünmüşüz.

Osmanağa cemaati..

Menzilciler..

Bunlar öne çıkanlar, kim bilir bölük pörçük arka planda daha neler var. Allah diyor ki,  Onlar  ki, dinlerini  parçaladılar, bölük bölük oldular. Her bölük  mensubu olduğu bölük ile övünmektedir. Rum 32

Adam diyor ki, ben şu mezheptenim. Diyorsun  ki, iyi  de şundan ol, yok olmam diyor. Öteki de bununkinden olmuyor. Bir tarikat mensubu kendisinden başkasını  tanımıyor, o ötekini tanımıyor. İyi de, hepiniz Müslümansınız, hepiniz Kuran’a bağlısınız, niye insanların görüşlerini yansıtan bu parçaları bırakıp da Kuran’a gelmiyorsunuz?

Buna akıl sır ermiyor.

1400 seneden fazla bölüne bölüne bu hale gelmişiz. Şimdi artık aklı kullanıp Allah’ın sözüne, emrine, gösterdiği yola gelmenin zamanı gelmedi mi? Bunu düşünen bir lider, bir ülke , bir kurum yok mu? Dünya İslam örgütü ne yapıyorsun sen? İşin bu dağınıklığı ortadan kaldırıp  Müslümanlar arasında birlik beraberlik sağlamak değilse, senin işin ne?

Bu bölünüp parçalanmadan bu parçaların önde gelenleri ve üst düzey insanları Allah ile aldatarak maddi çıkar elde ediyorlar. Televizyonlara çıkıyorlar bunların önde gelenleri, bütün heyezanlarını Kuran’a uysun uymasın haykırıyorlar.

Görülmektedir ki, Kuran hayata uygulanmayınca bölünme parçalanma başlıyor ve biz Müslümanlar o ilkel ve yürürlükten kalkmış din mensuplarının her bakımından gerisinde kalıyoruz.

Bu ayıptır. Bu  günahtır.

Nerdesin bu ülkeyi yönetenler. Bu oyunun bir parçası olmaktan artık vazgeçin.

Sen ey diyanet işleri ne yapıyorsun? Yanlışa yanlış niye  demiyorsun. Bu ülkeden adalet, yolsuzluk, ahlaksızlık, fuhuş, içki  kumar,eğitimsizlik, fakirlik fukaralık almış başını gidiyor, neden sesin çıkmıyor?

Siyasiler, siz ne yapıyorsunuz? Birleştirici bütünleştirici olmanız gerekirken, olana bitene bakıyorsunuz, ama hiçbir şey yapmıyorsunuz.

Kuran’a uymayan hiçbir davranışın, planın,  yapılan işin, eğitimin sonu bu memlekete acı ve ızdırap getirmektedir. Ne zaman uyanacaksınız, yönetenler, Allah’ın koyun sürüsü gibi olmayın dediği yönetilenler?

Bunların bazıları birbirlerinin camilerine gitmezler, dükkanlarından alışveriş yapmazlar.

Bu  bölünüp parçalanmadan kurtulmanın tek yol var: O da Allah’ın kullarım doğru yolu bulsunlar diye indirdiği Kuran’dır.

Allah, insanı yaratmıştır. Yaratan, yarattığını çok iyi bilir. Kanunlarını koyarken de çok iyi bildiği yarattıklarının anlayacağı şekilde koyar.

Kuran, insanlar için indirilmiş  “en doğru yolu gösteren..” Allah kitabıdır. Ona uymamız gerektiğini söyler. Uymayanların da hiçbir değeri olmadığını belirtir ki, Kullarım  Kuran’a uysunlar, değerli insanlar olsunlar.

Kuran’a göre, Kuran’ı hayatına uygulamayanın Allah katında hiçbir değeri yoktur.

De ki: Rabbinizden size indirileni gereği  gibi uygulamadıkça, siz bir şey değeriniz yoktur. Maide 68

Ayete göre bu açık ve nettir.

Allah nazarında insanların değerinin olmadığı bir başka şey daha var ki, o da şu:

De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Furkan 77

Adam mümin olduğunu, hem söylüyor, hem şekil olarak giyimi kuşamı ile gösteriyor,  ne dediğini bilmeden göstere göstere dua da ediyor,  ama dudaklarının pısırdamasından kalbinin haberi yok. İşte böyle durumlarda olan insanlara Allah, değer vermediğini söylüyor. Niçin böyle yapıyor, aklınıza başınıza alın, böyle yapmayın, bana içten samimi, mutlu olduğunuz  zamanlar bile yalvarın, beni anın ki, size değer vereyim demek için.

Dua, içten Allah’a yakarmaktır, seslenmektir. Dil ile  söylenenlerin kalbde bombo etekisi yapmasıdır, kalbin bunu hissetmesi, duymasıdır. Çünkü imanın  beşiği, Allah ile bütünleşmenin yeri kalbdir.

Allah nazarında değeri olmayan başka insanlar da vardır. Bunlar Allah’ı, Kuran’ı, Elçisini inkar edenler, Allah’ın yanına yedek ilahlar koyup  Allah’ın emirlerini yerine getirmek yerine o insanlara mürid olup onun emrini yerine getiren, türbelerden, mezarlardan meden umanlar, Ağaçlara bez bağlayıp dilekte bulunanlar da Allah yanında  değeri olmayan insanlardır.

Dua etmeyen ile Kuran’a uymayan insanlar ise bunlar gibi değildir. Müslüman olup da Müslümanlık dışında yaşayanlar için böyledir. Akıllı insan bu iki ayeti yan yana getirip derin derin düşünmelidir. Ben bu iki ayetin neresindeyim diye!

Kuran’ın hiçbir yerinde, hiç bir ayetine, insanları sıkıntıya sokan en küçük bir emir istek yoktur. Ne diyorsa, insanın hem bu dünya mutluluğu, hem ahret mutluluğu içindir. Şeytan ve içimizdeki nefsin kötü arzu ve isteklerine uyulmamasını ısrarla istiyor. O zaman yolun en doğrusundan  çıkıp günah batağına, o da mutluluk ve acılar dünyasına kapı açılacağının habercisidir.

İnsan kendine bakmalıdır. Varlığınz size ne anlatıyor, bunu düşünmelidir. Bu güzellik, bu görme gücü, bu sağlık, bu uyumlu olarak organların çalışmasında alınacak dersler yok mudur, derin derin düşünmelidir.  Ayet, sadece Kuran’ın numaralanmış ayeteri değil, gözdeki 30 milyon iris hücresi bir araya gelerek uyumlu çalışması ile renkleri ayırt etmesidir. Bunlar nasıl oluyor diye düşünülmelidir.

O zaman daha çok dualar  edilecek, daha çok Kuran ayetlerine uyulacak, daha çok Kuran hayata uygulanacaktır.

Unutulmamalıdır ki, Allah, rahman ve rahimdir. Yani sevginin ve merhametin kaynağıdır. Bu kaynak sonsuzdur, sınırı yoktur, bitecek tükenecek de değildir. O  halde, insan, Allah’a güvenmeli, O’nun dediklerine kulak verip hayatına uygulamalı, ve kendini yaratanına dua etmeli, O’nu anmalıdır.

İşte Allah’a hamd etmek budur.

İşte iyilik, doğruluk, güzellik ve yararlı işler yapmak budur.

Bunu tersi ise nankörlüktür, iyilik bilmemezliktir.

Şimdi bir saniye durup düşünmenizi istiyorum. Kuran, hayatınızın neresinde, O’na ne kadar uygun yaşayabiliyorsunuz? Dahası Kuran hakkında ne biliyorsunuz?

Ve yine bir dakika düşününüz, Allah’a dilinizle mi, yoksa kalbinizle mi dua ediyorsunuz? Unutmayın ki, dua, dil, kalb ve beden birliği ile yapılan harika bir huzur ve mutluluk kaynağıdır, Allah’a tam teslimiyetir.

Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.  Mümin 60

Kabul edilecek dua, halis,saf,temiz dine uygun olarak kalbten yapılmalıdır. (zümer 3) Yoksa dinin özüne uymadan yapılan dualar, dua olmaktan başka her şeydirler. Örneğin, “şu türbede yatan adamın hatırına, ya da şu adamın büyüklüğüne göre Allah’ım duamı kabul eyle.” Demek, dua etmek değil, Allah’a şirk koşmaktır, dinin özüne uygun bir dua da asla değildir.

Bilmek, bilgi toplamak elbette önemlidir.  Ama  elden edilen bilgiyi hayata uygulamak daha da önemlidir. Bilgi sahibisiniz, ama hayatınıza uygulamıyorsunuz. Allah böyle insanlar  için ne diyor biliyor musunuz?

Kendilerine Tevrât yükletilip de sonra onu taşımayan kimselerin durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini yalanlayan toplumun örneği ne kötüdür! Ve Allah, şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar toplumuna doğru yolu göstermez. Cuma 5

Eşek, kitapları taşır, ama  taşıdığının ne olduğunu bilmez.

Siz bilgileri taşıyın ve taşıdığınız bilginin farkında olun, hayatınıza uygulayın.

Saygılarımla….

Necmi AKGÜL

 

 

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir