Soru-Cevap

 

 

Şükrü Altıntaş

 

Sevgili Şükrü Altıntaş,

Teşekkür ederim, Allah razı olsun, iyiyim. senin de iyi olmanı dilerim.
 
Önce bilmelisin ki, Allah insana şah damarından daha yakındır. O, yani Allah, her şeyi bilir, duyar.
 
Dua ettiğini sanan insanlar aslında dua etmiyorlar. Dudakları pısır pısır ediyor, dudaklarının söylediklerinden kalbinin haberi bile yok.
 
Bir müslüman nasıl dua edileceğini bilmelldir.
 
önce şu yazdıklarımı iyi düşün.
 
Bir yere otur, ellerin aç, yüzyıl Allah’dan para iste, sana gökten para gelir mi?
 
Düşündün sanıyorum, cevabı hayırdır.
 
Hastasın diyelim, yatağında yatıyorsun, Allah’ım beni iyileştir, diye dua etsen iyilişir misin?
 
Düşündün sanıyorum. Cevap Hayır.
 
O halde ne yapmak lazım.?
 
Para kazanmanın yolu,  çalışmaktır.
 
Hastanın iyileşmesinin yolu da doktora gitmektir.
 
Kuran, diyor ki: Fatır sunesi 10. ayetinde…
 
Güzel kelimelere ancak o söylediğin sözlerin gereğini yaparsan o bana ulaşır.
 
Senin yapacağın şey Allah’dan umudunu kesmek, duam kabul olmadı demek değil, ettiğin duanın gereğini yerine gelmesi için aklını kullanmak, bu yolda çalışmaktır.
 
Öyle sihirli bir kaç kelime deyim de her dertten kurtuluyum diye bir şey yoktur. böyle diyenlere de asla inanma.
 
Dua etmenin beş şartı vardır.
 
1,Dil ile dileğini Allah’a söylemek.
2.Söylediğin bu isteği kalbinden onaylamak, tasdik etmek.
3.Ettiğin duaya göre bedeninle gerekeni yapmak.
4.kabul edileceğini kuvvetle umut etmek.
5. Allah’a sığınmak, 
Allah’a sığınmak yanlış anlışılıyor, Allah’a sığınmak demek, Kur’an’a, bilime uymak demektir.
 
www.tanyolu.com sitemde dua ile ilgili yazılarım var. onları da ok. Bu yazıların özetini sana yazdım.
 
Umudunu kaybetme, cesur ol, öyle sihirli kelimeler arama, böyle diyenler insanları  kandırıyorlar, bunlara inanma.
 
Selam ve sevgilerimle…
 
Necmi Akgül
Ben Rabbim iyi bir kul değilim..
Dua ediyorum beni bırakmasın iyi bir olayım diye. Dinimi en iyi şekilde bileyim diye. Ama ben olamıyorum günah işlemek istemiyorum. Ben o kadar güçlü değilim. Ne nefsime ne de şeytana dimdik durup o na karşı gelemiyorum.
O kadar büyük günahlar işlemedim. Ama bir erkeğin yüzüne ufacık bile baksam, dünyanın en büyük günahkarlarındanmış gibi hissediyorum.Namazımı orucumu tutamıyorum. Bir türlü olmuyor. Yapamıyorum. Hayatımı bir düzene sokamıyorum.Belkide bu hayatta tek başıma olduğumdandır.
Kimsenin bana yardım etmemesindedir.
Kimsenin beni anlamaması dandır.
Rabbimin benim yanımda olduğunun hissedemediğimdendir.
Duağımın kabul olmamasından oyle çok korkuyorum ki.
İyi bir Müslüman olmamaktan.
Cehennem ateşinde yanmaktan…Son Gül yorumuna yanıt olarak.Merhaba Songül Hanım,
Yazdıklarını dikkatlice okudum.
Kendini güzel anlatmışsın.
Kendin için her şeyin farkındasın.
Bu umutsuzluk ve korku neden anlamadım.
İyi bir müslüman Allah’tan ümit kesmez.
Allah hakkında yeterli bilgin olmadığını düşünüyorum.
Allah, şirk hariç bütün günahları affeder.
hepimiz günah işliyoruz, Ama Allah’dan affını istiyoruz.
Allah diyor ki: İyilikler kötülükleri yok eder.
Büyük günahları işlemeyin küçükleri ben affederim diyor.
seni kimse anlamıyormuş, kimse yanında değilmiş, yalnızmışsın…
neden seni kimse anlamıyor, neden yalnız kalıyorsun, sen insanları sevdin de onlar senden kaçtılar mı.
Önce sen insanları sevmelisin.
Allah, duaların kabul edileceğini söylemiyor ki zaten… Cevap veririm diyor. Ama mutlaka cevap veriyordur. O, Allah, sana en yakındır, kalbinden geçeni hemen bilir.
Güzel şeyler düşün.
Bu sitede namazla ve oruçla ilgili yazılarım var onları da bul oku.
Her insan güçlüdür, her insan günah işler, ama iyilik de yapar, zaman zaman zayıf da olur.
sen önce Allah’a güven, sonra kendine.
Bak göreceksin ki, bütün umutsuzlukları yenecek, kendine geleceksin.
Her türlü düşünceni ve sırlarını benimle paylaştığın için teşekkürler ederim.
Sana dua ederim.
Sevgi ve saygılarımla…

Necmi AKGÜL

Necmi Akgül
bilgi@tanyolu.com
176.33.230.113
Nilgün Cihangiroğlusays:

Ben de bu başörtüsü ayetini anlayamamak derdinden muzdarip bir bayanım.Yıllar içinde def’aten başımı kapattım,açtım..!!Kur’an’ın Türkçesini çeşitli mütefessirlerden okudum.Sizin bu yazınızda da konunun iyice elimine edilmiş olduğunu gördüm.Mantıksız ve tutarsız bir taraf bulamadım.Sıradan bir müslüman olarak; Allah tasavvurum:
Yarattığı insanları kaosa sürükleyecek bir konuya yüce kitabında yer vermeyecek kadar öngörülü sonsuz bir ilim ve kudrete sahip, tek ve benzersiz olan ”Yaratıcı” şeklindedir.Bu nedenle yukarıda anlattıklarınızdan mutmain oldum.Bir de yakın zamanda farkına vardığım ve merak ettiğim bir hususu dile getirmek ihtiyacı hissettim izninizle…Araf suresi 31.ayetin bazı tefsirciler tarafından kayda alınmadığını gördüm.Sayın Bayraktar Bayraklı ve bir, iki alimi tarafından yapılan çeviride bahsi geçen :namaz kılma ve mescitlere girme esnasındaki tebdili kıyafetten diğer çevirilerde hiç bahsedilmiyor.Acaba örtünmenin sadece bu zamanlara hasredilmesi tehlikesini bertaraf etme gayesi mi taşınıyor??? Olaya bu açıdan bakarsak Araf Suresi 31.ayetinden sonraki takibeden 32 ve 33. ayetlerde; haram edilmeyen şeyleri haram sayanları ikaz eder mahiyette konunun devam ettirilmesi bize cevap manasında olması cihetiyle oldukça manidar değil midir??!!Bu hususdaki görüşlerinizi öğrenirsem çok memnun olacağımı da ekleyerek, bitirmek isterim.”Allah en doğrusunu bilir” düşüncesi ile taksiratlarımdan Yüce Allah’a sığınarak O’ndan affımı niyaz ederim..
Saygılarımla

  • Sayın Nilgün Cihangiroğlu,

    Yazınızı dikkatle okudum. Güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim. Siz değerli okuyucularıma yararlı olabildimse bundan mutluluk duyarım.
    Amacım, Kuran’a uymayan yaşam biçimlerini Kuran’a uygun hale getirmektir.
    Araf Suresinin 31. Ayeti şöyledir:
    Ey Âdemogullari! Her mescide gidisinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.

    Ayette geçen mescid kelimesi Kuran’ın indiği dönemlerde okul anlamına geliyordu. Yani insanların toplanıp ilim, irfan, bilgi, beceri din, hayat ve yaşam şekilleri ile donatıldığı yerdi.

    Asırlar sonra bu kavram yozlaştırılmış okul adını cami almıştır. Cami, yani insanların toplanıp dua ettikleri, (namaz kıldıkları) yer anlamına dönüşmüştür. Günümüzde de bu amaçla kullanılmaktadır.

    Dikkat ederseniz Peygamberimiz zamanında okunan ezan, hiç değişmeden günümüzde de okunmaktadır. O zaman ezanın anlamı haydi okula, haydin eğitim ve öğretime idi, yardımlaşmaya, destek vermeye, yükü sırtlamaya gelin anlamındaydı. Şimdiki ezanın anlamı ise sadece haydin namaza olmuştur.
    Maide suresinin 6. Ayetinde Salata çağrıldığınız zaman elinizi yüzünü yıkayın, başınızı ve ayağınızı meshedin ayeti ile mescidlere benden ve ruh temizliğini ile gelinmesini emreden Allah, Araf 31. Ayette de toplantı yerlerine, yani mescitlere, okullara, camilere gidilirken güzel elbiseler giyinip gidin diyor. Güzel elbiselerden maksat şatafatlı allı güllü olması değil, temiz, ütülü, kişeye ve topluma uyumu olması anlamındadır.
    Aslında zinet, sadece giysi olarak almayınız. Ziynet, dünyada ve ahrette insanın onurunu yükselten ne varsa, bunların hepsidir. Güzel ahlak, takva, giysi, güzel davranış, iyi niyet, çalışmak. Bunların hepsi ziynettir, insanın süsüdür aynı zamanda.

    Demek ki, mescidlere, yani okullara, insanların toplanacağı yerlere gidilirken düşüncelerimiz, bedenimiz ve elbiselerimize dikkat etmeli, temiz gitmeli ve orda yapılacak eylemlere, yani eğitime tam olarak kendimizi vermeliyiz.

    Ayetin sonundan da anlaşılacağı gibi, “israf etmeyin” emri bize yemede, içmede, giyinmede aşırılığa kaçmayın, sade ve temiz olun diyerek öğüttür. İsraf gösteriştir, gurur ve kibrin habercisidir. Allah, israf edenleri sevmez. Hani bir söz vardır: Ben vur dedim sen öldürdün,derler.
    Ama ne yazık ki, bir çok kimse camilere ziynetlerinizi giyininiz de gidiniz diyerek olayı cami ile sınırlamışlar, ayetin anlamını daraltmışlardır.
    Ne yazık ki, bu işle görevli olanlar da bakıp durmakta, seyretmektedir. Bunlar, bu gidişi düzeltmedikleri, buna gayret bile etmedikleri için Allah’a karşı sorumludurlar.

    İlginiz için teşekkür eder, selam ve saygılarımı sunarım..

    Necmi Akgül

 

Merhaba,
Öncelikle sizin yazılarınızı gerçekten çok seviyorum,aklımda cevaplayamadığım bazı soruları sizin yazılarınız sayesinde cevapladım,bunun için size çok teşekkür ederim ama merak ettiğim bir şey var o da Allah neden insanlara acı çektiriyor? Bu soruya aklımda bir türlü cevap veremedim,bu durumdan kurtulmak istiyorum.Kimileri bu bir sınav diyor fakat neden acı çektirerek sınıyor bizi? Evet bizi şimdi hemen direkt olarak cennete koysa da saçma olacaktı fakat bize “büyük acılar” çektirmeden sadece bu dünyada yaptığımız sevap ve günahlara göre de cennet ve cehenneme koyabilirdi ve özellikle kadınların daha çok acı çektiğini düşünüyorum mesela: Tecavüze uğrayanlar kadınlar,tacize uğrayan kadınlar,kendini savunacak kadar güçlü olamayan kadınlar,hamilelikte doğururken acı çeken kadınlar,regl olup onun ağrısını veya zahmetini çekenler kadınlar,sokakta erkeklerin laf atıp rahatsız edildiği kişiler kadınlar ve bir kadın denize mayo ile girdiğinde bu çok ayıp bir şey olarak karşılanıyor fakat erkekler göbeği açık vb.bir şekilde girdiğinde bu gayet normal karşılanıyor.Sizden isteğin lütfen bunun hakkında bir yazı yazar mısın? Yazarsanız çok memnun olurum.

Merhaba,

Öncelikle sitede yazdıklarımın size yarar sağlamış olmasına sevindim. Zaten benim de amacım sizlere Kuran’ı anlatmaktır, sevdirmek, O’ndan daha çok yararlanmanızı sağlamak, Kuran’ı hayatınızın içine almanıza yardımcı olmaktır.

“Allah neden insanlara acı çektiriyor?”

Bilinmelidir ki, Allah insanlara acı çektirmez. İnsanlar kendi yaptıkları yüzünden acı çekerler.
Bu gerçek Kuran’da Şura suresinin 30. Ayetinde şöyle belirtilmiştir.

Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Allah çoğunu affeder.

Musibet, isabetten gelir. Yani bizi gelip bulan, bize ulaşan acı, ızdırap, kötülük, fakirlik gibi şeylerdir. Ayete göre başımıza gelen acıları Allah bize vermez, hatalarımız sonucu bizim başımıza gelir.

Bir de bunun dışında insanın elinde olmadan başına gelenler var. Sizin de belirttiğiniz gibi bir kadına tecavüz edilmesi, sokaklarda laf atılması, doğum sancısı ve regl gibi durumlar var. Bunların dışında sel felaketi ile gelen, yangınla ve depremlerle gelen, durup dururken başa elen trafik kazaları ile gelenler gibi.
Bunlar için Allah sabırlı olunmasını istemektedir.

Her şeye rağmen insana müsibet, yani acılar isaber ediyorsa, bu Allah’ın izin vermesi ile olur. Allah’a yürekten tam olarak iman etmiş kimseleri Allah daima korur ve onun acı çekmesine izin vermez. Bu gerçek aşağıdaki ayette açıkca belirtilmiştir.

Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir. Tegabbün 11
Bilinmelidir ki, acılar en büyük öğretmenlerdir. Her insanın başına bir çok acı bela gelir. Bunları güzellikle savmak ve bunlardan ders çıkarmak gereklidir.
Kadıların ay hali ile ilgili Kuran’da şu bilgi vardır. Allah onun bir rahatsızlık olduğunu belirtmektedir. Bu da sayılı günlerdedir.

Sana kadınların ay halini sorarlar. De ki: O, bir rahatsızlıktır. Bu sebeple ay halinde olan kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şunu iyi bilin ki, Allah tevbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever. Bakara 222

Allah bizzat kendisi kullarına sıkıntı ve acı vermez. Bu zulum olur ki, Allah zulmetken uzaktır.

Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler. Yunus 44
İnsanlar kendilerine zulmetmektedirler.

Sokaklarda her kadına laf atılmadığını, her kadına tecavüz edilmediğini bilirsiniz. Kadınlar kendilerini bu durumlardan korumaları gerekmektedir. Bunun için de cinsellğini ön plana çıkarıcı tutum ve davranışlardan kaçınmalıdırlar.

Kadınlar ve erkekler için en güzel elbise takva elbisesidir. (Bakınız örtünme ile ilgili yazılarımıza)
Erkeklerin ve kadınların denize girmeleri ile ilgili düşündükleriniz eğitimsizlikten, dini iyi bilmemekten ve yaşam şeklinin İslama uymadan yaşanmasından kaynaklanan şeylerdir. Allah kadınları erkeklere çekici olarak yaratmıştır. Kadınlar bu çekiciliklerini erkeklere sergilemekten vazgeçtikleri takdirde, erkekler de onlara bakmayacak, rahatsız etmeyeceklerdir.

Ama, cinselliğini sergilemeyen bir çok kadına da ahlaksız, arzu ve isteklerine tatminde sınır tanımayan erkekler de vardır. Bu tür erkeklerin varlığı ve yaptıkları ne yazık ki, bir çok kadının başına dertler açmaktadır. Bu Allah’ın acı çektirmek isteği ile değil, erkeklerin sapıklığı yüzünden olur. Allah böyle erkeklerden ve ahlaksızlardan kadınlarımızı korusun.
Böyle erkeklerle kadınlar ve erkekler toplum huzuru için mücadele etmeli, onları teşhir edip kaçınmak onlardan korunmak olacaktır.
Her şeye rağmen acı v erici, rahatsızlık edici veya kötü bir durum kendilerinin dışında başlarına gelirse onlara “ SELAM !” Deyip geçmelerini öğütlemektedir Allah.

Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz, derler. Kasas 55

Ankebud Suresinin 2. Ayetine “ İnandık” demekle sınanmayacağınızı mı sanıyorsunuz? Diyor Allah.

Allah bizi sınıyor, imtihan ediyor. Sınanmadan kurtuluşa ulaşamayacağımızı bildiriyor. Acılar insana ulaşınca Allah ne yapacağınızı de deniyor.
Yaptığımız iş ve işlemler imanımızın dışa yansımasıdır.

Sonuç olarak bilmelisiniz ki, ALLAH İNSANLARA ACI ÇEKTİRMEZ. Biz hatalarımız sonucu olarak acı çekecek hale kendimizi düşünmekteyiz.
Kafanızdaki soru işareti hala kaybolmadı ise, yapacağınız şey, Allah hakkındaki bilginizi gözden geçirmenizi öneririm. O’nu güzel isimleri ile iyi öğrenin, o isimler üzerinde uzun uzun düşünün. Bir de Kuran’ı okumanızdır.
Bunları yaptığınız takdirde, bu soru işareti kaybolacaktır.

Allah yardımcınız olsun.

Selam, dua ve saygılarımla..

Necmi Akgül

Paylaşın:
4 Comments

4 thoughts on “Soru-Cevap

  1. ALLAHIM! Yalnızım, çok yalnızım. -KULUM! Hatırlıyor musun; “çok yakınım ben” demiştim sana, “çok yakın!” Senin sana olduğundan bile yakın. Kendi kendini çağırdığında ne kadar yakından duyuyorsan, ondan da yakınım. Kendinden bir şey istediğinde ne kadar çabuk cevap veriyorsan, bundan daha hızlıyım. – ALLAHIM! Doğru. Sen hep yakınsın ama, nedense, ben uzaklardayım. Bana küsmüşsün sanıyorum. – KULUM!Öyleyse, secde et ve yaklaş! Alnına dokunacak yakınlığım. Aslında alnına yazılıdır yakınlığım. Araya benliğini koyduğun için, bencilliğini öne sürdüğün içindir bana uzaklığın. -ALLAHIM! Yüzüm yok yakınında olmaya. Çok kusurluyum. Günah üstüne günah işledim. Sözüm yok sana sakladığım. Kirli dudaklarım. Yalanlar söyledim, boş sözlere değdi dilim. -KULUM! Pişmanlığını görüyorum elbet. İçindekileri, yakıcı sızıları duyuyorum. Söylemek isteyip de söyleyemediklerini de özür olarak kabul ediyorum. Yüzünün kızarması bile kabulüm. Bilmiyor musun ki, bağışlamayı seviyorum ve seve seve bağışlıyorum. – ALLAHIM!Biliyorum ama yine de unutup hata ediyorum. Gördüğünü göre göre, görmüyormuşsun gibi yaşıyorum. İşittiğini bile bile, işitmiyormuşsun gibi boş şeyler konuşuyorum. Sözümden dönüyorum yine. Utanıyorum. Bağışlar mısın sahiden? -KULUM! Dedim ya; bağışlamayı kendime ilke edindim. Hiçbir şeye mecbur olmadığım halde, merhamet etmeyi kendime kural diye yazdım. Affetmeyi her şeyin önüne koyuyorum. – ALLAHIM!Ben seni hep yakar diye tanıyorum. Hemen kızıp gazaplandığını düşünerek, korkuyorum, titriyorum. Çarparsın diye keyfimce yaşayamıyorum. Gazabın da var senin. -KULUM! Rahmetim gazabımdan önce gelir. Kızmam bile rahmetimin hatırınadır. Ben yakmam seni. Sen ateşe atarsın kendini. Seni senden korumak içindir tehditlerim. – ALLAHIM!Yine de korkuyorum. Çok korkuyorum. -KULUM! Defalarca ve en önce merhamet sahibi olduğumu hatırlattım sana. Her sözün başında. Her işin eşiğinde. Daha çok, hatırımı saymanı isterdim. Bir hatırlasana; bir zamanlar hatırlanmaya değer bir şey değildin. Eksikliğini kimsenin dert etmediği dönemlerde, seni var kılmak istedim. Kendi yokluğunu kendinin bile fark etmediği yıllarda, seni insan etmeye karar verdim. Şimdi seni en çok sevdiğini söyleyenlerce insafsızca çöpe atılabilecek biçimsiz bir et parçasıydın; sana yüz verdim. Sana yaptığım iyiliğini bilmeni istedim. Hep teşekkür etmeni bekledim. – ALLAHIM!Çürüyecekmiş bedenim. Toprağa girecekmişim. Yüzüm eriyecekmiş. İsmim silinecekmiş. Dar bir yere bırakılıp terk edilecekmişim. Bu dehşet içinde nasıl teşekkür etmemi istersin? -KULUM! İlk söylemede, anlamamış olmanı anlayışla karşılıyorum, yine söylüyorum. Unutabileceğini bile bile yeniden hatırlatıyorum. Kolayca gözden çıkarılacak, leke diye silinebilecek, kirli ve isimsiz bir damlaydın; seni adam ettim. Yokluğunda seni yakıp yok edebileceğim halde, varlığından niye öç alayım, niye seni önemsiz sayayım? Senin varlığını herkes inkâr ederken ben inkâr etmediğim halde, seni niye unutulmuşluğa terk edeyim? Seni kendime muhatap seçecek kadar önemsediğim halde, niye kurumuş kemiklerini toprakta bırakayım? Seni hiç yoktan yarattığım halde, hiç sebepsiz var eylediğim halde, ikinci defa yaratmaktan niye usanayım, niye vazgeçeyim? -ALLAHIM! Keşke bunu daha sık hatırlatsan! – KULUM!Hatırlasana kuşluk vaktini. Her sabah uyandığında yeniden bulmuyor musun bedenini? Gözlerini açar açmaz, hatırlamıyor musun unuttuğun kendini? Ayrıca, bir bak yeryüzünü ölümünün ardından nasıl dirilttiğime. Kurumuş çubukları, ölmüş dalları, soğumuş kökleri çiçek çiçek, rengarenk, terü taze tenlerle, sıcacık meyvelerle yeni baştan dirilttiğimi görmüyor musun bugünlerde? -ALLAHIM! Unutmuşum, Rabbim, affedersin, çok affedersin. Sen affetmeyi çok seversin

    • Sayın Meral Taşdelen,

      Kalbimde Allah’a sevgisi ve saygısı olanlar asla yalnız değillerdir.

      Sevgi ve Saygılarımla…

  2. Merhaba, bir kaç yazınızı okudum gerçekten çok akıcı, anlamlı ve faydalı bilgiler, konular var emeğinize sağlık zaman buldukça faydalanacağım Allah’ın izniyle. Emeğinize sağlık…

    • Sayın Ahmet YÜCESOY,

      Teşekkür ederim.

      Başarı dileklerimle selam ve sevgiler gönderiyorum.

      Necmi AKGÜL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir