BİLENLE BİLMEYEN
“Eskinin ilkokul mezunu bu günün lise mezunu gibiydi.”
“Bizim zamanımızdaki lise mezunları bu günün üniversite mezunundan iyiydi.”
“okusalar ne olur, hiçbir şey bilmiyorlar.”
Bu sözler, toplum içinde vatandaşın eğitim ile ilgili değerlendirmeleridir. Ve bu sözlerin anlatmak istediği gerçek de, bundan yirmi otuz yıl öncesine göre eğitimde kalitenin düştüğü gerçeğidir.
Halk arasında dolaşmaya gerek yok, halkın önüne çıkmış, televizyon ekranlarındaki o güzel mankenler ve yakışıklı delikanlılar söz sırası gelince bilgisizliklerini zaten ortaya koyuyorlar. Cumhurbaşkanımız kim diye sorulduğunda başbakanın adı söyleyenlere bizzat şahit oldum. Burnumuzun dibinde savaş olan ülkeyi sorduklarında Bulgaristan mıydı diyene de rastladım.
En basit matematik hesabından, en basit coğrafya bilgisinden, en basit tarihten ve en basit davranışlardan tutun da, en basit saygı kurallarına kadar bir çok konuda okumuşlarımızın gerektiği bilgi ve beceriye ulaşmadıklarını görüyorsunuz.
Eğitim, önce düşünen insan yetiştirmelidir.
Eğitim, bildiklerini uygulamasını bilen insan yetiştirmelidir.
Eğitim, kendine ve toplumuna zarar verecek bilgileri varsa kişinin, önce bunu iyiye çevirmeli, sonra da güzel bilgileri davranışa dönüştürmelidir. Davranışa yaramayan bilgi hiçbir işe yaramaz çünkü.
Türk Milli Eğitiminin Amaçları, belki her millete nasip olmayacak güzelliktedir. Bir çok eksiği olmasına rağmen güzeldir. Ama bu amaçlara göre çocuklarımız eğitilemiyorsa, burada bir eksiklik var demektir. Amaç güzel, o amaca göre yetişen öğrenci hala mandalinayı soyup kabuğunu sokağın ortasına atıyorsa, eğitimin başı ile sonu arasında sorunlar var demektir. Oysa özlenen şey, bu insanın başkasının attığını alıp çöp sepetine atmasıdır.
İşte bu sorunların en başında gelen şey, devletin eğitim politikasının olmamasıdır. Hükümetlere, hatta bakanlara göre değişen bir eğitim sistemi ve uygulaması başarılı olamaz.
Devlet eğitim politikasını benimser, hükümetler ve bakanlar da bunu uygular, daha ileri götürmeye çalışırlar. Oysa durum hiç öyle değildir.
Bakınız halk arasında ne deniyor, etrafınızda şu sözleri duyarsınız sık sık:
“Şimdi okumak mı var ki!!”
“Sınıfta kalmak yok ki”
“Bilen de geçiyor, bilmeyen de..”
Bu sözleri eminim çok duymuşsunuzdur. “Bilen de geçiyor, bilmeyen de.”
Ama bu sözler gerçeği tam olarak yansıtmaktadır. İlköğretim okullarında ve orta öğretim okullarında sınıfta kalmak yok gibi. Yönetmelikler buna göre hazırlanmış, yetmemiş, her öğretim yılı sonlarında Bakan, bir genelge yayınlayarak sınav hakkı vermeyi alışkanlık haline getirmiştir. Yani resmen sınıfta bırakmayın diyemiyor tabi, ama sınıfta kalmayı zorlaştırıyor.
Bakanlığın kendine göre gerekçesi şudur: Bir öğrencinin devlete maliyeti var. Bütün bakanlık bütcesini öğrenci sayısına bölüyor, ortaya bir maliyet çıkıyor, onu da sınıfta kalan öğrenci ile çarpıyor, bakıyor ki, devletin milyar yeni liraları yok olmuştur. Bunun üstüne bir de ailenin harcadıklarını koyunca bu rakam artıyor.
Bunu önlemenin yolu ne olabilir? Sınıfta kalmayı zorlaştıracaksın, veli de devlet de zarar etmeyecek, bilen de bilmeyen de sınıf geçecek. Bu sınıfta kalması gereken öğrencilere harcanan para zarar olmaktan çıkacak, sınıf geçirilerek zarar kara dönüştürülmüş olacak. Alan razı veren razı. Veli de razı devlet de razı... Oh ne güzel!!
İlk bakışta, anlamayan insanlar için, mantıklı da geliyor.
Ama bir de şöyle bakalım olaya, siz çalışmayanla çalışanı bir tutarsanız, çalışan öğrencinin hakkını yemiş olmuyor musunuz? Hak ihlali kayıpların en korkuncu değil mi yoksa? O öğrenci de ben niye çalışayım derse ne olur?
Biri öğrendiklerini hayata uygulayıp, çevresini temiz tutmaya özen gösterirken, öteki sınıfını ve okulunun bahçesini kirletmeye devam ederse, bunun zararı daha mı az olur?
Böylece başarı, başarısızlığa mahkum olmaz mı?
İyi beslenmenin yararlarını bilen ve bunu uygulayan kişi hastalıktan korunurken, bunu yapamayanlar hastane kapılarına koşarlarsa, devletin sağlık için harcadığı gider çoğalmaz mı?
Sokaklar bilmeyenlerin yaptıkları çirkinliklerle kirlenirken, belediye gelip bunu temizlerken masraf etmeyecek mi? Bu da bu milletin sırtından çıkmıyor mu?
Orta öğretim kurumlarının önünde veya üniversite önündeki bilgisiz insanların yığılmalarını nasıl önleyeceksiniz?
Bir mesleği olmayan, okuyarak da bir meslek sahibi olamayan bu gençler, başlarına poşu geçirip vurup kırarlarsa, arabaları yakarlar, fuhuşa yönelirlerse, tinerci olup onu bunu bıçaklarlarsa toplumda huzur kalmazsa, böylece asker ve polisin sayısını artırırsanız bunun maliyeti devletten çıkmayacak mı? Üstelik toplumun da huzuru kaçacak. Toplumun huzuru, barışı paradan puldan önemli değil mi? Devlet niçin var?
Sınıf geçmeyi kolaylaştırdığınız vakit sorunları çözmüyor, sorunların kaynağına, daha iyi tutuşsun diye bir kürek daha kömür atmış oluyorsunuz.
Sınıf geçmeyi kolaylaştırmak için İlköğretim Kurumları Sınıf Geçme ve Sınav Yönetmeliğinin 33. Maddesi son cümlesi aynen şöyledir: "Beşlik not sisteminde başarı dört, başarısızlık bir notla değerlendirilir." Aynı maddede bir de çizelge var. Bu not çizelgesi son cümlenin açılımıdır, O da şöyledir:
Pekiyi : 5
İyi : 4
Orta : 3
Geçer : 2
Başarısız: 1
Bu ne demektir? Güreşe çıkan iki kişinin biri elli kilo, öteki on kilo. Haydin güreşe. Ya da maça çıkan iki takımın biri 11 kişi, öteki iki kişi, haydin maça...
Oysa eskiden bu, üç alan geçer şeklindeydi. Ve insanlar sınıf geçmek için çaba harcıyorlardı. Çalışıyorlardı. Bir de bu duruma bakıp düşünürseniz, neden okula gidenlerin hiçbir şey bilmediklerini anlamış olursunuz.
İlköğretim okullarından mezun olup ortaöğretim okullarına sınava girenlerin 30 bin 40 bini sıfır puan alıyorsa bunun nedenini başka yerde değil, işte bu yönetmelik maddesinde aramak lazım.
Üniversite sınavlarına girip de on binlerce lise mezunu sıfır puan alıyorsa, işte bunun nedenini buralarda aramak lazım.
Siz devlet olarak, hükümet olarak, bakanlık olarak bilenle bilmeyeni bir tutarsanız işte başınıza bunlar gelir.
Akıllı değil, aklını çalıştırmayan, düşünen değil düşünmeyen, bilen değil bilmeyen, temiz değil temiz olmayan, vatanı seven değil vatanı sevmeyen, saygılı olan değil saygısı olmayan nesiller yetiştirirsiniz.
Allah’ın kitabında zümer suresi ayet dokuzda: Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Ayeti hiç aklınıza gelmiyor mu bu yönetmeliği hazırlarken. Ayet, bilenle bilmeyen bir olmaz demiyor, olur mu diye soruyor. Niye? Düşünesiniz diye. Düşünmüyor musunuz? Belli ki düşünmemişsiniz.
Yoksa bu hükmü, bu yönetmeliği hazırlayanlar, sınıf geçmeyi bu kadar kolaylaştıranlar, hak ve adaletten başka amaçlar mı taşıyorlar? Yoksa güdülen nesiller yetişsin de, düşünmeyen, aklı ermeyen, uyuşuk, tembel, iş umudu ile beklentisi olanlar yetişsin de seçimlerde bize oy versinler diye mi hazırladınız bu yönetmelikleri?
Her fırsatta Allah’ın adını ağzından düşürmeyen bu beyler, Allah’ın bu hükmü karşısında neden gereğini yerine getirmiyorlar. Ey Diyanet İşleri Başkanlığı, bu yönetmelik bu ayete aykırı, bu sınıf geçme sistemi adalete, hakkaniyete, Kuran’a aykırı, düzeltin diyor musunuz? Her konuda olduğu gibi yine uyuyor musunuz?
Allah OKU! diyor. İlk emir bu. Doğru. Galiba bu ayete bakarak, herkesi lise veya üniversite düzeyinde okutun şeklinde anlıyorsunuz. Beyler, buradaki bu ilk emir; gazete, roman, dergi okumak gibi değil ki… Buradaki okumak, düşüne düşüne okumak, kendini yetiştirmek, insanların bilgi sahibi olmasını sağlamak ve işleri bu inanç ve bilgi birikimi ile yapmaktır. Siz böyle yetişiriniz insanları.
Günümüzde her insan okumasını yazmasını bilmelidir. Bu bir insan hakkıdır. Devlet bunu yapmalıdır. Çok şükür devletimiz bu konuda oldukca başarılı olmuştur. Bu başarı devam etmektedir.
Ama okuma yazma öğretmek başka bir şeydir, eğitimli insan yetiştirmek başka bir şeydir.
Aklını kullanan insanlar yetiştirmeyen toplumların üzerine acılar, sıkıntılar, ızdıraplar, felaketler yağar. Toplumun huzur ve barışı bozulur.
Eğitilen insan şunu kesin olarak bilmelidir, yaptığı kötülüğün hesabını bu dünyada kanunlara uyduranlar, başkalarının hakkını yiyenler, çevresini soyup soğana çevirenler bir gün bunun hesabını vereceklerdir. Ahiret bilgisini ve orda hesabın olduğunu bilen insanlar yetiştirilmelidir. Böyle insanlar yetiştirdiğiniz vakit, göreceksiniz ki, hiçbir insan, hakkı olmayan şeyi almayacaktır, çalmayacaktır, hizmet etmesi gereken yerde insanlara bu gün git yarın gel diyerek zulüm etmeyecektir. Topluma huzur ve barış gelecektir.
Allah bilenle bilmeyen bir olur mu? Diyor. sınıf geçmede de bilenle bilmeyen bir olmasın ve sınıfı herkes değil, hak eden geçsin.
Bu hem Allah’ın emridir, hem de hakkın ve adaletin gereğidir.
Ve bu çalışana saygıdır. Şunu biliniz ki, eğitimli insanlar yetiştirdiğiniz vakit, her şey zincirleme çözüme kavuşacaktır. Yani her şeyin başı eğitimdir. Bu nedenle eğitime gereken önem verilmeli, her eğitimli insan da eğitime yardımcı olmalıdır.
Necmi AKGÜL