OKUDUN MU?
Hep söylenir,hemen hemen herkes bilir, Kuran’ın ilk ayeti, ilk emri “OKU” diye. Bu emri bilen insanlar yeterince üzerinde düşünüyorlar mı? Yüce Allah “Oku.” Diye emrederken acaba ne demek istemiştir. Bu günkü anladığımız manada gazete, kitap,roman okur gibi bir okumak mı, yoksa bu emir başka anlamlara da geliyor mu?
Birine oku dediğinizde, o insana okunacak bir şey vermeniz gerekli. Oku diyorsun ama, neyi okuyacağını söylemiyorsun. Eline bir kitap vereceksin ki, oku dediğin kimse okusun.
Peygamberimiz de aynı durumdaydı, ilk ayeti, ilk emri alınca Allah, O’na okuması için bir kitap vermedi. Çünkü daha Kuran ortada yoktu. Peki Peygamberimiz neyi okuyacaktı?
Arapçada ikra olan oku emri, tam anlamı ile bizim anladığımız manada okumak anlamında değildir. İkra, dilimize çevrilmiş hali oku, yani düşün, aklını kullan, tabiatta olana bitene bak, yaratılan her şeyi incele araştır, öğren, bilgi topla anlamındadır. Allah, Peygamberimize ikra yani oku derken bunları demek istemiştir. Yoksa şu kitabı al eline de oku dur anlamında değildir buradaki okumak. Çünkü o zaman daha okunacak bir kitap yoktur.
Allah’ın bu emri ilk olması, okunacak şeylerin sadece kitaplar olmadığını göstermesi bakımından çok önemlidir. Ve bu ilk emirle birlikte hepimizin ilk anlayacağı ve 23 yılda tamamlanan Allah’ın Kitabı Kuran meydana gelecek, ve bu ayet bu gün yeni bir anlam kazanarak ilk okunması gereken şeyin Kuran kitabı olduğu açıkca anlaşılacaktır.
Allah’ın üç kitabı vardır. Birincisi Kuran, İkincisi tabiat, üçüncüsü de insandır. İnsan bu üç şeyi okumakla emrolunmuştur.
İnsan Kuran’ı okumalı, onu anlamalı, düşünmelidir. O’ndan öğüt alacaktır insan. Anlamazsa, düşünmezse, okumazsa nasıl öğüt alabilir ki?
İnsan kendini okumalı, aynaya bakmalı, ne kadar güzel yaratıldığını görmelidir, gözlerini okumalı, nasıl gördüğünü anlamak için, kulaklarını okumalı nasıl duyduğunu anlamak için, burnunu okumalı nasıl koku aldığını anlamak için, nasıl beslendiği için, nasıl kan ve ondan sperm meydana geldiğini okuyup öğrenmeildir.
İnsan bir çiçeği okumalı, onun ne kadar güzel yaratıldığına bakmalı, üstünde düşünmeli, rengine, kokusuna bakmalı, yapraklarına bakmalı, incecik gövdesinden ne harika renklerin oluştuğuna bakmalı, ne kadar besin değeri olduğuna, ne kadar hastalığa iyi geldiğine bakmalı, nasıl ondan yeni bir çiçek meydana geldiğine bakmalı, o çiçeği okumalıdır.
Okuduklarının üzerinde de derin derin düşünmelidir. Çünkü orda Yaradanını görecektir, çünkü orda kusursuzluğu, orda harikalar dünyasını, orda gücü kuvveti ve kudreti görecektir. Ve orda gördükleri ile Allah’a gidecek, imanı artacaktır.
Bu gün bizim elimizde okunacak Allah’ın kitabı vardır. O muhteşem Allah kitabı En büyükten gelmiştir ve en büyük kitaptır. O, en değerli, en doğru yol göstericidir. Hem dünya hayatında hem ahiret hayatında insanı mutlu eden ilkelerle ve emirlerle donatılmıştır. O, kötü ve çirkinden insanı arındırıp, iyi ve güzele götüren Allah sözüdür. Ve bu Allah sözünün toplandığı Kuran’ın zuhruf suresinin 44. Ayetine şimdi yakından bakalım ki, ne diyor?
Ve şüphesiz Kur'an, senin için de kavmin için de gerçekten bir öğüttür, SİZ ONDAN SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ.
Nerede sorguya çekileceğiz bu kitaptan?
Elbette ahirette.
Şimdi üstünde düşünelim, Allah diyor ki, bu kitaptan sorguya çekileceksiniz. Bu kitap dediği hiç şüphe yok ki Kuran. Yani ilk emri “OKU.” Olan kitaptan.
Şimdi kendinizi düşününüz, ahrette, mahşer yerinde Allah sizi çağırdı, sorgulayacak bu dünyada ne yaptığımızla ilgili olarak. Neyden soracak, Kuran’andan. Acaba ilk olarak ne sorar dersiniz?
Nasılsın Ahmet, Nasılsın Ayşe mi der? Ne der?
İlk emri oku olan kitabı gönderen büyük bir ihtimalle der ki, “Necmi, sana okuman için bir kitap göndermiştim, bunu okumanı istemiştim, sonra da demiştim ki, seni bu kitaptan sorguya çekeceğim, söyle bakim sen benim kitabımı O K U D U N M U ?
Size de sordu? Buyrun cevap verin şimdi. Ne diyeceksiniz? “ OKUDUM ALLAH’IM MI ?” Diyeceksiniz, yoksa “OKUYAMADIM MI?” Ya da OKUMADIMM MI? Diyeceksiniz.
Çünkü, bu soruya okumadım, ya da okuyamadım diye cevap verirseniz, bundan sonraki gelecek sorulara doğru cevap veremezsiniz. Doğru cevap veremezseniz bu sorgudan sınıfta kalırsınız ve başınıza nelerin geleceğini de bilemezsiniz.
Bu yazıyı buraya kadar okuduysanız, bu son cümleyi de okuduysanız hemen aşağıdaki satırlara geçip kaçmayın, lütfen düşününüz? Söyler misiniz, ne diyeceksiniz siz? Düşününün ki, bu soruya bu dünyada muhatap oldunuz, ne diyeceksiniz? Düşünüyor musunuz?
Okudum Allah’ım, demek isterdiniz değil mi? O zaman haydin, şimdi hemen başlayın okumaya, çünkü ölüm size nasıl, nerde, ne zaman gelecek bilemezsiniz.
O zaman hemen Kuran’ı alın ve okumaya başlayın.
O zaman akla şu geliyor, iyi de Kuran nasıl okunur?
Kuran’ın nasıl okunacağını yine Kuran bize bildirmiştir. O’nun istediği gibi okunmalıdır. O kendisinin nasıl okunmasını istiyor, şimdi ona bakalım?
Müddesir suresi 4. Ayeti: Kuran’ı düşüne düşüne , anlaya anlaya okuyunuz.
Demek ki Kuran, öyle roman okur gibi, başladım sonunu alayım diye acele acele değil, düşüne düşüne, yavaş yavaş, anlaya anlaya okunmalıymış. Neden böyle okunmalı, çünkü O, Yaratıcının eseri ve doğru yol gösterici de onun için. Anlamadan Kuran okumak, Kuran okumak değildir. Allah’ın emrine aykırıdır bu.
Bir başka ayette de “Kuran nasıl okunsun?” sorusuna cevap olarak “Ağır ağır okunsun diye indirdik.” Deniliyor.
Ve Kur'ân'ı; Biz onu insanlara ağır ağır okuyasın diye ayırdık ve Biz onu peyderpey indirdik. İsra 106
Kuran düşünülsün, anlaşılsın diye indirilmiştir. Allah soruyor?
Hâlâ Kur’ân'ı gereği gibi düşünmezler mi? Nisa 82
Peki, onlar, Kur’ân'ı düşünmüyorlar mı? Muhammed 24
Kuran’ı öyle çabuk çabuk değil, roman okur gibi değil, anlaya anlaya okuyunuz. Allah’ın mesajını ala ala okuyunuz. Her mesajı aldıkca bakınız nasıl kendinizdeki eksikliği görecek, Allah’a daha çok iman edecek, Kuran’a aşık olacaksınız.
Hani diyorsunuz ya, “ya ben Allah’a, O’nun Elçisi Hz. Muhammed’e nasıl yardım ederim?” İşte böyle, önce kendiniz Kuran’ı anlayacaksınız, sonra da Allah’ın mesajının insanların okuması için siz çaba ve gayret sarfedeceksiniz. En büyük cihad budur, Allah’a en büyük yardım da budur.
Bilindiği gibi Kuran Arapça bir kitaptır. Allah bunu açıkca söyler zaten. Neden Arapça, çünkü Arapça konuşan bir kavme, Arap bir insanın konuştuğu dille geldi de ondan. Ama Kuran son kitaptır ve evrenseldir. Herkes ondan sorumludur, inanan herkes de sorguya çekilecektir.
Bu durumda her inanan insanın Arapça öğrenmesi ve okuması gerekmektedir. Buna imkan yoktur. O zaman Arapça olan bu kitap başka dillere çevirilmeli ve oradaki o dilin mensupları da Kuran’ı okuyup anlamalıdırlar.
Bazı insanlar bunu kabul etmiyorlar, Kuran Arapça okunmalı diyorlar. Bunlara sakın inanmayın. Kuran, anlaşılsın diye gönderilmiş bir kitaptır. Anlaşılmadan okunsun diye değil. Bunlar diyorlar ki, efendim Kuran’ın çevirisi yapılamaz, okunacaksa Arapçası okunsun, asıl okuma budur diyorlar. Bunlara da inanmayın, Kuran dünyada konuşulan her dile çevrilir ve o dili konuşan insan da Allah’ın emirlerini öğrenir, doğru yolu bulur.
Bunları derken, Kuran’ın Arapçasının okunmasına karşı olduğum sanılmasın. Kuran’ın Arapçasını okumak da elbette büyük bir şey. Onu okuyan insanın, okuduğunun Allah kitabı olduğunu biliyor olması onun için okuması elbette o insanın imanlı olduğunun bir göstergesidir. Anlamadan Kuran’ı Arapça okuyan insan, anlamasa da Kuran’a saygı duyan insandır, ama bu asla yeterli değildir.
Ama aslolan şey O’nu anlayarak okumaktır. Düşünün, Allah sizi sorguya çektiğinde ve “OKUDUN MU?” Diye sorduğunda arapçasını okumuş olsanız ve deseniz ki, “OKUDUM ALLAH’IM.” Sanıyorum arkasından şu soru gelecektir? “iyyakanağbudu ve iyyakenastain diyerek namaz kılmışsın, her yerde okumuşsun, “ “Evet Allah’ım.” “Ama kulum, sen gitmişsin türbelere bez bağlayıp ordaki zattan isteyeceğini istemişsin, oysa o senin okuduğun ayette YALNIZ SANA KULLUK EDERİM , YALNIZ SENDEN YARDIM İSTERİM. Diyor. Bu nasıl okumaktır diye sorarsa, söyler misin ne cevap vereceksin?
Vereceğin cevap yok. Boynun bükülecek Allah’ın huzurunda, onun için Allah ne diyorsa Kitabını öyle oku, bu da zaten okursan Kuran’ını öğreneceğin şeylerdendir.
Bu gün Kuran okumak, Arapçasını okuyup başka insanlara dinletmek gibi anlaşılır olmuştur. Bunlar ferdi değil toplu yapılmaktadır. Biri okuyor, bir gurup kalabalık dinliyor. Okuyan okuduğunu anlamıyor, dinleyen dinlediğini anlamıyor, bu nasıl Kuran okumaktır? Kuran böyle mi okunur. Allah’ın mesajını böyle alabilir miyiz? Düşünür müsünüz?
Bunlara sorarsanız neden böyle yapıyorsunuz diye, size derler ki, Peygamberimiz böyle yapıyordu. Evet, doğru Peygamberimiz aynen böyle yapıyordu. Neden böyle yapıyordu peygamberimiz? Çünkü, Peygamberimiz okuduğu Kuran’ı anlıyordu, dinleyenler de anlıyordu. Peygamberimiz bunun için yapıyordu. İşte o günden bu yana, yani okuyanın anladığı, dinleyenin anladığı günden bu yana , bu gün, okuyanın anlamadığı, dinleyenin hem anlamadığı, hem de sıkılıp uyuduğu günlere gelmişiz.
Mukabele yapıyoruz diye bağırıp televizyonlardan, internet sitelerinden duyuru yapanlar, ve diyanet işleri , insanların Kuran’ı anlayarak okunduğu, dinleyenlerin de anladığı ve uyuklamadığı mukabeleye geçilmesi için mücadele verirseniz, bu dine en büyük iyiliği yapmış olursunuz.
Bu işten para kazananlar, insanların dini duygularını sömürenler, kendisi de anlamadığı halde Kuran hocası olup insanlara Kuran eğitim verenler, Kuran’ı anlayın, düşünün ve öyle yapın bu işleri. Dine hizmet ediyorum derken, dine inanan ama neye inandığını bilmeyen nesiller yetiştirmeyin.
Kuran’ı oku diyen Allah, bilgi sahibi ol diyor. Kuran’dan insandan ve tabiattan elde ettiğin bilgileri de başkalarına öğret, bilgi saklama diyor. Yani Kuran’ı oku demek, bilgileri topla ve onu dağıt demektir. Bilmeyeni bilgilendir demektir. Bilmeyen de bilsin, doğru yolu bulsun demektir.
Kuran’dan sorguya çekileceksin:
Okudun mu? Evet.
Anladın mı? Evet.
O halde doğru yolu bulmuşsun, haydi yolun açık olsun..
S a y g ı l a r ı m l a ....
Necmi AKGÜL