Anasayfa
   Amaç
   Site Yöneticisi
   İletişim

Dini Yaşıyor muyuz
Kuran'a Göre Ölüm
Allah Bakınız Diyor
Müslüman mısınız
Kuran'ın Kuranda Adları
Hidayete Ermek
Oruca Tutulmak
Örnek Bir Kadın
Bölünüp Parçalanmayın
Ah Şu İmamlar
Allah Bir Gün Soracak
Kuran'a Göre Hayat
Rabbin Gözetleyendir
Haram Ayetleri
Kuran Niçin İndirilmiştir
Kuran Herşeyi Açıklamıştır
Ahiret Gününe İman
Akıl Çalışmıyorsa
Akıllı İnsan Araştırır
Aklı Olan Anlar
Allah'ı Bilmek
Allah'a İman
Allah'a Kul Olmak
Allah'ın Yardımı
Anayasanın Anayasası
Başımıza Gelenler
Bazilarina Göre Din
Benim Kalbim Temiz Mi?
Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu?
Bilmediğimiz Şey
Bir Ayet Bir Yorum
Dünya Müslümanı
Bir Dua ve Sonucu
Bozgunculuk
Bunlara Sakın İnanmayın
Çaresizseniz Çaresizsiniz
Cennetlikler Cehennemlikler
Din Diye Bildiklerimiz
Din İçi Mi Din Dışı Mı?
Dizi Filmler
Doğru Yol
Eğer Bilmiyorsak
Eğitim Allah'ın Emridir
Egitimin Amaçları
Enson Varış Rabbine
Ey İman Edenler
Ezani Dinler Misiniz?
Hala Düşünmüyor Musunuz
Hasanat Ve Salihat
Her Şeyin Ortası
İnanan Kötü Olamaz
İniş Sırasına Göre Dua
İnsanın Özüne Bakış
İnsan ve Eğitimi
İslamda Kurban
İşte O Adamlar
İyi ve Kötü
İyilikle Kötülük
Kadın
Kalbimize Bakalım
Karanliktasi Adamlar
Kendinizi Koruyormusunuz?
Cennetlikler
Kötülüklerin Kaynaği
Kuran Abdestsiz Tuturmu
Kuran Çevirisi
Kuran ile Öğüt Ver
Kuran Kursları
Kuranda Kuran
Kuranda Olmayan Şeyler
Ölümden Sonra Hayat
Kuranda Hz.Muhammet
Kuran'i Dinleyin
Miraç olayı
Modern Kadın
Münafık mısınız?
Müslüman Nasıl Olmalı
Nankör
Nasıl Davranmalıyız
Nerdesin
Okudun mu?
Okullara Kuran Dersi
Rüşvet
Sabır
Saçma Sapan İnanışlar
Sapık İlişkiler
Sevap
Sevmek
Seytana Uymak
Siz Ne Düşünüyorsunuz
Sonsuza Kadar
Sorguya Çekilmek
Sorunların Kaynagi
Sözünde Durmak
Taraf Olmak
Terör
Ya Bildiklerimiz Yanlışsa
Yalanın Gözyaşları

 

KURAN ÇEVİRİSİ

Allah, Kitabı Kuran’ın okunup anlaşılmasını istemektedir.

Kuran’ın da Arapça bir kitap olduğunu söyler. Bunun nedenini şöyle açıklar:

Böylece Biz O’nu Arapça bir Kuran olarak indirdik. Taha 113

Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kuran indirdik. Zümer 28

Bundan anlayacağımız şey şu olmalıdır. Herkes Arapça bilmediğine göre Kuran’ı Arapça bilmeyen insanların da anlayabilmesi için o dillere çevrilmesi gerektiğidir.

Yeryüzündeki her millete, ve yeryüzünde başka dilleri konuşan yerel insanlara Arapça öğretmek imkansız olduğuna göre, yapılacak şey, Kuran’ı o dillere çevirmektir.

İnsanlığın Kuran’ı anlamasının yolu budur ve bunun başka da yolu yoktur.

Her dile çevrildiği gibi Türkçe’ye de çevrilmeli, ve Türk Milleti kendi dilinden Kuran’ı okumalı ve anlamalıdır.

Kuran’ı Türkçe’ye veya başka bir dile çevirmek büyük bilgi ister ve büyük sorumluluk gerektirir. Bu, herkesin yapacağı bir iş değildir. Allah, Peygamberimizin gönlüne hangi anlam ve manada indirdi ise o mana ve anlam verilerek çevrilmelidir.

Yanlış çevrilirse, yanlış anlaşılır. Yanlış anlaşılırsa, yanlış hüküm ortaya çıkar ve yanlış uygulama başlar. Bu haramı helal, helali haram derecesine varırsa, çeviriyi yapan da, onu okuyup uygulayan da bundan zarar görür.

Türklerin Müslüman olmasından sonra, yani miladı 751 yılından 1923 yılına kadar Türkçe’ye çevrilen bir Kuran çevirisi duymadım. Ne Selçuklular, ne Osmanlılar ne de diğer kurulan Türk devletleri tarafından Kuran Türkçe’ye çevrilmemiştir. Hep Arapçası korunmuş, O’na saygı gösterilmiş, süslü kılıflarda duvarlarda asılı tutulmuştur. İçinde ne var ne yok bakılmamıştır.

1923 yılında Cumhuriyetimizin Kurucusu Atatürk, bu eksikliği fark etmiş, hurafelere boğdurulmuş dinin kaynağı olan Kuran’ı Elmalı Hamdi Yazır’a önce çevirisini yaptırmış, sonra da kendi cebinden parasını vererek ayetlerin açıklaması olan tefsiri hazırlatmış ve millete dağıttırmıştır.

1923 yılından bu yana geçen süre içinde başka bilim adamları da Kuran’ı Türkçe’ye çevirmişler, böylece yirmi kadar kişi ve kurum Kuran’ı Türkçe’ye çevirmiştir.

Bu sevinilecek bir gelişmedir.

Artık millet olarak bizler de, bu çeviriler sayesinde Kuran’ı anlayarak, düşüne düşüne, ağır ağır okumaya başladık.

Ancak, bu çeviriler ya birbirinden kopye, ya da fazla detaya inilmeden yapıldığı için, bazı ayetler birbirine uymayan anlamlara gelecek şekilde çevrilmiştir.

Yine bu çevirilerde bazı mezheplerin görüşleri baz alınarak çeviri yapılmış hissi uyandırmaktadır. Ve ne acıdır ki yine bazı ayetler, gerçeği örtecek şekilde çevrilmiştir. Allah’ın öyle demesi mümkün olmayan anlam verilerek çevrilmiştir.

Geçenlerde, bir arkadaşıma Vakıa suresini okuyordum.

Okuduğum mealde şöyle deniyordu.

Ve genç kadınlar, iri ve siyah gözlü (Yaşar Nuri Öztürk, Vakıa suresi ayet 22)

Biz kadınları da güzel bir biçimde yeniden yaratmışız, hepsini bakireler yapmışız. (Yaşar Nuri Öztürk, Vakıa 35, 36. Ayetler)

Vakıa Suresi, Cennet’e gidecek olanlara verilecek nimetleri de saymaktadır. Sayın Yaşar Nuri Öztürk’ün çevirisinde 22,35, ve 36. Ayetlerde erkeklere iri gözlü, güzel kadınların verileceği anlamı vardır tartışmasız olarak.

Ve surenin diğer yerlerinde Cennet’e gidecek kadınlara verilecek erkeklerden bahsetmiyordu. Acaba ayetin asıl anlatmak istediği bu muydu, yani erkeklere güzel kadınlar var da, kadınlara erkek yok muydu? Eğer böyle ise Allah, (Haşa) haksızlık etmiş olmuyor muydu? Erkeklere kadın var da, hem de inciler gibi, kadınlara neden inciler gibi erkekler yoktu?

Yoksa ayet mi yanlış çevrilmişti.

Başka çeviriciler bu konuda ne diyorlardı?

Ben de bakıp araştırdım. Gördüm ki, Yaşar Nuri Öztürk, bu ayetleri erkeklerin gözü ile Cennet’i görerek çevirmiş, kadınlara orda erkeklerle birlikte olma hakkı vermemiştir. Kadın da erkek de Allah’ın kuluydu, ve Allah sonsuz merhamet ve adalet sahibiydi.

Allah, haksızlık yapmazdı. Bu mümkün değlidi. Haksızlık yapan Allah olamazdı. O halde Kuran’ın aslında bunun böyle olmaması gerekirdi.

Başladım araştırmaya…

Önce Kuran çevirisini yapanların bu ayetlerle ilgili çevirilerini alt alta yazdım ve kimin nasıl çevirdiğine görmek istedim. Karşıma şu tablo çıktı.

Vakıa suresi 22 ayet:

Abdulbaki Gölpınarlı : Ve onlara kara gözlü huriler de varki

Ali Bulaç : Ve iri gözlü huriler

Diyanet Meali (eski) :Ceylan gözlü huriler

Diyanet Mecali (Yeni): Saklı inciler gibi, iri gözlü huriler

Diyanet Vakfı Meali : İri gözlü huriler

Edip Yüksel : Güzel eşler

Elmalılı Hamdi Yazır: İri gözlü huriler

Ömer Nasuhi Bilmen : Pek güzel gözlü huriler

Muhammet Esat : Ve güzel gözlü saf ve temiz eşler

Suat Yıldırım : Gün görmemiş saklı inciler gibi güzel eşler

Süleyman Ateş : İri gözlü huriler

Ümit Şimşek : Bir de güzel gözlü eşler

Yaşar Nuri Öztürk: Genç kadınlar, iri ve siyah gözlü

Kırmızı renge boyanmış çevirilere bir kere daha bakın. Bu çevirileri okuyan herkes şöyle düşünecektir: Cennet’e giden erkeklere güzel, iri gözlü kadınlar verilecektir. Peki, Cennet’e giden kadınlara ne verilecek? Belli değil. Haşa Allah, Cennet’e erkeklere torpil etmiş ve güzel kadınlar vermiş.

Bunu böyle kabul edersek, o zaman yine haşa Allah’ın adaletsiz olduğunu, kullarına adil olun derken Kendi’sinin bu sözünü tutmadığı anlaşılır.

Bu ayetleri okuyan eğer kadın ise, o zaman da diyecek ki, peki bana ne verilecek? Allah’ın kadınları ikinci sınıf bir kul gibi gördüğünü düşünecektir.

Bu çeviriyi yapanlar, Allah’ı erkeklere torpil eden, adalet sahibi olmadığını mesajını veren, kadınlara önem vermediğini durumuna düşürmeye hakkınız var mı?

Yoksa gerçekten Ayet böyle mi diyor?

Şimdi bir de yeşil ile boyanmış çevirilere bakınız. Onlar da Cennet’e gidene güzel, saklı inciler gibi eşler verilecektir diyor.

Bu Allah’ın vasıflarına uygun bir çeviridir. O zaman çala kalem Kuran çevirmek bilim adamlığı ile bağdaşıyor mu? Şahısların çevirilerini bir yana koyun, Diyanet İşleri Başkanlığı eski ve yeni çevirilerinde Allah’ı insanların, en fazla da kadınların gözünde ve nazarında, gönlünde, aklında adil olmayan duruma düşürmek size yakışıyor mu?

Bu birkaç kelimelik çeviride bu hatayı yapanların diğer geride kalan 6235 ayeti doğru çevirdiklerine nasıl inanacağız?

Tabi bu kadar değil, başka örnekler de var.

Şimdi de Nebe suresi 33. Ayetine bakalım.

Abdülbaki Gölpınarlı : Ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar

Ali Bulaç :Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar

Diyanet İşleri Başkanlığı (Eski) : Yaşıtlar

Diyanet İşleri Başkanlığı (Yeni): Göğüsleri çıkmış genç kızlar

Diyanet Vakfı Meali : Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar

Edip Yüksel :Genç ve yaşıt eşler

Elmalılı Hamdi Yazır : Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar

Ömer Nasuhi Bilmen : Ve nar memeli, hep bir yaşta (cariyeler vardır.)

Suat Yıldırım: Turunç Göğüslü, genç yaşıt dilberler

Muhammed Esat: Müthiş uyumlu harika eşler

Süleyman Ateş: Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar

Şaban Piriş: Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar

Ümit Şimşek: Turunç göğüslü yaşıt güzeller

Yaşar Nuri Öztürk: Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar

Bu ayetlerin kırmızı ile altı çizili olanlara yeniden bakınız. Yeni Cennet’te erkeklere Göğüsleri yeni çıkmış kızlar verileceği açıkça anlaşılıyor. Bu çeviricilerin söz birliği etmiş gibi bu ayet hakkında da aynı şeyleri söylemeleri size birbirlerinden kopye çektiklerini göstermiyor mu? Peki kadınlara ne verilecekmiş Cennet’te. Yine onlara bir şey yok mu? Allah, adaletli davranmıyor mu Cennet’te kadınlara.

Bir de altı yeşil ile çizili olanlar var. Aynı ayet için ne demişler. Müthiş uyumla harika eşler. Harika eşler dediğinizde, kadına da erkeğe de uyumlu harika verilecek anlaşılır ki, bu Allah’ın adaletine uygun bir tanımdır.

Peki niye hepsi böyle çevirmiyorlar. Çünkü araştırma yok. Kolaylarına gelmiş. Şahıs çevirilerini bir yana koyun, Diyanet İşlerin Başkanlığı’nın eski ve yeni çevirisinde Diyanet Vakfı çevirisinde de yeteri özenin gösterilmediği, kaş yapayım derken göz çıkardıkları açıkça anlaşılıyor.

Peki inanan bir insan olarak bunların çevirdikleri çevirilere nasıl güvenmeliyiz? Neden Kuran’ı Allah’ın Peygamberimizin kalbine indirdiği anlamda çevirmiyorsunuz? O zaman dinimize ne büyük zarar verdiğinizin farkında mısınız?

Sanılmasın ki, yukarıdaki iki örnekte olduğu gibi çelişki var da, başka ayetlerde yok. İnanın sayısız örnekler var. İşte birkaç örnek daha:

İsra Suresinin 1. Ayeti şöyledir :

Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya yürüten Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.

İsra, gece yürümesi anlamına gelmektedir.

Kuran çevirisini yapanların hemen hemen tamamı yürüten kelimesini inatla götüren diye çevirmişlerdir.

En başta da Diyanet İşleri Başkanlığı çevirisi de böyledir. Bunu özellikle belirtmekte fayda var, Diyanet İşleri Başkanlığı dini konulara vakıf, akedemik insanların görev yaptığı bir yerdir. Onlar da yürüteni götüren olarak çevirmişlerdir.

Ne var bunda, ha götüren ha yürüten, ne fark eder demeyin.

Ama arada bir fark olmasa idi eğer, Allah isra demez de Arapça götüren hangi kelime ise onu kullanırdı. Ama Allah İsra demiştir, yani yürüten.

Mescidi Haram Mekke’dedir. Tartışmasız bu böyledir.

Mescidi Aksa bu günkü anlayışa göre Kudüs’tedir.

Mekke ile Kudüs arası 1235 km’dir.

Şimdi bu kadar yolu bir gecede Peygamberimizi oraya yürütseler olmuyor, çünkü gidip gelemez. Ama götürdü denilince, Allah her şeye kadir, götürür. O zaman uyuyor. Çünkü Peygamberimiz ordan göklere çıkacak, Mirac’a zemin hazırlıyorlar.

Ama Peygamberimiz zamanında Kudüs’teki tapınağın adı Mescidi Aksa değil, Beytül Makdis idi. Bunu hiç hesaba katmıyorlar

O zaman Mescidi Aksa Kudüs’de değilse, Peygamberimizin gidip geleceği bir yerde olmalı diye düşünen yok. Uzak mescid anlamına gelen Mescidi Aksa, Mekke yakınlarında (8 km uzakta) bir yerde. Peygamberimiz buraya bir gecede yürüyüp gelebilir.

Unutulmamalıdır ki, yürümek insanın kendi çabası ile yapılan bir iştir, götürme işinde ise bir araç gereklidir.

Allah , ne diyorsa odur. İsra demişse isradır. Neden doğrusunu çevirmiyorsunuz? Bu hatayı Diyanet nasıl yapar? (Geniş bilgi Kuran’da Namaz yazımızda)

Hud suresinin 114 ayeti, namazın ne zaman kılınacağını bildirir.

Çeviriyi yapanların çokları bu ayeti günün iki ucunda diye çevirmişlerdir. Oysa Arapça’sında günün iki tarafında diyor Allah. Günün ucu ile günün tarafları aynı anlama gelmiyor ki. Farklı şeyler. Ama niye Günün ucunda diyorlar, anlaşılır gibi değil.

Uc, cismin ve günün içinde olur. Yani güneşin doğması ile gün başlar, batması ile sona erer. O zaman nolur, güneşin görünmesinden bir saat kadar kısım ile batışına bir saat k ala günün ucu olur. O zaman namaz kılın anlamına gelir.

Ama günün tarafında diyor Allah, yani taraf cismin dışındadır. Yani gün doğmadan ve battıktan sonra namaz kılın diyor. Sabah ve akşam namazlarını tanıtıyor.

Günün ucunda diyen Kuran çeviricileri, ve Diyanet İşler Başkanlığı namazlarını güneş doğduktan bir saat sonrasına göre, güneş batmadan da bir saat öncesine kılmalısınız. Niye gün doğmadan ve güneş battıktan sonra namaz kılıyorsunuz?

Ucu ile tarafı ayırın ve öyle çevirin lütfen.

Uc cismin içinde, taraf ise dışındadır.

Kevser Suresinin 2. Ayetini de ağız birliği etmiş gibi şöyle çevirmişlerdir:

Rabbin için namaz kıl, kurban kes!

Oysa ayetin anlamında ne namaz kılma emri var, ne de kurban kesme emri. Zahmet edip biraz araştırmadan birbirinden kopye çekerek çeviri yapmışlar. Bu konuda çalışmalar yapan Sayın Hakkı Yılmaz, bu surenin ikinci ayetini şöyle çevirmiştir.

Madem Rabbin sana kevseri [bu kadar bol nimeti] verdi, öyleyse sen de Rabbin için çok çalış, çok gayret et, uyluklarını hareket ettir, ayağa kalk, yürü, çabala, şirke ve tâğûta karşı çık, destek ol, sosyal yardım yap, gerisini boş ver, düşünme, önüne gelecek her zorluğu göğüsle, sabret!” anlamındadır.

Ayette geçen salli kelimesine namaz kıl, nahr kelimesine de kurban kes demiş ve işin içinden çıkmışlardır. Oysa bu kelimelerin anlamlarında ne namaz kıl var, ne de kurban kes var. Ve bu sure en kısa surelerden biridir, herkesin ezberinde olan bir suredir.

Şahıslar çeviri yaparken işin kolayına kaçabilirler. Peki ya Diyanet İşleri Başkanlığı neden detaylı bir çeviri yapmıyor? Allah ne diyorsa odur. Müslüman bir insanın da dinin doğrusunu öğrenmeye hakkı vardır. Siz öğretmezseniz, Kuran’ın doğrusunu kim öğretecek insanlara? Çeviri de daha anlaşamıyorsunuz.

Size de yazık, sizin çevirdiğinizi böyle anlayıp uygulayanlara da yazık.

Allah, bunu soracaktır, hiç kuşkunuz olmasın.

Başka örnekler de çok var, düşünülmeden yapılan. Birkaç Kuran çevirisini elinize alın, ayetleri karşılaştırın, bakın nasıl birbirinden başka anlamlara gelecek çeviriler yapmışlardır. Peki bunların hangisi doğru?

Kuran’ı çevirmek bir ihtiyaçtır. Her dile çevrilmelidir Kuran. Ama Allah tarafından Peygamberimizin gönlüne hangi anlamda indirildiyse o şekliyle. Bunu yapabilmek çok çalışmak ve şimdikilerin yaptıkları gibi birbirlerinden kopye çekip bu çeviriyi de ben yaptım demeye benzemez.

Kendi dilimde Kuran’ı okuduğum zaman diyebilmeliyim ki, Allah bu ayetle bu anlamda anlamamızı istemiştir, ben de öyle anlayım. Şimdi bir de Ahzap suresinin 56. Ayetine bakalım.

Şüphesiz Allah ve melekleri peygamberi destekliyorlar/ona yardım ediyorlar/o’nun için gerekeni yapıyorlar. Ey müminler! Siz de ona destek olun/ona yardım edin/o’nun için gerekeni yapın ve o’nun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın! (Hakkı Yılmaz çevirisi)

Bu ayeti Türkçe’ye çevirenlerin hepsi ağız birliği etmiş gibi :Allah ve melekleri Peygambere salavat getirirler, Ey müminler, siz de Peygambere salavat getirin.

Altı yeşil ile çizili çeviri ile kırmızı çevirinin taşıdığı anlam bir mi? Kırmızı altı çiziliden anlaşılan, mavi ile altı çizilen anlam aynı mı? Aynı şey anlaşılmıyor?

Allah ve melekleri, Peygambere dua ediyorlar, Ey Müminler, siz de dua edin ile, Allah ve melekleri, peygamberi destekliyorlar, ona yardım ediyorlar, Peygamberin başarısı için gerekeni yapıyorlar, Ey müminler, siz de Peygambere yardım ve destek edin, O’na yardım edin, başarısı için gerekeni yapın, asla aynı anlamda değildir.

O halde bu ayet, bu çeviri ile Allah’ın tam olarak dediğini yansıtmıyor. Ve şu anlaşılmıştır ki günümüzde Allah ve melekleri peygambere salavat getiriyorlar, siz de salavat getirin.

Salavatın da ne olduğunu anlatmamışlar. Anlatanlar da Peygamberimize dua edin diye anlamışlar, anlatmışlar. Yani Allah ve melekler Peygambere dua ediyorlar, siz de Peygambere dua edin deyip işin içinden çıkmışlardır.

Yukarıdaki örnekler bize şunu anlatmaktadır ki, Kuran’ı Türkçe’ye çevirenler, gerekli titizliği göstermemişlerdir. Çevirileri doyurucu değildir. Bazı ayetler çevirene göre başka anlamlar kazanmıştır. Çünkü Arapça’da birden çok anlama gelen kelimelerin bir anlamı alınmış, diğer anlamları göz ardı edilmiş ve öyle çevrilmiştir. Her bir çevirici bunu böyle yapınca ayetlerin anlamları aynı olmamış, başka başka anlamlara gelecek şekildi çevrilmiştir. Buna ne yazık ki Diyanet İşleri Başkanlığının çevirisi de dahildir.

Ben Arapça bilmiyorum. Bu yaştan sonra Kuran’ı anlayacak kadar da Arapça öğrenip Kuran’ı okuyup anlamam imkansızdır. Benim gibi bu ülkede 60 milyon,dünyada 6 milyar insan böyledir. O zaman Allah’dan Peygamberin gönlüne indirdiği anlamda Kuran’ı anlamak, çevirilerin böyle yapılmasını istiyorum.

Belki şahıslar bunu yapamazlar. Yapmazlar. Yaptıkları ortada. Bir çok ayeti her biri başka anlamlara gelecek şekilde çevirmişler. Çeviriyi baştan savma yaptıkları ortada. Ama bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı var, dini iyi bilen insanlar orda görev yapıyorlar. Kuran’ı herkesin anlayacağı, her kilit kelimenin anlamını vere vere doyurcu bir şekilde dilimize çevirip yayınlayabilirler. Eğer yapılan çevirilerde yanlışlar görmüşlerse bunu düzettirebilirler. Ama kendisi de yanlış yaparsa bu olur mu?

Başka bir şey daha var, eğer Diyanet İşleri geçen cumhuriyet döneminde hakkı ile Kuran’ı Türkçe’ye çevirselerdi, bu gün bazı insanlar yeniden Kuran’ı Türkçeye çevirip bunu de ben yaptım demezlerdi.

Sonra bu ülkede İlahiyat Fakülteleri var. İlim adamları var. Onlar da mı yapmıyorlar, yapamıyorlar.

Bu ülkeyi yönetenler dini kullanarak iktidara geliyorlar da, Kuran’ı doğru çevirelim diye emir veremiyorlar mı?

Eğer insanlarımız dini cehalet içindeyse bunun sorumlusu bu ülkeyi bu güne kadar kim yönetmişse onlardır. Bu konuda şimdikiler de bir zinciridir geleceğe giden halkanın.

Unutmayın ki, Kuran’a dayalı olarak açıklanacak o kadar şey var ki, ve bunları insanlar yeteri kadar bilmedikleri için ibadet yaptıklarını sanarak Allah’a şirk koşuyorlar ne yazık ki. Bunun, bunların sorumlusu kim?

Doğruyu öğretmezseniz, yalan ve yanlış toplumu elma kurdu gibi için için kemirir yok eder. Eğer her şey dünya hayatı için yapılırsa, bir gün gelir ki, dünya hayatı insanlığı yutar da geride dünya hayatını yaşayacak insan nesli kalmaz. Bunun önlenmesi için, din içi ve din dışı eğitim anlayışından vazgeçilerek, eğitimde birlik anlayışına yönelinmelidir.

Birlik ve beraberlik, topluma dirlik ve düzen getirir.

Birliği, ilk önce Allah’ın Kitabını dilimize en güzel bir şekilde çevirerek sağlamalıyız. Allah’ın Kitabı Kuran çevirisinde birliği sağlayamazsak, öteki konular ayrılan yollar gibi uzar gider ve o yolların nerelere gittiğini bilemeyiz.

Kuran’a sahip çıkmak onu anlamakla olur, hayata uygulamakla olur. Yoksa Arapça yazılı olan Kuran’ı kılıflar içinde sandıklarda veya duvarlarda asmakla olmaz.

Kuran’ı dilimize Allah’ın peygamberimizin gönlüne indirdiği anlam ve manada çevirin, herkes anlasın, bunun için dağıtımı ücretsiz olarak yapın, ilkokul birinci sınıftan başlayarak okullarımıza Kuran dersi koyun.

Görün artık, müslümanın diyen ancak Müslümanlıktan uzak, Kuran’ın adını bilen ama Kuran’dan uzak, sadece Allah’ın adını ondan bundan duyan ve hakkında bilgisi olmayan nesiller yetişiyor.

İnanma ihtiyacı yaratılıştandır. Siz Kuran’ı adamakıllı öğretmezseniz, mezhepler, tarikatlar, şeyhler, şıhlar, falcılar, büyücüler elinde kalan insanlara birileri din adına dinsizlik aşılıyor. Bu boşluk ancak Kuran’ı insanlarımıza iyi öğretmekle dolar.

Allah diyor ki:

Bu Kuran öğüttür ve O’ndan sorğuya çekileceksiniz. Zuhruf 44

Ve Allah diyor ki:

Aklını kullanmayanların üstüne pislik (Yani, acı, ızdırap, mutsuzluk, kin, öfke v.s.) yağar. Yunus 100

Necmi AKGÜL

 

 

 

 

 

 

 
           bB