CENAZE TÖRENLERİ

İnsan, doğar, yaşar ve bir gün gelir , ölür.

Allah, bunu şöyle anlatır: Her canlı ölümü tadacaktır. Sonunda  Bize döndürüleceksiniz. Ankebud 57

İnsan topraktan yaratıldığı için yine toprağa konacaktır. Bu toprağa verme işlemi cenaze töreni ile yapılır.

Günümüzde biri  ölünce, hemen  hoca bulunur. Başucunda Kuran okunur. Duyanlar koşar gelir.  Ağlaşmalar bağrışmalar olur. Sonra doktor gelip rapor tutar, ölüm nedenini yazar.

Bir yandan belediye cenaze işlerine haber verilir, mezar yeri ayarlanırken, öte yandan yıkanır ve camiye götürülür cenaze namazı için.

Vaktin  namazı kılınır, dışarıdaki musalla taşında duran cenazenin  etrafında hısım akraba, eş dost, toplanır.

İmam ölümü anlatan bir konuşma yapar. Sonra namaz kılınır, imam cemaate sorar:

“Hakkınızı helal ettiniz mi?”

Herkes  “Evet” der. Bu üç kere tekrarlanır.

Sonra tabut omuzlara alınır, cenaze arabasına konur, mezarlığa doğru  yola çıkar.

Mezarlıkta hazırlanan mezara ölen konur, üstü toprak ile örtülürken, bir kimse Kuran okur. Mezar taşları dikilir,, üstünde adı  doğumu yazılıdır. Üstüne su dökülür.

Herkes çekilir ordan, imam kalır.O  da az sonra başlayacağı var sayılan sorgu sual için Arapça kopye verir ölen kimseye.. Sonra el Fatiha denir ,  herkes Fatiha okur ve dağılırlar.

Bu arada ölenin evinde hummalı bir çalışma vardır. Uzaklardan gelenlere, misafir gelenlere ikramda bulunulacaktır.İkram yapılır,baş sağlığı dilenir. Herkes cenaze evini başsağlığı dileyerek terk eder.

Bir hafta sonra yedisi, 40 gün sonra kırk mevlidi okunur.    Bazen 52’si yapılır.

Sonra da ölen  unutulur gider.

Ölen kimse bu dünyadan götürdükleri ile baş başa kalmıştır.

Yapılan üç aşağı beş yukarı budur.

Acaba bu merasim Kuran’a uygun mudur?

Kur’an’a göre herkes ölecektir.

Her canlı ölümü tadacaktır. Sonunda  Bize döndürüleceksiniz. Ankebud 57

Yine  Kur’ana göre  ölen toprağa verilecektir.

Kur’an’da anlatıldığında göre iki adem oğlundan biri kardeşini öldürür.

Kardeşlerden biri ötekini öldürünce ne yapacağını da Allah şöyle bildirdi.

Sonra Allah, hemen ona kardeşinin cesedini nasıl gömmekte olduğunu göstermek için toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. O, “Yazıklar olsun bana, ben, şu karga gibi olmaklığımla âciz mi oldum da kardeşimin cesedini gömüyorum.” dedi. Sonra da pişman olanlardan oldu. Maide 31

Günümüzde insanın öleceği ve ölenin toprağa verileceği Kur’an’a uygundur. Bu kesindir.

Yani ölen  yakılıp külleri savrulmaz.

Ölüm ile toprağa verilene kadar ve ölenin toprağa verilmesinden sonra  yapılanlar var, şimdi onlara bakalım.

Her insan öleceğine göre Allah, kendine iman eden  kullarının hazırlık yapmasını istemektedir.

Bu hazırlık vasiyetidir.

Vasiyet, bir insanın ne kadar malı var, kimlerde ne kadar  alacağı var, kimlere ne kadar borcu var,bunun yazılı olarak daima el altında bulunmasıdır. Başkalarından sakladığı nerde malı ya da parası varsa yerlerini de yazacaktır.

Eğer yazmamışsa ve yazacak halde değilde  öleceği kesinse iki şahit huzurunda bunları söylemesi,  kime ne verilmesini istiyorsa onları bir bir sayması gereklidir.

Bunlar niçin böyle?

Çünkü, ölüm  bu hayattan gidiş, malın ve  verilen nimetlerin hesabının sorulacağı ahrette yeniden doğuştur.

İnsan ölünce borcu alacağı, geride kalan malı hakkında kalanlara bilgiler vermeli, borcu varsa ödenmeli, alacağı varsa tahsil edilmeli, gizli parası ve malı varsa bulunup çıkarılıp mirascılarına dağıtılmalıdır.

Böylece bu dünyadaki hesaplaşmasını kendi yapamamışsa, geride bıraktığı akrabaları tarafından yapılmalı, helallik alınmalıdır.

Ölen geri gelmeyecektir. Bunları yapamaz. O halde bunların yapılması dinen gereklidir ki, Allah vasiyet etmeyi istemektedir. İşte o ayet:

Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek sakınanlar üzerine bir borçtur. Bakara 180

Kur’an, hayatı en güzel bir şekilde düzenlemek için indirilmiştir. Allah  ister ki, kulları dünya ve  ahret mutluluğuna kavuşsun.

Ne  yazık ki, iman  etmiş insanlardan çok kimse vasiyet hazırlamamaktadır. Mesala sizin var mı? “Benim  neyim var ki vasiyet hazırlayım.” Dediğinizi duyar gibiyim.

Malınız yoktur. Gizli paranız yoktur, tamam.

Ama alacağınız da mı yok?

Birine borcunuz da mı yok?

İşte bunlar hakkında yazılı bir belgeyi hazırlamınız ve evinizde bulundurmamız gerkildir. Ölünce bu belge sizin çözemediğiniz bir çok şeyi siz öldükten  sonra çözecektir.

Bana göre haydi ,şimdi bir vasiet hazırlayın ve bir kenara koyun.

Bu, Kur’an’a göre Allah’ın  kullarından isteğidir.

Nisa suresinin 7. Ve 11 . maddesine göre vasiyet dağıtılmalıdır.

Peki çevrenizde ölen insanların vasiyet hazırladıklarına şahit oldunuz mu hiç? Ben görmedim. Ölen, sırları ile göçüp gitmektedir.

Geride kalanlar da ölenin parasını Kuran ölçülerine göre değil de kendi kafasına göre dağıtmakta, aslan payını da kendine ayırmaktadır. Bu nedenle kardeşler arasında kavgalar, küslükler olmaktadır. Ölenin borcu varsa, mal varlığından ödenmemektedir. Hem parası var, hem de birine borçlu ölüp gitmiştir, ödeme şansıda yoktur artık.

Bir mümin ölünce yakınları arasında bir telaş, bir üzüntü ağlamalar, yakınmalar başlar hemen. Cenaze bir yandan da camiye musalla taşına götürülür, hazırlıklar yapılır. Orda namazı kılınır, helallik alınır, mezara konmak üzere yola çıkarılır.

Helallik almak için genel olarak cemaate sorulur, “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Hep birlikte  “İyi biliriz.” Cevabı alınır, “Haklarınızı helal  ettiniz mi?” Hep bir ağızdan  “Ettik.” Denir.

Bu cemaat içinde merhuma beddua eden insanlar vardır. Haklarını helal etmeyenler  vardır. Küfür edenler  vardır. Oysa bu ölenin yaptıklarının o insanlara ödenmeyen haklarından kaynaklanır.

Devlet, veya cami imamı, ya da aileden biri ölenin borçlarını ve alacağını ölen toprağa verilmeden tesbit etmelidir. Var olan parasından borçları ödenmeli helallik alınmalıdır. Alacaklılarından paraları tahsil edilmeli, mirascılarına eşit Allah’ın koyduğu ölçüler içinde paylaştırılmalıdır. Ölen böylece bu dünyada maddi işleri halledilmiş olarak   toprağa verilmelidir.

Bunun böyle olması gerektiğini, Allah’ın vasiyetinizi yazınız demesinden anlıyoruz. Allah, boş şeylerle uğraşmaz, insanlara yararları olanları söyler.

Biri ölünce onun geride kalan malı, parası, geride kalanlar arasında sürtüşmeye neden olmayacak tedbirler alınmalıdır.

Ölen insan kabre götürülür. Bir imam, mezarlık görevlileri, ölenin yakınları ve sevenleri de onunla birlikte mezarlığa kadar gelirler. Sonra dualar  eşliğinde ölen mezara konur ve üstü örtülür.

Baş ve ayak uçlarına iki tahta dikilir, Başucuna dikilen tahtada ölenin adı soyadı doğum tarihi ve ölüm tarihi yazılır.

İnsanlar geri çekilirler.

İmam, ölenin başucunda kalır.

Ona Arapça bir şeyler okur, dua eder.

Sonra o da işini bitirir ve ölen yalnız kalır mezarında kıyamete kadar.

İmam, ne diyor Arapça diye merak edip araştırdım. O sırada diyormuş ki ölene Arapça, sana az sonra melekler gelecekler, dinini,  kitabını Peygamberini soracaklar sen de dinim İslam, kitabım Kuran, Peygamberim Hz. Muhammed’dir diye kopye verirmiş

Türkçe bilen, Arapça bilmeyen birine Arapça kopya vermek ne  demek? Bari şunu Türkçe söyle de anlasın.

Bu uygulama Kur’an’a uygun değildir.

Allah buyuruyor ki:

Ölülere işittirtemezseniz. Neml 80

Ölen , günahı ile sevabı ile bu dünyadan göçüp gitmiştir. Zaten her insan ölürken nereye gideceğini görerek ölür. İkinci Sur’a üfleninceye kadar da hiçbir şey duymaz, işitmez, o zamanı, yani hesap gününü bekler.

Eğer kabirde azap yapılıyor olsaydı  kabirden Sur’a üflenip de çıktığında

“Eyvah, başımıza gelenlere derler: kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? “Yasin 52 şikayette bulunmazlardı.

Evde yıllardır hasta yatan biri  ölünce hemen uzaklardaki çocukları, kardeşleri, ya da ana-babaları, arkadaşlarına, hısım akrabalarına haber verilir. Bunlarda koşarak gelirler cenaze toprağa verilmeden.

Bu insanlar  uzaklardan geldiklerinde cenaze evline, ölenin toprağa verilmesi için her hazırlık yapılmış oluyor. Kendilerine üzüntülerini söylemekten, başsağlığı dilemek ya da kendine başsağlığı dileyenlerin dileklerine  kabul etmekten başka bir şey kalmıyor.

Yıllarca yatalak ve hasta yatan insanlar bilirim. Uzaklardan kimse sağlığında gidip de geçmiş olsun demezler. Ama ölünce koşarlar giderler. Ölünce koşup gitmeleri de ölüye hiçbir fayda sağlamaz.

İnsanlar  birbirlerinin kıymetini  sağ iken bilmeliler. Ölünce değil. Ne yazık ki, ülkemizde bu böyle değil, ölünce kıymete kalkar insanlar ve koşarlar toprağa vermek için.

Ne yazık ki bizde bir çok tersinden işlemektedir.

Ölen insanlara ölmeden önce, yani sağlığında bir çok insan bir tas çorba vermezken, ölünce helva yaparlar, gelenlere dağıtırlar. Bunu yaparken da derler ki: “Ölenin sevabına..”  Bu helva ölen ölmeden önce yapılsa da ölen kendi dese “Allah sizden  razı olsun.” Daha iyi olmaz mı?

Sonra bir bu da değil, eskinden komşular ölü evine yemek yapar götürürlerdi. Şimdilerde bu değişmiş, ölünün sahipleri onca gelene yemek yapmakta, hazırlamakta, yedirmektedir.

Bir evden ölü çıkınca o eve hüzün, acı, çöker. Ölenin yakınları sevdiklerini kaybetmenin acısı ile bir şey yapamaz durumdadırlar. Ama bir de gelenlere yemek hazırlama telaşı başlayacaktır.

Ölenin toprağa verilmesinden  üç gün sonra duası, yedi  gün onra mevlidi, 40 gün sonra yine mevlidi, sonra 52 si için Kuran okunur anılır. Bunlar için dünyanın paraları  harcanır. Oysa bu paralar ölenin sevabına bir fakire verilse ölüye daha çok faydası olur. Ama öyle yapmazlar. Bu işte biraz da gösteriş, mahalle ve çevre baskısı vardır.

Ölen mezara konur. Bayramlarda gidilip mezar ziyaret ediir. Bir de hoca bulunur, hoca alır Kur’an’ı gelir, ya da hafızdır bu insan, başlar “Yasin” diye ölü için okumaya.

Hocanın okumasını orda olanlar  dinler, mezar taşları  dinler, ağaçlar kuşar dinler, sonra Yasin suresi okuması biter. Bir zarfın içinde hocaya bunun karşılığı para verilir.

Çoğu zaman ölüye okunan Kur’an’ı okuyan anlamaz, dinleyen hiç anlamaz. Ama bu tekrarlanır durur.

Eğer anlasalardı, okunan Yasin suresinin 70.  Ayetini de duyacaklardı. O ayette Kur’an’ın ölüler kitabı değil diriler kitabı olduğunu bildirir Allah. Ayet şöyledir:

Kur’an, (ayet 69) dirilerin olanları uyarmak … içindir. Yasin 70

Ama bizler ısrarla dirilere anlayacağı şekilde okumayız da ölünce gider toprağına oturur ki o ölü uyarılsın.

Uyarılmaz kardeşim..  Sağlığında okusan da uyarsaydın ya..

Ölen insan ölünce kıymet kazanıyor. Öle insanlar bilirim ki, anasını babasını sevmemiş, ondan kaçmıştır ama, ölünce yıllar sonra anam babam diye yakınmaktadır.

Bir de her şey abartılmaktadır.

Allah, Elçisi için  “Sen ölseydin.” Der. Demez ki  Allah, bana yürüseydin.. Şimdi ölen baz insanlar için  “Falanca Hakka yürüdü.”demektedirler. Şımarıklığın bu kadarına da pes doğrusu. Hakka yürümüş! Allah peygamberi için bunu demiyor, ama bir insana bu yakıştırılıyor.

Diyeceksiniz ki ne var bunda? Bir şey yok. Ama bunda bir şey yok,  şunda bir şey yok, onda bir şey yok. Gerçekler içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Öldü deseler ne olur ki?

Ölenler bu dünyadan günahları ile sevapları ile gitmişlerdir. Yaptıkları Allah’ın melekleri tarafından bir kitap ta toplanmıştır. Artık onun için yapılacak şey dua etmektir. Günahlarının affını istemektir. Hayırla anmaktır.

Yoksa mezarının üzerine bir fakirin ev alabileceği kadar  çok parayı harcayıp türbe yaptırmak, ya da mezar yaptırmak değildir. Ne bu türbenin, ne de o görkemli mezarın ölüye bir yararı yoktur.

Bazı insanlar da  yakınları ya da sevdikleri ölünce öyle bağırıp çağırıyorlar ki,  etraflarını yakıp yıkıyorlar. Bazıları da günlerce yas tutuyorlar. Bazıları da yemiyorlar içmiyorlar.

Oysa hayat devam ediyor. Can Allah tarafından bize verilmiş bir emanettir. Vakti saati gelince Allah emanetini geri alıyor. Bu herkes için geçerlidir. Yas tutmanın, Allah’a isyan gibi bağırıp çağırmanın,yemekten içmekten kesilmenin, yani bir sevdiğin öldü diye hayatını zehir etmenin anlamı yoktur.

Ölüm acıdır, insanın kalbi teessürle dolar,  gözleri dolar,  ağlar elbette. Ama o anda bilir ki,Allah emanetini almıştır, kendine düşen bir şey yoktur.

Saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Paylaşın:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir